30 Haziran 2013

mezuniyet..

dersler çalışıldı,gezildi,dostlarla görüşüldü ve en nihayetinde mezuniyet yemeğimizde yapıldı.
kep giyip fotoğraf çektiremedik,bir diploma törenimiz bile olmadı ama olsun.
acık teselli edeyim kendimi değil mi ?
biz uzaktan eğitim öğrencileri olduğumuz için tam takım bir mezuniyet programımız olamadı maalesef.
ama mezuniyet yemeği de benim için yeterliydi.
işte davetiyemiz.
tabaklar pek bir parlamış.şıkır şıkır maş :)
  ben yemedim yarım bıraktım :/
 mezuniyet yemeğimizin  yapıldığı orjin kebap.



 yemeğe katılan hocalarımızn bir kısmı.
bu postta söyleyebileceğim pek bir şey yok.sadece kendime hatıra olsun diye yazdım.
yani kendime post :)

29 Haziran 2013

kürk mantolu madonna / sebahattin ali..

uzun zamandır ne okudum postu yazmamıştım.derslerden zaten kitap okumaya
hiç vakit olmuyordu.
arkadaşım hacer'in hediyesi olan kürk mantolu madonna'ya 
geçen dönem başlamış ve ders yoğunluğundan okuyup bitirememiştim.
şimdi tatil keyfi sürerken ilk kitabımı okuyup bitirdim.
doğru söylemek gerekirse ben yazarın dilini sıkıcı buldum.bir solukta okuyup bitiremedim.
kitap beni,onu okurken alıp başka diyarlara götürmedi.
geçen sene herkesin okuduğu,kimsenin elinden düşmeyen bu kitabı çok merak ediyordum.
ancak kitap beklentilerimi karşılamadı.
bir kitabın beni sarması için yazarın akıcı bir dilinin olması gerekiyor.yoksa 
sadece başladığım işi bitirmek için okuyorum.
ama yazar sıkıcı başlayan ve ne olacağına karar veremediğiniz bir anda hikayeyi 
çok güzel merak uyandıracak şekilde devam ettiriyor.
sonra da ne olacak bu maria puder ve raif bey deyip sonun getiriyorsunuz.

yinede türk edebiyatının en iyi hikayecilerinden biri olan sebahattin ali'yi okumuş olmak ayrı bir hazdı doğrusu.
 kitaptan beni etkileyen  pasajlar...
hiçbir mahluk bir erkek kadar hodbin,kendini beğenmiş ve kibirli,fakat aynı zamanda korkak ve rahatına düşkün değildir..
(bir erkek yazardan kendi hemcinsleri hakkında bu cümleyi okumak oldukça etkileyiciydi)

hiçbir kadın,ihtiras halindeki bir erkek kadar aciz ve gülünç değildir.
(yazarın hemcinsleri için sarf ettiği başka bir öz eleştiri niteliğinde ok gibi saplanan bir söz)

insanlara  kızmama imkan yoktu,çünkü insanların en kıymetlisi,en iyisi,en sevgilisi bana en büyük kötülüğü etmişti.
(kalbi gerçekten kırılmış birinden duyulacak bir sözdü)



 son olarak 
her şeyi,her şeyi,bilhassa ruhumu hiç bulunamayacak yerlere saklamalı...

türk edebiyatının bu güzel eserini okumadan geçmeyin derim..
iyi okumlar..





28 Haziran 2013

elaziz.harput kalesi.

harput'a çıkıpta harput kalesini göstermeden olmaz.
gerçi harput kalesine çıkmak bana daha nasip olmadı,
bir de sivrice gölüne gitmek.
bende inş yüksek lisans zamanına nasip olur diye dua ediyorum.
amin deyin :)
hünkar konağı balkonundan harput kalesi.
hünkar konağı tam kaleye baktığı için ve yüksek bir yerden kale 
göründüğü için kale böyle tepeden ve yeşilliksiz görünüyor.
 hacer'in objektifinden ve değişik açılardan harput kalesi.
 kalenin bu açısı ulu cami'nin alt tarafından görünüşü oluyor.yani hünkar konağı'nın tam karşısı.
ne anlattım ben şimdi.
çinliler türklere boşuna yol sormayın,bilmeseler bile 
tarif ederler diye boşuna dememişler :))
neyse söylemek istediğim şuydu,ulu cami tarafından kale 
çok daha güzel ve yeşillikli görünüyor.

bu günlük bu kadar yeter.daha sonra okuldan,elazığ'dan,
gezmelerden ,arkadaşlardan
ve ders çalışma hallerinden anlatmaya devam edeceğim

elaziz.hünkar konağında kahvaltı..

harput'un en güzel manzarasına sahip olan yerlerinden birinde hünkar konağı boy gösteriyor.
çok güzel bir yer ve elazığ'a her gelişimizde  muhakkak gideriz.
çedene kahvesi pek meşhur.ama 
bu sefer içmedim ben.
kahvenin tadı sıcak ve sulu içilen aşureye benziyor .
bende aşureyi hiç sevmem.neyse ya gezmeye devam edelim :)
 bu heykelin önünde çok komik fotoğraflar çektirdik.ilk
 önce meryem beni atamla bir çekin dedi :)
bunu üzerine az ve öz konuşan mesut hocadan
 ses yükseldi:hangi atan hocam :))
heykelin kime ait olduğu muamma.ne bir yazı  ne de
 başka bir tabela vardı.
 oldukça otantik bir yer hünkar konağı.
 yolunuz elazığ'a düşerse muhakkak gidin ve ben sevmemiş olsam da 
çedene kahvesini bir deneyin derim.
 hünkar konağından harput'un görünüşü.
 artık konağın içindeyiz.


kahvaltıdan önce sallancaklarda sallanırken ben :)


kahvaltı tabağımız çok güzel hazırlanmıştı ama ben çekmeyi unutmuşum. çaylar.
çaylar..
burası konağın balkonu.
 aa resimler bitmiş ya.
dediğim gibi çok güzel bir gündü dağ tepe demedik dolaştık.
salıncaklarda sallandık,ağaç tepelerine çıktık :)
durun o resmi göstermeden olmaaaaaz :)
işte o an :)
biz hanımlar da ayriyetten ağaçta resim çekildik ama size göstermeyeceğim :)
neyse eğlenceli,güzel bir günün ardından herkes kendi memleketine doğru gönlünde dostluklar,aklında hatıralarla yola koyuldu...

elaziz.şimdi harput'a bir göz atalım.

minübüsten indik,kahvaltı etmeden önce sağı solu dolaşmaya başladık.
herkes keçilerle resim çektirdi
.mesut hocadan yükselen ses:canlı olsalar neyse :)


 harput'taki bütün tarihi camiler ve binalar selçuklu döneminden kalma.
o yüzden mimarileri alışılmış geleneksel osmanlı mimarisinden çok uzak
bu camileri görüp de hayran kalmamak imkansız.
 maalaefes camilerin adlarını hep unuttum :/
 balak gazi tesislerine kadar çıktık,on on beş resim çektirdik :)
sonra da hünkar konağı'nın yolunu tuttuk.
işte bizim grubun bir kısmı.
 geleneksel hediyelik eşya satan dükkanlar.


hacer'in objektifinden kültür evi.
ama biz gittiğimizde kapalıydı.daha önceden kültür evinde çektiğim resimler 
maalesef heba olduğu için size içini gösteremiyorum.
arap baba türbesi.
efsanesine göre kim elazığ'a ilk geldiğinde türbeyi ziyaret ederse elazığ'dan bir daha ayrılamazmış.
benimde  elazığ'a ilk geldiğimde gittiğim
 ilk yer arap baba türbesiydi
bu yüzden mi elazığ'ı bu kadar sevdim ve ayrılmak istemiyorum ? 
mevlüt hoca duymasın.hocam ne yaptın bu söylediğin neye giriyor 
sen biliyor musun diye şimdi uyarıyı çaktıydı :))
mansur baba türbesi
 ulu cami.namı diğer eğri minareli cami.
son olarak ulu caminin içini de göstereyim ve hünkar konağı hikayesine geçeyim.



elaziz.kaldığımız yere harput'tan devam edelim..

elazığ'da ki son günümüz de harput'a çıktık ama elazığ postlarım daha bitmedi anlatacak bir dünya hikaye ,gösterilecek bir dolu resim var.
harput elazığ'ın göz bebeği,dağın tepesine kurulmuş,elazığ'ı kuş bakışı seyreden çok güzel bir yer.
harput'u göstermeden önce harput'un o muhteşem elazığ manzarasını göstereceğim.
arabada seyir halinde çekilmiş bir resim.
elazığ'ın o muhteşem görünüşü.

 buraların bir de gece manzarasını hayal edin.2011'de 
gece harput'a çıkmıştım ve manzaraya adeta aşık olmuştum 
ama kamera ayarlarını yapmayı bilmediğim için çektiğim hiç bir fotoğraf güzel çıkmamıştı :/
o görüntüler şimdi sadece hafızamda.
  dağ,bayır her yere sarı renk hakim.daha 
önce de dediğim gibi dağların ortasına kurulmuş bir şehir elazığ.

 harput'tan sivrice gölü'nün görünüşü.
 daha geniş bir açıdan sivrice gölü.
 kalabalık bir grup olarak harput'a çıkmıştık.o gün herkesin elazığ'da ki son günüydü.çok güzel ve bir o kadar hüzünlü bir gündü.ağaçların tepesine çıkıp resim mi çektirmedik,namaz kılanları mı fotolamadık,salıncaklar da mı sallanmadık daha neler :)
ve bunları yapanlar olarak evli barklı,öğretmen,imam,çoluk çocuk sahibi insanlardık. 
elazığ çocukluğumuzu doyasıya tekrar yaşattıran bir yer.
dostluğu yeniden keşfettiğimiz,görmeden de birbirimizi sevmeyi öğrendiğimiz
ve yılmadan yola devam ettiğimiz bir şehrin adı elazığ.
daha ne diyebilirim ki..