12 Ekim 2014

stalker,andrey tarkovsky...

en gizli dileğiniz nedir ? 
ya da bunu biliyor musunuz?
 gerçekte neyi istediğimizi  itiraf etmeye gücümüz var mı ?
ya da en gizli dileklerimizi,bizden bile saklı olan bilniç altımızı keşfetmeye cesaretimiz var mı ?
görünen gerçeklik içinde neler istediğimizi daima biliriz ama bilinmeyen derinliklerimize indiğimiz de kendi gerçekliğimizden korkar ve tam olarak neyi istediğimizi bilemeyiz..

bu filmi yıllar yılar önce lise zamanım da izlemiştim.o zamanlar kanal 6 televizyonu vardı ve film o kanalda gösterilmişti.filmin sonunu o dönem itibariyle getirememiştim.çünkü iki buçuk saatlik filmi çok geç bir saatte vermişlerdi.bende filmin sonuna ne kadar kaldığını bilmediğim halde ,yeniden izleyince gördüm ki az kalmıştı,yatıp uyumuştum.ayrıca filmin adını da bilmediğimden filme yıllar sonra ulaşabildim.
filmin ne anlattığını o zaman tam anlamıyla kavrayamamıştım.ben üç adamın hayat yolculuğu şeklinde yorumlamıştım ki bu fikir az çok doğruymuş.bir de şunu söyleyeyim ki rusça film izlemek pek keyifli değil.yani fonetiği çok keyifli bir dil değil.film boyunca brajlav,trışlvav,krijlav,..:)) yani rus arkadaşlar kusuruma bakmasın,malum rusça kaba diller arasında.
hani bazı filmler ya da kitaplar ya da şeyler nutkumuzu tutturur ya,bunlardan biri de izlediğim the horde/baskı (yazısı için buraya tık tık )filmiydi,
stalker'da ilk izlediğimde bana bu duyguyu yaşatmıştı.
.

filmin konusu kısaca şöyle.
dünyaya bir meteor düşmüş ve tüm dünyanın gerçekliği değişmiştir.olaylar dünyanın bilinmeyen bir ülkesinde geçer.bu ülke de zone adı verilen bir bölge de bir oda mevcuttur ve iddialara göre bu odaya ulaşabilenlerin tüm dilekleri kabul olur.o odaya da ancak iz sürücüler eşliğinde ulaşılır.işte bu noktada bir yazar ve bir profesör iz sürücü eşliğinde derin bir felsefik yolculuğa çıkarlar.

film ağır bir felsefe kitabını okumak gibi.felsefeyi ve kitap okumayı sevmeyenlerin yaklaşmaması gereken türden.film arkadi ve boris strugatsky kardeşlerin yol kenarında piknik romanından uyarlanmış.itiraf etmek gerekirse ben daha önce ne bu yazarları ne de bu kitabı hiç duymamıştım.dediğim gibi yıllar önce izlediğim ve tek kelimeyle  nutkumun tutulduğu bir filmdi.

filmin işlenişi çok farklı.oda'ya neden sadece iz sürücüler eşliğinde ulaşılıyor ? neden sadece iz sürücülerin oda'ya ulaşmaya yetecek şekilde cesaretleri ve zihinsel becerileri var? neden diğer normal insanlardan farklılar?iz sürücüler birer rehber,önder ya da peygamberi mi sembolize ediyor.ya da onlar insanın yolculuğunda ki insanı tanrı'ya ulaştıran birer ulvi varlık mı? 

iz sürücünün yolda söylediği gibi odaya neden sadece umudunu yitirenler ulaşıp dilek
 dileyebiliyorlar ? yönetmen insanın umudunu hiç kaybetmemesi gerektiğini ve bu umut yolculuğunun da çok acı ve sancılı mı olduğunu anlatmak istiyor ?
bölge'de iyilerin mükafatlandırılıp kötülerin cezalandırılması da dini bir gönderme mi,yoksa dini bir eleştiri mi?ayrıca film boyunca gördüğümüz balıklar ve ne cins olduğunu anlayamadığım siyah köpek metaforları tam olarak ne anlama geliyor ?
teknolojiye ve güce ciddi birer eleştiri savuruyor film.
oda'nın da gösterilmemesi,filmi her izleyen izleyicinin kendi sorularını ve dileklerini keşfetmeleri için mi?
film de yazarında bahsettiği gibi gelecek zamana gittiğimizde gelecek zaman şimdiki zaman olur,yani aslında gerçeğe ya da mutluluğa ulaşılamaz mı ? ya da zamanın kaypaklığına ve geçiciliğine güvenilemez mi? yoksa zaman ve o zamanın içinde ki sahip olduklarımız tamamen geçici ve aslında gerçekte sahip olmadığımız şeyler mi?
iz sürücünün yolculukta dediği;bura da her dakika her şey değişir sözü gerçekliğimizin her an değiştiğine bir işaret mi ?
epikür'ün de dediği gibi aynı nehir de iki defa yıkanamazsın..
bölge'nin olduğu sahnelerin renkli,diğer sahnelerinse renksiz kullanılması bölge'ye anlam kazandırmak için mi? işte tüm sıradan adem oğullarının  hayatları da böyle anlamsız,renksiz ve sırdan ancak gerçekliğin peşinden umuda yolculuğa çıkanların hayatları anlam ve renk kazanır mı demek istemiş yönetmen ?
peki ya her şeyin viraneye dönmüş olduğu bölge'de,oda'ya ulaşmadan az önce gelen telefonun anlamı nedir bakın onu çözemedim işte.teknolojinin en umulmadık yerlere kadar,hayatın her alanına yerleşmesi mi? bu olabilir bence.
yine filmde sanırım yazar söylüyordu hiç bir yerde mutlu insan yoktur ya da görülmüyor sözünden
yola çıkarak kendi mutluluğumuzu,bize mutluluk verecek kendi bölge'mizi aramamız mı salık veriliyor.
evet...bence bütün bu soruların cevabı evet.film insana bir çok soru sordururken,kendi içinde bir çok soruyu da cevaplatıyor.her izleyenin kendi sorularını soracağı,kendi gerçekliğini sorgulayacağı,kendi umut yolculuğuna çıkacağı,kendi bölge'sini bulacağı bir film dolayısıyla her izleyen farklı cevaplar bulacaktır filmden.
her izleyen farklı tatlar alacaktır.
aslında felsefe de tam olarak gerçeklik arayışı değil midir ? bilgiyi,varlığı sorgulamak ve her insanın kendi doğrusuna ulaşması değil midir felsefe ?
zaten her soru bir cevabı barındırırken,her yeni soru da içinde yeni sorular içermez mi?
film de insanı böyle bir felsefi yolculuğa çıkarıyor,yeni sorular sorduruyor.
bilinenden bilinmeyene,somuttan soyuta yapılan bir yolculuk...
bir de ben filmi öyle bir konsantrasyon içinde izlemişim ki filmde tek bir müzik sesi bile duymadım.siz filmi izlediğinizde müziklerin filme kattığı anlamları bana söylerseniz sevinirim...




filmin öyle muhteşem efektleri,sahne tasarımları yada kostümleri falan yok.büyük bir yalınlık içinde harabeye dönmüş bir dünya da felsefe ve arayış yolculuğuna çıkıyorsunuz.
belki de filmde ki bu tarz ;insanlığın harabe haline gelmesi,kapitalist bir dünya da insanlığın unutulması gibi bir takım olgulara yönetmen tarafından yapılmış bir göndermedir.
filmin bir de sscb döneminde çekildiği düşünülürse bu düşüncem de haklı gibi duruyorum.tabi yönetmenin aklından neler geçtiği bilinmez.
yazarlar felsefenin kitabını yazar,yönetmen ise felsefenin filmini çekmiş.satır satır kitap okur gibi sahne sahne filmi okuyorsunuz.
tarkovsky eğer antik yunanda yaşasaydı kesin bugün ders kitaplarında onu okuyo olurduk ki,aristo ya da platon tarkovsky2nin zamanında yaşasalardı felsefeyi yazmak yerine onlarda felsefenin filmini çekerlerdi diye düşünüyorum :)


alıntı..
 Bir nevi kıyamet sonrası gelecekte, isimsiz bir ülkedeyiz. Düşen dev bir meteor açıklanması güç olaylara sebep olmuştur. Yarattığı etki Zone adı verilen bir alanda etkili olmaktadır. Bu alanın ortasında yer alan bir odada insanlığın en derin tutkularını gerçek yapacağı söylenen bir güç vardır. Dikenli teller ve askerlerle korunan Zone’a sadece zihinsel güçleri ve yeterli cesaretleri olan Stalker’lar girebilmekte ve eşlik ettikleri insanları odadaki güçle yüzleşmeye götürmektedirler. Kahramanımız da böyle bir Stalker’dır. Karısının itirazlarına rağmen bir bilimadamı bir de yazarı yanına alarak hayatının yolculuğuna çıkar…
Meşhur Rus bilim kurgu yazarı Arkadi ve Boris Strugatsky kardeşlerin Yol Kenarında Piknik isimli romanından uyarlanan Stalker ile Tarkovsky, Solaris’te bıraktığı yerden psikoljik bilim kurguya geri dönüyor. Film göründüğünden daha çok alegori ve sistem eleştirisi içerse de yönetmen bunu ustaca alt katmanlara yerleştirmeyi beceriyor…Benim gözümde ‘fikri bunalım’ her zaman bir sıhhat belirtisi olmuştur.Zira bence, ‘fikri bunalım’ kendini bulma, yeni inançlara kavuşma çabasıdır.Fikri bunalıma, fikri sorunlarla yüzyüze gelmekten çekinmeyen herkes, eninde sonunda düşmek zorundadır.Başka türlü olması da beklenebilirmi?Hayatın uyumsuzluklarla dolu olmasına karşın ruhumuz uyum diye yanıp tutuşmaz mı?İşte bu çelişki, hareketin uyarıcısı, ama aynı zamanda acılarımız ve umutlarımızın kaynağıdır.Bizim fikri derinliğimizin, manevi imkanlarımızın onayıdır.Stalker, işte bu düşünceler etrafında döner.Filmin başkişisi umutsuzluk anları yaşar.İnançları sarsılır.Genede her seferinde, umutlarını ve hayallerini yitirmiş insanlara hizmete adanmış olduğunu yeniden hisseder…Senaryonun yer, zaman ve mekan birliğini koruması bu filmde benim açımdan son derece önemliydi.Ayna’da filmin kahramanını kaçınılmaz varoluş sorunlarıyla yüz yüze getiren olgular karmaşasını; belgesel malzemeyi, rüyaları, hayalleri, umutları, öngörüleri ve anıları kurgulamak beni daha çok cezbederken, Stalker’de kurgu parçaları arasında zamansal bir atlamayla çok özen gösteriyordum.Zaman akışının bu filmde, tek bir çekim içinde anlaşılmasını, yani kurgunun yalnızca eylem sıralamasını belirlemekle yetinmesini istiyordum.Çekimde ne bir zaman fazlalığı olmalıydı ne de çekim, yalnızca dramaturjik bir malzemeyi düzenleme işlevini yürütmeliydi.Her şey, sanki ben bütün filmi tek bir çekimle tamamlamışım gibi bir etki yaratmalıydı.Bu tür sadelik, hatta tutumluluk, bana çok büyük bir imkan sağlarmış gibi geliyordu.Sonuçta dış etkenleri olabildiğince az kullanmamı engelleyecek ne varsa hepsini senaryodan attım.Genel filmsel inşada sade ve mütevazi bir yapıya kavuşmak istiyordum…(Andrey Tarkovski:Mühürlenmiş Zaman)


vikipedi.. 
İz Sürücü (Rusça: Сталкер) Andrei Tarkovsky`nin 1979 tarihli filmi. Film üç adamın (yazar, bilim adamı ve iz sürücü) Bölge`ye (Zone) yolculuğunu ve Bölge`de yaşadıklarını anlatır. Bölge`ye girmek yasaktır, çünkü Bölge insanın girdiği zaman en içteki dileğini gerçekleştirdiğine inanılan bir odaya sahiptir. Filmin başrol oyuncuları; iz sürücü rolünde Alexander Kaidonovsky, yazar rolündeAnatoly Solonitsyn ve profesör rolünde Nikolai Grinko`dur. Alice Friendlich`de İz Sürücü`nün karısı rolündedir.Film, Boris ve Arkady Strugatsky kardeşlerinYol Kenarında Piknik adlı kısa romanının (Rusça:Пикник на обочине) birebir olmayan bir uyarlamasıdır. Romanda, Bölge bilime karşı gelen birçok garip yapıdan ve döngüden oluşur. Romanla film tam anlamıyla aynı olmasa da karakterler ve yaşadıklarına tepkileri benzerdir.


vikipedi..
Tarkovsky`nin bilim kurgu filmi Solaris`inin büyük başarı kazanması üzerine, Sovyet filminin de Hollywood filminin yaptığı her şeyi yapabileceğini kanıtlamak amacıyla bu film için çok geniş bir bütçe ayrıldı. Filmin ilk olarak sansasyonel özel efektler ve ilginç yan hikâyelerle dolu olması bekleniyordu.Tarkovsky, bütün özel efektleri ve bütün yan hikâyeleri senaryodan çıkardı ve tamamen orijinal hikâyeye ve bu hikâyenin asıl sorusuna odaklandı: "Eğer en derindeki dileğinizi gerçekleştirme fırsatınız olsaydı, bunu gerçekten ister miydiniz ?" . Ayrıca hikâye üç kişi üzerine kurulu biçimde tekrar yazıldı.Çekimler tamamlandıktan sonra ekip Moskova`ya döndü; fakat filmin bir laboratuar kazası sonucu harap olduğunu gördü (bazıları filmin Sovyet sansürüne takıldığını ve bilerek yok edildiğini söyler).Filmi tekrar çekmekten başka yol yoktu, ikinci çekimler başladığında iklim daha kötüydü, benzer sahneleri tekrar çekmek sinir bozucuydu ve bu yüzden filmdeki karakterlerin korkmuş ve kederli halleri aslında tam anlamıyla bir rol değildir.1957`de yaşanan fakat daha sonra saklanan Mayak nükleer kazasının oluşturduğu binlerce kilometrelik çöle benzeyen Bölge`nin de Tarkovsky`i etkilediği söylenir. Film çekildikten 7 yıl sonra yaşanan Çernobil kazası`nın ardından terk edilmiş nükleer bölgede çalışanlar kendilerine "İz Sürücü" demiş, bu alanı da "Bölge" olarak adlandırmıştır.

 filmin imdb puanı:8,2.yönetmeni:andrei tarkovsky.yapım yılı:1979

filmden replşkler :

çükü zayıflık harika bir şeydir.güç ise hiç bir şey değildir.

istediğim, istediğimi nereden bileceğim.ya da istediğimi istemediğimi.ya da istemediğimi istediğimi.bunlar kararının verilmesi çok zor şeyler.
(sanırım bu söz tam olarak böyleydi )

bir insan yeni doğduğunda zayıf ve esnektir.öldüğü zaman ise kaskatı ve duygusuzdur.bir ağaç büyürken körpe ve yumuşaktır.ama kuru ve sert hale geldiğinde ölüp gider.sertlik ve güç ölümün arkadaşlarıdır.esneklik ve zayıflık varoluşun tazeliğinin ifadeleridir.kendini sertleştiren hiçbir şey kazanmayı başaramaz.
(saniki ta 1970'lerden yönetmen günümüz türkiye'sine seslenmiş gibi..)

her şey burada artık çok geç olduğunda ortaya çıkar.

insanlık umurumda bile değil.tüm insanlık içinde tek önemsediğim kişi.kendim.
gerçekten değerim var mı ?yoksa diğerleri gibi boktan biri miyim ?
(argo kullandığım için özür dilerim efem :) )

asla geri döndüremeyeceğin şeyler yapma..

basit ve renksiz kısır bir yaşamdansa acılı bir mutluluk daha iyidir..


trailer..



film tam anlamıyla gerçeklik ve umut yolculuğunda felsefik  bir tat....iyi seyirler..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorumlarınız için teşekkür ederim :)