29 Nisan 2013

istanbul efendisi...


dün çok yorulduk ama değdi.şehir tiyatrolarına ulaşmak için istanbul tarafiğinde tam üç vesait değiştirdik.
kimse tiyatroya gidilmiyor diye şikayet etmesin :) resmen amiyane tabiriyle anamız ağladı :)
çok yorulduk,dünyanın yol parasını verdik ama değdi.
istanbul efendisi çok çok güzel bir oyundu.
oyuna altı kişi gittik,üniversiteden arkadaşlarım,prensesim,kız kardeşim ve ben
aslında avm'leri hiç sevmem ama böyle zamanlarda karnını doyurmaya yarıyor işte.
oyun başlamadan önce

  oyun arasında hemen prenses olduk.
 oyunun son dansı.
 istanbul efendisi'ni musahipzade celal kaleme almış. yazar meşrutiyet'ten 2.dünya savaşı'na uzanan bir dönemde yaşamış.pek çok oyunu kaleme almış,zenne rolleriyle kendiside sahneye çıkmış.
istabul efendisi'nin kadrosu oldukça güçlü.kimler yok ki,yönetmenliğini ve oyunculuğunu yapan engin alkan,sevinç erbulak,çağlar çorumlu ve daha pek çok oyuncu.
işte dilaram ve çengi afet.
doğrusu oyunda çengi afete hayran kaldım.
oyun pek çok kereler oyuncu değiştirmiş.biz izlediğimizde son şeklini almıştı çünkü sezonun son oyununa yetişmişiz.bu oyunu seyretmeseydim de sonradan bir yerlerde izleseydim çok üzülürdüm.zira oyunun her dakikasından zevk aldım.her dakikası adrenalini düşmeyen,sizi güldüren bir oyun.
kostümler,makyajlar,sahne tasarımı,bitmeyen süprizler,unutlmayacak bir tecrübe.



pek çok kereler tiyatroya gittiğim halde en çok bu oyunu sevdim ve hafızamdan uzun bir zaman çıkmayacak.
ama üç vesaiti düşününce istanbul trafiğinden ne kadar nefret ettiğimide bir daha hatırlıyorum.ama bu oyuna çektiğimiz yorgunluk değdi.
bir başka oyunda- üç vesaiti göze aldığım bir zaman-görüşmek üzere :)
son söz:
sezon finali yapmış bir oyun.eğer gelecek dönemde sahne alacaksa muhakkak izleyin kaçırmayın derim.hafızama yer etti,uzuuun zaman hatırlayacağım.çok çok güzel bir oyundu.İstanbul Efendisi.


17 Nisan 2013

david bowie labyrinth / labirent...

1986 yılı yapımı bir film labirent.baş rollerinde david bowie ve jennifer connelly var.
filmin imdb puanı ise7.3.konusuna gelince,sarah bir gece üvey erkek kardeşine bakmak zorundadır,
bu durumdan da hiç memnun değildir ve okuduğu labirent kitabında 
ki goblinlerin kardeşini almalarını diler
ve dileğinin kabul olmasıyla birlikte kardeşini kurtarmak için fantastik bir yolculuğa çıkar.
teknik bilgilerden sonra gelelim film hakkında ki anılarıma.
bu filmi ilk kez eğer yanlış hatırlamıyorsam 1999 yılında güneş tutulmasının yaşandığı gün izlemiştik.zaten hemen ardından o üzücü deprem yaşandı.Allah bir daha vermesin inş.
filmde david bowie goblin kralı rolünde.


 ailece en sevdiğimiz filmlerden biridir labirent.
 mevzu bahsimiz labirentimiz.



 goblinler


magic dance

 




gerek oyuncu kadrosuyla,gerek fantastik hikayesiyle muhakkak izlenilmesi gereken bir film labirent.
kuklalar,cinler,goblinler,mavi solucan  ve goblin kralı david bowie
izlenilmeye değer.
hala geç kalmış değilsiniz ve ilk fırsatta izlemelisiniz.

trailer

 

full film


full film




dublajlı olarak filmi bu siteden izleyebilirsiniz

labirent film

iyi seyirler

güney kore'de islam...

takip ettiğim bir blog olan http://kelimelerinevreni.blogspot.'da güney kore'yle ilgili çok güzel bir yazı gördüm ve benim okuyucalrım da (yani siz :) ) haberdar olsunlar diye paylaşmak istedim.yazı tam olarak şöyle:
2003,temmuz,altınoluk dergisi.
bir ilmi toplantıdan notlar
güney kore 48 milyonluk nüfusu,99.274 kilometre kare toprakları ile küçük ama son derece kalkınmış bir ülke.kore'de halkın büyük oranda dini budist,bir kısmı ise hıristiyanlaştırılmış.öyle ki ben kaldığım apartmanın penceresinden yaklaşık 10 tane kilise haçı saydım.amerikalılar buraya sadece askerleriyle değilhem din adamları hem de kültürleri ile yoğun şekilde gelmişler.hatta bugün kore dünyanın diğer ülkelerine misyoner göönderecek hale gelmiş.ülkede bütün dinler için tam bir özgürlük var.herkes kendi dinini yaşama ve yayma hakkına sahip.hatta kore bu tip faaliyetler yürütmek için ülkelerine gelenlere bir tür misyoner vizesi vermekte.mesela bir türk arkadaş kendisinin oturma vizesi için çok uğraştığını bunu başaramayınca da müslüman müsyoner (tebliğci) vizesini aldığını bana anlattı.herhalde güney kore tam bir hürriyet ortamı oluşturarak hem maddi hem manevi zenginlikleri ülkesine çekmek istiyor.bu dinler ve kültürler arasında pozitif manada bir yarıştan istifade ederek kalkınmasını gerçekleştirmek istiyor.belki devletimiz oraya asker göndermekle yetinmeyip biraz kültürel faaliyette bulunsaydı bugün müslüman sayısı daha da fazla olabilirdi.
güney kore'de başkent seul'de büyükçe bir cami ve islam merkezi bulunmakta.başkanlığını koreli müslümanların yürüttüğü bu cami de cuma günleri pakistanlı,arap,türk ve müslüman konsoloslukların personeli ile doluyor.maalesef korelilerin islam hakkındaki düşünceleri pek müspet değil,zira buraya gelen misyonerler islamiyeti kasıtlı olarak kötü tanıtmışlar:onlar müslümanların Allah Teala'ya değil de Allah şine yani Allah putuna taptıklarını zannediyorlar.islam daki tanrı anlayışının bütün kainatı yaratan,eşi bve benzeri olmayan Yüce Yaratıcı Allah Teala olduğundan habersizler.pusan üniversitesinde düzenlenen konferansta islamın ilah anlayışını anlatmaya çalıştık.

                              

Konuşmalarımızın ikinci boyutu ise İslam’ın barış ve sevgi dini olduğu konusu oldu. Zira burada İslamiyet, bir elde Kuran bir elde kılıç şeklinde, sevgiden ve barıştan uzak bir din olarak lanse edilmiş, tabiki bunda Taliban’ın Buda heykellerini havaya uçurmasının etkisi büyük olmuş. Kur’an’daki “Allah’tan başka yalvarıp yakardıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak bilmeksizin Allah’a küfrederler” (En’am, 108) ayetinin manası burada tecelli etmiş gibi sanki. Bu yüzden İslam adına hareket edenlerin yaptıkları işlerin uluslararası kamuoyunda ne tür bir tepki ile karşılanacağını iyi hesap etmeleri gerekiyor. Peygamber Efendimizin” kendisine münafıkların öldürülmesi teklifi yapıldığında “Ben Muhammed arkadaşlarını öldürtüyor dedirtmem” şeklinde söylemesi herhalde bize en güzel dünya siyasetini göstermektedir.
Pusan Üniversitesinin konferansı bir Budist tapınağında düzenlenmişti. Bu sebeple bu tapınakları yakından görmek ve rahiplerle görüşmek imkanımız oldu. Budistler tam bir riyazat hayatı yaşıyorlar, şehirlerden uzak yüksek ve yeşillik alanlarda kurdukları manastırlarda uzlet ve tefekkür hayatı yaşıyorlar. Misafiri olduğumuz Gwanju manastırındaki baş rahibin 40 yıldır uzanıp yatmadığı anlatıldı bize. Yine başka bir rahip yakında bir sene kimse ile konuşmama orucuna başlayacağını söyledi, ki bütün bunlar rahiplerin riyazeti konusunda bize bir fikir veriyor.
*  *  *
Tasavvufun önemi bu tür bölgelerde daha bir öne çıkıyor.
Aklın öne çıktığı Batı’da İbni Sina, İbn Rüşd gibi filozoflar öne çıkmış. Halbuki büyük oranda manevi ve duygu yüklü bir kültüre sahip olan doğu’da ise islamiyetin güzelliklerini tasavvuf ile yansıtma şansı biraz daha yüksek. Zira ince bir manevi hayat yaşayan bu şahıslar karşısına aynı veya benzer bir kuvvetle çıkmak gerekmektedir.
Bir gün Mevlana hazretleri yolda giderken bir Hıristiyan rahip ile karşılaşır, rahip ona eğilerek selam verir. Mevlanada aynı şekilde eğilerek selam verir ve o doğrultmadan belini doğrultmaz. Uzanca bir süre sonra selamlaşmadan sonra rahip gider, ve Mevlanada yoluna devam eder. Kendisine “Ey hazret bir Hıristiyan rahibine niçin bu kadar saygı gösterdin?” denilince: “Tevazu konusunda bir hristiyana yenilmek istemedim!” çeap verir Bu cevap da bizim için yol gösterici olmaktadır”.
Bu sebeple olsa gerektir ki Pusan’daki caminin imamı koreli Yasir bey : “Hocam İslam’ın yayılmasında tasavvuf elzemdir” şeklinde bir açıklamada bulundu. İslam tarihinden verdiğimiz hoşgörü örnekleri ve İslam’ın insanlığa bakış açısını anlattıktan sonra bazı rahiplerden ve özellikle birinden çok müspet cevaplar aldık. Bilhassa İslam’ın kadına bakış açısı konusunda sorular sordular, bunlara cevap vermeye çalıştık.

Güney kore gibi İslam aleminden nispeten uzak bir ülkenin bile islami konuları yakından takip etmesi bize islamı yaşama konusunda evrensel sorumluluğumuzu bir kere daha hatırlattı. Zira bizim yaptığımız en ufak bir hata bile kısa zamanda dünyaya duyuruluyor, bu sebeple daha dikkatli bir islami hayat yaşanması, insanlara İslam’ın güzelliğinin bütün boyutlarıyla gösterilmesi gerekmektedir. Bir örnek vermek gerekirse, kore camsindeki halılar Suudi hediyesi olduğu için onların sembolü olan kılıç resimleri her namaz kılanın secde edeceği yere bolca yerleştirilmiş. Cami görevlileri gelen koreli ziyaretçilere İslam’ın barış dini olduğunu, kılıç dini olmadığını uzunca anlattıktan sonra caminin içini gezdirirken, bu kılıç işlemelerini anlatmakta bir hayli zorlanmakta olduklarını söylediler. Zira onlar kılıçları  görünce hemen kafalarındaki menfi İslam şablonlarına geri dönüyorlar. Araplarda kahramanlık ifade eden bu remiz orada kan dökücülüğün ifadesi olarak algılanıyor.

Maalesef burada da İslam’ın özünü anlamamış ve daha çok Körfez ülkelerinde eğitim almış bazı kimseler korelileri İslam’dan soğutuyorlar. Mesela camiyi görmeye gelen koreliler Müslüman olmadığı için camiye alınmak istenmiyor, alındığı zaman da İslam iyi anlatılmıyor. Bu anlayışa sahip olan birisinin İslamı tanımak için camiye gelen kimselere söylediği ilk şeyin “kore’ye İslam hakim olursa siz kısa kollu gezemeyeceksiniz” sözü olması bu anlayışın bir neticesi. Bu tür gereksiz sözlerin daha İslam ile ilk defa tanışan bir insana ne kadar menfi bir etki yaptığı açıktır.
İnsanlara sevgi ve merhamet kucağını açan tasavvuf burada daha bir önem kazanmaktadır. Bu sebeple biz tebliğlerimizde Mevlana ile İbn Arabi’nin İlahi aşk anlayışlarından bahsettik. Bu çerçevede insanın kainatta Allah’ın en değerli yaratığı olarak görüldüğünü anlattık. Ümid ederiz kikore ile olan ilişkiler her alanda devam eder, Türkiye’ye karşı duyulan sevgi her alanda daha ciddi yardımlaşma ve işbirliğine dönüştürülür.
Ayrıca buradaki Türk Öğrencilerin kurduğu İstanbul Kültür derneği korelilere Türk kültürünü ve dilini öğreterek ülkemize büyük hizmette bulunmaktadır. Bu öğrenci arkadaşlar kore’yi ziyaret eden Türk vatandaşlarına da rehberlik ve tercümanlık yapmaktalar. Ülkemizin adını buralarda duyuran bu kardeşlerimize başarılar diliyorum.
Prof. Dr. Süleyman Derin.
2003 - Temmuz, Sayı: 209, Sayfa: 015,altınoluk dergisi.


kore'ye kadar gidip hizmet eden ve islamı tanıtmaya çalışan  prof.dr.süleyman derin hocadan da Allah razı olsun diyorum.
güney kore'ye gitme hayali olan ben'in korece öğrendiğini,bir de  ilahiyastçı olduğunu hesaba katarsak sanırım okul biter bitmez müslüman misyoner :) (tebliğci) 
vizesi alma girişiminde bulunması gerektiği ortaya çıkmıştır:)
bu bana özle post ve müjdeli haberdir :)


10 Nisan 2013

seo taiji ve tolga kaşif...

yine kore'ye doğru yola çıkalım mı? bu kez size kore'nin rock 
müziği kralını tanıtmak biraz anlatmak istiyorum.
seo taiji,
şarkıcı,müzisyen,söz yazarı.
kore'nin cumhur başkanı diye övülen,kore'nin en önde gelen müzik idolleri arasında olan,rock müziğinin kralı,1972 doğumlu hiç yaşlanmayan bir kişi seo taiji.


hadi kore hayranısın bu kısmı anladık da,bu tolga kaşif ne iş dediğinizi duyar gibiyim :)
kim bu tolga kaşif?
besteci,orkestra şefi,yapımcı,aranjör,ingiltere doğumlu kıbrıslı bir türk tolga kaşif.


seo taiji ile olan müzikal birlikteliğine gelince:
27 eylül 2008'de güney kore'de,dünya kupası stadında düzenlenen 'büyük seo taiji senfoni konseri'inde birlikte çalışmalarını sergilediler.
kore'de yapılan en ilginç projelerden biri kabul ediliyor bu çalışma.
provalardan bir kare.


şimdide birlikte sergiledikleri o muhteşem parçalardan birini dinleyelim
tik tak


konserin tamamı


keyifli dinlemeler...

6 Nisan 2013

Willy Wonka & the chocolate factory ve Charlie and chocolate factory



200 sayfalık roman keyifle okunuyor ancak filmi daha iyi.
kitaba çekilmiş her iki filmi izleyen biri olaraktim burton'un elinden çıkmış filmin kitaptan çok daha iyi olduğunu söylemeliyim.
hala izlemeyenler varsa muhakkak izlesinler.
merak edip okumak isteyenler varsa kütüphanesine ekleyip keyifle okuyabilirler.
hem büyüklere hem küçüklere yönelik bir kitap.küçük prens kadar vurgulu olmasa da önemli mesajlar içeren,keyifle okunan bir kitaptı.
yazarın diğer kitaplarını artık merak etiğimi de söylemeliyim.

arka kapak:

Charlie'nin çocukları heyecanlandıran, 
büyükleri gülümseten öyküsü


Charlie; annesi, babası, iki ninesi ve iki dedesiyle, 
büyük bir kentin bitiminde, küçük bir tahta barakada yaşamaktadır.
Yoksuldurlar. Charlie çikolataya bayılır, 
ama alacak parası yoktur. Biriktirilen parayla, yılda bir kez,
küçük bir çikolata girer evlerine. Bu büyük kentte, 
Charlie'lerin evinden bile görülen, kocaman bir çikolata fabrikası vardır; dünyanın en ünlü çikolatalarını üretir. Günlerden bir gün, fabrikanın sahibi Bay Wonka, imparatorluğunu devredeceği bir varis seçmek için yarışma düzenlediğini açıklar; Charlie de adaylardan biridir...

keyifli okumalar..


charlie'nin cam asansörü


Çocuk kitapları sevdiğim doğrudur aybalam.😁

Çarli'nin Cam Asansörü ilk kitap kadar beni etkilemedi ne yazık ki.Beklentim yüksekti ama karşılanmadı.Ilk kitaba nazaran çok daha fazla macera vardı ama kitap beni içine çekemedi doğrusu.Gerçi ilk kitap ve filmi için zihin kontrolü içerdiği söylense de (aşırı yemek,çikolata tüketmek vb gibi) eğlencesi daha yüksek bir kitap ve filmdi.
tim burthon filmini çekse nasıl olurdu diye de gayetten merak ediyorum doğrusu.
(Herşeyi gören Tek Gözü de fark etmedik değil.😤)
Söyleyeceklerim bu kadar hayırlı ramazanlar.
🍵

arka kapak:

Daha önce yayımladığımız "Çarlı'nin Çikolata Fabrikası" adlı kitabını çocuklar için çok sevmişti. O kitabı okuyanlar bilecektir: Yoksul Çarli, sonunda büyük bir çikolata fabrikasının sahibi olmuştu. Bay Wonka, Çarli'yle ailesini, büyük cam asansörüne bindirip bir yolculuğa çıkarmıştı. İşte elinizdeki kitap, "Çarli'nin Büyük Cam Asansörü", bu yolculuğun öyküsünü anlatıyor..


bol çikolatalı iki film birden.
willy wonka'nın çikolata fabrikası çocukluk filmlerimin baş
yapıtlarından biridir.hiç unutmam bir pazar günü 
gezmeden döndüğümüz de trt 1 de yayınlanmıştı da dehşet
verici bir hayranlıkla kız kardeşimle izlemiştik.
sonra büyüdük kocaman kadın anneler olduk 
bizim çocuklarımızın zamanına charlie'nin çikolata fabrikası yetişti :)
yine de kız kardeşimle aynı dehşet verici bir hayranlık içinde izledik filmi.
aslında biz beş kardeşiz ve annem de dahil hepimiz fantastik
 film hayranıyız.ama willy wonka filmini 
iki kız kardeş olarak izlediğimiz için özellikle en büyük
 kız kardeşimden bahsettim.
bu akşamda kızımla birlikte bilmem kaçıncı kere izlediğimiz
 cahrlie'nin çikolata fabrikasından bahsetmek istiyorum.
kısmet olursa yarın akşam da ana kız willy wonka'nın çikolata
fabrikası filmmini izleyeceğiz.
önece
willy wonka
baş rolünde gene wilder'in oynadığı 1971 yapımı bir
 film ki gene wilder'i pek çok, pek çok severim.
filmden bir kaç kare





1971 yapımı filmin imdb puanı 7.8. olan bu film
 tabi ki müzikal ve 
izlemenizi tavsiye ederim.
ama çok hayran kalınacak bir film değil,yer yer sıkıcı bile olabiliyor.

trailer

 

şimdi gelelim jhonny deep'li çikolata fabrikasına.
önce filmden kareler.





trailer

 

tim burton'un yöettiği 2005 yapımı filmin baş rolünde pek tabi ki jhonny deep var.
ve filmin imdb puanı bu kez 6.8.
hala izlemeyenler varsa çok şey kaçırmışlar derim.
tabi iki film arasında çağlar değiştiği için 2005 yapımı
 filmin görseli,sahne tasarımı çok daha iyi.
tim burton'un elinden çıkmış olması da bunda pek çok, pek çok
 etkili.jhonny deep'in  muhteşem oyunculuğunu da unutmamak gerek.
zevkle izlenecek bir film.

4 Nisan 2013

aşk nerden nereye...


anladım kimse benim kadar cesur değil,kimse benim kadar dürüst değil,kimse benim kadar aşka değer verir değil.
soruyorum bende,aşk nerden nereye ?

gripin

Bu ilk defa değil ki kimselere inanmadığım
Yalanlar söylemeye başladığım günden beri bu ilk defa
Cesaretimi topladım gururumu ezdim geçtim
Bir zeybek gibi dimdik dikildim tam karşında son bir defa
Bugün fal bakmayı öğrendim elini tutabilmek için


Son bir defa boynuna sarılıp
Gitsem huzuru koklasam Egede
Soldan sağa dört harf
Ölüm yazılmamış beş harf hayat
Aşk nereden nereye  www.sendeyim.com
Bu ilk defa değil ki kimselere inanmadığım
Yalanlar söylemeye başladığım günden beri bu ilk defa
Körfeze döndüm yüzümü bir zeybek gibi dimdik
Yalnızlıklardan ördüğüm duvarları yıkmak için sonsuza kadar
Bugün fal bakmayı öğrendim elini tutabilmek için
Son bir defa boynuna sarılıp www.sendeyim.com
Gitsem huzuru koklasam Egede
Soldan sağa dört harf
Ölüm yazılmamış beş harf hayat
Aşk nereden nereye
Son bir defa boynuna sarılıp
Gitsem huzuru koklasam Egede
Aşk nereden nereye
Soldan sağa dört harf
Ölüm yazılmamış beş harf hayat
Aşk nereden nereye
Son bir defa boynuna sarılıp
Gitsem huzuru koklasam Egede
Soldan sağa dört harf
Ölüm yazılmamış beş harf hayat
Aşk nereden nereye


akustik



klip


so i am loving you..

my princes'i seyretmeye başladım.ve eğer çok beğenirsem buradan diziyi  tanıtacağım.kız kardeşim diziyi daha önceden indirmiş ve cd'den benim pc'ime attı.dosyayı açarken de çok çok önceden seyrettiğimiz bir kore reklam filmine denk geldik.işte postumun asıl mevzu bahsi bu reklam filmi.
aslında anladığım kadarıyla yeni yıl için yapılmış şarkı vidyoları bu.kimler kimler yok ki.hepsinden bahsedeceğim.önce bir iki vidyoya bakalım.


bu vidyoda gözüme çarpanlar birain,kang ji hwan,big bang,song seung hun ve tanıyamadaığım daha birçokları:)


 

durun bakalım bu vidyoda kimler varmış:)
hyun bin,kim hyun joong,jang geun suk,dbsq,yine tanıyamadığım diğerleri:)

 

daha bitmedii:)
süper junior

 

birbirinden eğlenceli ve güzel vidyolar olmuş.ama ben en çok kim hyun joong'un olduğu kılibi beğendim fantastik ögelerden oluştuğu için.bir ama daha yine de en güzelinin birinci vidyo lduğunu söylemeliyim.
hadi şimdi hep birlikte sırasıyla bu vidyloları izleyelim