26 Temmuz 2014

insan yüzlü şehirler-mustafa armağan



mustafa armağan'dan akıcı bir dille yazılmış şehir hikayeleri.
şehirlerin tarihini bir de ondan dileyin.


kitaptan

ne demişti cemil meriç 1969'da : bizim talihsizliğimiz krtaca'nın tarihini roma'dan dinlemektir.

tanpıar'ın dediği gibi eskiyi yıkmakta gösterdiğimiz hüneri,yeniyi kurmakta ve sürdürmekte gösteremediğimiz içinde ,başta istanbul olmak üzere şehirlerimiz bugün hazin bir enkaz yığını...

bir şehri bulmak için onda kaybolmak lazım...

oleg grabar'ın belirttiği gibi islam şehirleri insan yülü şehirlerdir..



Sufi şair Niyazi-i Musri, "İnsan, önünden varlıkların geçtiği bir ayna gibidir" demişti. Peki, insan adlı aynanın önünden şehirler geçtiğinde ne tür akisler bırakır? İnsanın aynasında şehirler nasıl poz verirler? Ya da, insanda yansıyan şehirler ona babak baka insanlaşırsa hangi yüzlere bürünürler? 

Şehir tutkunu Mustafa Armağan, Las Vegas'tan St. Petersburg'a, Bağdat'tan Konya'ya, Evliye Çelebi'nin atlas renkli dünyasından şehirlerimizin Ramazan'a yansıyan yüzüne kadar uzanana bir çizgide bize insan yüzlü şehirler'in şifrelerini sunuyor. İnsan Yüzlü Şehirler'i okurken Mustafa Armağan'ın diğer kitaplarında olduğu gibi yine sürpriz anahtarları bulacaksınız avucunuzda. İnsan Yüzlü Şehirler sizi bekliyor, kapılarını çalmanızı...

keyifle okuyun...

22 Temmuz 2014

haruki murakami,koşmasaydım yazamazdım..

bir murakami kitabının daha sonuna geldik.kitap akıcı bir murakami dilinden başka bir şey vaadetmiyor.koşmak üzerine kurulu bir kitap.çeşitli zamanlarda yazmış olduğu yazıları bir araya getirmiş yazar.ben artık bilim kurgu içerikli kitaplarını merak ediyorum.onlar bana ne hissettirecek ?


kitaptan :
somerset maugham 'her tıraşta bir felsefe vardır.'diyor.

pain is inevitable.suffering is optional.acı kaçınılmazdır ama acı çekmek bir seçim meselesidir.

evet,öyle.bazı süreçler,ne yapılırsa yapılsın,değişikliği kaldırmaz.ben bu düşüncedeyim.eğer bu süreçle birlikte var olmaktan başka çaremiz yoksa,bizim yapabileceğimiz şey,inatçı bir azimle kendimizi değiştirmek (belki de dömnüştürmek).bu süreci kendi karakterimizin bir parçası haline getirmekten ibarettir.

ben rekor denemesi yapacak hırslı bir genç değilim.ne yaptığını bilmeyen bir makine de değilim.sınırlarımın farkında olarak,biraz olsun kendi yeteneklerimi etkin bir şekilde kullanmayı sürdürmek isteyen,profosyönel bir roman yazarıyım.


Haruki Murakami'den bir tutku olarak koşmak ve bu tutkuyla terbiye edilen yazma eylemi üzerine eşsiz bir metin...
"Murakami Bey, insan sizin gibi sağlıklı bir yaşam sürünce zamanla roman yazamaz hale gelmez mi?"
Arada sırada insanlar bu soruyu sorar bana. Roman yazmak, sağlıksız bir eylem; yazar olan kişi de sağlıklı olmak dediğimiz çemberden uzak bir yerde, mümkün olduğunca sağlıklı denemeyecek bir yaşam sürmek zorundaymış gibi. 
Biz roman yazmaya çalıştığımızda, insanlığın temelinde bulunan zehir gibi bir şeyi istemesek de çekip çıkarır, görünür kılarız. Yazarlar az çok bu zehre maruz kalır. Bu zehir işin içine girmediği sürece, gerçek anlamda yaratıcılık eylemi ortaya konulamaz çünkü (tuhaf bir benzetmeyle söyleyeceğim ama balonbalığının zehirli kısmının aynı zamanda en lezzetli kısmı olmasıyla tıpatıp benzeyen bir durum galiba). Ama gerçekten sağlıksız olan şeylerle uğraşmak için insan mümkün olduğunca sağlıklı olmak zorundadır. Bu, benim tezim. Yani sağlıksız bir ruh bile, yine sağlıklı bir vücuda gereksinim duyar. İşte bu yüzden, böyle biri sanatçı olamaz, dense bile ben koşmaya devam ediyorum.
Haruki Murakami'den bir tutku olarak koşmak ve bu tutkuyla terbiye edilen yazma eylemi üzerine eşsiz bir metin... Koşmasaydım Yazamazdım kendini "utangaç biri" olarak tanımlayan yazarın belki de en kişisel kitabı.
(Tanıtım Bülteninden)

keyifle,meyifle okuyun :)

not:murakami etiketinden bütün murakami yazılarına ulaşabilirsiniz ;)

goethe,genç werther'in acıları


elazığ'dan aldığım kitaplardan biri daha bitti.
gothe'nin kalemine sağlık diyor ve yeni ve bilgi dolu hatta felsefe dolu kitaplarıma yelken açıyorum :)




Evrensel boyutlara ulaşmış ünüyle bugün dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri sayılan Goethe, henüz yirmi beş yaşındayken yazdığı Genç Werther'in Acıları'nda, kısa bir süre önce Charlotte adlı genç bir kadınla yaşadığı mutsuz ilişkiden yola çıkmıştı. Edebiyat dünyasına, karşılıksız aşkıyla intihara sürüklenen "Romantik kahraman"ı armağan eden bu büyüleyici mektup-roman, şiirselliği ve yaşama tutkulu bakışıyla okuyucuları mıknatıs gibi kendine çekmişti. Almanya'da bütün gençliği etkisi altına alan romanın, birçok intihara neden olduğu, Werther'in giydiği mavi frak, sarı yelek ve çizmelerin döneminde moda yarattığı, Napoléon'un bile kitabı sürekli yanında taşıdığı söylenir.
Son derece duyarlı ve tutkulu bir genç ressam olan Werther'in, düşsel dostu Wilhelm'e yazdığı mektuplardan oluşan Genç Werther'in Acıları, edebiyatta akılcılığın yerini alan duygusallığın bir başyapıtıdır.

keyifli okumalar..

eserden esmaya-ümit şimşek

ümit şimşek hocayla tefekkür yolcuğuna çıkmak ister misiniz ?
öyleyse bu kitap tam size göre.
beyazıt kitap fuarından aldığım bu kitabı ben daha çok muhalefetil kulupp'a göre buldum.
ama esma'nın sırlarını,hikmetlerini arayanlar için de çok ideal bir kitap keyifle okuyun..


 Hepimiz aynı dünya içinde yaşıyoruz; fakat farklı şeyler görüyoruz. Aynı şeyi farklı renkler içinde görmek anlaşılır olsa da, birbirine bütünüyle zıt bir biçimde görmek ve değerlendirmek o kadar kolay anlaşılmıyor.Üstelik inançlar söz konusu olduğu zaman, aynı şeyden ters anlamlar, aynı dünyadan birbirine bütünüyle zıt düşen hayat felsefeleri çıkarılabiliyor.
(Önsöz'den)

20 Temmuz 2014

beyazıt kitap fuarı..

alan sınavı bitti ee biz de ne yaptık tabi ki kitap fuarına gittik.
kiminle mi ? babamla :)
alan sınavım iyi geçti,bildiğim bazı soruları işaretlemişken sildim :/ 
sonradan öğrendim ki doğruymuş :(
bazı yanlışlarımı da gördüm,boş bıraktıklarımında aslında cevaplarını biliyormuşum.ee neresi iyi bu sınavın :)
neyse tevekelletüalAllah inş.
işte kitaplarımmmmm.


arapça dil bilgisi.



 Ortaçağ felsefesinin zirve ismi İbn Sina deliştirdiği "nefis" kuramında insanı iki boyutu açısından kavramaya çalışır. Metafizik açısından nefs, semavi bir ilkeden gelip insan bedenine ilişerek ona "benliğini" kazandıran manevi bir cevherdir. İbn Sina özellikle insanın akli idrakleri konusunda, nefsin bu semavi-metafizik ilkeyle irtibatını açık olarak ortaya koyar.


Diğer yandan nefs, "tabii organik cismin ilk kemali" olarak insan bedenini fiziki bakımdan yönetir. İnsanın beslenme, büyüme, üreme, hareket, düşünme ve bilme işlevleri bu metafizik cevhere ait güçlerin bedeni yönetmesiyle gerçekleşir.



Prof. Dr. Ali Durusoy bu çalışmasında filozofun ortaya koyduğu nefs teorisinde insanı nasıl tanımladığını; psikolojik, epistemolojik ve eskatolojik boyutlarıyla onun alemdeki konumunu nasıl tasarladığını inceliyor. Yazar, İbn Sina'nın özgün eserlerini titiz bir şekilde ve disiplinli bir araştırmayla inceleyerek İslam ve Ortaçağ Felsefesi çalışmalarına önemli bir katkı sağlıyor.







 Hepimiz aynı dünya içinde yaşıyoruz; fakat farklı şeyler görüyoruz. Aynı şeyi farklı renkler içinde görmek anlaşılır olsa da, birbirine bütünüyle zıt bir biçimde görmek ve değerlendirmek o kadar kolay anlaşılmıyor.Üstelik inançlar söz konusu olduğu zaman, aynı şeyden ters anlamlar, aynı dünyadan birbirine bütünüyle zıt düşen hayat felsefeleri çıkarılabiliyor.

(Önsöz'den)


tefekkür gezileri,ümit şimşek 


Elinizdeki kitap, hepimizin yetenekleri arasında bulunan ve en değerli varlıklarımızdan biri olduğunda hiç şüphe bulunmayan hayal gücümüzün üzerindeki külü silkelemeyi ve bu külün altındaki tekrar canlandırmayı amaçlıyor. Kitabın kahramanı Cem, içimizden biri. Onun, sizden veya benden veya ondan hiçbir farkı yok. Bununla beraber, Cem, hayal gücünün gücünü keşfetmiş görünüyor. Ve bu keşif onu, hepimizin ortak bir şekilde yaşadığı hayatın göz kamaştırıcı yömleriyle karşı karşıya getiriyor...(Önsözden)





bana keyifli okumalar olsun :)

18 Temmuz 2014

sınırın güneyinde,güneşin batısında-haruki murakami


böylelikle ilk murakami kitabımı okumuş bulunmaktayım.çok mu beğendim ? kimse duymasın ama hayır :) murakami murakami dedim durdum ama bu kitaba da hayran kalmadım.darısı diğerlerinin başına.yani okumazsanız hiçbir şey kaybetmediğiniz bir kitap.kitabın en ustaca kısmı yazarın olayları birinci tekil kişi tarafından anlatıyor olması.
konusu kısaca şöyle;12 yaşından beri birbirini seven ama yolları ayrılan iki insan yıllar sonra tekrar karşılaşır ve aşkları perçinleşir.murakami karakterlerden birini olabildiğince gizemli tutarken diğerini ise bütün çıplaklığıyla okurun önüne sermiş.ve sizde acaba bu gizemli kişiliğin sırrı nedir diye merakla okuyorsunuz ama bir sonuca da ulaşamıyorsunuz.
kitabın beni hayal kırıklığına uğrattığını söyleyemem çünkü elimde hali hazırda 1Q84 var ve daha başından kitap çok hoşuma gitti.
yazar bununla ısınma turları mı yapmış nedir ?


kitabı okurken kendimi anime izliyormuş gibi hissetmeye çalıştım ama olmadı.hani o tadına doyumsuz hayo miyazaki animesinde geziyormuş gibi falan hissedemedim.bakalım diğer kitaplarını okurken neler hissedeceğim.


kitaptan ;

okumak bir tür bağımlılık gibiydi;yemek yerken,geç saatlere kadar yatakta ve derste okumak için kimse görmesin diye saklayarak getirdiğim  okulda.

o zamanlar bilmiyordum.birini tekrar düzelemeyecek kadar kötü kırabileceğimi.insan,sadece var olarak diğer bir insanda dönüşü olmayan yaralar açabiliyordu.

kendim diye adlandırdığım bu kişinin ne kadarı gerçek bendi,ne kadarı değildi?

ya da biz sadece şansızdık,dedi.bir dizi yanlışlık oluyor ve biz birbirimizi özlüyoruz.

evet,her zaman.yeni kitaplar,eski kitaplar.romanlar ve diğer şeyler.boş kitaplar,hoş kitaplar.muhtemelen bu konuda senin tersinim,zaman öldürmek için de okuyorum.

bir kez ilerlemeye başladın mı,ne yaparsan yap gittiğin yoldan geri dönemiyorsun.en ufak bir sapma her şeyi sonsuza dek geğiştiriyor.



Tokyo’nun varlıklı bir mahallesinde, sıradan ve sorunsuz gibi gözüken bir hayat süren Hajime, orta yaşlara geldiğinde yaşamını sorgulamaya başlar. Hayatı boyunca sahip olduklarından daha fazlasını istememiştir. Savaş sonrası yıllarda şansı yüzüne gülmüş, iyi bir evlilik yapmış ve iki kız çocuk sahibi olmuştur. Şehirde iki caz kulübünün sahibi olarak kıskanılacak bir kariyeri vardır. Yine de, hayatı ve kariyeriyle ilgili, rahatsız edici, sinsi bir yetersizlik duygusuna kapılmaktan kendini alamaz. İlk gençliğinde âşık olduğu, akıllı, ancak tuhaf bir yalnızlık duygusu uyandıran güzel Şimamoto’nun anısı, kalbini gölgelemektedir.
Yağmurlu bir gecede, eskisinden çok daha güzel ve etkileyici görünen Şimamoto’nun tekrar karşısına çıkmasıyla, hayatı çok daha karmaşık bir hale gelir.

“İnsanın, kaderi ve maddi dünya arasındaki gelgitlerini anlatan ve okuru kıskıvrak yakalayan bir eser. Akıllardan çıkmayacak.”
The New York Observer

wikipedi
Haruki Murakami (Japonca: 村上春樹) 12 Ocak 1949 yılında Japonya'nın Kyoto kentinde dünyaya geldi. Babası bir Budist din adamı olan Haruki gençliğinin büyük bir bölümünü Kobe'de geçirdi. Üniversite öğrenimini Tokyo’daki Vaseda Üniversitesi'nde tamamlayıp 1975’te mezun oldu. 1986 - 1995 yılları arasında ülkesinden uzakta Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşadı. Yazarın ilk kitabı olan “Kaze no uta o kike” Gunzou Edebiyat Ödülü'nü aldı (1979). Bu eseri takiben yazar “Hitsuci o meguru Booken” (1982) isimli romanını yazdı. Yazar bu eseriyle de Yeni Yazarlar Noma Edebiyat Ödülünü aldı. Ödül alan iki kitaptan sonra “Sekai no ovari to haado boirudo” (1985) geldi ve bu kitap da Tanizaki Ödülü’nü kazandı. Fakat yazarı dünyaya tanıtan ve kendinden söz ettiren kitabı tam 16 dile çevrilmiş olan “İmkânsızın Şarkısı (Norvei no Mori)” (1987) olmuştur. 1995’te yayımlanan “Zemberekkuşu'nun Güncesi” kitabı ile ertesi yıl da Yomiuri Edebiyat Ödülünü kazandı. Haruki günümüzde Amerikan kültürünün etkisi altında kaldığı ve aşırı Batıcı olduğu eleştirilerine maruz kalmaktadır. Fakat yine de Japonya’nın XX. yüzyıldaki en büyük yazarlarından biri olarak kabul edilir. Haruki Murakami'nin yeni romanı 12 Nisan 2013 de Japonya'da piyasaya çıkmıştır. İlk etapta Japonca yayımlanacak olan ve Türkçeye “Renksiz Tasaki Tsukuru ve Hac Yolculuğundaki Bir Yılı” adıyla çevrilebilecek roman daha okuyucuyla buluşmadan günler önce online rezervasyon ile bestseller listesine girmiştir. Yazarın kitaplarını İmkansızın Şarkısı hariç tüm kitaplarını Japonca aslından Türkçeye Hüseyin Can Erkin çevirmiştir.İmkansızın Şarkısı Fransızcadan çevrilmiştir.

keyifli okumalarınız olsun..

16 Temmuz 2014

İsrail Makinası (Animasyon)


Başlarındaki yöneticilerin kendilerine de zarar verdiğini görebilen İsrailliler tarafından hazırlanmış “İsrail Makinası” isimli animasyon, “Aynı politikacıların yerini her seçimde değiştirip duracağımıza, sistemimizi toptan değiştirelim!” çağrısı yapıyor






manidar bir kısa flm..

15 Temmuz 2014

erkeğini ilahlaştıran kadınlar-dr.hamit kalyoncu



iki fiyasko kitaptan sonra bu kitap iyi oldu.elazığ ziyaretlerimden birinde almıştım.hatta aynısında mariya'da almıştı.geçen sene yazın mıydı,ondan önce ki mi bilemedim.
neyse gelelim kitaba.hoca kitabı yazarken ne tarz bir şey olacağı konusunda bence karar verememiş.kitap bir güne sığan cinsten ama tarzı yok gibi bir şey.
önce üç dinde kadının yerinden bahsediyor.ardından israiliyat şeklinde islam dinine geçmiş kadın fikrinden bahsediyor ki bunları herkesin okuyup öğrenmesi gerekiyor diye düşünüyorum.
ardından büyük kültürlerde ki özellikle hint kültüründe kadının yerinden bahsediyor.ayetler ve hadislerle delillendirdiği kısımlar gerçekten de çok faydalı.daha sonra kitabın ikinci kısmına geçiyoruz ki orada erkeğini ilahlaştıran kadınlardan,kadını tarafından ilahlaştırılmış erkeklerden ve özelliklerinden bahsediyor.
bana daha çok evlilik önerileri kısmı gibi geldi.ama yine de oldukça faydalı bir kitap olduğunu düşünüyorum.
alınız ve okuyunuz.


kitaptan :
sonradan yazılmış olan incil metinlerinde tanrı ağzından havva'nın şahsına bütün kadınlara şu şekilde sesleniliyor ;
''rab tanrı,kadına;çocuk doğururken sana çok acı çektireceğim.dedi
ağrı çekerek doğum yapacaksın.kocana istek duyacaksın.seni o yönetecek.''
böylece,hristiyanlıkta kadın,ilk günahtan beri baştan çıkarıcı olarak görülmüş.evlilik zorunlu bir şer ve ilk günahın devamı olarak görülmüştür.

....
ilahiyatçı prof.dr.a.osman ateş,konu ile ilgili şu hükmü hatırlatıyor;
prensip olarak kur'an'a aykırı hadis olamayacağı,hadis diye ifade edilse bile,herhangi bir sözün kura'an'a tercih edilemeyeceği kesindir.
(ne güzel de söylemiş hoca)
'havva olmasaydı kadın cinsi ebediyen kocasına hıyanet etmezdi'şeklindeki rivayetlerin israiliyat türünden haberler olup ,şu veya bu şekilde islam kültürüne girmiş rivayetlerdir.

kadının yaratılışında 'kaburga kemiği' konusunda anlatılanların kaynağını araştıranların üzerinde ittifak ettikleri ilk itiraz,bu görüşün kur'an kaynaklı olmadığı üzerine.bilgile kur'an'a değil de saptırılmış olan tevrat'a dayalı.bügün elde bulunan tevrat nüshalarının ise hz.musa'dan 1500 yıl sonra yazıldığına kimse itiraz etmiyor.


1951'de Trabzon'da doğdu. 1975 yılında, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. 1980'de aynı fakülte'den Psikiyatri uzmanlığını aldıç Halen, İstanbul'da özel bir klinikte hekimlik yapmaktadır. Değişik konularda yayınlanmış kştapları mevcutur. Psikiyatrik ve toplumsal yönü olan konularda çalışma ve araştırmalarına devam ediyor.

bol bilgili bir kitap.tavsiye ederim.
keyifli okumalar..

14 Temmuz 2014

aşkın öteki yüzü-edith wharton


biri kitabı okuyup bana da anlatsın.zira ben kendimi yormadım.:)
atlayıp zıpladım,kitabı bitirdim ;)
bana ne el alemin aşkının öteki yüzünden,beriki  burnundan,aşk kitabı okumak benim neyime.
vampir yok,kan yok,cinayet yok,macera yok,bilim kurgu yok.......hiç bir şey yok.
hiç benlik bir kitap ve tarz değilmiş.
dileyen okur,dilemeyen okumaz.


yalnız ben bir daha yanılıp şaşırıp bu tarz kitap almam da okumam da.
neredeyse nazan bekiroğlu'nu mum ilen arıycaktım.kadın hiç olmazsa dini şeylerden bahsediyor.
roman da olsa bir şeyler öğrenebildiğim kitapları seviyorum.
iyisi mi  gideyim de ilahiyat kitaplarımı okuyayım.
hey gidi gözünü sevdiğimin felsefesi.


XIX. yüzyılın sonu New York...Toplumsal sınıflan ahlak anlayışı ve katı kurallarıyla oldukça muhafazakar bir kent. Newland Archer pek çok aristokrat gibi hukuk eğitimi almış güzel sanatlara felsefeye düşkün genç bir avukattır. Ailesi Archer'İn May Weiland ile evlenmesini uygun bulur. Heyecanlı nişanlılık dönemi bir süre sonra yerini mutsuz bir evliliğe bırakır. May'in Avrupa'da yaşayan kuzeni Madam Olenska'nın zengin kocasını terk edip New York'a gelmesiyle hayatlarında yeni bir dönem başlar. Madam Olenska bu çevrenin alışkın olmadığı kadar özgür cesur hayal gücü zengin bir kadındır. May'in muhafazakar geleneklere bağlı ve sıkıcı haline karşın Madam Olenska sıradışı tavırlarıyla Archer'i büyüler. Aşkının karşılıksız olmadığını anlayan Archer ilerleyen zamanlarda aşkla vicdanı muhafazakarlıkla arzuyu özgürlükle itaati ayırt edemeyecek kadar büyük bir girdabın İçine girer. XX. yüzyıla gelindiğinde ise ne New York eskisi gibidir ne de insanları...

elimde yeni ama beğendiim bir kitap var.bitiip döncem size ;)

kalp sızısı-f.louisa barclay

şair burada ne demek istemiş ?
yazar bu kitabı niye yazmış ?
kafamda deli sorular :))
jane eyre kılıklı bir kitaptı konu itibariyle ama yazarlık ve sanat açısından yanından bilem geçemez.
öldüm sıkıntıdan okurken.ne gereksiz ne boş bir kitap.
dur sen duur daha neler yazarım bende neyyse :)
valla canınız isterse okuyun istemezse okumayın.



kalp sızısı
Jane Champion, zengin ve bağımsız bir İngiliz asilzadesi olmakla birlikte bir o kadar çirkin ve gösterişsiz bir kadındır. Garth ise genç, yakışıklı ve güzel olan her şeye aşık bir ressamdır. Zaman zaman Maldrum Düşesi olan teyzesinin malikanesinde kalan Jane, ortak dostlar vasıtasıyla katıldığı bir partide Garth ile karşılaşır. Sakin bir şekilde devam eden partide Jane'in vermiş olduğu kısa süreli konser Garth'ın, Jane'in içinde barındırdığı güzelliği görmesine ve ona deliler gibi aşık olmasına neden olur. Bir süre sonra Garth artık dayanamaz, Jane'e olan duygularını açıklar ve ona evlenme teklif eder. Fakat Garth'ın kuralları hiçe sayan yaşam tarzı ve yakışıklılığı karşısında Jane'in gösterişsiz ve çirkin bir olmasından dolayı kendine olan güvensizliği bu teklifi reddetmesine neden olur. Korkaklığın ve kendine olan güvensizliğin ağır yükü altında ezilen Jane'in psikolojisi alt üst olur ve yaşadığı travmadan kurtulmak umuduyla dünya turuna çıkmaya karar verir. Yıllar sonra verdiği karardan pişman olan Jane, Garth'ı bulup ondan af dilemek ister ama Garth, geçirdiği bir kaza sonucu gözlerini kaybetmiştir ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. (Arka Kapak) - See more at


vaktinizi öldürmeyin,ben öldürüm siz bari kurulun.çok daha iyi yazılmış kitaplar var diyor ve aranızdan ayrılıyorum.

11 Temmuz 2014

cydonia,sercan leylek


soluk soluğa okuduğum ender romanlardan biri oldu.
son elazığ ziyaretimden aldığım bu kitaptan pek bir memnun kaldığımı söyleyeyim.
fantastik,sürükleyici bir hikaye olmuş cydonia.
konusunu uzun uzun anlatmayacağım çünkü nasıl anlatsam bilemedim :)
beyrut'ta,norveç'te ve nasa'da ayrı ayrı geçen üç ayrı hikaye çok şaşırtıcı bir biçimde birbirine bağlanıyor.ben nasıl okuyup da bitireceğimi şaşırıdım diyeyim.
yazarın dili çok akıcı ve sürükleyiciydi.okuyucuyu hiç sıkmadan,merakını bir an olsun azaltmadan heyecanla kendini okutuyordu.işte ben böyle yazar dili seviyorum.
ne diyaloglar ne de olayalar insanı hiç sıkmadan,bezdirmeden akıp gidiyordu.
rahatlıkla tavsiye edebileceğim bir kitap.görürseniz kitabı darıltmayın alın ve keyifle okuyun derim ben.


kitaptan:

hepimizin hayatına bir süre eşlik edip sonra zamanı geldiğinde ayrılanlar her zaman oluyordu ömrümüzde.

adı lisa.bir hastahanenin psikolojik yardım bölümünde çalışıyor.işi,bana sorarsan,deli insanlara akıl vermek.kendindeki aklı onlara verip kendisi deli gibi geziyor.



Hayallerinizin Ötesindeki Bir Dünyada Yolculuk...
Beyrut'ta büyük bir sanat galerisinin güvenlik şefi Rafik… Güvenlik kameralarında yakaladığı bir görüntüyle kendisi ve yakın arkadaşları bir anda heyecan dolu bir maceranın ortasına düşüyorlar. Hayalet gerçek mi?
Stian, genç bir kayakçı iken geçirdiği kaza ile tüm bedeni felç olan bir Norveçli… Yıllar sonra beklenmedik bir ses dostu oluyor. Stian dost sandığı bu kişinin, kendisini silah olarak savaş planlarında kullanacağını anlayacak mı?
Sean, NASA'da çalışan, Mars yüzeyinde keşfedilen bir delikle başlayan dev proje Cydonia için seçilmiş iki astronottan biri… Mars'ta neler oluyor? Kara deliğin arkasındaki sırrı kim çözecek? İsrail'in üçüncü dünya savaşı için akıl almaz planlarının Mars ile ilgisi ne?
Beyrutlu Rafik, Norveçli Stian ve Amerikalı Sean'ın yollarının kesiştiği Cydonia'da, soluk soluğa bir macera ve müthiş son…

sercan leylek


İzmir’de doğan yazar, tiyatrocu bir ailenin ortanca çocuğu olarak yetişti. Anne ve babasının mesleği sayesinde geleneksel hikayelere her zaman ilgi duydu. Öğrencilik yıllarında edebiyat öğretmenleri tarafından sevilen yazarın, yazdığı kompozisyonlardaki radikal çıkarımları sebebiyle her zaman notu kırıldı. Hatta bu sebeple, lise öğrenimini tamamladığı Vali Nevzat Ayaz Lisesi’nden -0,01 diploma notu farkıyla- okul ikincisi olarak mezun oldu.
2003 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nü kazanan yazar, hazırlık sınıfının ardından 2 yıl daha eğitimine İzmir’de devam etti. İkinci sınıfta aldığı sosyal seçmeli dersin hocası olan Doç. Dr. Erol KAYA’nın teşviğiyle Erasmus programına katılmaya karar verdi ve mülakatları geçip eğitimine İtalya’da devam etti. Salerno Üniversitesi’nde Bilgisayar Bilimleri üzerine 1 yıl eğitim görüp, lisans eğitimini tamamlamak üzere yurda döndü.
Üniversite masraflarını karşılayabilmek için birçok farklı işte çalıştı: Garsonluk, tercümanlık, spor animatörlüğü, müşteri temsilciliği, programcılık, Uluslararası İzmir Fuarı’nda asistanlık… Kısa süreli çalıştığı işler birçok farklı insanı ve hayat tarzını gözlemlemesine yardımcı oldu.
Uzak bir ülkede çalışmayı kafasına koyan yazar, üniversite son sınıfta AIESEC’e üye oldu. 2009 Mart ayında patlak veren ekonomik kriz sebebiyle Japonya, Avustralya gibi uzak diyarlara gitmek yerine Norveç’le yetinmek zorunda kaldı. 2009 Ağustos ayında stajer olarak işe alındı ve hala Oslo Thomson Reuters ofisinde enerji borsaları analisti olarak çalışıyor.


keyifle ve merakla okunacak bir kitap..

8 Temmuz 2014

ramazan manzaraları...


adı üstünde işte.
bu kitaplar son artık..




prensesimle film izlerken.


ramazanda her gece üçü bir arada yapıyorum ki ben.



bu ne var ne yoksa bir arda :)



şu an okoyrum..
hocam ismail erdoğan"ın kitabı.bitirmek için sabırsızlanıyorum ama alan sınavından sonra.


 şu an okuyorum.buz yürekler"ere  ,yazısı için tık tık, nazaran daha çok beğendiğimi söylemeliyim.

görüşüüzzz..

6 Temmuz 2014

#örgü

tam #kpss arefesinde bunları yapıp bitirdim ki ben :)
kızımla bana özel bunlar.


bu su yeşili olanı blog için yapacağım çekilişte hediye olarak kullanmaya karar verdim.bakalım şanslısı kim olacak ?


bu kocaman ve çok güzel olduuuu :)


toplu ve renkli bir bakış.elazığ'a gidince de örmeye devam edicem.yeni modellerle burada ,tam benim tatlı ve güzel blogumda görüşürüz :)


#kpss


emeğin resmidir.
eylülden beri bu kdar kitap devirmişiz amma 


sınavda çıkan yer buydu :))))


Allahanda bulasan ösym..

#kpss #iftarmenüsü

bir çılgın kpss geçti gitti bizden.bir yıl deliler gibi çalış ama ösym kalksın ne osmanlı ne inkılap ne anadolu ne islam öncesi türk ne de inkılaplardan soru  sorsun.herkesin en çok emek ettiği ders tarihken en boşa çalışılmış ders tarih oldu :/ sınavdan sonra herkes şoktaydı.eğitim bilimleri sınavı çok daha kolaydı ama onunda getirisi az.ayın 20'sinde alan var ve onunda tus gibi olmasını bekliyorum.rabbimden her şeyn hayırlısı.

kpss akşamı arkadaşım nazo'ya gittim her zaman ki gibi :) size iftar menümüzü gösteriyim istedim.zira karnım açken yemeklerden başka fotoğraf çekmemişim :) 

ilk önce nazo'nun ikea tabakları,ne ka güzeller değil mi ?
ama boş ve anlamsız :)


abrakadabra diyoruz ve tabaklar dolup taşıyor :)
yayla çorbası..


hamburger köftelerimiz ve patitisler 


ciğerli pataitis 


bol soslu tavuk.


 ortaya karışık konsept :) beyaz olan patlıcan salatası en nefis olan oydu.bir koca kase salatayı yedik bitirdik :)


iftar sonrası bir şeyler (!) içelim dedik :)
kahve,didi,malt,meyve suyu vs vs vs.
malt şişesini sakın içki şişesi falan sanmayın,zira facebook'umda olay oldu :)) armutlu meyve suyu ve asitli.gayet lezzetliydi.ama didi'yi içmeyi unutmuşum :)


yedik içtik sohbetin dibine vuramadık :) zira ertesi gün kpss vardı.
sınav günü bir güzel havamızı aldık :)
akşamına da özel olarak eve bırakıldım nazo ve eşi tarafından.her ev sahibi onlar gibi olsa :)))

sınav için hakkımızda hayırlısı ama o kpss kitaplarını artık görmek iistemiyorum midem bulanıyo onlar yüzünden.on beş gün daha sabır sonra ver elini elazığ.ama kızımdan ayrı kalacağım için çok üzgünüm.nasip altı ay çok değil dişimizi sıkacağız ve rabbimin izni ile feraha çıkacağız.
bu karışık postan sonra gideyim de alan'a çalışayım
siz de blogumu okuduktan sonra lütfen yorum bırakmayı unutmayın.o yorumlar blogu ayakta tutuyor inanın.
çok yakında kitaplı bir çekiliş yapacağımı duyurup sahneden ayrılıyorum,kalın sağlıcakla...