27 Kasım 2013

bab aziz..

 tunus'lu yönetmen nacer khemir'in filmi bab aziz.
geçen senenin yazında can dostum gülsüm'ün tavsiyesi üzerine izlemiş ve hayran kalmıştım.tekrar tekrar izlenecek bir film.
bir tasavvuf öyküsü bab aziz.
 yaşlı ve kör bir dervişle torununun yol hikayesi.
bab aziz ve onun cimcime torunu iştar 30 yılda bir düzenlenen dervişler toplantısına gitmek istemektedirler.ancak ne yol bellidir ne zaman.aslında hayat yolculuğunun masalsı ve tasavvufi anlatımıdır bab aziz.hayatta böyle değil mi ? hepimiz bu hayatta bir yolculuktayız ve sona ne zaman varacağımız,o sonun neresi olacağı koca bir bilinmez.ancak hepimiz o mutlak sonun geleceğine inanırız.
bab aziz de toplantıya varacağı inancıyla torunuyla birlikte yolculuğa çıkar.ve tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi yolculuk esnasında pek çok farklı insanla karşılaşırlar.hem dedenin torununa anlattığı hikayeleri dinler hem de yolculuk esnasında karşılaştıkları insanların hayat hikayelerine tanıklık ederiz.
hikaye içinde hikaye,masal içinde masal.
yönetmen filmi  bin bir gece masalları havasında anlatmış.kostümler,müzikler,danslar her şeyiyle film sizi içine alıp o masalsı ortama götürüyor.
öyle sürekli masal kelimesini kullandığıma bakmayın tasavvufla örülmüş bir film olduğu için zaman ve mekanın ötesine geçiyorsunuz filmde.
tasavvuftan,felsefeye oradan islam akidesine,ardından bir müsülmanın nasıl yaşaması gerektiğine kadar her türlü dini boyuta eriyorsunuz filmde.


bab aziz ve tatlı torunu iştar.


film de birbirinden muhteşem replikler var.
işte bazıları ;
dünyada ki ruhlar kadar Allah'a giden yol vardır.
inancı olan kişi asla kaybolmaz...
aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır.
ölüm bir son olabilir mi hiç ? başlangıcı ölüm olmayan bir hayatın sonu ölüm olur mu hiç ?


filmin her anında tasavvufi göndermeler mevcut.ibni arabi'den gazali'ye,imamı rabbani'den,mevlana'ya kadar pek çok islam büyüğü ve düşünürünün izlerine rastlamak mümkün filmde.
kısacası bir filmden çok bir tasavvuf dersi,bir islam düşünce dersi film.
her şeyiyle işi dolu bir film.


film açılış sahnesinden itibaren muhteşem bir atmosferde devam ediyor.
meryem süresiyle başlıyor film,daha sonra topraktan canlı canlı bir kız çocuğu çıkarak ta cahiliye devri araplarına bir gönderme yapılıyor.film göndermelerle başlayıp sona kadar göndermelerle devam ediyor.doğumla başlayan filim tıpkı hayatta ki gibi ölümle bitiyor.ve yaşlı  dervişimiz bab aziz'in hayat hikayesinde aslında nihai sonumuzu,varlık amacımızı ve hayat yolumuzu görüyoruz.
ancak bazı yerlerinin islam inancına ters düştüğünü de söylemek lazım.izlerken sizde anlayacaksınız.kadın erkek birllikde şiir okunan ortamlar,raks edilen bölümler falan.artık o kadarını da yönetmen görsellik olsun diye mi koymuş bilemeyeceğim.zira başından sonuna kadar sembollerle,göndermelerle,tasavvuf ve felsefeyle dolu bu filmde o kısımlarda nazarlık zahir :)


pek çok kısmını da anlatmadım sürprizi kaçmasın diye
kesinlikle izlenmesi gereken bir film bab aziz.
son sahnelerinin de beni ağlattığını söylemeliyim.
2005 yapımı bu tunus-iran ortak yapımı muhteşem filmi izlemenizi şiddetle öneririm.

filmin traileri


 

                                  filmin açılış sekansında ki meryem suresi'ni dinlemek için tık tık

iştar ve bab aziz'in çölde eğlendiği sahnelerden :


 

Bab-aiaz'den muhteşem müzikler






ennnn muhteşemlerinden biri.






filmin kendisi efem



bir de huzurla ölüme giden babı azi'i yaşlılığı huzurla ölüme götürmedi Allah'a olan inancı onu huzur içince ölüm yolculuğuna çıkardı.
daha anlatamadığım ama anlatmayı çok isterdim dediğim pek çok zenginlik barındırıyor film.
izleyin ve benim eksik bıraktıklarımı da siz tamamlayın iyi seyirler..

23 Kasım 2013

sabah uykum,ahmet batman..


sabah uykum soğuk kahve'den daha güzeldi.bilemiyorum belki de bana öyle geldi.
daha ilk sayfasında ağladım ve bu diğer sayfaları takip etti.niye o kadar içselleştirdim kitabı bilemiyorum ama bana çok dokundu zahir :)
yazar hakkında en ufak bir bilgiye sahip değilim,kitaptan da hiç bir çıkarım yapamadım.
sevmiş,sevilmiş,aşık olmuş,terk etmiş,terk edilmiş.aşkın her halini yaşamış.
sadece bu kadarından eminim :)
neyse kitap güzeldi,kapak tasarımı her şeyi çok hoştu.
ilkini okuduysanız ikincisini de muhakkak okuyun.


kitaptan pasajlar :

beni en çok sensiz bıraktın.

bende çok fazla cümlen kaldı.sana söylesem ne güzel olurdu dediğim yazı var.okumadım hiçbirini sana,hiç haberin olmadı belki de ne kadar sevildiğinden.ben seni çok harfli sevdim...

belki başka bir zaman yine karşılaşırız.en azından ben öyle inanmak istiyorum.bence karşılaşmamız gereken çok fazla konu var.seninle ne şekilde olursa olsun yeniden karşılaşmak isterim.

uzaklarda o ama aramızdaki mesafe bir telefon kadar,bir mesaj kadar,bir mektup kadar.
( bazen teknoloji iyi değildir. )

nefes alır gibi özlediklerimiz ,bir ömür kalbimizde gizlediklerimiz var.

seni bana getirmeyen yollarında bir bildiği vardır.

ben seni çok başka sevdim.hiç umudum yokken bile sevdim.

biz neydik bilemiyorum.sevgili desem değil,aşık desem değil,bildiğin rastlantıydık işte,ondan öte geçemedik.

hani altına imzamı atıyorum dersin ya işte öyle :)
ne diyeyim güzel kitaptı.herkesin söylemek isteyipte söyleyemediklerini söylemiş yazar..

asıl duyması istenilenler yine de habersiz...
iyi okumalar..


21 Kasım 2013

şebnem pişkin,israfil'in aynası

şebnem hanım'ın bizzat imzalayıp,bizzat bana hediye ettiği,bizzat kendi yazmış olduğu,şahsen bizzat kendimin okuduğu israfil'in aynası bitti :)
kendisine tekrar tekrar çok teşekkür ediyorum.


kitabın kapağında fantastik roman yazıyor amma ve lakin bildiğin gönül kapısı hikayeleri.girersin içinden o kapının da bilmediğin alemlere dalarsın.
kitap çok farklı bir noktadan başladı,teşbihte hata olmaz 
platon'un ideler aleminden yola çıkıp dünyaya ulaştık :) 
yokluk aleminden yola çıkıp varlık aleminde soluklanıp tekrar sonsuzluk alemine ulaştık kitapta.
ne anlatıyor bu Su manyak mıdır ne :))
varlık alemine ulaştıktan sonra genç bir adamın aşkı arayışına tanıklık edip,çağlar boyu geriye gidip bir osmanlı saray cariyesinin aşkı bulma hikayesine şahitlik ettik.
 yani daha ne diyeyim yazar bizi diyar diyar gezdirdi de aşktan aşka daldırdı.
ayrıca buradan şebnem hanım'a sitem edeyim :)
beni niye ağlattınız,hemde öğretmenler odasında :)
yusuf ozan'ın aşkında kendimi buldum resmen.
sevgili abdülhamit han kitabında ''sevgili abdülhamit han için tık tık'' türkan'ın aşkında kendimi bulmuşken,israfil'in aynası kitabında yusuf ozan'ın aşkında kendimi buldum.
ağladım ya remsen,resmen :)
 aşkı ararken hakka ulaşma hikayesi israfil'in aynası.
aşk nedir sorusunun cevabı belki de,belki de ben kimim sorusunun,belki ayna da ki yansımamız kimdir sorusunun.kitabı okurken kendinize pek çok r-sorular sorabilir,varlık amacınızı sorgulayabilirsiniz.
ben kendi adıma daha çok aşk kısmıyla ilgilendim.ne bileyim algı da seçicilik belkide :)
çok güzel bir kitaptı,okuyun,hatırını kırmayın derim.

 ( ben aşkı biliyorum ama sen yanından bile geçmiyorsun.)
( ve ben senin bilmediğini de biliyorum. )


adıma imzalandı efem :)


kitaptan pasajlar :

elif.hayatta elif gibi dimdik,dsdoğru durmayı öğreneceksin.başın dimdik olup göklere uzanacak ve ayakların yere sağlam basacak.eğilip bükülmeyeceksin.
(  ben seni elif gibi dimdik sevdim. )

aşksız geçen ömrü hesaba katma,çünkü o bu sayıdan dışarıda tutulacaktırç
celaleddin / tophane dergahı

yeryüzünde hiçbir mahlukat yoktur ki insan gibi elife benzesin.

dünya,var gibi görünen bir yokluktur.belki de aşkı aşk yapan şey imkansızlıktır.
bazen insan olarak yaratılmasaydım su olmak isterdim,diye düşünüyorum.su olup hiç bulanmadan ve durmadan akabilmek isterdim.


İsrafilin Aynası 
“Elementtim öldüm, bir bitki oldum; bitkiydim öldüm, bir hayvan oldum, hayvanken öldüm, bir insan oldum”
Ve ruh, yedi kat yukarı göklerdeki tahtını bırakır da aşağılara, hem de ta aşağılara inmeye gönüllü olur.
“İsrafil’in Aynası” ruhun ezelde başlamış olan serüveninin hikâyesidir.
Ruh halden hale geçer, insan kisvesine bürünür ve Aşkı aramaya başlar. Yüce Yaratıcı bir nefes üfler, bir su damlası akar ve okyanuslara karışır. Bir kuş kanat çırpar ve dünyada yaşam başlar. Rüzgâr, bulutu sürükler ve bulut gök kuşağının içinden geçer. Kırmızı bir damla düşer gökten, kan olup bedene girer.
İsrafil borusunu çalar ve tüm insanlar uyanırlar.



Şebnem Pişkin 1978′de Sarıkamış’ta doğdu. İstek Vakfı Acıbadem Lisesi ve Kadıköy Kız Lisesi’nden sonra Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdi. Kişisel gelişim türündeki ilk kitabı Bir, 2006 senesinde yayınlandı.  Aynı kitap 2010 yılında genişletilmiş içeriğiyle Bir Damladan Okyanusa adıyla yeniden basıldı. Tasavvuf bilgisini fantastik kurgu ile birleştirerek yazılar yazan Şebnem Pişkin, 2012 senesinde Ölümsüz Öykü Kulübü ve Bu Yayınevi’nin düzenlediği fantastik roman yarışmalarında jüri üyeliği de yaptı. Yazar aynı zamanda Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) üyesidir. Yazarın yayınlanmış kitapları şöyle:
Tuğra (2008), İsrafil’in Aynası (2009), Kırklar Diyarı (2010), Bir Damladan Okyanusa (2010), Efsun (2011), Sevgili Abdülhamit Han (2011), Celâleddin (2012)


küçük bir not : tasavvuf bana göre değil :) ama ideler alemi bana göre :)
ahh inş islam felsefesinde yüksek lisnas yapabilirim.

ayrıca ben yazar hanımın diğer bütün kitaplarını okuma hayali kurmaya başlamışken yep yeni kitabının da yokluk aleminden varlık alemine doğru çoktan yola çıkmış olduğunu da öğrenmiş bulunmaktayım :)
ya hep böyle oluyor soğuk kahveyi alacam alacam diyesiye kadar sabah uykum yayımlanmıştı :)
neyse o seri tamamlandı şimdi sıra inş şebnem hanım'ın diğer kitaplarında.

sıkılmadan merak,zevk ve gözyaşlarıyla okunacak bir kitap israfil'in aynası.
varlığımıza ayna çevirip bakabilmek duasıyla.
iyi okumalar..

16 Kasım 2013

efsane,iskender pala


okulda,serviste,boş derslerde,nöbette ayakça falan derken en nihayetinde efsane bitti.
gerçekten çok güzel bir kitaptı.ilk okumaya başladığınızda hemen ısınamıyorsunuz ama sonradan kitap sizi çok ciddi bir  şekilde içine çekiyor.
hikaye bir endülüs'lü gencin ağzından anlatılıyor.akdenizin nam salmış üç korsanı oruç reis,ilyas reis,hızır reis,genç bir rahibe billure,endülüs'lü genç alcala,kral karlos,üçüncü selim,kanuni sultan süleyman derken kitap çok heyecanlı yer yer hüzünlü bir solukta ilerliyor.
son bölüm gerçekten muhteşemdi göz yaşlarımı tutamadım.iyi ki okulda değil de evdeyken okumuşum. :)
endülüs'ten yola çıkıyorsunuz bütün akdenizi dolaşıyorsunuz,cezayir'e,ispanyol krallığına en nihayetinde istanbul'a kadar ulaşıyorsunuz.zaman da bir yolculuk efsane.
kaptanı derya barbaros hayrettin paşa namı diğer kızıl sakal'la aynı havayı soluyor,gırnata'da direnişe destek olmak istiyor,müdeccenler ve murabıtların acılarına ortak oluyor,billure ve alkala'nın aşkında sadakati görüyorsunuz.
kitap çok hoş sürprizlerle dolu.her karakterin arkasında bir sır saklı ve kitabın sonuna kadar polisiye roman okur gibi bu sırları çözmeye çalışıyorsunuz.kitabın sonunda bütün düğümler çözülüyor.
ve en nihayetinde göz yaşları eşliğinde kitabı bitiriyorsunuz.
bence muhakkak okunması gereken bir edebiyat eseri efsane.


preveze deniz zaferini hepimiz biliriz de acaba o zafer nasıl elde edildi diye hiç birimiz kafa yormuş değilizdir.
savaşın anlatıldığı bölümler muhteşemdi tüylerim diken diken olarak gözümden yaşlar ha aktı ha akacak şeklinde okudum.zaten iskender pala hiç affetmiyor son bölümde göz yaşlarını sel olup akıttırıyor.
barboros hayrettin paşa'nın savaş esnasında ki duası :


drwildone'nin bana yazdığı yazı.kitabı onun blogunun çekilişinden kazanmıştım


kitaptan bazı pasajlar :

Allah,Allah,Allah,illAllah...eli kan,kılıcı kan...sinesi üryan,ciğeri püryan....meydanı şehadette Allah yoluna revan...kahrımız,gazabımız düşmana ziyan..adüvden korkmadık,korkmayız hiç bir zaman...Kur'an'da zafer vadediyor Hazreti Yezdan..

türk gemiciler hep söyler hani,teşrinin altmışında yat,yetmişinde kalafat,sekseninde suya at,doksanında donat,yüzde yüz.

...sidi,bilir misin,cezayir'i kaybettiğimde kederimden bütün leventlerimin önünde gömleğimi yırtmış,kendimden utanmıştım,bugün de dorya'nın gömleğini yırtma günü,deyişinden anladım.bundan böyle adı tuzlu sularda sıradan bir rakip olarak değil,büyük bir kahraman olarak anılacak,Barba Rossa denilince kıyamete kadar akdeniz titreyecekti...

alcala
gırnata önünde var idi bağlar
endülüs yurdunda görünür dağlar
içinde mazlumlar durmadan ağlar
mevlam nasip etsin bize devleti
evvelden devleti sonra nimeti.

rahmet denizinde eğleşesin akdeniz'in reisi...


nur içinde yatasın kaptanı derya...

iskender pala 


İlkokul’u Uşak Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nda bitirdi.Liseyi Kütahya Lisesi’nde bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okumaya hak kazandı. Aynı okulda yaptığı lisans tez çalışması Câmiu'n-Nezâir’dir. Doktora çalışmasını ise "Aşkî, Hayatı, Edebî Şahsiyeti ve Divânı" başlığı altında yine İstanbul Üniversitesi’nde yaptı. Divan edebiyatı dalında 1983 yılında doktor, 1993 yılında İstanbul Üniversitesi’nde doçent, 1998 yılında da Kültür Üniversitesi’nde profesör oldu.[1] Divan edebiyatı alanındaki çalışmalarıyla dikkat çeken yazarın çeşitli ansiklopedi ve dergilerde edebiyat araştırmacısı sıfatıyla yayımladığı bilimsel ve edebi makalelerinin yanında ortaokul ve liseler için yazdığı ders kitapları da bulunmaktadır. Ayrıca, Osmanlı deniz tarihiyle ilgili araştırmalarda bulunmuş ve bir kısmını kitaplaştırmıştır.[2]
Okuma hayatına Peyami Safa’nın eserleri ile başladığını belirten yazar, ilk okuduğu kitapların 9. Hariciye Koğuşu ve Yalnızız olduğunu söylüyor. Ömer SeyfeddinRefik HâlidReşat Ekremokunduktan sonra, Osmanlı tarihi ve edebiyatla tanışması Erzurum ve İstanbul’daki üniversite yıllarına denk gelmiş.
Bir ara Hilmi Yavuz ile TRT’de Şairane adlı programı sunan yazar, TRT 2'de Divançe adlı programı hazırladı. Şu anda Zaman gazetesinde Kültür-Sanat sayfasında köşe yazıları yayınlanmaktadır.
Düzenli olarak Altunizade ve Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezlerinde Divan Şiiri Saati adı ile etkinlikleri olup sık sık okur günleri de düzenlemektedir.Halen İstanbul Kültür Üniversitesi'nde öğretim üyesidir.

keyifle sıkılmadan okunacak mükemmel bir iskender pala kitabı efsane.
iyi okumalar.

15 Kasım 2013

istiyorum 2 :)


telefonumu yeniledim laf aramızda :) şimdi de ona kapak almak istiyorum.internette şöyle bir gezindim ve her zevke hitap edebilecek olan kapaklardan bir kaçını size göstermek istedim. ha bu ara da telefonumu da size göstereceğim kartımda ki sorun hallolur olmaz.


tek yönlü olanlardan istemiyorum esasen.çünkü telefonun ekranı çiziliyor.bunlarda aşırı kokoş :)


bu kırmızı çanta şeklinde,zinciri de var çok hoş duruyor.


en çok bu tarzları beğendim organayzır gibi duruyorlar.ben ajandaları zaten çok seviyorum, bu kapaklarda deftere benziyor çok güzeller.




çok kokoş olanlardan devam edelim :)
bunların fiyatı 59 liraydı o_O




bunlar da cüzdana benziyor çok beğendiklerimden.fiyatları 24 liraydı.







en beğendiğimi en sona sakladım :))
çooook güzeeel :)


bir başka istiyorum postunda buluşmak üzere :)

14 Kasım 2013

istiyorum 1 :)


almayı çok istediğim bazı şeyleri buradan sizinle paylaşmaya karar verdim.
olura biriniz alır bana hediye gönderir falan diye :))
bu aralar muglara,bardak termoslara,franch presslere takmış durumdayım.
her gördüğümü alıyorum.koleksiyonum da şimdilik bu bardak termoslardan eksik.inş en kısa zamanda alabiliriiim :)


en çok beğendiğim bu istanbul gravürülüsü.
hemen alttaki resim efendim :)
bunu bana alınsanıza nitfeeeen diyerek iğrenç bir isteme tarzıyla sıradaki resme geçiyorum :)

buda güzel.


bunlarda çok tatlı.



bu da şekil olarak güzel ama ne rengi ne deseni benim zevkime göre değil.

bu griyi de çok beğendim bu benim tarzım işte :)



tam prensesimlik :)



bir başka istiyorum postunda görüşmek üzere :)

9 Kasım 2013

soğuk kahve,ahmet batman



modern hayatların tükettiği aşklarının hikayesi soğuk kahve.
tene düşmüş aşkların öyküsü.
tükenmiş hikayeler.
bana bunu hissettirdi bu kitap.yer yer göz yaşlarıma hakim olamadım,yer yer kahkahalara boğdu beni.
dobra bir adamın çatır çatır açığa vurduğu gerçekler.
bir nevi dan brown'un kayıp sembolü,da vinci şifresi.
ama modern hayatın kurbanları olan insanlara acıyorsunuz kitabı okurken.aşkı,özgürce her halini yaşamak sanan insanlara...
ilahi kurallardan uzaklaşmanın insanları mutluluğa götürmediği aşikar.
haram mutluluk değil hüsran getiriyor...
bunu bilmeyen binlerce hayat var,tükenmiş aşklarının arkasından yas tutamayacak kadar bile insanlıklarını kaybetmiş...
ne bileyim!bu kitap en çok aşkı ten sananların okuması gereken bir kitap belkide.

ben kitabın tamamında kendimi bulmaktan çok az önce bahsettiğim insanları buldum ve onlara acıdım.
bir de kitabın çok enteresan bir yanı var.bir adam özel hayatına ilişkin duygularını bu kadar kaleme dökerken kendini bu kadar sır gibi saklamayı nasıl başarabilmiş çok şaşırdım doğrusu.

ne kadar doğru tahmin ettim bilemiyorum ama bence yazar çok sevdiği kadını kaybetmiş ve onun ardından aşka yakın duygular yaşasa da bir daha aynı şekilde sevememiş.
ayrılmalara alışmış ama ölmelere değil.
bilemiyorum tabi.bu sadece bir tahmin.
ten'den bıkmış bir adam var.kibarca söylese de kolay kadınlardan bıkmış.
aşık olmaya aşık  biri belki de yada yeniden aşık olmayı isteyen biri.belki de sadece bildiklerini paylaşmak istedi.kim bilir.
dedim ya yazar ser verip sır vermemiş kendinden.

kalemi çok güzeldi.sanırım üç günde falan bitirdim.bir gün de bir solukta bitecek bir kitap ama yoğunluktan üç günümü aldı.akıcı bir dili var.günlüğüne içini döker gibi dökülmüş kelimeler kaleminden ama amacının günlük tutmak olmadığından eminim :)
sıra sabah uykum'da :)
modern hayatın modern kullarının mutlaka okumaları gereken bir kitap :)

kitabın kapak tasarımı çok güzeldi bu arada.hani hep blogda kötü kapak tasarımlarından serzenişte bulunyordum ya birileri beni duymuş olmalı sanırım :)
zaten kitabı okuma hevesim ilk kapak tasarımından kaynaklanmıştı.iç dizaynı da çok güzeldi.yazı karakteri de.yani kısacesı teknik açıdan kitap çok güzeldi.
tabi içerikte bunu tamamlayınca,bir de yazarın dili eklenince dadundan yinmez bir kitap olmuş vesselam :)


küçük bir not : bu kitap için daha güzel bir fotoğraf çekmek isterdim ama dershaneden yeni geldim,yorgunum ve hastayım.

kitaptan çok hoşuma giden pasajlar :

belki  de kaybettiklerine üzülmek için ayıracağın zamanın kazanabileceklerin için harcamalısın.

anlarsan benimsin,anlamazsan aptalsın.
( aptalsın anlamadın )

hayat aslında tamamen sevdiklerimizden ibarettir ve birçoğumuz yalnız kalmayı severiz.zamanla hem sever hem seçeriz.

bazıları verdiğin değeri anlamaz hepsi bu.
kaybetmek en çok onların hakkı işte.
( bence de...daha ne söylenir ki )

insan  unutmak istediklerini değil,
hayatın ona unutturduklarını unutur.

başkalarına beddua ederek harcadığın zamanı,kendi haline şükrederek harcamalısın.

arada özlüyorum ama senle ilgisi yok.

aslında sevdiğimiz kadar seviliyoruz.
biz birini çok seviyoruz.başka biri bizi çok seviyor.
sorun sevgide değil,sadece denk getiremiyoruz.

insan sustuklarının da hesabını vermeli.
( ne öldürdün,ne buldurdun.bana sadece koca bir sessizlik verdin....'bir otobüs yolculuğu,hatçem yanımdayı' )

beni kaybetmekten korkmuyorsan hayatımda ne işin var ?

boş vaktin olursa kitap okuma,müzik de dinleme.
az biraz beni özle,sonra ne halin varsa gör.

şimdi ben seninle yürüdüğüm yolları başkasıyla yürüyemiyorsam,
bu  o yolları unuttuğum için değil 
seni unutamadığım için.
( asprin yolunda yine yürüsek ya biz...)

en korktuğum şey yokluğuna alışmaktı ya ; o da oldu.

bazen başka şehirden birini seversin.
( bazen birine ihtiyaç kalmaz,şehri sevmeye devam edersin...)

alıp başını gitmek isteyen 7 milyar insandan biriyim.

o yanında yoksa koskoca şehir bile yetmez sana...

izlanda'da aşk acıları nasıl çekilir ? kaç gün sürer ?
kısaysa oraya gidelim.
( çok güzel bir sözdü hem güldürdü hem düşündürdü :) sahi orada aşk acısı nasıl çekilir ? )

aşk bir kalp kazasıdır,içinden sağ çıkamazsın ve her şey yarım kalır...

dünyanın en güzel şeyi de Allah'ın bize bir dua kadar yakın olması.

ve bunları gibi daha bir çok güzel söz.
belki de erkekleri duygusuz yaratıklar diye düşündüğümüz için bazı şeyleri anlayamıyoruz..kim bilir.


alıntı

Sıcacık bir kahveden yükselen güzel kokular eşliğinde keyifli bir okuma vaat ediyor Soğuk Kahve.
İronik ve mizahi olduğu kadar keskin bir dil. Belki de çoğumuzun gündelik hayatında olan konuları anlatırken sizi ters köşeden bir bakış açısına yatırıp golü ustalıkla atıyor. Hınzır bir zekânın ürünü olan cümleleri sizi gülerken duygulandıracak, çoğu zamansa hayretler içinde bırakacak. 
-Kahraman Tazeoğlu-

Batman kendi deyimiyle numune bir adam. En azından yazdıkları öyle. Kolay kolay kimseden duyamayacağınız, cesaret isteyen şeyleri açık yüreklilikle söylüyor okura. Özellikle kadın erkek ilişkilerinin üzerindeki pembe tozu üfleyip altında yatan siyahları ve beyazları soğukkanlılıkla gösteriyor. Ne her erkek bir Romeo, ne de her kadın bir Juliet.
-Ertürk Akşun-

Topuklu ayakkabı mı yoksa ben mi?
Bir kadını zorlayan bir soru olabilir.
''Çikolata mı ben mi?'' sorusu kadar olmasa da zorlar.
Sizler topuklu ayakkabısı ayaklarını vuran kadınlarsınız.
Topuklarınızın altında kâğıt mendiller var.
Bazılarınızın gözyaşlarını silen mendiller işte, yabancı değiller.
O mendiller hep canınızın yandığı yerlerde...
Çok adisiniz pembe rujlar, çekici kılıyorsunuz dudakları.
(Tanıtım Bülteninden)

yazarın internette ne resmi ne de profil bilgileri yok.ya da ben bulamadım.bunun daha çok bir satış stratejisi olduğunu düşünüyorum.facebook ya da twitter hesaplarında kullandığı resim amerikan yapımı dawson greek dizisinde ki aktör joshua jakson'un resmi :)
yazarın tumbllr hesabı falan da var da,ben tumblr kullanmayı bilmiyorum ya :) kendime açtığım hesaba ne oldu bile bilmem o derece yani :) en azından bir hesap almayı becerebilmişim o ayrı :)
neyse son günlerin en popüler kitabını okumaktan eksik kalmayın derim :))
iyi okumalar.




2 Kasım 2013

hediye..şebnem pişkin,israfil'in aynası


yazıya nasıl başlayacağımı ve neler diyeceğimi bilemedim.
kısaca anlatacak olursam.
sevgili abdülhamit han kitabının yazar şebnem pişkin hanımla twitterda tanışmış ve kitabını çok beğendiğim için de bana imzalı kitabını gönderme sözü almıştım.
doğrusu kendisiyle yüz yüze görüşme ve tanışma imkanım olmamasına rağmen çok tevazu sahibi bir hanım olduğunu düşünüyorum.ayrıca çok da ince bir hanım :)
kendisine tekrar tekrar teşekkür ediyorum.
bu arada gelecek kitap postasını benim kadar prensesimin de heyecanla beklediğini söylemeliyim :)
kitap elimize bugün geçti ve her gün pelin'im anne kitabın ne zaman gelecek,kaybolmasın,başına bir iş gelmesin diye tatlı bir telaş içindeydi :)
zira bu kısa dönem içinde dört ayrı yerden paket beklediğimiz için pelin çok keyifli ve heyecanlıydı :)
neyse kitabımız elimize ulaştı.bu arada kaldı iki posta :)
pelin'im bir müddet daha heyecanla dolaşacak ortalıklarda :)
işte hali hazırda bu gün elimize ulaşan kitabımız.
israfil'in aynası


pelin: -anne bak adını da biliyoo :))


İsrafilin Aynası 
“Elementtim öldüm, bir bitki oldum; bitkiydim öldüm, bir hayvan oldum, hayvanken öldüm, bir insan oldum”
Ve ruh, yedi kat yukarı göklerdeki tahtını bırakır da aşağılara, hem de ta aşağılara inmeye gönüllü olur.
“İsrafil’in Aynası” ruhun ezelde başlamış olan serüveninin hikâyesidir.
Ruh halden hale geçer, insan kisvesine bürünür ve Aşkı aramaya başlar. Yüce Yaratıcı bir nefes üfler, bir su damlası akar ve okyanuslara karışır. Bir kuş kanat çırpar ve dünyada yaşam başlar. Rüzgâr, bulutu sürükler ve bulut gök kuşağının içinden geçer. Kırmızı bir damla düşer gökten, kan olup bedene girer.
İsrafil borusunu çalar ve tüm insanlar uyanırlar.
***
İsrafil’in Aynası,
hayatta eğilip bükülmeden, “elif” gibi dosdoğru olmanın romanıdır.


şebnem hanım'a bu çok hoş jesti için tekrar tekrar teşekkür ediyorum.en kısa zamanda kitabı okuyup burada anlatacağım inş )
keyifle kalın