25 Aralık 2013

amin maalouf doğu'dan uzakta


ne okuyamadım postu :/
öğrencilerimden alıp alıp ne güzel bir sürü kitap okumuştum ama bu kitabı aldım bir hafta elimde gezdirdim ama okumaya fırsat bulamadan geri vermek durumunda kaldım.
zira dönemin bitmesine çok az bir süre kaldı ve performans ödevleri,proje ödevleri yazılılar yok bileme daha neler derken baktım ki kitabı okuyacak dinç bir kafa yok bende kitabı geri verdim :/ 
başka bir bahara artık inş.


kitabı okuyamasam da ilk okuduğum amin maalouf kitabına binaen tavsiye ediyorum :)
doğunun limanlatı için tık tık
keyifle okuyun inş :)
alıntı

Geçmiş... bıraktığın yerde mi hâlâ?



Amin Maalouf'tan unutulmayacak bir "eve dönüş" romanı Amin Maalouf'un merakla beklenen yeni romanı Doğu'dan Uzakta, kaderin ve tarihin acımasızlığında terk ettikleri yurtlarına dönen bir grup arkadaşın hikâyesini anlatıyor. 


Doğu'dan Uzakta, bir yüzleşmenin romanı: Gençliklerinin en güzel dönemlerini bir arada geçiren, ülkelerinde patlak veren iç savaştan sonra farklı yerlere dağılan ve yıllar sonra, eski arkadaşlarından birinin cenazesi için tekrar ülkelerine dönen bir grup arkadaş... Açıkça belirtilmese de Lübnan İç Savaşı'nın getirdiği yıkımlara ve Ortadoğu coğrafyasının kültürel, tarihsel ve toplumsal sorunlarına dair çok çarpıcı gözlemlere de yer veren Doğu'dan Uzakta'da Maalouf, yine en iyi bildiği şeyi yapıyor: Doğu'yu anlatıyor.

Tadımlık:
"Yenikler her zaman kendilerini masum kurbanlar olarak göstermek eğilimindedirler. Ama bu gerçeğe tam uymaz, hiç de masum değildirler. Yenildikleri için suçludurlar. Kendi halklarına, kendi medeniyetlerine karşı suçludurlar. Sadece yöneticilerden değil, benden, senden, hepimizden bahsediyorum. Bugün tarihin mağluplarıysak, hem kendi gözümüzde hem de tüm dünyanın gözünde aşağılanmış durumdaysak, bu sadece başkalarının değil, öncelikle bizim suçumuzdur."

alıntı
Doğu edebiyatının en ünlü isimlerinden biri olan Amin Maalouf sevenlerine yine mükemmel bir geri dönüş hikayesi sunuyor.
Mükemmel bir gençlik geçiren bir grup yakın dost Lübnan’daki savaştan kaçmak için diğer ülkelere göç ederler. Yıllar geçer ve ortak bir arkadaşlarının cenazesi için Lübnan’a geri dönerler. Bu dönüş geçmişin bıraktıkları yerde hala durup durmadığının da ortaya çıkartacaktır. Bu geri dönüş ile bir zamanlar yakın dost olan arkadaşlar geçmiş ile yeniden yüzleşeceklerdir.
Kitaplarındaki anlatım ile herkesin büyük beğenisi kazanan ve kendine hayran bırakan Amin Maalouf içinde Doğu esintileri bulunduran çok farklı bir geri dönüş ve arkadaşlık hikayesine imza atmış. Bir taraftan savaşların acı gerçeklerini okurken diğer tarafta zamanın dostluklar üzerindeki etkisini görüyorsunuz.

18 Aralık 2013

babam sultan abdulhamit,ayşe osmanoğlu


yine bir okudum bitti postunda daha buluştuk :)
11.sınıflarımdan olan 11 a.b.sınıfıyla pek çok kereler 2.abdulhamit'ten bahsetmiş ve onlara en sevdiğim padişah olduğunu elime geçen onunla ilgili her kitabı okuduğumu söylemiştim.çocuklarda kitap fuarından bu kitabı alınca hiç okumadan direkt bana getirmişler :)
bende okudum bitirdim ve çok beğendim.


kitap 2.abdulhamit'in kızı ayşe osmanoğlu'nun hatılarından oluşuyor.doğrusu yer yer göz yaşlarımı tutamadım.
bir devrin kapanıp yeni bir devrin başlangıcına,saraydan hapis hayatına giden bir yolda b,r devre şahitlik ederek ilerliyorsunuz kitapta.
çok uzun bir süre halkına,torunlarına bilinçli olarak yanlış tanıtılmış bir padişahın hayatına şahitlik ediyorsunuz.
dedim ya ben kitabı çok beğendim ve göz yaşları içinde okudum.
tavsiye ederim.çok değil 100 küsur sene öncesini ilk ağızdan dinlemek istiyorsanız okumanız gereken bir kitap.

2.abdülhamit'in kendi yazdığı farsça şiir.


alıntı 
"Otuz üç sene millet ve devletim için, memleketimin selâmeti için çalıştım. Elimden geldiği kadar hizmet ettim. Hâkimim Allah ve beni muhakeme edecek de Resûlullah'tır."
"Günün birinde umumî bir harbin çıkacağına hiç şüphe yoktu. Fakat bizim bu işe atılmamız büyük bir cehalet ve tedbirsizlikti. Selâmetimiz tarafsız kalmaktaydı."
Sultan Abdülhamid

Meşrutiyet'le başlayan, 31 Mart ile devam eden ve tahttan azille son bulan çalkantılı bir devrin padişahı: Sultan II. Abdülhamid. İstanbul'da Yıldız Sarayı'nda başlayan, Selânik'te Alâtini Köşkü'ne uzanan ve yine İstanbul'da Beylerbeyi Sarayı'nda sona eren bir ömrün hikâyesi...
Osmanlı Devleti'nin ve dahası dünyanın talihini değiştiren bu devrin en yakın şahitlerinden biri: Sultan II. Abdülhamid'in kızı Ayşe Osmanoğlu. Sultan olarak sarayda doğan, özenle yetiştirilen, sonra ülkesinden kovulan, gurbette hayata tutunmaya çalışan bir kadının, unutulmasın diye yazdığı ve Türk milletine yadigâr bıraktığı hatıraları...

Elinizdeki bu hatırat, Abdülhamid'i sadece padişah olarak değil; bir oğul, eş ve baba olarak okuyucuyla buluşturuyor. Unutulmuş saray âdetlerinden bayram sofralarına; Abdülhamid'in kişisel yaşamından, döneme dair başka hiçbir yerde bulunamayacak bilgilere yer veren eserde dedikodu ve rivayetler üzerinden aktarılan bir dönem, o zamanları bizatihi yaşamış birinin kalemiyle aydınlatılıyor.
Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemleriyle ilgilenen okurlar, hakikatin peşine düşen tarihçiler ve tarihseveler için bir başucu eseri!
(Tanıtım Bülteninden)


Tanzimat'tan II.Meşrutiyet'e, imparatorluğun en çalkantılı yıllarında tahtta bir padişah; II.Abdülhamid… 
İftiralar, yalanlar ve bir padişahı tahttan indiren olaylar…
Ardından başlayan acı, gözyaşı ve hasretle dolu sürgün yılları…

Osmanlı'nın tarihine babası Abdülhamid'in yanında bizzat tanıklık eden, merak edilen yılları ve padişahı anılarına taşıyan bir sultanın; Şadiye Sultan'ın hatıratından...
"Ben, babamı, hiçbir zaman padişah olduğu için sevmedim. Hayatımın baharında, kalbimin bütün mevcudiyeti ile ve derin bir aşkla babamı sevdim. O sevgidir ki, işte bana bunları yazmak hissini veriyor."
Şadiye Osmanoğlu

ulu hakan 2.abdülhamit han 


Kavimlerin ömründe bir an sayılacak zamanda, rejiminden lisânına, kıyafetinden inançlarına kadar değişen bir ülkede tarih yazmak kolay değildir. Çünkü, telâşlı ve genellikle yönlenmiş kalemler, tarih mozayiğinin çoğu parçasını yanlış yerlere koyarlar.Tahrif edilmiş tarih ise, sadece masal`dır. 1960`daki ilk baskısı hızla tükenen bu hâtırat, tarih yazacakların istifadesine birinci ağızdan sunulmuş belgelerdir. Rivayet veya dedikodu değildir. Cumhuriyet Türkiyesi`nde başvekillik yapmış bir başka birinci ağız olan Fethi Okyar, 1978`de neşredilen hâtıratıyla Ayşe Osmanoğlu`nu tasdikle kalmamış, elinizdeki kitabın tekrar tekrar basılmasını zaruri kılmıştır


Ayşe Sultan (Osmanoğlu) (d. 1887, İstanbul - ö. 10 Ağustos 1960, İstanbul), Osmanlı Sultanı II. Abdülhamit'in kızıdır. 1960'ta Babam Sultan Abdülhamid adıyla yayımladığı hatıralarıyla ün kazanmıştır. Ubıh olan annesi Dördüncü Kadınefendi Müşfika Hanımefendi'dir (1867-1961).
27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesi üzerine, babası ve ailesiyle birlikte bir süre Selanik'te Allatini Köşkünde hapis hayatı yaşadı. Ahmet Nami Bey ile evliliğinden Ömer Nami, ve Osman Nami, Mehmet Ali Rauf Bey ile ikinci evliliğinden Abdülhamit Rauf adlı oğulları oldu. 1924'te hanedan üyeleriyle birlikte yurt dışına çıkarıldı. 28 yıl Paris'te yaşadıktan sonra 1952'de hanedanın kadın mensupları için çıkarılan afla İstanbul'a döndü. 1960'ta yayımladığı Babam Sultan Abdülhamid adlı anıları, Abdülhamit'in kişiliği ve aile yaşamına ilişkin en önemli kaynaklardan biridir. Bu kitap, 1984'te Selçuk Yayınları tarafından tekrar ve resimli olarak basılmıştır.
keyifli okumalar..

12 Aralık 2013

we teach love / bana aşkı öğret

uzun zamandır blogda size bahsetmek istediğim bir film di we teach lowe.
artık zamanı geldi dedim ve dün akşam bilmem kaçıncı kez izledikten sonra bu akşam yazısını yazmaya karar verdim :)
12 yıl boyunca aynı adamı karşılıksız sevdiniz mi ? 
ya da aşk nedir ?
bir ömür karşıdan sessizce sevmek mi ?
ya da emek etmek mi ?
bu soruların cevabını  bu filme alamasanız da tatlı,sevimli bir yetişkin aşkıyla karşı karşıya kalıyorsunuz.
ama hemen hatırlatayım her zaman ki gibi sağ gösterip sol çakan kore filmlerinden :)


baş rollerinde tatlı kızımız kim kyu ri var.kendisini severim doğrusu.bu filmde de romantik komedi için çok hoş bir performans sergilemiş.kendisinin çok sevdiğim ve hayranı olduğum iki kore'li aktörle filmi vardır. ( kızgın ve kıskanç yüz ifadesi :) ) biri bu filmdeki, ki tae young'umuz diğeri de phungsan doğ (ayrıca türkiye ziyaretinden oluşan 20 bölümlük bir belgeseli de vardır ki videolarına youtube'den ulaçabilirsiniz ) filminde ki yoon kye sang'ımız :) 


baş oğlanımız da az önce bahsettim karizmatik ve muhteşem ses tonuyla tiyatro eğitimi de almış ve halen kore'de bence kıymeti idrak edilememiş ki tae young.eu jin ile evlendiğine halen inanamıyorum desem :) neyse ergen genç kız hayran tribini bırakıp kendisine mutluluklar diliyorum :P
konusu kısaca şöyle ; lee jin yi 12 yıl boyunca aynı adamı sevmektedir ve artık canına tak ettiğinden sevdiği adamın dikkatini çekebilmek için bir flört danışmanlık şirketine baş vurur.artık kader ağlarını örer ve filmimiz başlar.tv filmi olarak çekilmiş bu romantik komedi tarzında ki film bence süre olarak oldukça kısaydı.
hikayeyi biraz daha zenginleştirmek mümkünken yapımcılar tv seyircisini fazla sıkmak istememiş olacaklar ki 
film kısalığından tadı damağımızda kalıyor :)


romantik komedi olması hasebiyle filmde bir aşk üçgeni söz konusu.ve hiç beklemediğiniz sürprizlerle karşılaşıyorsunuz filmde.zevkle izlenilecek keyif alınacak bir film.
hoş bir akşam geçirmek istiyorsanız ne seyredeyim diye düşünmeden izleyin derim.


filmden hoş bir kare.


peyzaj mimari olan ve çiçekleri çok seven baş kızımızdan sangsawa çiçeği hakkında çok hoş bilgiler.
bottanikçi de olabilir bak,emin olamadım şimdi :)


onu sevdiğime dair anılar sadece benim beynimde saklı,eğer o anıları unutursam sanki hiç aşık olmamış sayılırım..

seni sevmeme izin verdiğin için teşekkürler..

tralier..


Allah senin kapından aşk sarayına birini alacaaksa ,o insana sen nasıl ben seni sevmiyorum dersin ?
aşkın göz yaşlaı (tebrizli şems)
filmin sonu nedense bana aşkın gözyaşları kitabında geçent bu sözü hatırlattı..

aşkı söylediğinize hiç pişman olmayın,söylemeseydiniz hiç hatırlanmayacak,bilinmeyecek ve hiç hissedilmemiş gibi olacaktı...su

iyi seyirler..

9 Aralık 2013

bukre,kahraman tazeoğlu...


bir çırpıda göz yaşlarıyla okudum bukre'yi.okuduklarımız hislerimzle ya da yaşadıklarımızla örtüştükçe bizleri ne kadar da derinden etkileyebiliyor.

bukre okuduğum ilk kahraman tazeoğlu kitabıydı.
ayrı  ayrı bölümlerden oluşuyor kitap.ilk bölüm roman.roman kısmını okurken aslında bu hikaye için 300 sayfa çok diye düşünmüştüm ki yazar da aynı şeyi düşünmüş olmalı.kitabı zirvede bitirip ayrı bir bölümle devam etmiş.
ikinci bölüm soğuk kahve ya da sabah uykum'dan farklı değildi.bu da bana bu tarz yazmak moda olmuş olabilir düşüncesine sevk etti. yine de göz yaşlarıyla okudum pek çok satırı.
genel olarak içi boş bir kitaptı.okuyunca size bir şey vermeyen okumayınca bir şey kaybetmediğiniz.
 ben sadece duygusunu kendi duyguma yakın hissettim ve göz yaşlarım döküldü gitti.


bukre'nin hikayesi çok dokunaklıydı ama daha üniversite sınavına hazırlanan bir genç kızın yaşanmışlıkları da insanı hayıflandırmıyor değildi hani. 
ikinci kısımda da  birbirinden güzel değerlendirmeler ve sözler vardı.kitapta.
bence ahmet batman ve kahraman tazeoğlu çok iyi kapışır :))
her iki yazar hakkında da,yazarlık geçmişleri hakkında da derin bilgiye sahip değilim ama okuduklarım bana böyle hissettirdi.yazım tarzları aynıydı çünkü.
neyse okuyun kitapları da siz de benim gibi mi düşünecek siniz bir görelim :)


kitaptan  pasajlar :

aşkın bir bekleme odası vardı.orada oturup sırasını bekliyordu bukre..

kasımı yaşayamıyorsan eylülde kalmışsındır.

bazı insanlar hayatlarına giren kişiye hayatlarına girdikten sonra ihtiyaçları olduğunu anlar ;eksikliği bilmemektir bu.

bir yenilgi daha yaşamak istemiyorsun...
(istemiyorum)

aşk zaman tanımaz.ne durdurabileceğimiz,ne de erteleyebileceğimiz bir duygudur o.

insanın yarasına tek başına,kendi kendine sarması iyileşmek midir ?

iki tür insan vardır hayatta.az yaşayıp çok ölenler,çok yaşayıp öldüğünü bilmeyenler.
(bir düşündüm de sen öldüğünü bilmeyenlerdensin.)

kimini gidenler yakar,kimini kalanlar...
aşka en çok,çok seven inanır,en büyük zararı da o görürr.

BİR İNSANIN RUHUNU ANCAK YARALARINDAN GÖREBİLİRSİN...

hüzünlü şehirlerin kaldırımları...

o kadar farklıydık ki birbirimizden.sen kendini kazanmak uğruna,ben,beni kaybetmek pahasına sevmiştim.ben yolunu yolum yapmıştım,sen geçerken uğramıştın.hak ettiğim aşkın sen olmadığını biliyorum artık.ama sen olmasan bunu hiç anlamayacaktım.

bir insan kalbi defalarca gücenebilir başkalarına.ama bir defa kırılır bazılarına...


alıntı 
Güzellik, bakmayı bilen gözdedir sevgilim. Artık kendime layık olanı seçebiliyorum sayende. Bir insanın gözlerine bakıp, kalbini görebiliyorum her seferinde. Eskisi gibi değilim. Neden mi senden çok daha öndeyim? Herkesin dünyası kendi gördüğü kadardır sevgilim. Sen önüne bakarken, ben uzakları ezberledim. Sen olup bitenlerle ilgilenirken, ben olmayanın izindeydim. 

Çivi çiviyi sökermiş, yalnızlığı kanatan hüzünlü şarkılar, yalnızlığa iyi gelirmiş. İşte ben bu şekilde hayata karşı direndim. Keşke bana akıl vereceğine, aklımı alacak kadar beni sevseydin. Ben, bir çocukluk edip büyüdüm işte! Sen büyümüşsün ama doğmamışsın bile. Ben, senin doğrundum sevgili. Ötekiler gelip geçerdi. Sen doğru olanı değil, geçerli olanı seçtin. Terk etmek kazanan olmaya yeter zannettin. 

Bana, bir veba busesi bırakıp gittin; bak şimdi yerini başkaları aldı. Bu aşkın vebası sende, busesi bende kaldı. Seçtiğin yolda sana mutluluklar diliyorum. Unutmak alışmaktır. Unutursun demiyorum… Ama alışacaksın biliyorum.
(Tanıtım Bülteninden)
Kahraman Tazeoğlu kendine has bir tarzı olan ender yazarlardan bir tanesi. Son olarak Bukre kitabı ile yine kendine has üslubu ile okurlarını kendine bir kez daha hayran bırakıyor.

Kahraman Tazeoğlu tüm romanlarında olduğu gibi Bukre kitabında da müke
mmel bir edebi dil kullanılıyor. Şiir gibi cümlelerden oluşan sevgiliye yazılar okurları oldukça etkiliyor. Romanda sitem, tutku, arzu, aşk, sevki, hayalkırıklığı vs gibi ilişkilerin içinde olan her türlü duyguyu bulmak mümkün.

kahraman tazeoğlu

Kahraman Tazeoğlu 10 Ağustos 1969 yılında İstanbul’da doğdu. Tahsil hayatını İstanbul’da tamamladı. (şair-yazar ve radyocu)
2001 yılından bu yana çeşitli türlerde kitaplar yazmakta. 
daha iyisini bulup okuyabilirsiniz...
keyifli okumalar..

7 Aralık 2013

momiji / japon akçaağacı

japon akçaağacı
momiji 

(alıntı)

Doğanın güzelliklerini takdir etmeyi seven Japonların güz ayları için güzel bir aktivitesi vardır.
Yaprakların mevsim nedeniyle renk değiştirmesi ile ortaya kırmızılardan sarılardan inanılmaz güzellikte manzaralar çıkar ki baharda kiraz çiçekleri (sakura) izlemek ne kadar önemliyse güz içinde momijileri izlemek odur.
Momiji renk değiştiren ağaç yaprakları manasındadır ve güz aylarında momiji izlemeye gitmek, momiji festivallerine katılmak popüler bir aktivitedir. Festivallerin içeriği ve uzunluğu düzenlendiği yere göre değişir. Ama katılımlar en çok haftasonları olur.
Bu gelenek momiji manzarasını izlemek için insanların dağlara çıkmasına kadar uzanan eski bir gelenektir. Japonya renk değişiminin en güzel şekilde görülebileceği ağaçları yetiştirmeye uygun iklimiyle sıcaklıklar 10 derecenin altına düşmeye başlayınca özellikle daha güneş alan dağlık alanlardaki manzaralar görülmeye değerdir.
Günümüzde özellikle Kyoto yöresindeki Takao Dağı ve Arashiyama tapınağı manzarası turistlerin hedefi olmaktadır. Dağdan yukarı çıkmak için çeşitli kablolu taşıma araçları, teleferikler vs kullanılabilirken bu esnada ziyaretçilere çeşitli dans ve mimik göstericileri ile geleneksel müzik çalgıcıları eşlik eder. Geleneksel müzikten kastım Taiko denilen davul çalma gösterileri ile koto denilen kanuni benzeri bir çalgı ile shakuhachi denilen bambudan yapılmış flütlerdir. Momiji izlemeye çıkan insanlar yanlarına sakura izlemeye gittiklerindeki gibi yemek kutuları (bento) ve sake de alabilirler, tursitik yörelerde çeşitli yemek standları da bulunur.
Nara’da Tanzan Tapınağında Momiji festivali 1 Ekimde başlar ve 2 ay boyunca sürerek 30 kasımda biter. Ama o tapınağın portakal renkli tahta pagoda mimarisi ile koyu kırmızı olmuş akçaağaç (çınar) yapraklarını bir arada görmek için 2 ay anca yeten bir süredir. Kyoto’daki Arashiyama’da yakındaki Oi Nehrinden özel dizaynlı botlar geçerken geleneksel sanatlar ve geleneksel çalgılar olan koto ve shakuhachi ile müzikler çalınır. Kasım’ın ortasında Wakayama’daki Kumano Nachi Tapınağında bir festival düzenlenir. Burada manzaranın güzelliği ile ilgili kısa şiirler kağıda yazılır ve o yörenin ünlü kutsal şelalesi Nachi’den aşağı küçük dallara bağlanarak bırakılır. Kasım’ın başlarında Kagawa’daki Kotohire Tapınağındaki ve Kumamaoto’daki Aso Tapınağının festivalleri de ilgi görür, bunlar dışında Tochigi Yöresindeki Nikko ve Kanagawa yöresindeki Hakone’de popüler momiji manzaralarına sahip mekanlardır.











 size bir anime ile veda edeyim :)
biraz hüzün,,biraz sonbahar,biraz yağmur,biraz anılar...



6 Aralık 2013

amin maalouf,doğunun limanları...

her milletten insanın doğu'nun limanlarında yan yana yaşadığı,dillerin birbirine karıştığı o çok eski zamanların bulanık bir anısı mıdır ?
doğu'nun limanları

öğrencilerime ait kitapları okumaya başladım.çok yakında düzenlenen kitap fuarından sınıfları için birbirinden güzel kitaplar aldılar.bende evde okunmayı bekleyen kitaplara ara verip sınıf kütüphanelerindeki kitapları okumaya başladım :) birnevi uyanıklık :))


amin maalouf'un doğunun limanları kitabıyla işe başladım.daha doğudan uzakta kitabı var.
bu ara da iskender pala'nın şah ve sultan'nını ve nazan bekiroğlu'nun yusuf ile züleyha'sını okudum ama laf aramızda beğenmediğim için kitapları blogda değerlendirmedim.
neyse amin maalouf'un yazarlık dilini çok beğendim ayrıca çevirisini yapan çevirmenin ellerine sağlık.


kitabın konusu gerçek hayattan alıntı olsa da yazar,kitabı çok güzel kurgulamış.
bütün olayları kitabın baş kahramanı kitabdar'ın ağzından dinliyoruz.
biraz kafam karışsa da :) kitabdar'ın uyruğu hakkında biraz ermeni biraz osmalı diyebilirim :) 
sonunda da yahudi kızı clara ile evleniyor zaten :) yada onun gibi bir şey :) belkide kitabı anlamadım :) yani kafamın çok dolu olduğu vakitlerde de okumuş olabilirim :)
yine de kitabı ben çok beğendim ve rahatlıkla tavsiye edebilirim.
bütün bunlara bir de yazarın akdeniz ve asya,orta doğu,osmanlı tarihine hakimiyeti de düşünülünce kitap gayet keyifli gidiyor.
yormayın beni sayın okuyucularım,kitap güzel okuyun işte :))

bazı açıklamalar : (alıntı)

“Doğunun Limanları” bir zamanlar Avrupalıların doğuya giriş yaptıkları, tespih taneleri gibi sıralanan ticaret kentlerine verilen isimdir. “Doğunun Limanları” kelime anlamı olarak “Doğunun Merdivenleri” olup, bazı Akdeniz limanlarına Fransızların taktığı isimdir.

‘Doğunun Limanrı’ isimli roman Osmanlı prensliğine dayanan bir babanın ve yahudi bir kadının oğlu olan Kitabdar adlı hayali kişininhayat hikayesini anlatmaktadır. Kitabın yazarı olan Amin maalouf bu kitabı 60’lı yılların sonuna doğru tanıştığı bir kişinin hayatındanesinlenerek yazıyor. Bu kişi Lübnan’da doğmuş Parise giderek direniş hareketine katılmış tekrar Lübnan’a döndüğünde ise bir kahraman gibi karşılanmıştır. Kitapta da aynı olayların işlendiği görülmektedir.


1949'da Beyrut, Lübnan'da doğdu. Ekonomi ve toplumbilim okuduktan sonra gazeteciliğe başladı. Lübnan'da iç savaşın çıktığı 1975'e kadar Lübnan'da gazetecilik yaptı. Bu tarihte Paris'e göç etti. Yazar halen Paris'te yaşamaktadır. Çeşitli yayın organlarında yöneticilik ve köşe yazarlığı yapmış olan Maalouf, bugün vaktinin çoğunu kitaplarını yazmaya ayırmaktadır.
Yapıtlarında çok iyi bildiği Asya ve Akdeniz çevresi kültürlerinin söylencelerini başarıyla işleyen Maalouf, 1983 yılında yayımlanan ilk kitabıArapların Gözüyle Haçlılar (Les Croisades vues par les Arabes) ile tanındı. Bu kitap, çevrildiği dillerde de büyük bir başarı kazandı. 1986'da yayımlanan ve aynı yıl Fransız - Arap Dostluk Ödülü'nü kazanan ikinci kitabı ve ilk romanı Afrikalı Leo (Léon l'Africain) bugün bir "klasik" olarak kabul edilmektedir.
Maalouf'un 1988'de yayımlanan ikinci romanı Semerkant (Samarcande) da coşkuyla karşılandı ve pek çok dile çevrildi. Maalouf'un sonraki kitapları da yine roman tarzındaydı: 1991'de yayımlanan Işık Bahçeleri (Les Jardins de Lumiére) ve 1992'de yayımlanan Beatrice'den Sonra Birinci Yüzyıl (Le premier siècle après Béatrice).
Emin Maluf, 1993'te yayımlanan romanı Tanios Kayası (Le Rocher de Tanios) ile Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü'nü kazandı. 1996'daDoğunun Limanları (Les Echelles du Levant) adlı romanı ve 1998'de ise Ölümcül Kimlikler (Les Identités Meurtrières) adlı deneme kitabı piyasaya çıktı. Maalouf 2000'de Yüzüncü Ad - "Baldassare'nin Yolculuğu" (Le Périple de Baldassare) adlı romanını yayımladı.
Ayrıca 2002'de opera için yazdığı ve Finlandiyalı müzisyen Kaija Saariaho'nun bestelediği Uzaktan Aşk (L'Amour de loin) Maalouf'un ilklibrettosudur2004'de yayımlanan Yolların Başlangıcı (Origines) adlı romanından sonra, 2006 yılında Adriana Mater adlı ikinci librettosunu yayınladı.
Kitaplarında genellikle doğuya ait öğeleri çok iyi işlemektedir. Doğuya ait gelenek ve görenekleri kitaplarında mutlaka tanıtır. Birçok kitabında Osmanlı-Türkiye üzerine yorumlara da rastlanmaktadır. Osmanlı ve Yavuz Sultan Selimin Kahire seferinde 8000 kişiyi katletme derecesinde öldürdüğünü Afrikalı Leo kitabında iddia etmiştir. Kitaplarında doğu halklarının neden geri kalmış olduğu konusunda sürekli analizler ve tespitler yapmaktadır. Doğu halkları ile ilgilenen kişilerin mutlaka okuması gereken kitaplardır bunlar. Kitapları roman tarzında yazılmış da olsa sosyolojik temalar kitaplarında sürekli olarak işlenir.
Kitaplarının Türkçe çevirileri YKY tarafından yayımlanmaktadır.
keyifli okumalar..

27 Kasım 2013

bab aziz..

 tunus'lu yönetmen nacer khemir'in filmi bab aziz.
geçen senenin yazında can dostum gülsüm'ün tavsiyesi üzerine izlemiş ve hayran kalmıştım.tekrar tekrar izlenecek bir film.
bir tasavvuf öyküsü bab aziz.
 yaşlı ve kör bir dervişle torununun yol hikayesi.
bab aziz ve onun cimcime torunu iştar 30 yılda bir düzenlenen dervişler toplantısına gitmek istemektedirler.ancak ne yol bellidir ne zaman.aslında hayat yolculuğunun masalsı ve tasavvufi anlatımıdır bab aziz.hayatta böyle değil mi ? hepimiz bu hayatta bir yolculuktayız ve sona ne zaman varacağımız,o sonun neresi olacağı koca bir bilinmez.ancak hepimiz o mutlak sonun geleceğine inanırız.
bab aziz de toplantıya varacağı inancıyla torunuyla birlikte yolculuğa çıkar.ve tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi yolculuk esnasında pek çok farklı insanla karşılaşırlar.hem dedenin torununa anlattığı hikayeleri dinler hem de yolculuk esnasında karşılaştıkları insanların hayat hikayelerine tanıklık ederiz.
hikaye içinde hikaye,masal içinde masal.
yönetmen filmi  bin bir gece masalları havasında anlatmış.kostümler,müzikler,danslar her şeyiyle film sizi içine alıp o masalsı ortama götürüyor.
öyle sürekli masal kelimesini kullandığıma bakmayın tasavvufla örülmüş bir film olduğu için zaman ve mekanın ötesine geçiyorsunuz filmde.
tasavvuftan,felsefeye oradan islam akidesine,ardından bir müsülmanın nasıl yaşaması gerektiğine kadar her türlü dini boyuta eriyorsunuz filmde.


bab aziz ve tatlı torunu iştar.


film de birbirinden muhteşem replikler var.
işte bazıları ;
dünyada ki ruhlar kadar Allah'a giden yol vardır.
inancı olan kişi asla kaybolmaz...
aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır.
ölüm bir son olabilir mi hiç ? başlangıcı ölüm olmayan bir hayatın sonu ölüm olur mu hiç ?


filmin her anında tasavvufi göndermeler mevcut.ibni arabi'den gazali'ye,imamı rabbani'den,mevlana'ya kadar pek çok islam büyüğü ve düşünürünün izlerine rastlamak mümkün filmde.
kısacası bir filmden çok bir tasavvuf dersi,bir islam düşünce dersi film.
her şeyiyle işi dolu bir film.


film açılış sahnesinden itibaren muhteşem bir atmosferde devam ediyor.
meryem süresiyle başlıyor film,daha sonra topraktan canlı canlı bir kız çocuğu çıkarak ta cahiliye devri araplarına bir gönderme yapılıyor.film göndermelerle başlayıp sona kadar göndermelerle devam ediyor.doğumla başlayan filim tıpkı hayatta ki gibi ölümle bitiyor.ve yaşlı  dervişimiz bab aziz'in hayat hikayesinde aslında nihai sonumuzu,varlık amacımızı ve hayat yolumuzu görüyoruz.
ancak bazı yerlerinin islam inancına ters düştüğünü de söylemek lazım.izlerken sizde anlayacaksınız.kadın erkek birllikde şiir okunan ortamlar,raks edilen bölümler falan.artık o kadarını da yönetmen görsellik olsun diye mi koymuş bilemeyeceğim.zira başından sonuna kadar sembollerle,göndermelerle,tasavvuf ve felsefeyle dolu bu filmde o kısımlarda nazarlık zahir :)


pek çok kısmını da anlatmadım sürprizi kaçmasın diye
kesinlikle izlenmesi gereken bir film bab aziz.
son sahnelerinin de beni ağlattığını söylemeliyim.
2005 yapımı bu tunus-iran ortak yapımı muhteşem filmi izlemenizi şiddetle öneririm.

filmin traileri


 

                                  filmin açılış sekansında ki meryem suresi'ni dinlemek için tık tık

iştar ve bab aziz'in çölde eğlendiği sahnelerden :


 

Bab-aiaz'den muhteşem müzikler






ennnn muhteşemlerinden biri.






filmin kendisi efem



bir de huzurla ölüme giden babı azi'i yaşlılığı huzurla ölüme götürmedi Allah'a olan inancı onu huzur içince ölüm yolculuğuna çıkardı.
daha anlatamadığım ama anlatmayı çok isterdim dediğim pek çok zenginlik barındırıyor film.
izleyin ve benim eksik bıraktıklarımı da siz tamamlayın iyi seyirler..

23 Kasım 2013

sabah uykum,ahmet batman..


sabah uykum soğuk kahve'den daha güzeldi.bilemiyorum belki de bana öyle geldi.
daha ilk sayfasında ağladım ve bu diğer sayfaları takip etti.niye o kadar içselleştirdim kitabı bilemiyorum ama bana çok dokundu zahir :)
yazar hakkında en ufak bir bilgiye sahip değilim,kitaptan da hiç bir çıkarım yapamadım.
sevmiş,sevilmiş,aşık olmuş,terk etmiş,terk edilmiş.aşkın her halini yaşamış.
sadece bu kadarından eminim :)
neyse kitap güzeldi,kapak tasarımı her şeyi çok hoştu.
ilkini okuduysanız ikincisini de muhakkak okuyun.


kitaptan pasajlar :

beni en çok sensiz bıraktın.

bende çok fazla cümlen kaldı.sana söylesem ne güzel olurdu dediğim yazı var.okumadım hiçbirini sana,hiç haberin olmadı belki de ne kadar sevildiğinden.ben seni çok harfli sevdim...

belki başka bir zaman yine karşılaşırız.en azından ben öyle inanmak istiyorum.bence karşılaşmamız gereken çok fazla konu var.seninle ne şekilde olursa olsun yeniden karşılaşmak isterim.

uzaklarda o ama aramızdaki mesafe bir telefon kadar,bir mesaj kadar,bir mektup kadar.
( bazen teknoloji iyi değildir. )

nefes alır gibi özlediklerimiz ,bir ömür kalbimizde gizlediklerimiz var.

seni bana getirmeyen yollarında bir bildiği vardır.

ben seni çok başka sevdim.hiç umudum yokken bile sevdim.

biz neydik bilemiyorum.sevgili desem değil,aşık desem değil,bildiğin rastlantıydık işte,ondan öte geçemedik.

hani altına imzamı atıyorum dersin ya işte öyle :)
ne diyeyim güzel kitaptı.herkesin söylemek isteyipte söyleyemediklerini söylemiş yazar..

asıl duyması istenilenler yine de habersiz...
iyi okumalar..


21 Kasım 2013

şebnem pişkin,israfil'in aynası

şebnem hanım'ın bizzat imzalayıp,bizzat bana hediye ettiği,bizzat kendi yazmış olduğu,şahsen bizzat kendimin okuduğu israfil'in aynası bitti :)
kendisine tekrar tekrar çok teşekkür ediyorum.


kitabın kapağında fantastik roman yazıyor amma ve lakin bildiğin gönül kapısı hikayeleri.girersin içinden o kapının da bilmediğin alemlere dalarsın.
kitap çok farklı bir noktadan başladı,teşbihte hata olmaz 
platon'un ideler aleminden yola çıkıp dünyaya ulaştık :) 
yokluk aleminden yola çıkıp varlık aleminde soluklanıp tekrar sonsuzluk alemine ulaştık kitapta.
ne anlatıyor bu Su manyak mıdır ne :))
varlık alemine ulaştıktan sonra genç bir adamın aşkı arayışına tanıklık edip,çağlar boyu geriye gidip bir osmanlı saray cariyesinin aşkı bulma hikayesine şahitlik ettik.
 yani daha ne diyeyim yazar bizi diyar diyar gezdirdi de aşktan aşka daldırdı.
ayrıca buradan şebnem hanım'a sitem edeyim :)
beni niye ağlattınız,hemde öğretmenler odasında :)
yusuf ozan'ın aşkında kendimi buldum resmen.
sevgili abdülhamit han kitabında ''sevgili abdülhamit han için tık tık'' türkan'ın aşkında kendimi bulmuşken,israfil'in aynası kitabında yusuf ozan'ın aşkında kendimi buldum.
ağladım ya remsen,resmen :)
 aşkı ararken hakka ulaşma hikayesi israfil'in aynası.
aşk nedir sorusunun cevabı belki de,belki de ben kimim sorusunun,belki ayna da ki yansımamız kimdir sorusunun.kitabı okurken kendinize pek çok r-sorular sorabilir,varlık amacınızı sorgulayabilirsiniz.
ben kendi adıma daha çok aşk kısmıyla ilgilendim.ne bileyim algı da seçicilik belkide :)
çok güzel bir kitaptı,okuyun,hatırını kırmayın derim.

 ( ben aşkı biliyorum ama sen yanından bile geçmiyorsun.)
( ve ben senin bilmediğini de biliyorum. )


adıma imzalandı efem :)


kitaptan pasajlar :

elif.hayatta elif gibi dimdik,dsdoğru durmayı öğreneceksin.başın dimdik olup göklere uzanacak ve ayakların yere sağlam basacak.eğilip bükülmeyeceksin.
(  ben seni elif gibi dimdik sevdim. )

aşksız geçen ömrü hesaba katma,çünkü o bu sayıdan dışarıda tutulacaktırç
celaleddin / tophane dergahı

yeryüzünde hiçbir mahlukat yoktur ki insan gibi elife benzesin.

dünya,var gibi görünen bir yokluktur.belki de aşkı aşk yapan şey imkansızlıktır.
bazen insan olarak yaratılmasaydım su olmak isterdim,diye düşünüyorum.su olup hiç bulanmadan ve durmadan akabilmek isterdim.


İsrafilin Aynası 
“Elementtim öldüm, bir bitki oldum; bitkiydim öldüm, bir hayvan oldum, hayvanken öldüm, bir insan oldum”
Ve ruh, yedi kat yukarı göklerdeki tahtını bırakır da aşağılara, hem de ta aşağılara inmeye gönüllü olur.
“İsrafil’in Aynası” ruhun ezelde başlamış olan serüveninin hikâyesidir.
Ruh halden hale geçer, insan kisvesine bürünür ve Aşkı aramaya başlar. Yüce Yaratıcı bir nefes üfler, bir su damlası akar ve okyanuslara karışır. Bir kuş kanat çırpar ve dünyada yaşam başlar. Rüzgâr, bulutu sürükler ve bulut gök kuşağının içinden geçer. Kırmızı bir damla düşer gökten, kan olup bedene girer.
İsrafil borusunu çalar ve tüm insanlar uyanırlar.



Şebnem Pişkin 1978′de Sarıkamış’ta doğdu. İstek Vakfı Acıbadem Lisesi ve Kadıköy Kız Lisesi’nden sonra Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdi. Kişisel gelişim türündeki ilk kitabı Bir, 2006 senesinde yayınlandı.  Aynı kitap 2010 yılında genişletilmiş içeriğiyle Bir Damladan Okyanusa adıyla yeniden basıldı. Tasavvuf bilgisini fantastik kurgu ile birleştirerek yazılar yazan Şebnem Pişkin, 2012 senesinde Ölümsüz Öykü Kulübü ve Bu Yayınevi’nin düzenlediği fantastik roman yarışmalarında jüri üyeliği de yaptı. Yazar aynı zamanda Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) üyesidir. Yazarın yayınlanmış kitapları şöyle:
Tuğra (2008), İsrafil’in Aynası (2009), Kırklar Diyarı (2010), Bir Damladan Okyanusa (2010), Efsun (2011), Sevgili Abdülhamit Han (2011), Celâleddin (2012)


küçük bir not : tasavvuf bana göre değil :) ama ideler alemi bana göre :)
ahh inş islam felsefesinde yüksek lisnas yapabilirim.

ayrıca ben yazar hanımın diğer bütün kitaplarını okuma hayali kurmaya başlamışken yep yeni kitabının da yokluk aleminden varlık alemine doğru çoktan yola çıkmış olduğunu da öğrenmiş bulunmaktayım :)
ya hep böyle oluyor soğuk kahveyi alacam alacam diyesiye kadar sabah uykum yayımlanmıştı :)
neyse o seri tamamlandı şimdi sıra inş şebnem hanım'ın diğer kitaplarında.

sıkılmadan merak,zevk ve gözyaşlarıyla okunacak bir kitap israfil'in aynası.
varlığımıza ayna çevirip bakabilmek duasıyla.
iyi okumalar..