31 Ağustos 2013

yeni kitaplar.

körün istediği bir tane,Allah verdi beş,altı,yedi,sekiz :))
işte en son cicilerim.
dedim ya kız kardeşimden arakladım :))
okundukça postları pek tabi ki yazılacak..


bu kitap arkadaşım nur'un hediyesi ve hali hazırda okuyorum.oldukça da beğendim.son dönemde pek çok kitap okumuş ve beğenmemiştim.


Bir zamanlar dünyanın büyük bir kısmını yöneten muhteşem bir imparatorluk vardı... 
imparatorluk hanedan, denize hakim, daha önce eşi benzeri görülmemiş labirentlerle örülü, muazzam bir kalede yaşıyordu... 
Bir gün, Deniz Tanrısı Poseidon'a meydan okuyunca, kale tek bir tufanla dalgalar tarafından yutuldu ve halkını bir daha gören olmadı...
Atlantis, yeni kuşağın Da Vinci Şifresi'dir, ama bu kez gerçek bir öykü ile karşı karşıya kalabilirsiniz!


(Arka Kapak)



 "Benzer insanların", yüzeysel bilgilerin geçerli olduğu çağımızda, "3000 yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır" diyen Goethenin günübirlik insanlarından olmama yolunda ciddi bir adım.
15. yaşgününü kutlamaya hazırlanan Sofi, bir gün posta kutusunda "Kimsin" yazılı bir not bulur. Bu sorudan hareketle, bütün bir felsefe tarihinde sorulmuş soruları ve cevapları, sürükleyici bir roman kurgusu içinde anlatan Jostein Gaarder, Umberto Econun "Gülün Adı"nda Ortaçağ teolojisini romanlaştırma gücünü bu kitabında felsefede gösteriyor.

Gaarder (1952) özellikle gençliğe yönelik kitaplarıyla tanınan Norveçli bir felsefe öğretmeni.

"Sofinin Dünyası" yayınlandığı 1991 yılından bu yana aralarında Korece, Rusça, Japonca, Arapça gibi diller de olmak üzere kırka yakın dile çevrilmiş ve yayınlandığı her ülkede en çok satan kitap olma başarısını elde etmiştir.



Sultan II. Abdülhamid 33 yıl boyunca etrafı “kurtlar”la çevrili bir ülkeyi sağ salim sahile çıkarmanın ABDÜLHAMİDİN 
KURTLARLA DANSI 2
Abdülhamidsiz bir yüz yıl yaşadık. Onun yokluğunda bir imparatorluğun un ufak oluşuna ve o enkazın içinden küçük Osmanlı diyebileceğimiz Misak-ı Milli fikrinin doğuşuna tanık olduk. Şimdi toparlanıyoruz ve yeniden küresel bir aktör olma yolundayız. Artık ufuklara bakarken kendimizden daha eminiz. Bu açılımlar döneminde bir tarih açılımı, dolayısıyla Abdülhamid açılımı kaçınılmaz. 


Mustafa Armağan Abdülhamidin Kurtlarla Dansı 2de yine özgün belge ve bilgilere dayanarak Sultan Abdülhamidin bugüne kadar anlatılmayan yönlerini okurlarına sunuyor. 

Türkiyeye eğitimde altın çağ yaşatan, Kübaya ajan gönderen, Singapura cami yaptıran, Sri Lankaya okul açtıran, New Yorktaki Webbden Londradaki Quilliama özel görevler veren, Belarusyanın ıssız köylerinde adı hala camilerde anılan bir Abdülhamid


 Sultan II. Abdülhamid 33 yıl boyunca etrafı “kurtlar”la çevrili bir ülkeyi sağ salim sahile çıkarmanın mücadelesini verdi. Hasta Adam’ın mirasının paylaşılması konusu 1850’lerde gündeme gelmişti. 1878’de Rusya karşısındaki ağır yenilgimiz, emperyalizmin iştahını kabartmıştı ve Türkiye’de darbe üstüne darbe yapılıyordu. Önce Sultan Abdülaziz’e yapıldı darbe, sonra V. Mrad’a. Sanıldı ki, Osmanlı’nın kaderi pamuk ipliğine bağlı. Nitekim Sultan Abdülhamid tahta geçtiğinde İngiliz Dışişleri Bakanı, kendisini tehdit etmiş, ‘Ayağını denk alsın, ona da öncekilere yaptığımızı yaparız’ demişti. 


Çöküş için gün sayılırken, bu 34 yaşındaki adam, 30 yılını adayacağı bir icraatın düğmesine basıyordu. Ülkeyi bir barış dönemine sokarken, kazanılan zamanda demiryolu ağından eğitim yatırımlarına kadar bir dolu projeye imza atıyordu. Kendisini feda etmişti ama 30 yılda yetiştirdiği nesil, Çanakkale’den Sina çölüne kadar emperyalizme karşı Akif’in deyişiyle ‘kıta kapma’ oyunu oynayacaktı.

“Kızıl Sultan” demişlerdi ona. Kendi açılarından haklıydılar. Çünkü Osmanlı’nın paylaşımını pahalıya getirmişti Avrupa’ya. Kansız olacağını sandıkları Osmanlı gövdesindeki ameliyat, 30 yıllık gecikme sayesinde Avrupa’nın kanlı bir iç savaşına dönüşmüş ve bir dünya meselesi haline gelmişti.

Osmanlı tarihini yeniden yazmaya koyulan Mustafa Armağan’ın titiz ve akıcı kaleminden Son Sultan’ın Kurtlarla Dansı... Kitabı okuyunca dansın bugün de devam ettiğini fark edeceksiniz...



 Bir gün Sabâ Melikesi Belkıs’tan, Âdem’le Havva’nın hikâyesini anlamanın bütün bir insanlığın da hikâyesini anlamak manasına geldiğini öğrendim. İnsanın bütün halleri Âdem’de gizliydi ve bütün macera onun hikâyesinde özetlenmişti. 
Bu cümleyi yıllarca içimde gezdirdim de bir türlü kalemi elime alamadım, anlatmaya kalkışamadım 

Ne zaman ki, kalmak için değil uğrayıp geçmek için kadem bastığımız, kök attığımız değil kısa bir gölge saldığımız şu dünyada bir cennet sürgünüyle yazgılandığımı anladım ve Kelimeler Kitabı-çift isimler sahifesinde, Âdem’le Havva’nın yanına bir de Habil’le Kabil’i ekledim. O zaman anladım anlatma zamanının geldiğini. 

Hikâyenin ismi düştü dilime bir gece: LÂ. İLLÂ, dedim. 

Bir ömür boyu aradığım hece harfinin LÂ olduğunu bildim




Kimi filozof, kimi toplum lideriydi. Hepsinin ortak özelliği yaşadıkları yıllarda kitleleri peşlerinden sürüklemeleriydi. İnsanlar onlara hayranlık duyuyordu. Ama yıllar sonra taraftarlarının kalmadığı veya çok azaldığı görüldü. Yani dünyayı aldattıkları anlaşılmıştı. Bu insanları hangi şartlar öne çıkardı, fikirlerini oluşturan ortam nasıldı? "Dünyayı aldatanlar", dünyayı aldatan bu insanlardan önde gelenlerini inceliyor.


mevlana hakkında olan bu iki kitabı daha önce okumştum ama yeniden okumak istediğim için listeme dahil olddular.


Her okuyan, kendi aklı miktarınca anlar. Söz bilmeyene bir şey öğretmek için, onun dilince konuşmak gerek.´

Mevlânâ´nın bu özlü sözü, onun hayatını ve eserlerindeki gayesini her bakımdan özetler gibidir. Elinizdeki kitap, onun en tanınmış eseri olan Mesnevî´den seçilmiş öykülerden oluşmaktadır.





"Hilale isminin anlamını sordu; Türkçede ayın ilk günlerinde aldığı yay biçimi demektir. Ülkemin bayrağında da vardır hilal..."
Elifin başkahramanı dünyaca meşhur yazar Paulo Coelho, bir süredir bilgelik yolunda gelişmesinin durduğunu hissetmektedir. Belki de yapması gereken tek şey, esrarengiz ustası J.nin tavsiyesine uyup, "Gönlünün onu çektiği yere," gitmektir....

Rastlantılar Coelhoyu Rusyaya savurur. 9288 kilometrelik yolu, bu uçsuz bucaksız ülkeyi, baştan sona trenle kat etmeye karar verir. Daha ilk durağından itibaren manevi bir arayışa dönüşen bu yolculukta ona üç kişi eşlik eder: Bir Tao ustası, Rus yayıncısı ve en ilginci, yetenekli bir keman virtüözü olan, sıra dışı genç bir Türk kadını; Hilal...

Coelho, son romanı Elifle, bir kez daha hayatı güzelleştiren hazineleri ve mucizeleri kutluyor. Zamanın, mekânın, yaşadığımız başka hayatların dışında bir yerde, katıksız "aşk"ın peşinde, ruhun upuzun yolunu kat ediyor.

Ama bu kez, bizlere çok tanıdık gelen duraklardan 



hadi bana iyi ıkumlar :))

30 Ağustos 2013

yeni geline gezmeye gitmiştik biz :)

akşam üstü yeni evlenen kız kardeşime davet edildik ama bir şatla yemek hazırlıklarını ben,sofra hazırlamasını diğer kız kardeşim yapacaktı :) çünkü yeni gelin hanıma misafir gelecekmiş ve bizden yardım istedi :)
bir gayret her şeyi hazırladık veee sohbet eşliğinde bir güzel tükettik :)
size hemen menüyü de vereyim ;
makarna salatası,özel çikolata sefası tatlım,türk hava yollarında elazığ'a giderken uçakta yediğim ve bayıldığım patlıcan salatası,yoğurtlu közlenmiş kırmızı biber salatası ve börek.
işte hazırlık çalışmaları :


 iştre masamız 


bir de bu açıdan bakın


yeni gelinin evine de bir göz atalım 









 yemekten sonra içilen kahveler,yoksa önce mi içmiştik ? :)
o kadar çok yeyip içtik ki ne ne zamandı hatırlamıyorum :)




işte özel çikolta sefam :))


yemek aslında bahaneydi,muhabbetimiz şahaneydi :)
bir laf daha patlatırsam minibüsün arkasına yazılır :))


çok hoş bir akşam oldu.yoruldum da.ama çok karlı bir akşamdı kız kardeşimden bir sürü kitap arakladım :)
geri verecek miyim ? tabi ki de hayır :)
ama o bunu biliyor mu ? ) tabi ki de hayır :)


işte bunlar hep keyif :)

çok yorucu iki sene geçti,okul bitti ve sırtımdan büyük bir yük kalktı.şimdiyse tamda  tatilin tadını çıkarma zamanı.kitap okuyup,film izleyip,dizilerimi takip edip keyfime bakıyorum :)
gerçi bir yandan da yüksek lisansa çalışmaya devam ediyorum.
yeni dönem ve yeni yıl bakalım neler getirecek,kaderimizde ki sır bakalım neler..

kitap,kahve,hello kitty,samsung,süslü kalemler :)


bol bol resim çekip tasarladığım da doğrudur ama instagramımda çalışaydı iyiydi :)
instagramda her türlü çılgınlığı yapıp resim yükleyememek tam bir dram :)
yok yok trajikomik :)
ordan burdan bahsettim şimdi gidip müzik eşliğinde kitabıma devam edeyim :)


28 Ağustos 2013

.franz kafka,akbaba..

büyük umutlarla elazığ'dan aldığım kafka kitabını hiç sevmedim.
sanırım umut ve elazığ kelimeleri yan yana bileşim göstermiyor :))


kitabın her bölümü başka bir konu hakkında ve bir konu bütünlüğü yok.varsa bile ben anlamamış olabilirim :)
onca felsefe kitabını devirdim bana mısın demediler ama bu kafka içimi şişirdi,kafamı çömelltti :))
kitabın son bölümü güzel ve sürükleyiciydi amma ve lakin
 baş bölümlerinde olayı çözmeniz biraz zaman alıyor.
bence kafka'nın da kafası karışık :))
velhasıl ben kitaptan çok sıkıldım,sevmedim ama yazarın daha çok bilinen diğer kitaplarını şimdi daha çok merak ediyorum.akbaba benim okuduğum ilk kitabıydı.

kitaptan pasajlar :
en hoşuma giden bölüm ;
prometheus
prometheus hakkında dört efsane vardır :birincisine göre tanrılar onu kendilerini insanlara ifşa ettiği için kafkas dağlarına bağladılar ve git gide büyüyen kara ciğerinden beslenmeleri için kartallar gönderdiler.ikinciye göre prometheus sürekli inen gagaların acısıyla kendisini kayalara gömmüştür,ta ki onlarla bütünleşinceye kadar.
üçüncüsüne göre,geçen binlerce yılda ihanet unutulmuştur,tanrılar unutmuş,kartallar unutmuş,hatta kendisi unutmuştur.
dördüncüsüne göre sebepsizleşen şeyden yorgun düşülmüştür.tanrılar yorulmuş,kartallar yorulmuş,yara yorgun kapanmış.
geriye açıklanmayan kayalıklar kaldı.efsane açıklanmayanı açıklamaya çalışıyor.gerçek bir sebepten kaynaklandığından açıklanmayanda son bulmak zorundadır.

mezar bekçisi bir dram
ölüler rahat bırakılmalı.

son mektuplar
çok sevgili max,geride bıraktığım her şeyi ( yani kitap sandığında,çamaşır dolabında,yazı masasında,evde ve büroda veya başka yere taşınmış olabilecek her yerde ve bulduğun her şeyi ) hatıra defterlerini,el ya,benim yazdığım veya bana yazılmış mektupları,bunlardan başka bulacaklarını,aynı zamanda sende veya başkalarında bulunan yazılmış veya çizilmiş olan her şeyi,geride bir şey kalmayacak şekilde okumadan yakmanı istiyorum.sana verilmek istenmeyen mektupları en azından elinde bulunduranlar yakmayı kendilerine görev bilsinler..

yazar böyle bir vasiyette bulunsa da arkadaşı yazarın bu vasiyetine uymamış ve bütün yazdıkları ölümünden sonra yayımlanmıştır.bu paragrafa bakılacak olursa kafka nefes aldığı her anı kaleme almış gibi.her yere bir şeyler yazıp tıkıştırmış ve dipten köşeden her yerden yazıları fışkıracak gibi duruyor.bunu da bildiği için hiç bir ayrıntıyı kaçırmadan arkadaşını tembihlemiş ve yakılmasını vasiyet etmiş gibi.ama arkadaşı bu vasiyete iyi ki uymamış ve biz kafka'yı daha fazla okuma imkanı bulmuşuz...

alıntı :
Babaya Mektup & Akbaba 

Yıllarca teknolojiye koşan insan, son yıllarda teknolojiden kaçıyor. Bu kaçışta tek sığınağı bir zamanlar olduğu gibi doğal yaşam biçimidir. Doğayı ve doğalı kullanma ve tüketme hakkına sahip olan insan, günümüzde doğaya döndüğünde aradığını bulabiliyor mu, bıraktığı gibimi ?
Yazın ortasında kışı, kışın ortasında yazı yaşayan insan, bir anda ürkütücü sel baskınları ile karşı karşıya kalıyor. Neden?
Yıllar önce tükettiği ekmeğin, sebzenin ve meyvenin tadını arayanlardan mısınız?
Bu ve benzeri birçok sorunun cevabı bu kitapta…
Bitkileri sürekli kaynatıp durarak onlardan faydalandığını zannedenlerden misin?
Etrafında gördüğünüz, bazen üzerine basıp geçtiğiniz bitkilerinde insanlar gibi bir kimyası olduğunu biliyor musunuz? Peki, bu kimyayı ve içerdikleri aktif maddelerin suya karışım sıralarını bilmeden onlardan en iyi şekilde fayda sağlayamayacağınızın farkında mısınız..

Kafka büyük bir dahi, büyük bir mucit, büyük bir yenilikçi... Kafka her şey. Kafka hiçbir şey. Kafka sadece büyük bir yalnız. Hayattan beklentisi olmayan bir yalnız. "Karanlık bir tünelin içerisine yazar gibi yazmak gerek" diyor. Onu anlamaya çalışmak en büyük hata. Karanlık bir tünele girmekten başka çare yok!
(Tanıtım Bülteninden)

iyi okumalar...

27 Ağustos 2013

günün sürprizi

bugün güne iki büyük sürprizle başladık.beyza pelin katıldığı ilk çekilişten hediye kazanmıştı postacının kapıyı çalmasıyla uyandık.derken hediyenin heyacanına kapılmış açıp bakıyorduk ki pelin'in yüzündeki kızarıklıkları fark ettim.bütün vücudunda da vardı,kırmızı noktalara gark olmuş prensesim :) .apar topar doktora gittik ki kızamıkmış.ilaçlarını aldık eve döndük,şimdi uzanmış yattığı yerden çizgi film keyfi yapıyor :) 

işte kazandığı ilk hediyesi.lisanslı galatasaray silgisi :)

                                                   lise bitene kadar bitmez artık bu silgi :)


doktorumuz biraz kararsız kaldı alerji de olabilir dedi.ama kızamık olsa da olmasa da aynı ilaçlar verilecek zaten dedi.eğer geçmesse hemen hastaneye götürün demeyi de unutmadı.geçer inş.şimdilik pelin gayet iyi şükür.


anne beni utandırma dedi ve yüzünü kapattı :)


24 Ağustos 2013

Antique Bakrey

Dört adamın eğlenceli hikayaesi Antique Bakrey..


Yanlış hatırlamıyorsam bu filmi geçen sene majör depresyon geçirirkene  :) görmüş,bilgisayarıma indirmiş ve çok beğenmiştim.Genelde online olarak izliyorum filmleri indirmek zor geliyor.Bir de o zamanlar jdowlnloder programı kullanıyordum ve sadece online izlenilmeyen filmleri yeppudaa'dan indirerek izliyordum.
Sonra kız kardeşim bilgisayarıma torrent programını kurdu ki film indirmemeye tövbe eder hallere düştük :) 
İnsan deliye dönüyor yaf,onuda indireyim,bunu da indireyim derken filmleri depolayacak yer bulamıyorsun :))


Gelelim filmimize,7,0 imdb puanına sahip olan filmimiz komedi-dram ve yapım yılı 2008.
Vaktiyle Japon mangasıymış,sonra Japon dizisine dönüşmüş sonra animeye evrimleşmiş ve en nihayetinde Koreliler biz bu işi sizden daha iyi yaparız deyip alıp filmini çekmişler :)
Konusu şöyle ; küçükken pastayı çok seven ve oğlu ölmüş bir manyak tarafından kaçırılmış ve büyüdüğünde pastacı dükkanı açmaya karar vermiş bir adet zengin ve yakışıklı bir oğlan kendine ekip toplarken birbirinden çok farklı dört adamın bir araya gelmesine sebep olur.Filmde bu dört adamın arkadaş olurken bir yandan da gizli gerçeklerin açığa çıkmasını izliyoruz.
Aslında çok eğlenceli bir film olmasına rağmen sakın annenizle falan izlemeye kalkmayın,çünkü filmde bazı sürprizler var.Sonra anneniz kızım sen manyak mısın böyle filmler mi izliyorsun diye sizi azarlayabilir :))Ama film  kesinlikle +18 değil.
Şimdi filmin kahramanlarını size anlatayım da nedir acaba bu sürpriz dediğiniz şey de ortaya çıksın :)

Kim Jae Wook.Coffie Prince'nin cool,filozof ,adam gibi adamı,
Bad Guy'ın da acınası talihsiz evlatlığıydı.:) Bu filme de bambaşka bir rolle karşımıza çıkıyor.Filme gay bir pasta şefini canladırıyor ve bence rolünü çok naif ve iyi oynamış.İnsanı iğrendiren,sinirlerini attıran bir yanı yoktu,nasıl olduysa filmde ki gaylik çok dozunda verilmişti.Bir kaç sahne dışında başından sonuna kadar eğlenerek izleyeceğiniz bir film olmuş.Ve bence daha da önemlisi film kesinlikle bir gay filmi değil,sadece bu unsurun biraz belirgince altı çiziliyor hepsi o kadar.Kim Jae Wook oyunculuğunu çok beğendiğim aktörlerden ve bence pek çok zor rollerin başarıyla altından kalkabilir.Bu filmde de öyle olmuş.Laf aramızda gerçek hayatta da gay olduğunu düşünüyorum,bir onun birde Jang Geun Suk'un bana neyse :))


  Yoo Ah İn Doğrusu bu çocuğu daha önce nerede izledim hiç bilmiyorum,hiç hatırladığım bir oyuncu değil ama bu filmde pastacı olmak isteyen boksör rolünü çok sevimli bir şekilde canlandırmış.Zaten bu filmde ki rolü için başka da söyleyecek bir şey yok,geçelim :)

Choi Ji Ho.Daha önce Lee Jun Ki'nin izleyipte çok beğendiğim dizisi Time Between Dog and Wolf'ta oynamış olan oyuncu şahsiyet ama dizi de kim kimdi hiç hatırlamıyorum şimdi :) ama dizinin ost'leri çok güzeldi.Bu filmde de zengin ve yakışıklı baş rolümüzün kahyasının oğlu rolünde.Dıdımın dıdısının dıdısı yani :))


En nihayetinde baş rol oyuncusuna geldi sıra.Ne demişler as solistler en son çıkar :)
Joo Ji Ho.Benim izlemeye hiç yeltenmediğim,milletin deli gibi hayranı olduğu  Goong / Düşlerimin Prensi dizisinin yakışıklı prensi.Annem bile izledi o diziyi :) O dizi zamanlarındamı yoksa daha sonralarımı tam olarak emin değilim uyuşturucu problemi yüzünden kariyerini tehlikeye atmış bir isim.Bu filmde de sanırım uyuşturucu yüzünden oldukça zayıflamış olarak izliyorsunuz onu.Ama yine de filmde oldukça yakışıklı çıktığı gibi rolünün de hakkını vermiş.
Artık film hakkında ki özlü düşüncelerime geçebilirim.
Film bence daha çok Fransız filmi Amelie tadında yada bana o filmi çok anımsattı.Filmin fantastik bir anlatım tarzı var.Sahne tasarımları,kostümler çok hoştu.Buna birde sevimli ve yalın oyunculuklarda eklenince gerçekten zevkle izlenecek eğlenceli bir filme dönüşüyor.Filmde sahne geçişleri,gift tarzı sahneler çok ama çok güzeldi bence.Eğlenceli zaman geçirmek istiyorsanız izleyin ama bir Disy,bir A Moment To Remember gibi çok çok kaliteli unutulmaz Kore filmlerinden zannetmeyin.


Hemen yukarıda resimde de Kore filmlerinde ender rastlanan bir olaya  şahitlik ediyorsunuz,Fransız bir oyuncu kadroda,çünkü Koreliler her ne kadar sarışın mavi gözlü insanlara hayran olsalar da oldukça milliyetçi bir millet.Ve dizi ve filmlerinde yabancı oyunculara çok nadir yer veriyorlar.Yani bizi de ki gibi kendi ülkesinde kale bile alınmayan kadın ve adamları alıp başlarının tepesine çıkarmıyorlar.İyide yapıyorlar.Biz de ki oyuncu kirliliğine bir baksanıza.

 Arkadaşlarınızla,karınızla,kocanızla oturup izleyebileceğiniz ve çokta eğlenebileceğiniz bir film.
En azından ben kefilim.:) Birde filmi indirerek izlemenizi tavsiye ederim görüntü kalitesi açısındanO zaman film daha zevkli hale gelir.







tralier 
                                       
Birde filmin Japonca bir ost'sini vereyim.
 Antique,Life Goes On
                                       


keyifli izlemeler....

21 Ağustos 2013

ben seni hala.ümit yaşar oğuzcan.

bazen biz söyleyemeyiz de şairler söyler..


Ben Seni Hala.... 

Hasret kalbimden vururken, resmin karşımda duruyor... 
Gözümde tüterken yüzün, bütün fotoğraflarda gülümsüyorsun. 
Zaten, hep gülümsemez miyiz; bazen gerçek, bazen sahte... 
Belki, bir gün birisi özlemle baktığında, mutlu hatırlasın isteriz. 
Gelip de geçtiğimizin her zaman bilincindeyizdir de, çok ender fark ederiz. 
Ölümle yüzleşene dek, hayat karmaşasında tüketilir günlerimiz. 
Kalan oluncaya dek, daha çok üzülürdüm yitenler için... 
Yine de ölen için, daha zor olmalı ölmek... 
Zaten kolay olsaydı, çoktan bırakmış olurdum hayatın yakasını; her gece kapımı çalmasın diye hasret... 
Kulaklarımda çınlamasın diye sesin... 
Her gün, tekrar tekrar sevmeyeyim diye seni... 
Ve her gece, yanmasın diye içim... 

Ardından bakarken yüreğime akan yaşlar, sapsarı bir gül düşürdü toprağıma. 
Dikenleri kanatsa da zaman zaman, kokusu her dem taze... 
Kaybettiğim her şeyle anlam kazanan hayat; o ilk anda, yine düştü gözümden... 
Ve bir gün yine yüceldi; üstelik sen dönmeden. 
Kayan her yıldızla buğulanan gözlerim, umudu arıyordu; doğan her güneşte, gülümseyen her yüzde... 
Bir gün, aynada çıktı karşıma... 
Şaşırmadım görünce. 
Böyle öğretmişti hayat; düştükçe kalkmalı, kim ölse yaşamalıydık! 
Ben de yaşadım! 
Gel gör ki, sen hala: 
Ardından ağıtlar yazdığım; 
Yokluğuna methiyeler düzdüğümsün. 
Bir bahar sabahı kolsuz kanatsız bırakan, 
Bir yangın yerinde sarı bir gül unutansın. 
Sen, 
Rüyalarda bile görüşemediğim; 
Her zaman yüreğimdeyken, erişemediğimsin! 
Sen hayatı ilk reddeden, 
Ölümle ilk yüzleşensin... 
Kendimi, hep beklerken bulduğum gelmeyenim; 
Asla dönmeyecek olan gidenimsin! 
Sen, 
Sevinci kalabalık, kederi yalnız; 
Yüreği hüzünlü, gözleri yaşsız; 
Hep batarken rastladığım güneşimsin. 
Eski bir vazoda kurumuş sarı güller, 
Sarı bir defterde solmuş şiirlersin... 
Sen sadece dünümsün; bugünüm, yarınım değil. 
Ama, 
Dünde kalmak istemezsin bilirim. 
Seni hatırlatıp durur; gittin gideli yüreğim! 
Ne yazsam anlatamaz; sana olan özlemimi, sana olan sevgimi... 
Bilmem son sözlerim; bana yaptığı gibi, seni de titretir mi? 
Gülleri sarı severim; toprağı ıslak... 
Türküleri yanık, şiirleri hoyrat! 
Havayı nemsiz, çayı demsiz... 
Bir seni olduğun gibi, 
Bir seni her şeye rağmen, 
Bir seni, hala!... 

Ümit Yaşar Oğuzcan 

17 Ağustos 2013

elaziz.Son kez mi Elazığ ?

Valizimde büyük umutlar ve dualar son kez çıkıyorum Elazığ yolculuğuna...
Rabbim duam kabul olarak dönmeyi nasip et...

Son kez çıkıyoruz Elazığ yolculuğuna.
Böyle deyip deyip Elazığ beni yeniden çağırıyor.
İnşAllah yine böyle olur.
Küçük bir valiz ve büyük dualar ve umutlar hazırladım.
Niye bu şehirde bu kadar ısrar ediyorum peki 
O kadar çok sebebi var ki...
Yeni bir şehirde,yeni insanlarla,yeniden bir hayata başlamak korkutuyor beni.
Hayatımın belli döneminde mutlu olmadığım bir yerde mutlu olmadığım bir hayat yaşamak zorunda kaldım.
Yine aynı şeylerin olmasından korkuyorum.
Büyük bir şehirde küçük kızımla  yalnız bir anne olarak hayata başlamaktan,şehrin kalabalığında kaybolup gitmekten korkuyorum.
Çok küçük bir şehirde yine yalnız bir anne olarak küçük kızımla çaresiz kalmaktan korkuyorum.
Tanımadığım bir şehirde hayata yeniden başlamaktan korkuyorum.
Elazığ'ı artık tanıyorum,O'da beni tanıyor.
 Ve orada kuracağım yeni hayattan kokmuyorum.
Yalnız da olsam bir başlangıç yapmaktan korkmuyorum orada.
Tanıdık insanlar,tanıdık yerler,sevdiğim bir okul,sevdiğim hocalar,sevdiğim insanlar...
Aylardır bu dua gönlümde.

Şimdi yola çıkıyorum diplomamı alıp,yüksek lisans başvurusu yapmaya.
Eğer şimdi olmazsa zaten ekimde yeniden sınava gireceğim ve sadece gidişim ve hayallerim ertelenmiş olacak.
Ama içimde öyle bir his var ki Rabbim benim duamı çoktan kabul etti ve ben duamın kabul olduğunu görmek için sadece biraz daha yaşamalıyım.
Ben Rabbime güveniyorum,inanıyorum ve kalbimde duamın kabul olmayacağına dair hiç şüphe yok.
Ama yine de bir kul olarak üzerime düşen görevi yapmalı ve Rabbimden istemeye devam etmeliyim.
Yüce Rab sizin ve benim kalbimizde ki dualarımızı hayırlı ve kabul eylesin.

Aziz şehir Elaziz..
Harput'tan bir görünüş..


Kimin aklına gelirdi ki bu kadar sevmek.Bu kadar çok dost edinmek.
Bu kadar çok hatıra biriktirmek..
Kazandığım da oturup ağladığım yer,şimdi yaşamak istediğim tek yer.
Bunda geçmiş on yılın izleri ve birikmişlikleri en önemli etken tabi.

Valizimde büyük umutlar ve dualar son kez çıkıyorum Elazığ yolculuğuna...
Rabbim duam kabul olarak dönmeyi nasip et...

14 Ağustos 2013

gece gezgini,katherine marsh

gece gezgini
katherine marsh


doğrusu ben biraz sıkıldım.okuduklarımı çok fazla hayalimde canlandıramadım.ya da kitabı okumaya başladıktan sonra aslında yazarın fantastik çocuk edebiyatı yazarı olduğunu öğrendiğim için oldu bilemiyorum.
yine de kendimi biraz herry potter filmi izler gibi,biraz da hayao miyazaki'nin ruhların kaçışı animesini izler gibi hissettim.aslında güzel bir kitaptı,ön yargım oluşmasaydı :/
bence daha çok on dört ,yirmi dört yaş arası gençleri mutlu edecek bir kitap.
böyle bir sayı verdim çünkü çevremde bu yaş aralığında olan çok fazla herry potter ve miyazaki hayranı genç var.bu kitap onları mutlu edecektir.
14 yaşında ki jack'in hikaeysi.jack bir gün bir trafik kazası geçirir ve ruhları görmeye başlar.daha sonra  fantastik bir maceraya çıkar ve annesini ruhlar aleminde kendisle aynı yaşta olan ruh bir kız olan euri ile birlikte aramaya başlar.
ve hikaye böylelikle gelişir.

katherine marsh


alıntı
Katherine Marsh 1974 doğumlu bir yazar. Çocuk Fantezi edebiyatı yazarı olan Marsh en çok, Türkçeye Gece Gezgini adıyla kazandırılan The Night Tourist isimli kitabıyla tanınıyor. 2008 Edgar Award for En İyi Gençlik Fantezi Edebiyatı ödülünü Gece Gezgini isimli kitapla alan yazarın bu romanı GOA Yayıncılık tarafından yayımlandı.Hem mitoloji, hem de klasik edebiyat karakterlerini okuyucularla buluşturan  Gece Gezgini romanı sadece gençleri değil, büyükleri de etkileyecek bir kitap. Yazar,çocuk/gençlik kitaplarının tabusu olan intiharla da okuyucuyu yüzleştiriyor. Hayaletler" dünyasına ait anlattıkları da zengin bir hayal gücünün ürünü.

"Ta taa! Karşınızda 61inci peron!" dedi Euri, asma kilitli kapıyı gösterirken.
Fakat Jack kapıya bakmıyordu. "Burası nereye gidiyor?" diye aşağıya giden merdivenleri işaret ediyordu.
"Orası mı? İstasyonun diğer katlarına gider." dedi Euri. "Görmek ister misin?"
Merdivenlere yaklaşan Jack aşağıya baktı. "Fakat rehber sadece iki kat olduğunu söylemişti."
"O turist turu. Ben sana gerçek bir tur veriyorum. Dokuz kat var."
Jack birden rüyasında New Yorkun altında dokuz kat olduğunu söyleyen hemşireyi hatırladı.
"Dokuz mu?" diyerek Euriye baktı ama Euri kollarını göğsünde birleştirerek gözlerini doğruca ona dikti.
"Pekâlâ," dedi, "gel seni gezdireyim." Sırıtarak devam etti, "Orada apayrı bir dünya var."
Jack rüyada olup olmadığını kontrol etmek için kendi kolunu çimdikledi. Arkasındaki kırmızı yarım ay şekillerine baktı. Başından geçen kaza aklına geldi.
"Hadi gidelim!" dedi Euri neşeyle merdivenleri inerken. Jack da büyük demir kapıya tutunarak onu takip etti.

kitabı bence evanescence'nin lies şarkısı eşliğinde okuyun daha etkili olacaktır :)


keyifli okumalar...

11 Ağustos 2013

kim gruenenfelder,boş yere süslenme..

kim gruenenfelder
boş yere süslenme


elazığ'dan aldığım ve hali hazırda okuyup beğenmediğim kitapları biliyorsunuz.
ama bu kitaptan hoşlandım çünkü yazarın çok güzel anektodlarıyla doluydu.
gerçi modern amerikan ilişkileriyle örülü,gerçek sevgiyi arayan otuzlu yaşlarında ki kariyer sahibi kadın ve erkekleri anlatan bir kitaptı.ama dediğim gibi çok hoş mesajlar vardı kitapta.
charlie ünlü bir aktörün asistanıdır ve tüm hikeye charli adlı otuz yaşında ki genç kadın hakkındadır.
charlie doğmamış yeğeninin torununa yada onun gibi bir şeydi :)
bir öneri kitap yazar ve hayatının bütün tecrübeleri bu kitapta notlar halinde sıralanmaktadır.
bence hoş bir kitaptı,sıkılmadan okuyacaksınız.

kim gruenenfulder hollywood'da bir senaryo yazarıdır ve bu kitap onun ilk kitabıdır.
ve ben başarılı buldum.
devamı gelsin :)


kitap,sonsuz kitap'tan ve çok hoş bir kapak tasarımı var.


kitaptan çok hoşuma giden pasajlar :
bağlanmaktan korktuğum için kusursuz bir adamı feda ediyorum.

hiç bir zaman kaybeden hisseye para yatırma.ilişkiler konusunda da hiç bir zaman zamanını boşa harcama.
zararın neresinden dönersen kardır.bas tekmeyi itin k..,gitsin.
hahahaha süper kadın ya :) bu da su'nun notu :)

kafadan kontak ailemi anlatmaya kalksaydımkorkup kaçabilirdi.Allah biliyor ya,ben bile korkuyorum bazen.
dedim ya süper kadın :)

bekar birine,sevgilin var mı diye sorma.işsiz birine iş bulabildin mi ? diye sorma.evli bir çifte çocuk yapmıyor musunuz ? diye sorma.bu şekilde sohbet edemezsin.ancak karşındakini prozak almaya itersin.
demek ki bu sorular sadece biz türklere has değilmiş :))
süper kadın süper :)

kitap daha pek çok güzel anektodla dolu.bazısını da
 twitter adresimde bulabilirsiniz.oraya da yazdım :)

bulduğunuzda zevk alarak okuyacağınız bir kitap.best seller olmaz ama çok hoş mesajlarla hoş vakit geçirmeyi garanti edebilen bir kitap.

alıntı :
"Asla telefon başında bekleme!" "Erkeklerin peşinden koşma!" "Kalbine söz geçiremezsin..." Charlie, Hollywood'un en seksi aktörü seçilmiş olan Drew Stanton'un asistanıdır. Otuz yaşına geldiği hâlde müzmin bir bekâr olarak yaşamına devam eder... Üstelik bir de kız kardeşinin düğününde baş nedime olmak zorunda kalır... Ve hayatına aniden, hayalinin prensi girer... Olaylar bu şekilde gelişirken Charlie, yeğeninin torununa - anne olamayacağından korktuğu için - bir kitap yazmaktadır. Kitap, yıllar boyu edindiği tecrübeleri ve önemli hayat derslerinden oluşacak... "Bir Hollywood senaryo yazarı olan Gruenenfelder, Hollywood'un ortamına ve ilişkilere çok hâkim. İyi yazılmış karakterler ve hınzır espri anlayışı bu türün alışıldık romanlarının içinden kolayca sıyrılmasını sağlıyor."Library Journal" Günümüz aşk hayatına taptaze bir içtenlikle eğlenceli bir bakış... 
-Cincinnati Public Library -
(Tanıtım Bülteninden)

Boş Yere Süslenme 

Charlie, Hollywoodun en seksi aktörü seçilmiş olan Drew Stantonun asistanıdır. 

Otuz yaşına geldiği hâlde müzmin bir bekâr olarak yaşamına devam eder…
Üstelik bir de kız kardeşinin düğününde baş nedime olmak zorunda kalır… Ve hayatına aniden, hayalinin prensi girer…
Olaylar bu şekilde gelişirken Charlie, yeğeninin torununa -anne olamayacağından korktuğu için- bir kitap yazmaktadır.
Kitap, yıllar boyu edindiği tecrübeleri ve önemli hayat derslerinden oluşacak…
“Bir Hollywood senaryo yazarı olan Gruenenfelder, Hollywoodun ortamına ve ilişkilere çok hâkim. İyi yazılmış karakterler ve hınzır espri anlayışı bu türün alışıldık romanlarının içinden kolayca sıyrılmasını sağlıyor.”
- Library Journal
“Günümüz aşk hayatına taptaze bir içtenlikle eğlenceli bir bakış…”
- Cincinnati Public Library

keyifli okumalar...

5 Ağustos 2013

stardust / yıldız tozu

zevkle izleyeceğiniz fantastik bir film önereceğim size.
yıldız tozu


robert de niro'dan,michelle pfeiffer'a kadar ünlü oyuncuların oynadığı bu filmin imbd puanı 7,7


konusu kısaca şöyle: tristian sevdiği kadına bir yıldız getirmeye söz verir.ve yola çıkar derken gökten düşmüş bir yıldızla karşılaşır ve onu sevdiği kadına götürmek üzere birlikte yola çıkarlar.derken olaya bir kraliyet ailesi ve gençleşip güzelleşmek isteyen üç cadı da dahil olur.
yani sözün özü film anlatılmaz izlenir :)




alıntı
Dünya’yı seyrederken öğrendiğim bir şey varsa insanların göründüğü gibi olmadıkları. Burada gördüğüm veya hissettiğim kadarı ile kişiler her zaman ''turuncu'' renkli insanları merak ederler veya beğenirler..Bu tam olarak ne demek ? Düşündüğünden farklı veya tanıyamadığın , çözemediğin kişiler için geçerlidir.Hem dış görünüş olarak hemde içindeki yaşadıklarını ele alarak..Normal seyirde ilerleyen film ilk önce merak ' a bırakarak daha sonra bize aşk , sevgi , cesaret , korkuyu gösteren değişik ama güzel bir yapım izlediğimizi söylemek mümkündür.Belki fazla kişi tarafından pek bilinen bir film olduğunu söyliyemeyiz.Çünkü genel olarak izleyiciler fantastik , macera içerikli. Romantik-Dram ' lardan uzak dururlar. Çünkü ben orada tam olarak romantik ve dram ' ı içinde hissederim diyemezler..Ama burada harika bir şekilde her taraftan birer parça alarak pastayı çok iyi şekilde hazırlayan bir senaryo ve yönetmenimiz var..Çilek kısmını biz izleyerek en üstte koyduğumuzda bu hazır bir pasta haline gelicektir..Ve doya doya afiyet ile yiyebilirsiniz..İyi seyirler..


akşamınızı zevkle geçirmenizi sağlayacak bir film.izleyin pişman olmazsınız.
tralier


 

filmin soundtrcak'ından 
take thad-rule the wrold
bıkmadan dinlediğim çok hoş bir parça

 

iyi seyirler..