31 Ağustos 2013

yeni kitaplar.

körün istediği bir tane,Allah verdi beş,altı,yedi,sekiz :))
işte en son cicilerim.
dedim ya kız kardeşimden arakladım :))
okundukça postları pek tabi ki yazılacak..


bu kitap arkadaşım nur'un hediyesi ve hali hazırda okuyorum.oldukça da beğendim.son dönemde pek çok kitap okumuş ve beğenmemiştim.


Bir zamanlar dünyanın büyük bir kısmını yöneten muhteşem bir imparatorluk vardı... 
imparatorluk hanedan, denize hakim, daha önce eşi benzeri görülmemiş labirentlerle örülü, muazzam bir kalede yaşıyordu... 
Bir gün, Deniz Tanrısı Poseidon'a meydan okuyunca, kale tek bir tufanla dalgalar tarafından yutuldu ve halkını bir daha gören olmadı...
Atlantis, yeni kuşağın Da Vinci Şifresi'dir, ama bu kez gerçek bir öykü ile karşı karşıya kalabilirsiniz!


(Arka Kapak)



 "Benzer insanların", yüzeysel bilgilerin geçerli olduğu çağımızda, "3000 yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır" diyen Goethenin günübirlik insanlarından olmama yolunda ciddi bir adım.
15. yaşgününü kutlamaya hazırlanan Sofi, bir gün posta kutusunda "Kimsin" yazılı bir not bulur. Bu sorudan hareketle, bütün bir felsefe tarihinde sorulmuş soruları ve cevapları, sürükleyici bir roman kurgusu içinde anlatan Jostein Gaarder, Umberto Econun "Gülün Adı"nda Ortaçağ teolojisini romanlaştırma gücünü bu kitabında felsefede gösteriyor.

Gaarder (1952) özellikle gençliğe yönelik kitaplarıyla tanınan Norveçli bir felsefe öğretmeni.

"Sofinin Dünyası" yayınlandığı 1991 yılından bu yana aralarında Korece, Rusça, Japonca, Arapça gibi diller de olmak üzere kırka yakın dile çevrilmiş ve yayınlandığı her ülkede en çok satan kitap olma başarısını elde etmiştir.



Sultan II. Abdülhamid 33 yıl boyunca etrafı “kurtlar”la çevrili bir ülkeyi sağ salim sahile çıkarmanın ABDÜLHAMİDİN 
KURTLARLA DANSI 2
Abdülhamidsiz bir yüz yıl yaşadık. Onun yokluğunda bir imparatorluğun un ufak oluşuna ve o enkazın içinden küçük Osmanlı diyebileceğimiz Misak-ı Milli fikrinin doğuşuna tanık olduk. Şimdi toparlanıyoruz ve yeniden küresel bir aktör olma yolundayız. Artık ufuklara bakarken kendimizden daha eminiz. Bu açılımlar döneminde bir tarih açılımı, dolayısıyla Abdülhamid açılımı kaçınılmaz. 


Mustafa Armağan Abdülhamidin Kurtlarla Dansı 2de yine özgün belge ve bilgilere dayanarak Sultan Abdülhamidin bugüne kadar anlatılmayan yönlerini okurlarına sunuyor. 

Türkiyeye eğitimde altın çağ yaşatan, Kübaya ajan gönderen, Singapura cami yaptıran, Sri Lankaya okul açtıran, New Yorktaki Webbden Londradaki Quilliama özel görevler veren, Belarusyanın ıssız köylerinde adı hala camilerde anılan bir Abdülhamid


 Sultan II. Abdülhamid 33 yıl boyunca etrafı “kurtlar”la çevrili bir ülkeyi sağ salim sahile çıkarmanın mücadelesini verdi. Hasta Adam’ın mirasının paylaşılması konusu 1850’lerde gündeme gelmişti. 1878’de Rusya karşısındaki ağır yenilgimiz, emperyalizmin iştahını kabartmıştı ve Türkiye’de darbe üstüne darbe yapılıyordu. Önce Sultan Abdülaziz’e yapıldı darbe, sonra V. Mrad’a. Sanıldı ki, Osmanlı’nın kaderi pamuk ipliğine bağlı. Nitekim Sultan Abdülhamid tahta geçtiğinde İngiliz Dışişleri Bakanı, kendisini tehdit etmiş, ‘Ayağını denk alsın, ona da öncekilere yaptığımızı yaparız’ demişti. 


Çöküş için gün sayılırken, bu 34 yaşındaki adam, 30 yılını adayacağı bir icraatın düğmesine basıyordu. Ülkeyi bir barış dönemine sokarken, kazanılan zamanda demiryolu ağından eğitim yatırımlarına kadar bir dolu projeye imza atıyordu. Kendisini feda etmişti ama 30 yılda yetiştirdiği nesil, Çanakkale’den Sina çölüne kadar emperyalizme karşı Akif’in deyişiyle ‘kıta kapma’ oyunu oynayacaktı.

“Kızıl Sultan” demişlerdi ona. Kendi açılarından haklıydılar. Çünkü Osmanlı’nın paylaşımını pahalıya getirmişti Avrupa’ya. Kansız olacağını sandıkları Osmanlı gövdesindeki ameliyat, 30 yıllık gecikme sayesinde Avrupa’nın kanlı bir iç savaşına dönüşmüş ve bir dünya meselesi haline gelmişti.

Osmanlı tarihini yeniden yazmaya koyulan Mustafa Armağan’ın titiz ve akıcı kaleminden Son Sultan’ın Kurtlarla Dansı... Kitabı okuyunca dansın bugün de devam ettiğini fark edeceksiniz...



 Bir gün Sabâ Melikesi Belkıs’tan, Âdem’le Havva’nın hikâyesini anlamanın bütün bir insanlığın da hikâyesini anlamak manasına geldiğini öğrendim. İnsanın bütün halleri Âdem’de gizliydi ve bütün macera onun hikâyesinde özetlenmişti. 
Bu cümleyi yıllarca içimde gezdirdim de bir türlü kalemi elime alamadım, anlatmaya kalkışamadım 

Ne zaman ki, kalmak için değil uğrayıp geçmek için kadem bastığımız, kök attığımız değil kısa bir gölge saldığımız şu dünyada bir cennet sürgünüyle yazgılandığımı anladım ve Kelimeler Kitabı-çift isimler sahifesinde, Âdem’le Havva’nın yanına bir de Habil’le Kabil’i ekledim. O zaman anladım anlatma zamanının geldiğini. 

Hikâyenin ismi düştü dilime bir gece: LÂ. İLLÂ, dedim. 

Bir ömür boyu aradığım hece harfinin LÂ olduğunu bildim




Kimi filozof, kimi toplum lideriydi. Hepsinin ortak özelliği yaşadıkları yıllarda kitleleri peşlerinden sürüklemeleriydi. İnsanlar onlara hayranlık duyuyordu. Ama yıllar sonra taraftarlarının kalmadığı veya çok azaldığı görüldü. Yani dünyayı aldattıkları anlaşılmıştı. Bu insanları hangi şartlar öne çıkardı, fikirlerini oluşturan ortam nasıldı? "Dünyayı aldatanlar", dünyayı aldatan bu insanlardan önde gelenlerini inceliyor.


mevlana hakkında olan bu iki kitabı daha önce okumştum ama yeniden okumak istediğim için listeme dahil olddular.


Her okuyan, kendi aklı miktarınca anlar. Söz bilmeyene bir şey öğretmek için, onun dilince konuşmak gerek.´

Mevlânâ´nın bu özlü sözü, onun hayatını ve eserlerindeki gayesini her bakımdan özetler gibidir. Elinizdeki kitap, onun en tanınmış eseri olan Mesnevî´den seçilmiş öykülerden oluşmaktadır.





"Hilale isminin anlamını sordu; Türkçede ayın ilk günlerinde aldığı yay biçimi demektir. Ülkemin bayrağında da vardır hilal..."
Elifin başkahramanı dünyaca meşhur yazar Paulo Coelho, bir süredir bilgelik yolunda gelişmesinin durduğunu hissetmektedir. Belki de yapması gereken tek şey, esrarengiz ustası J.nin tavsiyesine uyup, "Gönlünün onu çektiği yere," gitmektir....

Rastlantılar Coelhoyu Rusyaya savurur. 9288 kilometrelik yolu, bu uçsuz bucaksız ülkeyi, baştan sona trenle kat etmeye karar verir. Daha ilk durağından itibaren manevi bir arayışa dönüşen bu yolculukta ona üç kişi eşlik eder: Bir Tao ustası, Rus yayıncısı ve en ilginci, yetenekli bir keman virtüözü olan, sıra dışı genç bir Türk kadını; Hilal...

Coelho, son romanı Elifle, bir kez daha hayatı güzelleştiren hazineleri ve mucizeleri kutluyor. Zamanın, mekânın, yaşadığımız başka hayatların dışında bir yerde, katıksız "aşk"ın peşinde, ruhun upuzun yolunu kat ediyor.

Ama bu kez, bizlere çok tanıdık gelen duraklardan 



hadi bana iyi ıkumlar :))

2 yorum:

yorumlarınız için teşekkür ederim :)