31 Temmuz 2013

ateşi yakmak,jack london

ateşi yakmak
jack london


jack london çok taktir gören bir hikaye yazarı olsa da ben kitaptan sıkıldım,sevmedim.
arzu eden okusun.

kitap hakkın da (alıntı)

"Çinago", "Ateş Yakmak", "Ablak Suratlı Adam", "Meksikalı", "Kaçak", "Midasın Müritleri"
Gelmiş geçmiş en güçlü öykü yazarlarından biri olan Jack London, California Üniversitesinde yazarlık kurslarına devam ederken, yazdığı öykü denemelerini gerçek yaşamda rastlanmayacak derecede vahşi sahnelerle dolu diye eleştiren profesörüne, "Bütün bunları gördüm ve yaşadım," diye cevap vermişti. Jack Londonın sanatı, toplumsal gerçekçilik tarzına örnektir.
Kitapta yer alan AteşYakmak, Jack Londonın gençliğinde altın aramak için gittiği kuzey kutbuna yakın bölgelerde yaşanan bir olayın öyküsüdür ve vahşi doğada tek başına ölümle yüz yüze kalan insanın, hayatta kalma mücadelesini anlatır. Yazarın en ünlü ve en güzel hikayelerinden biri olan Meksikalı, Profinio Diazın askeri diktatörlüğüne karşı patlak veren Meksika devriminden bir sahneyi canlandırır. Kaçak ise yazarın çuval fabrikasında saatte on sent karşılığında çalıştığı zamana ait bir deneyimidir ve insafsızca sömürülen çocuk işçilerin çilesini anlatır. Kitapta, değişik konularda üç öykü daha yer alıyor. 
Jack London, konularının çeşitliliği, anlatım gücü ve öykü dokusu bakımından, seçkin bir evrensel yazar olduğunu kanıtlamıştır.

30 Temmuz 2013

.endülüsün ilk filozıfu batalyevsi,doç.dr.ismail erdoğan



endülüs'ün ilk filozofu batalyevsi.
doç.dr.ismail erdoğan


son sınıfın ilk dönemi islam felsefesi dersimiz vardı ve uzaktan eğitim için canlı ders uygulaması da başlatılmıştı.
ismail erdoğan hocam islam felsefesi derslerimize giriyordu ve bir dönem boyunca canlı derslerde karşılıklı ders işledik,hocamdan çok şey öğrendim.benim felsefeye olan ilgim hocamı çok memnun etmişti ve elazığ'a gidince kendi yazmış olduğu kitaplarından bana hediye etti.
bu dönem  de elazığ'a finaller için gittiğimizde hocam beni diğer hocalarla birlikte elazığ çileği yemeğe davet etti.hocamın odasından çıktık kantine doğru gittik,çilekleri yemeye başladık ve ismail hocam diğer hocalara şöyle dedi :bu kızımızın felsefeye çok merakı var ve benim hiç bir canlı dersimi de kaçırmadı.ayrıca sorduğu sorularla beni baya da zorlamıştır da yani :)
diğer hocalarla bir gülüşme oldu,sonra arkamdan okulun diğer felsefe hocaları benim felsefeye olan merakımla ilgili konuşmuş olmalılar ki,onları ziyarete giden diğer arkadaşlarıma bu suphidan'ı biz alıp akademisyen ya-palım diye söylemişler.nasıl mutlu oldum anlatamam.zatem hocam ales'ten yüksek puan al gel dedi :)
nasip inş olur..
şimdilerde kendi okulum da yani fırat üniversitesi ilahiyat fakültesinde,islam felsefesinde yüksek lisans hayalleri kuruyor ve bu sıcak oruçlu günlerde ders çalışıyorum.
ramazanın hürmetine rabbim duamı kabul etsin.sizin ve içinde benimde inş.


kitaba gelince hocamın dili oldukça akıcı ve yalın.islam felsefesinde herkes tarafından pek bilinmeyen bir düşünürü batalyesi'yi tanıtmak amaçlı kitabını kaleme almış.felsefeyle uğraşan herkesin okuması gereken bir kitap.batalyevsi denilince boş boş bakmaması için tabi.ayrıca kitap dip notlarla zenginleştirilmiş.
bunu dışında yine felsefe ve islam felsefesine ilgisi ve bu konuda bilgisi olanların dikkatlerini çekecek bir kitap.ders kitabı mahiyyetinde,batalyevsi'nin görüşlerinden yola çıkıp,etkilediği ve etkilendiği pek çok fikrin ve filozofun düşüncelerine kadar pek çok bilgiyi içinde barındıran ve bir felsefe kitabı olmasına rağmen sıkılmadan okunan bir kitap.
kitapla karşılaşırsanız hatırını kırmayın okuyun..

hocam prensesim için imzaladı :)


bataşyevsi'nin daire nazariyesi 
....dairenin ters yöne çevrilmesi ile yapılan sıralamayı takip ettiğimizde,yani heyula'dan başlayıp,insana kadar olan sıralama ise,varlıkların meydana geliş sıralamasıdır.


arka kapak:
Endülüs'ün yetiştirdiği önemli şahsiyetlerden biri ve belki de ilk filozofu olan İbn's-Sid el-Batalyevsi,bu özelliği ile Doğu İslam dünyasının ilk filozofu olarak görülen Kindi'ye benzetilebilir.Batalyevsi,Mağrip'te felsefenin başlangıcı açısından bir ilk olmasının yanında,İbn Bacce,İbn Tufeyl ve İbn Rüşd'ün habercisi olarak da görülmektedir.Batalyevsi'nin bir başka önemi ise,sadece Batı İslam dünyasında değil,aynı zamanda Yahudi ve Hristiyan aleminde de felsefenin gelişmesinde yapmış olduğu katkıdan kaynaklanmaktadır.Zira Batalyevsi,İbn Rüsd,İbn Arabi gibi İslam filozoflarının fikirleri üzerinde etkili olmakla kalmamış,özellikle İbn Meymun,İbn Tibbon ve İbn Metot gibi Yahudi filozofların düşüncesinin şekillenmesine de önemli ölçüde katkıda bulunmuştur.
Bu çalışmada,İslam aleminin meçhul kalmış meşhurlarından birisi olan Batalyevsi'nin Türk ilim camiası tarafından tanınması hedeflenmektedir.






kitaptan :
 yahudiler,batalyevsi'nin hayali daire fikrini,yahudiliğin mistik yorumu olan kabala'yı izah etmek için kullanmışlardır.

endülüs'te felsefi diyebileceğimiz ilk kitabı batalyevsi kaleme almıştır.

Tanrı'nın her şeyi bilmesi,O'nun olmuşu olduğu gibi,olacağı nasıl olacaksa öyle ve imkansızların (muhalat)da imkansızlığını bilir,şeklinde tanımlanır.

fikirleri,bir bütün olarak değerlendirildiğinde,batalyevsi'nin meşşai filozoflara benzemekle birlikte,tam bir meşşai olduğunu söyleyemeyiz.daha çok,uzlaşmacı bir tavır içinde görülen batalyevsi'nin,felsefi sistemleri birbirine zıt olan platon ve aristotales'i uyum içinde göstermesi,bu iki filozofun görüşlerini uzlaştırmaya çalışan farabi'yi hatırlatmaktadır.

zevkle okunacak bir felsefe kitabı ama kimselere emanet vermem :))
iyi okumalar :)

.anahtarlarıyla islam felsefesi

anahtarlarıyla islam felsefesi
dr.necip taylan


İslam felsefesini değerlendirirken onu, İslamî nâsslardan uzak düşünmek mümkün değildir. Çünkü o, bir yanı ile bütün felsefeyi, diğer yanı ile İslam dinine bağlı bütün aklî ve manevi verileri içine alır.

yine ders niteliğinde olan bir kitam ve yine zevkle okuduğum bir kitap.
felsefe tarihinden başlayıp,islam felsefesine kadar uzanan bir içeriğe sahip.
hocanın dili gayet akıcı ve anlaşılır.
yine seviyorsanız,ilginiz ve bilginiz varsa okuyun zevk alacaksınız diyorum.
bugünlük bu kadar yeter.
elimde ki yarım felsefe kitabımı bitirip sonra onun postunu yazarım ama bugün sizi felsefeye boğdum,onun postu yarına kalsın :)

.din felsefesi.

din felsefesi
prof.dr.mehmet s.aydın


Özellikle "Analitik Gelenek"ten gelen filozoflara göre, "felsefenin ruhu tartışmadır." Başka bir ifadeyle felsefe, akla gelen bütün alternatifleri dikkate alarak tahlil ve tenkidi ön planda tutan bir sorgulama faaliyetidir. Bu kitapta sözkonusu yaklaşım benimsenmiştir. Dolayısıyle, kitabın amacı okuyucusunu belli bir itikada ulaştırmak değil, dini anlamasına ve temel dini iddiaların nasıl temellendirildiğini görmesine yardımcı olmaktır.
"Din Felsefesi", aslında, bir ders kitabı olarak hazırlandı. Fakat din ve felsefe konularıyla ilgilenen aydınların kitaba gösterdiği ilgi, öğrencinin ilgisinden daha az olmadı. Bir felsefe kitabının onuncu baskıya ulaşmasının "sırrı", işte bu entelektüel ilgi olsa gerektir.


itiraf ediyorum geçen yaz bu kitabı okuduğumda hiç bir şey anlamamıştım :)
ama bu dönem okulda din felsefesi dersi gördüğümüzde bu işin içinden çıkılmaz derste hiç zorlanmadım.
din felsefesi hocam hüsamettin yıldırm'ında dediği gibi sen aslında okuduklarını öğrendin,beyin onları özümsedi sadece bilgileri kullanabilmen için zaman ihtiyacın vardı.işte hocam bana böyle demişti :)
prof.dr.mehmet aydın hoca türkiye'nin ilk din felsefesi prof'u.
bu kitapta türkiye'de yazılan ilk din felsefesi kitabı.
daha önce de dediğim gibi felsefeye ilginiz varsa alın okuyun.
ama yine uyarayım bu kitap tamamen ders kitabı.
hocanın dili de biraz ağır.
yinede felsefe severleri hayal kırıklığına uğratmayacak bir kitap.


tatlı düşler yeşeren umutlar..



yine okumadığınız da çok şeyler kaybetmeyeceğiniz bir kitaptan bahsedeceğim ama küçük bir farkla bu kez ben kitabı sevdim ve sıkılmadan okudum.
ama illa okunmazsa olmaz denilecek bir kitap değil.
bazı hikayelerde kendinizi bulmak zordur ama ne enterasandır ki ben kitabın kahramanı tess'in başına gelenlerde aynısının tıpkısı olmasa da en azından karşılaştığı insanlar kısmında kendimden bir şeyler buldum.
kitap tess hakkında.düğünden önce terk edilen tess,yepyeni bir hayata başlamak için küçük biringiliz kasabasına yerleşir ve hayatında yeni umutlar başlar.


elazığ'dan son gidişimde aldığım bu kitabı ben hakikaten beğenerek okudum.elinize emanet geçerse okuyun ama gidip para vermeyin derim :)
aslında yazarın piyasa da sana bir sır vereceğim adında bir kitabı daha var.eğer elime geçerse okurum çünkü yazarın dilini sevdim,sadece anlatılan olaylar insanın hayatına ışık tutmuyor ve pek bir şey kazandırmıyor.bakalım bu aralar daha ne kadar kitabı okuyup beğenmeyeceğim :)
kitaptan :
erkeklerin topunun Tanrı cezasını versin..
erkekler aşağılık yaratıklardı...
valla iyileri tenzih eder ve bence de derim :)

kitabın yazarı sue mooreroft

alıntı
Nişanlısı tarafından düğünden bir gün önce terk edilen bir kadının inzivaya çekildiği kasabada yaşadığı dostluklar, cesaretini ve gücünü keşfetmesi, âşık olması… Bazen her şeyi unutup baştan başlamak gerekir.
“Canlandırıcı, yüreğinizi ısıtacak ve eğlenceli, elinizden bırakamayacağınız bir kitap. Tatlı Düşler, Yeşeren Umutlar yeni başlangıçların büyüleyici hikâyesi.”Single Titles
“Tatlı Düşler, Yeşeren Umutlar kendinize verebileceğiniz en güzel hediye.”The Truth About Books


aşk mutfağında ve tatlı düşler yeşeren umutlar kitapları sonsuz kitap'tan çıkmış kitaplar ve ben bu yayın evini çok sevdim.kitaplarının kapak tasarımlarına ve kitaplarına verdikleri önemden dolayı.bu iki kitaba hayran kalmasam da bu yayın evinin kitaplarına rast geldim mi artık okurum.
tam terazi burcuyum ya ne dediğim belli değil :)
ne sevdiğim belli,ne sevmediğim :)

27 Temmuz 2013

.49 days.

etrafımızdaki insanlar gerçekte bizi ne kadar seviyorlar ?
ya da acaba gerçekten seviyorlar mı ?
dizi boyunca kendinize bu soruyu sorabilirsiniz...



2011 yılının belki de en iyi fantastik kore dramalarından biriydi 49 days.
fantastik dizi furyasının yeni başladığı ve 
secret garden'danla birlikte en iyi iki fantastik diziydi.
kore dizisi hayranı olup da hala izlemeyen var mı bilmiyorum
 ama kore dizisi hayranı olun ya da olmayın izlenmesi gereken fantastik dizilerin başında geliyor bence.
iyi oyuncular,sağlam bir senaryo,kore dizilerinin muhteşem kurgusu,fantastik ögelerin çok dozunda uygulandığı ve en önemlisi ne kadar iyi bir dizi seyrederseniz seyredin iyi bir sona sahip olamayan tüm o kore dizilerinin sahip olmadığı çok iyi bir son.
konusu kısaca şöyle :
ji hyun sevimli,hayat dolu,temiz kalpli  her şeyin pozitif yanını gören
 bir kızdır.nişanlıdır ve evlilik hazırlıkları yaparken bir kaza 
geçirip komaya girer.komadayken ruh bekçisiyle karşılaşır
 ve kendisini gerçekten seven üç ayrı kişiden 
saf üç gözyaşı damlası toplaması için ona mucizevi 49 gün bahşedilir.
ayrıca bu 49 günü tamamlayabilmesi için bir de bedene ihtiyacı vardır.
o sıra da da bedenini kullanabilmesi için karşısına song yi kyung çıkar.
ardından ruh bekçisi,kaza geçiren ji hyun,bedeni kullanılan yi kyung,ji hyun'un nişanlısı kang min ho ve en yakın arkadaşları olan han kang ve sin in jung'un da olaya dahil olduğu pek çok gizli gerçeğin sır gibi saklandığı,sürpriz gelişmelerle dolu bir macera başlar.
işte o sıra da ji hyun hayattayken görmediği,
farkında bile olmadığı pek çok gerçeği ruh halindeyken görür.
pek çok sürpriz gelişmenin yaşandığı iyi bir sonla tamamlanmış bu çok iyi kore dizisini kaçırmayın derim.
zevkle izleyeceksiniz.
dizide ki karakterlere yakından bakalım.
ji hyun ve yi kyung
tek beden,iki ruh..


shin ji hyun (nam gyu ri ) 

  kaza geçiren ve 49 gün içinde kendisini gerçekten seven üç kişiden saf üç göz yaşı toplaması gereken ji hyun.













song yi soo,namı diğer ruh bekçisi ( jung ll woo )


sevimli,hazır cevap,çılgın ve beş yıllık görev süresinin tamamlanmasına çok az süresi kalmış olan ruh bekçimiz.
song yi kyung ( lee yo won )

 sevdiği adamın ölümünün ardından beş sene boyunca inziva hayatı yaşamış olan ve ji hyun tarafından bedeni kullanılan yi kyung.

26 Temmuz 2013

dan brown,da vinci'nin şifresi..

da vinci'nin şifresi bir solukta okuduğum kitaplardan biriydi.
emanet almıştım ve hemen okuyup geri vermem gerekiyordu.
zaten kitaba başlamamla bitirmem bir oldu :)
kitabı çok beğenmiştim.
ardından filmleri geldi,baş rolünde de tom hanks 
ohh sefam olasun :) 
kitapta ki bilgiler magdalalaı meryem'e kadar islam akidesi ve bilgileriyle uyum içinde.
magdalalalı meryem'in işin içine girmesiyle tabi ki işin rengi bira değişiyor.
bilmediğimiz,duymadığımz,bizden gizlenen bir dolu bilgi barındırıyor kitap.
ve yazar tüm bu bilgileri sürükleyici,heyecan dolu bir polisiye gerilim eşliğinde veriyor.
uzun sözün kısası heyecan ve zevkle okuyacağınız bir kitap.


kitapta geçen bazı ayrıntıların görsellerini de göstermeye karar verdim.
ne anlama geldiklerini kitabı okuyunca öğrenirsiniz artık :)


kitapta yine masonlardan,farmasonlara,illuminatiye ve daha pek çok
gizli örgüt ve tarikata yer verilmiş.


kitap hakkında : (alıntı)
Da Vinci Şifresi satışa çıktığı ilk haftanın sonunda büyük bir başarı kazandı. New York Times'ın en çok satanlar listesine "1 Numara"dan girdi. Aynı zamanda Wall Street Journal, Publishers Weekly ve San Francisco Chronicleın en çok satanlar listesinde ilk sıradaki yerini uzun süre korudu. Colombia Pictures kitabın film haklarını satın aldı. 

Harvard Üniversitesi Simge-Bilim Profesörü Robert Langdon, Pariste iş gezisindeyken, gece yarısı, Louvreun yaşlı müdürünün ölü bulunduğu haberini alır. Langdon ve yetenekli Fransız kriptoloji uzmanı Sophie Neveu, cesedin etrafındaki izleri takip ederek bu garip esrar perdesini araladıkça, ipuçlarının onları Da Vincinin tablosuna götürdüğünü keşfederler. Büyük usta bu sırrı herkesin görebileceği bir yere, ünlü eseri Mona Lisa tablosunun içine gizlemiştir.
Langdon bu garip bağlantıyı açığa çıkarınca tehlike artar. Cinayete kurban giden müze müdürü de, Sir Isaac Newton, Botticelli, Victor Hugo, Da Vinci ve aralarında diğer ünlülerin de bulunduğu gizli bir kuruluş olan Sion Manastırı Derneğinin bir üyesidir. 
Langdon, aydınlatmaya çalıştıkları bu tehlikeli sırrın yüz yıllardır tarihin derinliklerinde gizlendiğinden şüphelenir. Böylece Paris ve Londra sokaklarında amansız bir kovalamaca başlar. Langdon ve Neveu, kendilerini, atacakları her adımı önceden bilen esrarengiz olduğu kadar da çok zeki olan bir adamla karşı karşıya bulurlar. Eğer bu karmaşık bilmeceyi çözemezlerse Priorynin büyük yankılar uyandıracak bu çok eski gerçeği ebediyen kaybolacaktır.
keyifli okumalar...

.dan brown,kayıp sembol...


her kitabı bıkmadan tekrar tekrar okunacak bir yazar.bu kitabında da adrenalin seviyesi hep yukarıda merak ve heyecanla okunuyor.

kitabın yurt dışı kapak tasarımı bence çok başarılı.


blogu düzenleyeyim derken maalesef pek çok postumu da yanlışlıkla
 silmişim.bu okudum bitti postu da onlardan birisi.
kayıp sembol soluksuz,sıkılmadan okuduğum kitaplardan
 biriydi.öncesinde da vinci'nin şifresini okumuş ve hayran kalmıştım tabi.
dan brown'ı seviyorsanız ve gizemlere merakınız varsa kaçırılmayacak bir kitap.
kurgusu,yazarın dili her şeyiyle çok güzel.
bence zevkle okunacak kitaplardan.
masonlar,farmasonlar,illuminati daha bilmem pek çok 
gizemli olay ve bilgilere tanıklık edeceksiniz.
çok zekice kaleme alınmış bir kitap ve insana acaba 
yazar mı yazdı yoksa birileri tarafından mı yazdırıldı sorusunu sorduruyor doğrusu.
ee işin içinde illimunati olunca insan hep şüpheyle yaklaşıyor doğrusu.
laf aramızda bir ara bu illuminatiyle bozmuştum :)
sonra baktım işin içinden çıkılacak gibi değil,tek göz 
her yerdeyse,gözden büyük Allah var dedim,bıraktım araştırmayı :)


kitap hakkında : (alıntı)

Dan Brown; Da Vinci Şifresi, Melekler ve Şeytanlardan sonra Kayıp Sembolde insanlığın yüzyıllardır beklediği bir gerçeğin peşinde... Harvard Simge bilim Profesörü Robert Langdon, Kongre Binasında konferans vermesi için yakın bir arkadaşından davet alır. Ancak, Washingtona varır varmaz oldukça garip bir durumla karşı karşıya kalan profesör, kendini korkunç bir oyunun ortasında bulur. Kongre Binasna bırakılmış olan bir sembolün -yakın arkadaşı Peter Solomonın kesik eli- varlığını haber veren bir telefon, Langdonı hiç de yabancısı olmadığı bir dünyaya davet etmektedir. Antik çağlarda kullanılan bu sembolik çağrı, daveti alan kişiyi ezoterik bilgeliğin hüküm sürdüğü, çok eskilerde kalmış kayıp bir dünyaya sürükleyecektir. Sonu belli olmayan bu mistik daveti arkadaşını kurtarmak için kabul eden Langdon, bir anda masonik sırların, saklı kalmış tarihin ve o güne dek görmediği yerlerin gizli dünyasında inanılmaz bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalır. Artık cevaplanması gereken sorular vardır: İnsanlığın Altın Çağı, açılmaması gereken bir kapının aralığından sırlarıyla birlikte yok mu olacak, yoksa hikmetin ışığında tüm soruların cevapları mı bulunacaktır?...


Dan Brown22 Haziran 1964 doğumlu ABD'li yazar.
Amherst Koleji ve Philips Exeter Akademisi’nden mezun olduktan sonra bir süre eğitim gördüğü bu okullarda İngilizce öğretmenliği yaptı. Şifre çözme ve gizli hükümet örgütlerine duyduğu ilgi, 1996'da ilk romanı Dijital Kale'nin ortaya çıkmasını sağladı.
Roman, yayımlanmasından hemen sonra Dan Brown bir anda elektronik kitap listelerinde bir numaraya yükseldi. Amerika Ulusal Güvenlik Teşkilatı'nı (NSA) konu alan roman sivil halkın mahremiyeti ile ulusal güvenlik arasındaki ince çizgiyi irdeliyordu.
Başkanlık Ödülü'nü kazanmış bir matematik profesörü ile ilahiyat müzisyeni bir annenin oğlu olan Dan Brown, bilim ve din gibi paradoksal felsefelerin egemen olduğu bir ortamda büyüdü. Bu birbirini tamamlayıcı görüşlerden aldığı esinle ünlü romanı Melekler ve Şeytanlar'ı 2000 yılında yazdı. Bu yapıt da bir İsviçre fizik laboratuarı ile Vatikan kenti arasında geçen, bilim ve din odaklı bir gerilim romanıdır.
Yazar 2001'de yazdığı tekno-gerilim türündeki ikinci romanın İhanet Noktası'nda da politikada ahlak, güvenlik ve gizli teknoloji konularını işledi.
Dan Brown, büyükbabasının da mason olduğunu pek çok programda açıklamıştır. Evlerinde garip önlükler ve beyaz eldivenler bulduğunu söylemiştir.Kayıp Sembol adlı romanını da bu yüzden yazdığı düşünülmektedir. Kitabın konusu da masonluktur.
Ayrıca, 2003 yılında çıkardığı ve tüm dünyada satış rekorları kıran Da Vinci Şifresi kitabının da yazarıdır. Da Vinci Şifresi ve Melekler ve Şeytanlar kitaplarının filmi de çekilmiştir.
Sanat tarihçisi ve ressam olan eşi de araştırmalarına yardım etmekte ve eserlerine fon sağlamaktadır
hiç tereddüt etmeden kitabı alın ya da tedarik edin ve hemen okumaya başlayın derim ben.
iyi okumalar..

25 Temmuz 2013

dan brown,cehennem..


da vinci'nin şifresi,melekler şehri ve kayıp sembolü okuduktan sonra bu kitabı okumamak olmaz.
doğrusu kitabı ilk elazığ'da görmüştüm ve içim gitmişti.
en kısa zamanda alıp okumayı hayal ederken,nette e-kitap şeklinde buldum.
ama tabi ki eline alıp,kokusunu duyarak okumak gibi olmaz.
inş ilk fırsatta alabilirm.daha haruki murakami'nin 1q84'ü var.onu da alamadım :/
artık bu kitaplar ramazan duam olsunlar :)


kitap hakkında : (alıntı)
Dan Brown kuşkusuz son zamanların en fazla okunan yazarlarından biri ve en çok tartışılan yazarlar listesinin de tepesinde yer alıyor. 

Da Vinci Şifresi ile yer yerinden oynamıştı ve bir anda Hristiyan dünyasının tepkisini üzerinde toplamıştı. Bilimsel araştırmalar, dini gerçekler ile birlikte gizemli bir polisiye gerilim hikayesi oluşturan yazar daha sonra Melekler ve Şeytanlar ve Kayıp Sembol ile bu başarısı devam ettirdi.

Şimdi son eseri olan Cehennem romanı ile kendine ait tarzına devam ediyor ve bu kez Hristiyan dünyasındaki İnferno yani Cehennem kavramına el atıyor.

Dan Brown’un eserlerini bu kadar mükemmel kılan unsur ise hikayelerini yoğun araştırmalar sonrasında gerçek olaylardan kurgulaması. Dini öğeleri araştırarak gizemli gerçeklere ulaşan ve bunlardan gizemli hikayeler oluşturan yazar Vatikan tarafından kara listeye alındı bile.

Son eseri olan Cehennem ile yine büyük ses getirmesi bekleniyor ve kitap daha satışa çıkmadan ön siparişler ile birlikte en çok satanlar listesine girdi bile. 

Cehennem - Dan Brown

Dan Brown kitaplarının Simgebilim uzmanı olan kahramanı Robert Langdon Cehennem romanında gözlerini bir hastane odasında açıyor. Son olarak Harvard üniversitesindeki bir anısını hatırlayan Langdon kendini bir anda başından vurulmuş, son 48 saat içinde hiç bir şey hatırlamadan İtalya’da buluyor. Ne olduğunu anlamaya çalışırken hastanede saldırıya uğruyor ve bu saldırıdan genç bir doktorun yardımı ile kurtuluyor. Dahası cebinde üzerinde tehlikeli simgesi olan bir cihaz buluyor. Ülkesinin konsolosluğundan yardım isteyen fakat yardım yerine kendisini öldürmeye çalışan kişiyi karşısında bulan Langdon kendi ülkesinin de kendini öldürmeye çalışması ile bir şok daha yaşıyor ve genç fakat sıra dışı zekası olan doktor ile işin gerçeğini çözmek için yine simgelerde gizli olan ipuçlarının peşine düşüyor.

Floransa’nın tarihi yerlerinde başlayan macera İtalya’nın diğer büğülü şehri olan Venedik’e uzanıyor ve Longdon kendini bir genetik uzmanı olan ve dünya nüfusunun hızlı artışı nedeni ile insanoğlunun 100 yıl içinde neslinin tükeneceğini düşünen, bu yüzden ölümcül bir virüs yaratan ve bunu Dante’nin Cehennem Haritası ile ilişkilendiren deha birinin peşinde buluyor. Tek sorun bu psikopat bir hafta önce intihar etmiştir ve virüsün aktif aktif etmesine bir günden az kalmıştır ve virüsün yerini bulmak için tek umut Langdon’dur.

Dan Brown’un Cehennem romanı okurlarını yine mükemmel bir maceranın içinde sürüklüyor. Kitapta yine tarihi öğeler, gizemli sırlar ve en güzeli ise İstanbul’un tarihi köşeleri var. Yerebatan Sarayı, Ayasofya ve Kapalı Çarşı kitapta geçen yerler ve yazar gerçekten buraları mükemmel anlatmış. Görünen o ki yine mükemmel bir film Türkiye’de çekilecek.

almak istediğiniz tüm kitapları almanız dileğiyle...

23 Temmuz 2013

,aşk mutfağında...

aşk mutfağında elazığ'dan aldığım son kitaplardandı ve bir romandı.
ve bence bu roman için 448 sayfa çok fazla.


roman bir kaç çiftin aşklarını ve birbirleriyle olan arkadaşlıklarını anlatıyor.
ben çiftlerden en çok ıan ve elizabeth'le ilgilendin.
nedense en çok bu çift dikkat çekiyordu.


kitap daha çok amerikan dizilerine benziyordu.kendimi daha
 çok friends ya da gossip girl izler gibi hissettim.
bence okunmasa da olur,çok bir şey kaçırmış sayılmazsınız.
kitapta iyi olan tek şey bence kapak tasarımıydı.

kitabın yazarı jill amy rosenbaltt


alıntı :
Hayatları farklı istikametlerde seyreden ve birbirine dostluk bağıyla bağlı olan üç kadının öyküsü, yüzünüzde bir tebessüm ve hayatınızda bir iz bırakacak. Arkadaşlık, aile ve kariyer üçgeninde hayat, aşkla anlamını buluyor. Aşk avuçlarımızdan kayıp gittiğindeyse boş kalan ellerimizden dostlarımız tutuyor. Yine de aşk, bazen her şeye rağmen bizi mutlu etmek için ısrarcı olabiliyor ve her hikâyenin sonu, dostluğun dokunuşuyla mutlu sona eriyor. “Dokunaklı olduğu kadar eğlenceli ve gerçek hayattan motifler sunan bu samimi roman, yüreğinizi sarıp sarmalayacak.”

her ne kadar kitap kapağında kitap için,alengirli laflar
 edilse de ben pek beğenmedim.başladığım işi bitirmek için okudum.
daha sıcak,daha içten,daha kendinizi bulabileceğiniz bir aşk hikayesi olabilirmiş ama olmamış.
amaaaan neyse :) benim gibi para verip almayın,değmez :)
ama şanslıyım ki elazığ'da ki batı kitap evi pek çok kitabı sadece iki tl'den satışa sunuyor.
üstüne kar bile yaptım :) zira kitabın netteki fiyatı on beş tl.
kitaptan  güzel olan bir alıntı yapıp,kitabı  yerden yere vurduğum bu postu sonlandıracağım :)

her şeyi ! dedi elizabeth.sana ait ne varsa....sadece geride kalan 
kırık parçaları değil.kalbinin sadece bana ait olmasını 
ve onu kırmayacağıma dair bana güvenmeni.benim de sana
 güvenebileceğimi bilmem gerek.bana güvenen bir eş istiyorum.

kendinize okumak için daha güzel ve faydalı bir kitap bulabilirsiniz :)
benim gibi kapağına tav olmayın :)
bol okumalı,aşklı meşkli,dostlu,arkadaşlı günler :)

21 Temmuz 2013

.a moment to remember,hatırlanacak bir anı..

hatıralarım yok olursa ruhum da yok olur..


a moment to remember,kore sinemasının en güzel romantik dramlarından biri.
filmi seyretmeden önce mendil yerine yanınıza çarşaf almanızı öneririm :) 
zira her seyrettiğimde beni yeniden ağlatmayı başaran bir film.

film yakın zamanda özcan deniz tarafından evim sensin adıyla  türk sinemasına da uyarlandı.
doğrusunu söylemek gerekirse ben türk versiyonunu izlemedim.orjinali o kadar muhteşemdi ki,
film hafızamda o şekliyle kalsın istedim.
a moment to remember 2001 yapımı ve 2004 yılın da vizyona giriyor.filmin imbd puanı 8.0.
baş rollerinde daisy filminin romatik katili,muhteşem aktör  woo sung jung


 ve the classic filminin unutulmaz aşık kızı,güzel aktris son ye jin var.


daisy ve the classic filmlerinden başka bir posta bahsedeceğim.



gelelim filmin konusuna;su jin'in evli bir adamla ilişkisi vardır
 ve kaçmaya karar verirler.ve su jin'in tam da tren istasyonunda
 sevgilisi tarafından terk edilmesiyle olaylar başlar.morali çok 
bozuk bir haldedir ve garip bir şekilde cheol su ile karşılaşırlar.
kader ağlarını örer ve su jin cheol su ile babasının işleri 
dolayısıyla tanışır.artık filmde aşk başlar ve mutlu sonla
 aşkları neticelenir.asıl sonun başlangıcı da budur.
artık filmde dram,romantizm ve aşk doruk noktalarına ulaşır.
ve filmi izlerken şöyle dersiniz:bende birini böyle 
sevmek istiyorum,ve o da beni böyle sevsin.
cheol su muhteşem bir kocadır ve karısı su jin için elinden gelen her şeyi yapar.
ayrıntıları da filmi izlerken öğrenin :)


filmden muhteşem bir replik.


film birbirlerini gerçek bir aşkla seven karı kocanın hikayesi.film de iki insanın birbirlerini 
her koşul da,kayıtsız şartsız nasıl sevdiğini izliyoruz.
film,aşkın,fedakarlığın hikayesi..
filmi seyrederken sadece bir aşk hikayesini izlemiyorsunuz.film,aile,evlilik,aşk ve fedakarlık hakkında da düşündürüyor insanı.
her şey yolunda gibi görünürken hiç tahmin etmediğimiz acı olaylar bizi bulabilir ve sevdiğimiz insan için çok büyük fedakarlıklar yapmak zorunda kalabiliriz.
ne kadar fedakarlığı göze alabilir siniz ?
işte bu soruları kendimize sorduran bir film.


filmden muhteşem replikler:
affetmek,kinine kalbinde daha küçük bir oda verir.
seni tanıdım çünkü unutkandım,seni terk ediyorum çünkü unutkanım.
ben her şeyi senin için hatırlayacağım.
ben senin hafızanım.
ben senin kalbinim.

kaçırılmaması gereken aşk ve fedakarlık üzerine kurulu muhteşem bir film.

tralier

 

bir de filmden gummy'nin seslendirdiği 
güzel bir ost vereyim ve gidip iftar için masayı hazırlayayım :)

 

filmi çok şeyler vadediyor.izleyin pişman olmazsınız.
iyi seyirler.

20 Temmuz 2013

.kücük mucizeler dükkanı.

aslında bu kitabı geçen sene okumuştum.postunu da yazmıştım ama son dönemde blogumu toparlamak için uğraşırken yanlışlıkla postu silmişim :/ 
bu kitabı nerede görüp okumaya heveslendiğimi artık hatırlamıyorum ama elazığ'a ilk gittiğimde de görmüş ve istanbul dönüşünde almadım diye de çok üzülmüştüm.sonra sinemaya gittiğimiz bir gündü sanırım istanbul'dan almıştım.ben kitabı alıp da okuyana kadar ikincisi,üçüncüsü falan çıkmıştı.
neyse şimdiler de serinin dört kitabını okuyup tamamlamış bulunuyorum.sevgili debbie dördüncüyü çoktaaan çıkardı :) ben henüz onu alıp okuyamadım.


  dört farklı kadının örgü öğrenme niyetiyle tanışıp dost olma hikayeleri.birbirinden çok farklı bu dört kadının arkadaş bile olamayacaklarını düşünürken bir de bakıyorsunuz dost olup çıkıyorlar.hayalleri,hayatları,acıları çok farklı bu dört kadının ortak paydaları hayata tutunmaya çalışan dört kadın olmaları.


"Artık o eski tasasız kız değilim. Yaşadığım her günün değerini biliyorum. Çünkü hayatın ne kadar değerli olduğunu öğrendim... Hiçbir şeyi, özellikle de hayatı hafife almaz oldum. Artık hiçbir günümü boşa geçirmiyorum. Çektiğim acıların karşılıklarının olduğunu öğrendim..."

Hayatın içinden dört güçlü kadın...
Küçük mucizeler, büyük umutlar 
Ve dostluğun iyileştirici gücüne dair sımsıcak bir hikâye...
Bu kitapta mutlaka kendinizden bir şeyler bulacaksınız!

kayifli okumalar...

19 Temmuz 2013

elazığ'dan son kitap alış verişi.okudum bitti


son elazığ ziyaretinde aldığım kitapları göstermeyi unutmuş olmalıyım.elimde okuyacağım
 bir dünya kitap birikti ve benim aklım hala haruki murakami kitaplarında :)
bu dört kitabı son gidişimde aldım.


 bu kitaplar finaller zamanı elazığ'a gidişimden.jack landon'un da
 almak istediğim bir kitabı daha vardı unuttum :/
bir de erkekler aldatmaz aldatma hakkını kullanır
 adlı bir kitap daha alacaktım onu da unuttum :/


bu kitaplar islam felsefesi hocam doç.dr.ismail erdoğan'ın hediyeleri 
ama bu kitaplar ocakta elazığ'a gidişimden.
endülüsün'ün ilk filozofu batalyevsi şu an okuduklarımdan.


bu kitaplar drwilldone blogunun yaptığı çekilişten kazandığım kitaplar.araya karışmış :)


son elazığ ziyaretimden aldığım kitaplara bir göz gezdirdim de bu kez sadece roman almışım.kafa dinlemek istedim sanırım.zira koca bir yıl ilahiyat derslerinden can kalmadı :)
bir diğer etken de diyanet yayın evine uğramamak oldu tabi :)
eğer uğrasaydım kesin alanımla ilgili kitaplar alırdım.

şimdi ilk kitabımıza bir göz atalım.
sonsuz kitap'tan çıkan,aldığım bu dört kitabın kapak tasarımlarını 
çok beğendim.daha çok martı yayınları örnek alınmış.
sue moorerfoft'un tatlı düşler yeşeren umutlar'ı.
nişanlısı tarafından düğünden bir gün önce terk edilen tess'in hayal kırıklıkları 
ve aşkı yeniden bulma öyküsü.


hali hazırda şu an okuduğum jill amy rosenblatt'tan aşk mutfağında bir tutam dostluk 
bir ölçü mutluluk.
bu kitapta hemen aşk tanrıçasının yemek okulu kitabını
 hatırlatıyor insana ama konusu oldukça farklı.
arkadaşlık,kariyer,aşk ve hayat üzerine kurulu bir öykü.


kim gruenenfelder'den boş yere süslenme :)
bence de öyle zaten boşuna mı Allah çirkin bahtı versin demişler :))
yazar normalde hollywood'da senaryo yazarı,bu da onun bir roman denemesi.


son aldığım kitap katie wall'dan aşkımız şansa kaldı.
hangimizin aşkı şansa kalma dı ki :)
avusturalaya'lı bir oyuncunun hollywood'a gelme hikayesi.


aşkla örülmüş bu dört kitabı okumak zevkli olacak :) dediğim gibi bu dört kitabın
kapak tasarımlarını çok beğendim.türkiye'de kapak tasarımlarına hiç önem verilmiyor ve ortaya çok iyi kitaplar için çok zevksiz kapak tasarımları çıkabiliyor.
ayrıca dikkatinizi şuna da çekeyim bu dört kitabın yazarı da bayan
.benim pek kadın ve türk yazarları okumayı sevmediğimi hatırlayacaksınız.
ama amerika ya da ingiltere'den gerçekten okunası iyi kadın yazarlar çıkıyor.
bu kitapları da bu yüzden seçtim.yeni kadın yazar bulayım ve diğer 
kitaplarını da almak için sabırsızlanayım diye :)

son olarak hali hazırda okuduğum ve çalıştığım korece
 kitaplarımı da göstereyim ve sahneden çekileyim :) 
pratik kolay korece yazdığına bakıp sakın aldanmayın.kitabın
 pratiklikle uzaktan yakından ilgisi yok.
30 günde korece'ye gelirsek eğer,geçen sene elazığ'a gittiğimde
 diyanet kitap evinden almıştım.diynete gidip korece 
kitap alıp dönen tek arıza ben olmalıyım :)
ama 30 günde korece gerçekten korece öğrenmek ,steyenlerin alması gereken bir kitap,asıl
pratik korece kitabı bu kitap diyebilirim.
kore dili kitabı da korece öğretmekten ziyade
 kore dilinin inceliklerini anlatan bir kitap.
bu kitabı kitabın yazarı sultan ferah akpınar yeo hocamdan bizzat tanışarak aldım.
korece'ye meraklıysanız bence kütphanenizde olamsı gereken bir kitap.
çünkü kitabın içerdiği konuları ne internette ne de diğer korece kitaplarda bulamazsınız.
üstelik kore dili kitabından elde edilen tüm gelir yardım kuruluşlarına gidiyor.


son sözlerimi de söylediğime göre artık gidip biraz kitap okuyabilirim.
size de bol ve keyifli okumalar.

18 Temmuz 2013

mimlendim :) ben kimmişim ? bakın ben kimim :)


kısa bir kafa karışıklığının ardından hayal otobüsü meral tarafından mimlendiğimi anladım :)
ben nasıl yanlış anladıysam 'deli bu' tarafından mimlendiğimi zannetmiştim.
anlatsam uzun hikaye :)
neyse gelelim mim sorularımıza.bu kez kendimizi yakından tanıtmamız gerekiyor.
işte sorular:

ben kimim ?
tarih yaprakları isa'dan önce ki devirleri gösterirken (laf aramızda sene 78 :) ) ekim ayının 21'i bir istanbul öğleden sonrasında bu uzun yol aldığım hayatıma gözlerimi açmışım.
beş kardeşin en büyüğü,en sakini,tepesi atınca en sinirlisi ,tam bir terazi burcu insanı,beyza pelin'in annesi,hali hazırda artık bir ilahiyatçıyım :)

blogunun adı nereden geliyor ?
aslında alice harikalar diyarında şeklinde bir isim düşünüyordum ama sonra dedim ki burada benim düşüncelerim,hislerim,fikirlerim yer alacak demek ki bunlar benim notlarım.
yani su'nun notu :)
işte isim böyle doğdu.

blog açmaya nasıl karar verdin ?
ben örgü örmeyi sevdiğim için,örgü modellerinin yer aldığı bir blog düşünüyordum.daha sonrasında kız kardeşim gece günlüğüm adında blog açınca bana da bir heves ve cesaret geldi.
o sıralar da majör depresyon geçirdiğim vakitlerdi.benimde, beni rahatlatacak bir hobiye,içimi dökecek bir yere  ihtiyacım vardı ve tam o sıra da su'nun notu doğdu.
önceleri acemi bir şekilde bu işi götürürken,şimdilerde blogu bayağı derleyip toparladım.
şimdi blogum çok daha fazla içime siniyor.

neden yaşam blogu ?
bu  kadar hayatın içinde iken yaşamın dışından bir blog yapılamazdı değil mi ? :)

kişiliğim ?
çok iyi bir soru aslında.ama insan kendini nasıl tarif eder ki.yaşadığı son on yılın yorgunluğu omuzlarında bir kişilik.daha az sinirlenen,daha çok düşünen biri.
yaşadığı bütün olayları kendim için  tecrübeye çevirmeyi öğrenmiş biriyim.
insan biriktiririm.
kimseyi kolayca harcamam.sonuna kadar sabreden ve tolerans tanırım.
esprili,hayatı dalgaya alan ama insanlara da (bazen hak etmeyenlere de ) çok değer veren biriyim.
kırılmaktan da kırmaktan da çok korkarım.
ve saire, ve saire, ve saire :)

hoşlandıklarım ?
samimi insanlardan çok hoşlanırım,arkadaşlarımla hoş bir cafede oturup uzun uzun sohbet etmekten,
kitaplar gömülüp okumaktan,film izlemekten,ev de pineklemekten hoşlanırım :)
kahve içmekten,yemek yapmaktan,kitap ayraçları ve defter tasarlamaktan hoşlanırım.
fotoğraf çekmekten,korece çalışmaktan ve hayal kurmaktan hoşlanırım.
ve daha bir sürü şey..

hoşlanmadıklarım ?
beklemekten ve bekletilmekten hiç hoşlanmam.samimiyetsiz,her yerinden riya akan insanlardan hoşlanmam.
çok soru soran,her türlü şeye burnunu sokan insanlardan hoşlanmam.
emri vakilerden hoşlanmam.nezaketsizlikten,küfürden,kaba tavırlardan ve sözlerden hoşlanmam.
yeteeeer sıkıldım. :)

en çok sevdiğim makyaj malzemelerim :
göz kalemlerimi seviyorum.

çantamda olmazsa olmazım :
benim çantam hep kalabalık ve ağırdır.hangi birini saysam? hepsi olmazsa olmaz.ama ıslak mendilsiz ve selpaksız olmaz :) malum bayan olunca evin yarısı zaten yanımız da gezer :)
not defterim,kitabım,cüzdanım,yelpazem,güneş gözlüğüm...
en iyisi diğerlerini saymayayım :)

en son okuduğum kitap :
hz. isa'nın bilinmeyen yılları ve kayıp tibet incili.

gelelim mimlenip kendisini anlatmak zorunda kalan bloglara :)
yeni tanıdığım bu cici kızımız: deliibu.
daha önce hiç mimlenmemiş mim yazmak isteyen bir başka cici kızımız: ilahiyatcinin-dinlertarihi-gunlugu.
uzun zamandır konuşamadığım bir başka cici kızımız : kahvekokulukitap.
çiçeği burnunda mezun bir başka cici kızımız : yoldaa.
yine yeni tanıştığım ve çok sevdiğim bir cici kızımız : vanilyakokuluumutlar.

haydı hepinize kolay gelsin cici kızlar :))

14 Temmuz 2013

isa'nın bilinmeyen yılları kayıp tibet incili..


bordo-siyah yayınlarından çıkan isa'nın bilnmeyen yılları kayıp tibet incili 
hoş kitap tasarımı,ele sığan,çanta boyuyla çok okunaklı bir kitap.
bu sebeple ben bordo-siyah yayıncılığın kitaplarını okumaktan 
büyük keyif alıyorum.


rus gezgin nikolas notoviç'in kaleme aldığı bu kitap yazarın tibete yolculuğundan başlayıp,budist tapınağında aziz issa'ya ait el yazması kutsal metinleri bulmasıyla son buluyor.
yazar bulduğu el yazmalarını titizlikle tercüme ettirip,kronolojik sıraya koyduktan sonra yayımlıyor.
yayımlandığı dönem oldukça tepki toplayan kitap İslam'ın İsa anlatımını da büyük ölçüde destekliyor.
bence okunması gereken güzel bir kitap.sadece kayıp tibet incili hakkında değil,yazarın 1887 yıllarında hindistan üzerinden tibet'e yaptığı yolculuk sırasında karşılaştığı budistler,hindular ve müslümanlar hakkında da pek çok bilgi ediniyorsunuz.
keyifle okunacak bir kitap..

kitaptan pasajlar:
yazarın budist rahiple aziz issa hakkında yaptığı konuşmadan:
ve onun,o güzel ömrünü n hataya düşen günahkarlar arasında geçip gittiğini okudukça ağlıyor,onu işkenceye mahkum edip sonra öldüren tanrıtanımaz barbarlara lanet ediyoruz.

kayip tibet incili'nden:
ve issa şöyle dedi:insanın elinin yarattığı mucizelere gönül bağlayıp inanmayın,çünkü sadece tabiatın hakimi olan Tanrının doğa üstü işler yapmaya gücü vardır.insanın ne rüzgara ne de yağmura sözü geçer...

bunun üzerine issa dedi ki:....ben insanlara kalplerindeki lekeleri temizlemelerini öğütledim.çünkü Tanrının en hakiki mabedi insanların kalpleridir...

bu yüzden size söylüyorum,beslediğiniz en iyi düşünceleriniz.Tanrıdan sonra kadına yönelmeli.çünkü o,gerçek mutluluğu en kolay bulabileceğiniz kutsal bir mabettir.

alıtı:
Hıristiyan dünyası tarafından kabul edilen İncillerde İsa'nın doğumu ve İlk çocukluk yılları anlatıldıktan sonra doğrudan çarmıha gerildiği ileri sürülen otuzlu yaşlarına geçilmektedir. Hıristiyan literatüründe "kayıp yıllar" olarak bilinen bu dönemde, belli belirsiz bir şekilde, İsa'nın çöllere çekildiğinden söz edilmesine karşın, nerede yaşadığı ve ne yaptığı anlatılmaz. Notoviç taralından tesadüfi bir şekilde Tibet'te bulunan yazmalara göreyse İsa on üç yaşmda ilahi bilgisini mükemmelleştirmek ve Hint-Tibet öğretilerini öğrenmek için doğuya gitmiş ve uzun yıllar burada kalmıştır. Roma İmparatorluğu'nun siyasi etkilerinden uzak bir bölgede kaleme alınmış olan bu metinlerdeki anlatım, İslam'ın Hıristiyanlıkla polemik halinde olduğu konularda nispeten Kuran'ı doğrulamaktadır. Elinizdeki baskıda kitabın Türkçe çevirisiyle birlikte yazarın sağlığında yayınlanan İngilizce metni de bulunmaktadır.
(Ön Kapak)


keyifli okumalar.

elaziz.son olmasını istemediğim elazığ vedası...


artık bir ilahiyatçıyım..
tek ders sınavı da  bitti,bütün o stresler,ders çalışırken geçirilen uykusuz geceler,uzaktan eğitimin verdiği bütün o zorluklar,vizelere net üzerinden girdiğimizde elektrik kesilecek mi,bilgisayara bir şey olacak mı endişeleri,finaller için elazığ'a gitmeden önce bileti ucuz bulacak mıyız,kalmak için ev ayarlayabilecek miyiz,harç parasını denkleştirebilecek miyiz sıkıntıları hepsi bitti.
mutlu muyum evet ama bol miktarda hüzünle karışık.
uzaktan eğitim şeklinde okuduğumuz için türkiye'nin dört bir tarafından gelip elazığ'da toplanmıştık.şimdi en sevdiğimiz insanların her biri bir şehirde.
uzaktan eğitimle okuyup birbirimizi bu kadar çok sevdik,alıştık,güvendik ve dost olduk eğer örgün okusaydık nasıl olurdu diye hep birlikte merak ediyoruz.
bence bu kadar çok sevip,alışmanın ve dost olmanın en önemli nedeni yaşlarımızın büyük ve bir birine yakın olmasının yanında hepimizin kendine bir hayat kurmuş aile sahibi insanlar olmamızın da çok önemli bir etkisi olduğunu düşünüyorum.
insan kıymeti bilen yaşlardayız.
önce bir kaç resim göstereyim.elazığ'dan son kareler.
üç gün kaldığımız elazığ'a tabi hiç doyamadık.ayrılmadan bir gün önce akgün avm'ye sinemaya gittik,bu resimler akgün'den.






maskeli suvariye gidecektik ama arkadaşların otobüse yetişebilmeleri için çabucak dünyalar savaşı filmine girmeye karar verdik ve filme girince gerçekten çok çabuk karar verdiğimizi fark ettik :)
çünkü film zombi filmi çıktı :) 
film arasında akgün avm'de çektiğim resim.


 filmden sonra bowling oynadık,iftara gittik arkadaşlarımızı yolcu ettik ve elazığ'da hacer ve ben yalnız kaldık :/
ben bu duyguyu çok kez yaşadım,bütün arkadaşlarımı yolcu ettikten sonra en son elazığ'dan istanbul'a döndüğüm için.elazığ boş ve anlamsız kalıyor.o şehri bu kadar güzel kılan arkadaşlar.
 herkesi yolcu ettikten sonra hacer ve ben elazığ'dan bir arkadaşla buhara'ya kahve içmeye gittik.
çok hüzünlü bir günün akşamaı bol bol da göz yaşı döktükten sonra kardeşim kadir bizi  bol bol güldürdü.
sağ olsun,bize bayağı moral verdi.
işte kadir kardeşim ve kahvesi :)


                                                         biz hacer'le türk kahvesi içtik.



 elazığ'da ki son günümüzde yine buhara'ya gidip uçak saatini bekledik.
burası da buhara.



buhra'nın camından elazığ gazi caddesi.


işte elazığ'dan kitap aldım deyip deyip post yazdığım kitapları aldığım batı kırtasiye.
cümleyi anlamak zor mu oluyo ne :)


iki yıl öyle çabuk geçti ki.derslerin stresinden nasıl geçtiğini anlamadık ama şimdi odamda oturmuş bu postu yazarken çok daha rahat anlıyorum.iki yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçip gitti.
bu iki yıl benim hayatım için çok önemliydi.çünkü çok şey yaşadım.
yepyeni insanlarla tanışmanın,okuyup öğrenmenin yanında hayatımda çok şey oldu.
pek çok ciddi karar almak zorunda kaldım,aldığım kararlardan hiç pişman olmadım ama bu son elazığ macerasında keşke daha farklı olsaydı deyip hala üzerinde düşündüğüm bir kaç küçük ama çok önemli ayrıntı var kafamda.öyle işte...
bu iki yılda hayatımıza pek çok insanın girmesine izin verdiğimiz gibi bazısının da gönüllü olarak çıkıp gitmelerine izin verdik.kararlar aldık,üzüntüler,kalp kırıklıkları,yanlış anlaşılmalar ve daha bir çok şey yaşadık.
yani lafın kısası koca bir hayat tecrübesine dönüşen iki yıldı.
şimdi artık yapılması gereken yola devam etmek.

elazığ'dan ayrılırken hava alanından uçağa doğru yürürken  güçlü duygularla birlikte tam da ruhumun derinliklerinden  dua ettim hava alanında ki o kısa yürüyüşte.
ve Rabbime dedim ki;bu son olmasın,elazığ'a bir daha ki gelişim yüksek lisans için olsun ve hayatımın geri kalanı bu şehirde geçsin..
amin..
çok saygı duydugum arkadaşım yusuf hocayla son gün şu sohbeti yapmıştık.hocam dedim,demek ki Allah,elazığ'da yaşayacağım bir kader yazmıştı ki beni okul sebebiyle buraya getirip bu şehri de bu kadar sevdirdi.o da aynı benim gibi düşünüyormuş.tabi en doğrusunu Allah bilir.ama önce kulunu yeni yaşayacağı hayat için hazırlar Rab,sonra da kulun kaderi önüne serilir..
yani sözün özü,elazığ'dan ayrılırken hiçte son kezmiş gibi hissetmedim.yüreğimin en derinliklerinde öyle inanıyorum ki bu ,ben ve bu şehir arsında ki  son ayrılık değildi.
bu sonun başlangıcıydı.
artık tek yapmam gereken bu amaç uğruna çalışmaya devam etmek.
yani bu yaz bana tatil yok ales'e çalış,çalış,çalış :)
sizde bu yazıyı okuduktan sonra benim için dua ederseniz sevinirim.
Rabbim yüreğinizdekileri hayırlı ve kabul eğlesin...