30 Eylül 2014

Die Abenteuer des Prinzen Achmed..

akşam izledim ve çok beğendim.blogu takip edenler bilirler ki bu tarz animasyon filmleri çok seviyorum.şimdi size fransız olmayan alman olan bir arap hikayesi animasyonu tanıtacağım :)
ama bence hala bu işin piri fransızlar.
unutmadan söylim büyüklere çizgi film.
çocuklar anlamayabilir ve sıkılırlar.çünkü alt yazılı ve sözsüz.


hikaye şöyle :Arap Geceleri hikayelerinden uyarlanmıştır. Kötü bir büyücü Prens Ahmed’i sihirli bir at sürmek zorunda bırakır. Ancak kahraman prens sihirli atla birçok maceraya çıkar. Bu yolculukları esnasında güzel prenses Peri Banu’ya aşık olur. Prensesin kalbini kazanmak için bir şeytan ordusuyla savaşmak zorundadır.



filmin imbd puanı;7.8,yönetmen;lotle reinger ve carl koch
1926 yapımı bir animasyon.






trailer:


ben filmden çok keyif aldım sizde iyi seyirler..

28 Eylül 2014

başlıksız..

sadece ileride bir gün blogu karıştırırken bu gün yağmurun yağdığını ve bu modda olduğumu anımsamak istedim...


size ss501'le veda edeyim..
wings of the world..en güzel parçalarından biri.


mutlu pazarlar..

27 Eylül 2014

çin sarayında bir bakire,pearl buck.


okudum bitti ve çok haz etmedim.
artık hiç roman beğenemiyorum ya.ya da bana artık hiç bir şey vermiyorlar.
oku ve kpss döneminde roman çok güzel gidiyordu.zaten ders kitaplarının içeriği oldukça ağırdı ve bana yetiyorlardı.şimdi okul yok ve bol bol felsefe ve tarih kitabı aldım ve beni bu kitaplar mutlu ediyor.ama romanlarsa içimi bunaltıyor artık.sanırım psikolojik olarak artık roman okumama gerek kalmadığını bildiğim için okuyamıyorum.ya da onun gibi bir şey....
en son sırlar uçurumuna bayılmıştım.sanırım fıransız romancıların üstüne yok.

kitap saraya cariye olarak giren ve yükselen bir kızın hikayesini anlatıyor.
filmi çekilseydi ,ki var mı bilmiyorum, daha ihtişamlı bir hikaye olurdu.
bence betimlemelerde zayıf kalmış kitap.
yazarın anlatımını da sevmedim.vs vs vs... işte.
alın okuyun kadın daha önceden nobel almış.
bakmayın ukala ukala beğenmedim dediğime :))
bende ki psikoloji kimse de yok :))


arka kapak.
Nobel ödüllü Pearl Buck'un ünlü romanı Çin Sarayında Bir Bakire, saraydaki iktidar mücadelesinin, entrikanın akıllara durgunluk veren yüzünü sürükleyici üslûpla ortaya koyuyor.İhtirasına gem vuramayan bir bakire... Sarayda söz sahibi olmak, kralın önüne geçmek için yapamayacağı yok...Esas aşkını bile geri plana itiyor, ama içindeki aşk ateşini söndüremeden, entrikasını sürdürüyor.Hedefine ulaşmak için birinci basamak saraya girmek... Önce saraya, sonra kralın yatağına giriyor. Entrikayla kralı pasifize ederken, halkını hiçe sayıyor... Bir taraftan da aşkından vazgeçemiyor, onu yanı başında görebilmek için payaler veriyor. Aşk, entrika, esrarengiz ilişkiler... Çin Sarayında Bir Bakire, sizi bir başka dünyada gezdiriyor.


pearl buck


1892 yılında Batı Virginia eyaletinin Hilsborokentinde doğan Pearl S. Buck 1917 yılında John L. Buck'la evlenmiş, daha sonra bu eşinden boşanarak 1935 yılında Richard Walsh ile ikinci evliliğini yapmıştır. Bir çocuk sahibi olan Pearl S. Buck daha sonra dokuz çocuğu evlat edinmiş. Hayatını önce öğretmenlik daha sonra da yazarlıkla kazanan Pearl S. Buck 1931 yılında The Good Earth İyi Dünya adlı yapıtıyla Pulitzer Ödülü'nü kazanmıştır. Pearl S. Buck'ın kitapları ömrünün büyük bir kısmını geçirdiği Çin'deki yaşamı yansıtır. 1938 yılında kazandığı Nobel ödülünün ardından National Institute of Arts and Letters (Ulusal Sanat ve Edebiyat Entitüsü)'ın üyeliğine layık görülmüştür. Pearl S. Buck ayrıca Asyalı çocukların ABD'li ailelerce evlat edinilebilmeleri için dernekler kurmuştur. Ana kitabıyla Nobel Edebiyat Ödülü'nü almıştır.

ben kitaptan sıkılmasaydım iyiydi ama siz okuyun ve keyifli okumalarınız olsun...

26 Eylül 2014

büyü ve psikiyatrik hastalıklar,dr.hamdi kalyoncu..



okudum bitti arkadaşlar.hocanın okuduğum üçüncü kitabı.(diğerleri   erkeğini ilahlaştıran kadınlar ,öteki kadının dayanılmaz cazibesi  pempe yazıları tık tıklayın anacım :) )
bu kitabı çok  faydalı buldum doğrusu.psikiyatrik tedavide insanların kendi inançlarından da faydalanılabileceğini anlattığı gibi,büyü olayını üç büyük din açısından da incelemiş.
islam'da büyü,uğuruğursuzluk gibi konuların hadis ve ayetlerle değerlendirilmesi de yapılmış.
kısacası bence hocanın en faydalı bulduğum kitabı oldu.
bulursanız alın,okuyun,faydalanın.
boş bir kitap değil.


arka kapak:
"Büyü"lendiklerini söyleyen, birtakım malzeme ve etkinliklerle bildikleri ya da bilemedikleri birilerinin kendilerini rahatsız ettiklerinden şikâyet eden, hekimin yanında "hoca", "cinci", "papaz" ya da "medyum"a müracaat eden pek çok hasta var. Şikâyetler tek bir psikiyatrik tabloya sığdırılamayacak kadar değişiklik gösteriyor.

Bunların bir kısmının psikiyatrik hastalıklar grubunda olduğundan şüphe yok. Yine, bu hastalar üzerinde -iyi ya da kötü- etkili olduğu sanılan kişilerin yaptığının, telkinden öte bir anlam ifade etmediği ya da tamamen şarlatanlık olduğu da düşünülebilir. Ancak büyülü olduklarından şikâyet eden hastalar üzerinde biraz daha yakından gözlemler yapıldığında ve hastalıkların seyri takip edildiğinde, bu tür hastalara daha çok yardımcı olabilmek açısından psikiyatrinin "büyü" olayını irdelemesi ihtiyacı hissedilir. 

Bu kitapta bir bilim adamı şüpheciliği ile hem hastalar, hem de onların müracaat ettiği kişilerin özellikleri, uygulamaları, yöntemleri ve alınan sonuçlar üzerindeki gözlemlere dayanarak ve psikiyatrik açıdan büyü ve büyücülük konusu irdeleniyor. Ayrıca aşağıdaki soruların cevapları aranıyor:

Bu âlemde neler oluyor?
Hemen hemen bütün kültürlerin ve inançların kuşaktan kuşağa aktardığı şeyler tümden gerçek dışı mı?
Medyumlar ya da geleneksel adları ile hocalar, cinciler, papazlar! İnsanlar, hangi amaçlarla bu kimselere gidiyor?
Bu kişiler, kimlere ne çeşit uygulamalar yapıyor?
Yapılanların, hastalar üzerindeki etkileri ve bütün bu işlerin, toplumun inancında ve kültüründeki yeri nedir?

keyifli okumalar...

24 Eylül 2014

faudel,baida..

size bir da blog müziğimi önerip tanıtmak istedim.aylardır psikopata bağlamış gibi bu şarkıyı dinliyorum
sanırım iyice yaşlandım ve bol bol nostalji yapıp alaturka müzik dinliyorum.
son günlerde favorilerim;faudel,rachid taha ve khaled..

işte faudel.cezayir asıllı fransız şarkıcı.laf aramızda aynı yaşta oluruz kendisiylen ;)


işte baida:


Beida, khsarti li hyati ah
Ana goult lik barkani
Ma ala balich beli qedam
Bane laabek, ga y est trop tard

Hia sbabi wa sbab hayati
Leman nahki dourri wa sourri ah
Ma aarafet aalach dik el mahna
Goulou li aalach nebghiha

Hia sbabi wa sbab hayati
Leman nahki dourri wa sourri ah
Ma aarafet aalach dik el mahna
Goulou li aalach nebghiha

Nhadrou tefraz, nessit el madi
Neachaq fi zine min el widane

Hia sbabi wa sbab hayati
Leman nahki dourri wa sourri ah
Ma aarafet aalach dik el mahna
Goulou li aalach nebghiha

Wa rao yi hah ya rao ah
Goult lik a khlass, oublie l'histoire


muhteşem bir şarkı.iyi dinlemeler...

fated to love you...

 tikkat tikkat ! yılın dizisini ilan ediyorum.
çook uzun zamandan beri gerçekten böyle iyi dizi yapılmıyordu.
son zamanlarda acuşiler çoşmuş durumda.oyunculuklarını konuşturuyorlar.
fated to love you tayvan ya da tayland dizisi uyarlaması.ama on numara olmuş.hele ki jang hyuk'un oyunculuğu için diyecek yok.


geleleim oyunculara:

jang hyuk:bu dizi de ki rolü greatest love'da ki dokko jin'i andırıyordu.ama dizi ilerledikçe jang hyuk çok özgün bir karakter ortaya çıkarmış.kendisi dizide çok zeengin,nevi şahsına münhasır ve azıcıkta unutkanlık hastalığı olan falanca ailenin bilmem kaçıncı kuşağından tek oğul olur.komik mi komik bir şahsiyet.

yong na ra:kendisini daha önce izledim mi bilmem ama çok tatlı ve sempatik bir aktris olduğuna karar verdim.dizi de sıradan,naif,çıt kırıldım bir postit bir kız kene tabi bir kül kedisine dönüşür.yok yok prensese mi demeliydim.:) 

     choi jin hyuk:namı diğer komşu oppa :)böyle komşu oppaya can kurban demek lazım.düşünceli,hassas,zeengin,
    sanatçı,iyi kalpli,iyi niyetli...
    taam taam sustum  böyle birinin
    olmasına imkan yok :) ama
    dizide var işte.


    neyse karakterlerimiz böyle.
    bir bayan oyuncumuz daha var bu aşk dörtlemesinde ama
     ben adını zikretmeyi gereksiz görüyorum :)
    neyse kader ağlarını her zamanki gibi örüyor ve bu insanların yolları kesişiyor.sonra neşeli,eğlenceli,romantik,tam seyirlik bir dizi ortaya çıkıyor.
    bu sene için favori diziniz olmadıysa ben kesinlikle fated to love you'yu tavsiye ederim
    gerçekten uzun zamandır favori dizim olmamıştı.bir kaç diziyi de buradan önermiş ama sonunu zor getirmiştim.
    yaşasın fated to love you diyeyim ben o zaman :))

    trailer.


    en sevdiğim ost'si


    iyi oyunculuklar,güzel mekanlar,sevimli bir senaryo,yer yer oha dedirten erkek kostümleri :)
    işte izlenesi bir kore draması..
    iyi seyirler olsun...

    22 Eylül 2014

    elazığ'dan istanbul'a....

    ilk defa elazığ'dan istanbul'a tatil için geldim.
    bu söz bana bile çok tuhaf geldi..
    malataya'dan itibaren kırşehir'e kadar otobüste ara ara çektiğim fotolar.
    bütün bu şehirler inanın birbirlerinin aynısı :/









    üçü bir arada yapmışım :)












    artık istanbul'dayız.


    yazgı,morgan rice..

    belki de güzel bir kitaptı !
    ama ben dikkatimi toplayamadım.uçan vampir mi olur ya :/
    nırç bu fikirden hiç hoşlanmadım.
    vampir hikayelerine bayılırım ve bence bu işin piri anne rice.
    bu bir seri vampir hikayesi ama ben gerisini okumakla uğraşmam.
    çünkü vampirlerin kanatları var ve uçuyolar.
    ayy bu fikirden hiç mi hiç hoşlanmadımmmmmm..



    Ruhlarının kavuşması için aşk kaderden üstün olmalıydı...
    Üstün olmalıydı ki tomurcuk güle dönsün.

    Caitlin, yapayalnızdı. Bilmediği bir zamanda, bilmediği bir yerde savunmasız ve korkmuş...Bir an önce Caleb'i ve babasını bulup kutsal zırha ulaşmalıydı. Yoksa tüm insanlık vampirlerin kölesi olacak, yeryüzü mahşer yerine dönecekti. Ancak önünde büyük bir engel vardı. Kyle... Baş düşmanı... Caitlin'i yakalamaya, ondan intikamını almaya kararlıydı ve Caitlin'le Caleb'i öldürmek onun için büyük bir zevk olacaktı.

    "Yazgı, serinin kaçınılmaz kaderini belirliyor… Bütün seriyi ara vermeden okumak
    isteyeceksiniz."
    The Dallas Examiner

    "Kaderin bizleri nasıl da ters köşeye yatırdığını ele alan Yazgı; aşkın, sadakatin ve fedakârlığın
    öyküsünü anlatıyor."
    The Romance Review

    Biz biriz, bütünüz... Aklımız dursa da, nefesimiz kesilse de beraber olacağız. Geçilen denizler, aşılan dağlar, yürünen dikenli yollar birbirimize kavuşmak için... Senin için... Benim için... Biz biriz, bütünüz... Kanımız aksa da, ruhumuz yansa da beraber olacağız. Sonsuza dek...

    keyifle okuyun.
    belkim siz bu kitabı seversiniz...

    kitap alışverişi.


    elazığ'dan aldığım bol bol kitaplar...




    kitap okuma halleri..
    didi'ye bayılıyorum yaa..





    bol bol okumlaı günler efem :)

    dini Eğitim Açısından Kur'an-ı Kerim'de Hz. Meryemin Terbiyesi,betül topçu..

    bugün okudum bitti postu yazarkene ölmezsem iyidir :)
    bu kitap son okuduklarım arasında en güzel olanıydı.
    çünkü yazarın doktora tezi.Allah'ım bana da kısmet etttt.aminn :)
    hz.meryem hakkında bulunabilecek en kapsamlı kitap.
    bir ilahiyatçı olarak bence çok faydalıydı.
     hz.meryem hakkında yazılmış tüm kitapların listesi veriliyordu ki en çokta o kısmı beğendim.
    bulursanız alın ve muhakkak okuyun derim.



    Ulul-Azm Peygamberlerden biri olan Hz. İsa (a.s)'nın annesi. İsrailoğullarının ileri gelenlerinden ve alimlerinden biri olan ve Davut (a.s)'nın soyundan gelen İmran'ın kızıdır: Âllah iman edenlere namusunu koruyan, İmranın kızı Meryem'i de misal gösterir"(et-Tahrim, 66/12). Meryem "dindar kadın" demektir. 

    Erkeklerden sakınan, iffetli anlamında "Betül" adıyla da adlandırılır. İmran'ın hanımı Hanna, kısır bir kadın olup, hiç çocuğu olmamış idi. Bir gün bir ağacın gölgesinde otururken yavrusunu doyurmaya çalışan bir kuş gördüğünde bu olay içindeki çocuk sahibi olma duygusunu alevlendirdi (İbnül-Esir, el-Kâmil fi't-Tarih, Beyrut 1979, I, 298).
    (Tanıtım Bülteninden)

    keyifli okumalar...

    öteki diyarlar...

    beş ayrı hikaye yazarının kalemlerinden çıkmış karama bir kitap.
    ben en çok karya ağım'ın dracula'sını beğendim.ama çok kısaydı tadı damağımda kaldı.
    yazarların hepsinin yüzüklerin efendisi hayranı olduğunu ve tolkein'in tüm kitaplarını okuduklarını düşünüyorum.
    harika bir kitap değildi ama okumuş oldum
    on ayrı hikayeden oluşuyor kitap.okumadığınızda çok bir şey kaybetmezsiniz söyliyeyim..


    Branimir her zaman için ailesinin itibarına fazlasıyla önem vermişti ve duruma tahammülü yoktu. Ayrıca kız kardeşi onun için fazlasıyla değerliydi. Öyle ki anneme olan sevgisi, önlerindeki tüm fırsatları riske atmasına imkân verecek boyutlardaydı. Hatta kimilerine göre bu sevgi bir kardeşe duyulan sevginin çok daha ötesindeydi. Hakikat her ne ise, Branimir intikam arzusunu bastıramadı. İntikam, ufukta uzanan
    menfaatler için bastırılması gereken bir dürtüydü ise de Branimir bunu göremeyecek kadar kör olmuştu.
    (Tanıtım Bülteninden)

    keyifli okumlarınız olsun efem :)

    yani atlantis,francis bacon..

    bunu da okudum bitii.
    okudum bitti postlarını biriktirmek hiç iyi olmuyormuş.yazı yazmaya enerjisi kalmıyor insanın ://
    yeni atlantis'i okurken kendimi shougun dizisini izliyor gibi hissettim.:)
    güneş ülkesi'nde olduğu gibi yeni ve farklı bir ada keşfedilir ve nasılsa orada tüm insanlık mutlu mesut,düşünmeden yaşamaktadır.
    güneş ülkesini okuduysanız bu kitabında ondan çok bir farkı yok.
    yalnız kitabın başında bacon'dan uzun uzun bahsediliyor ve ben bacon'u adam zannederdim :))
    değilmiş a dostlaaaar.duyduk duymadık demeyin :))
    pis rüsşvetçi bacon :))
    okuyun çokşey kazanmaz çok şey kaybetmezsiniz..


    "Nedenler konusundaki cehalet sonuç almayı, etkili olmayı engellediği için bilgi ile insanın kudreti aynı şeydir. Çünkü doğa boyun eğdirilerek denetime alınır ve teorik felsefede neden olarak yer alan şey, pratik felsefede yasaya dönüşür."
    -Francis Bacon-

    Yeni Atlantis'i ve diğer ütopyaları, aydınlanma hareketinin eşiğindeki Avrupa burjuva sınıfının ekonomik hayata hâkim olmasının ardından politik gücü de eline geçirmeye doğru
     yönelişiyle birlikte değerlendirmek gerekir. Feodal düzenin, aklın (bilimin) yargıç sandalyesi önünde kendini ya meşrulaştırıp haklı kılmak ya da yok olup gitmek tercihi ile karşı karşıya kalmaya başladığı dönemlerdir bunlar.
    (Tanıtım Bülteninden)

    vikipedi:
    Yeni Atlantis (The New Atlantis) Bacon'ının düşüncelerindeki (ve düşüncelerinin sonucu olduğunu varsaydığı) ideal toplum düzenini yansıttığı eseridir. Felsefi, ütopyacı roman geleneğinin en güzel örneklerinden biri olduğu gibi, eser Bacon'ının özellikle Novum Organum'da belirttiği yöntemlerin sonuçlarının kurgulanışı olarak da ele alınabilir.

    keyifli okumalar...

    öteki kadının dayanılmaz cazibei,dr.hamit kalyoncu..


    hocanın okuduğum ikinci kitabı.ilk okuduğum kitap erkeğini ilahlaştıran kadınlafr'a göre (yazısı için buraya tık tık) daha çok beğendiğim bir kitap oldu.diğeri evlilik önerileri gibiydi ama bu kitabı keyifle okudum.
    kadınların kendilerine karşı özeleştiri yapabilmelerini sağlayacak bir kitap.bence her kadının okuması gerekir.,


    kitaptan :
    kadınlar çok daha içten sever ve aşırı derecede bağlanırlar.bu aynı zamanada hayata bağlanmaktır.

    türk kadınının istek ve arzuları erkeği yönetmeğe meyilli.ancak,yetenekleri ve birikimi boyun eğmeğe daha müsait.

    kadınlarımız isteklerinin yüksekliği ile,eğiitim ve birikiminin yetersizliği arasında sıkışıp kalmış olmanın sıkıntısı içerisimndedirler.
    (ibretlik tespit.)

    erkekler dünyayı idare eder,kadınlar da onları!

    İKİ DÖNEMDE ERKEĞİN SÖZÜNE GÜVENMEK RİSKTİR;BİRİ EVLENMEDEN ÖNCE,İKİNCİSİ,BOŞANMADAN ÖNCE.

    arka kapak.

    "Öteki Kadın..!" Şu! Erkeği peşinden koşturan "öteki kadın!" Evli bir adamı karısından kızından, çoluğundan çocuğundan koparan, işinden gücünden eden, evini barkını ter etmesine, belki memleketinden bile göçüp gitmesine sebep olan "öteki kadın!" Bir kadınla hayatını birleştirmiş ya da bir kadınla yakınlığı bulunan erkeğin bir başkasına dayakınlaşmasıyla gelişen olaylar! Ve "birinci kadın"ın tabiriyle "öteki kadın"lar! Birinci kadının korkulu rüyası, düzenini alt üst edeceğinden endişe duyduğu, adını bileduymak istemediği, rüyasına girse kabuslarla kan-ter içinde uyanmasına sebep olacak kadın;"öteki" kadın! Pek çoğunun ise, anlayış göstermesi bir yana, anlayış göstereni bile şiddetle suçladığı kadın; "öteki!" Öteki kadın! Öteki kadının cazibesi! "Birinci kadın"ın yardımlarıyla, erkeği peşine takıp götüren güç! Birinci kadının yardımı şart! Çünkü; Erkeğin evini terk edip gitmesi için, "öteki kadın"ın cazibesi yetmez, evdekinin de itmesi gerekir! Bu, nasıl oluyor dersiniz?

    bu kitabı bulursanız okuyun.
    keyifli okumalar..

    21 Eylül 2014

    Iwo jima'dan mektuplar.



    büyük bir keyif ve hayranlıkla izlediğim bir filmdi ıwo jima'dan mektuplar.
    amerika'lı yönetmen ve yapımcılardan çok japon bir film olmuş.savaşa yenilen tarafın gözünden bakan ve amerikan çığırtkanlığı yapmayan bir filmdi.
    zaöman ayırıp izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.


    alıntı:
     MDB Puanı: 8.1/10 Tür: Dram, Savaş, Tarih Yönetmen: Clint Eastwood Süre: 2 saat 21 dk Yapımcı: Steven Spielberg, Clint Eastwood, Paul Haggis Müzik: Michael Stevens, Kyle Eastwood Oyuncular: Ken Watanabe, Shido Nakamura, Kazunari Ninomiya, Ryo Kase, Tsuyoshi Ihara 1945 te 16 şubattan 26 marta kadar sürmüş olan ikinci Dünya savaşının efsane cephesi Iwo Jima. Amerikan güçlerinin taarruzu ile bu stratejik yerde bulunan adayı ele geçirme çabası bunun için kıyılara tüm askerler yığılır nerdeyse. Japon birlikleride bir yandan savunmaya geçecek ve bu savaş tam tamına kırk gün sürecektir. Amerikalılar hiç bi cephede bu kadar zorlanmamışlar ve büyük zaiyat vermişlerdir. Bu onlara tarihi bir ders olacaktır. Gerçek bir savaşı konu alna Iwo Jiwa filminin yapımcılığını Steven Spielberg ve Clint Eastwood üstlenmiş. Oscar alan filmi izlemenizide şiddetle tavsiye ediyoruz.


    Filme esin kaynağı olan konunun Iwo Jima'da mağaralarda ve yerde gömülü olan eski Japon askerlerine ait olan mektuplardan kaynaklandığı söylenmektedir. Iwo Jima Muharebesi'ne katılan komutanlar ve askerlerin hayatlarının bu bölümlerinden ve geçmişlerinden kısa kesitler yansıtılmaktadır. Film tamamen Japonca olarak çekilmiştir.
    Filmin kahramanlarından Saigo aslen memleketinde bir fırıncıdır ve bu adanın savunulmasına çok da inanmıyor gözükmektedir. Kutsal topraklar olarak değerlendirildiğinden, bu fikrini açıkca seslendirememektedir. Arkadaşları ile bu konuda olan konuşmaları sonucu ise Yüzbaşı Tanida tarafından dövülerek cezalandırılmıştır. Bu arada bölgeye komutan olarak da General Kuribayashi gelir. Yapılan tetkiklerde plajda mevziler oluşturmak yerine Suribachi tepesinde mevzilenmeye karar verilir. Kuribachi'nin eski bir arkadaşı olan General Nichi bir akşam yemeğinde ordularının hiç de iyi durumda olmadığını, ana filonun batırıldığını anlatır. Adaya herhangi bir destek gelemeyeceğini haber verir. Adada bir de dizanteri salgını başlamıştır. Mağaralarda temiz su ve yiyecek olmaksızın yaşayan askerlerden bir kısmı da bu hastalık nedeni ile kaybedilir.
    Diğer bir asker ise, adaya yeni gelen ve bir askeri akademiyi bitirmiş olan Shimizu'dur. Arkadaşları tarafından önce aralarına yollanmış bir ajan sanılan Shimuzu önceden Japonya'da şehir devriyesi gezen bir askerdir. Savaş esnasına evine Japon bayarağı asmayan bir ailenin çok havlayan köpeğini öldürmesi için üstü tarafından görevlendirmiş ve köpeği öldürmeyince bu adaya gönderilmiştir. Amerikan saldırısı başladığında askerlere yerlerini bırakmamaları ve gereğinde ölmeleri emredilmiştir. Nitekim bir süre sonra tepeye Amerikan birlikleri ulaşır ve bölgedeki Japon askerleri el bombalarının pimlerini çekerek intihar etmeye başlarlar. Filmin devamında Saigo'nun arkadaşları ile beraber emirlere karşın adanın içlerine doğru çekilişi ancak tüm Japon ordusunun trajik bir biçimde eriyişi gözler önüne serilmektedir.


    trailer 


    iyi seyirler...