25 Nisan 2015

islam felsefesine giriş,prof.dr.mehmet bayraktar..


üniversite zamanı bu kitabı okuduğum ve bayağı zorlandığım bir kitaptı.bolca felsefe bilgisi biriktirmiş olmalıyım ki bu sefer o kadar zorlanmadım.
ama kindi'nin atomculuk tenkidi,farabi'nin akıllar teorisi gibi islam felsefesinin ince konuları yine başımı ağrıttı doğrusu.ama felsefeyi çok seviyorum çok keyifle okudum.
kpss alan sınavına da bir yandan hazırlandığım için (ki bu kitabı ders tekrarı için o yüzden okudum)
açık öğretim kitaplarından islam düşünce tarihi kitabıyla pek çok paralellik içeriyordu.zira islam düşünce tarihi kitabının editörü ve iki ünitesinin de yazar yine bayraktar hoca.
islam felsefesine giriş mahiyetinde keyifle okunacak,bazı hassas konular hariç rahatça anlaşılabilecek bir kitap.bundan önce bu kitap için yazdığım blog yazısında daha farklı yorumlar yapmışım bu kitap için okuyunca  ne kadar yol kat ettiğimi daha iyi anladım.
tabi bu konuda yardımlarını esirgemeyen ve e-mail yoluyla bile olsa sorularımı yanıtlayan ve bilgisiyle rehberlik etmeye devam eden çok sevip saygı duyduğum üniversite hocalarımın yardımlarını es geçemeyeceğim.Allah hocalarımdan razı olsun.
çok sevdiğim fırat ilahiyattan bahsediyorum tabisi :))

akıcı bir üslupla yazılmış,sıkıcı bir ders kitabı olmaktan uzak,
bayraktar hocanın bilgisinin ve kendine güveninin görülebildiği,
doyurucu ve anlaşılır  felsefe diline sahip okunası bir kitap..


Elimizdeki bu eser, adından da anlaşılacağı gibi, bir "Giriş", bir "El kitabı" mahiyetindedir. Özellikle öğrencilere İslam felsefenin dar manasında, yani geleneksel olarak kendilerine filozoflar (felasife) adı verilen kimselerin düşüncesini, tarihi gelişimini ve özelliklerini genel hatlarıyla tanıtmak ve bu konularda bilgi vermek için kaleme alınmıştır. Bu bakımdan bir "İslam Felsefesi Tarihi" değildir. Ele alınan meseleler derinliğine değil, daha ziyade yüzeysel olarak incelenmiştir. Böyle bir eserin gayesinin dışında olan ve mütehassıslara hitab edecek olan tahlillere girilmemiştir. 

İslam felsefesinin kaynakları, doğşu, buna tesir eden yabancı düşünceler, gelişimi, felsefi ilimler, felsefi sistemler ve önemli müslüman filozoflar, Ortaçağ ve Modern Batı-Doğu hıristiyan ve yahudi düşüncelerine etkisi, eserin temel konularını teşkil etmektedir. Özellikle memleketimizde 20. yüzyılın ortalarından itibaren ilgi duyulmaya başlanan İslam felsefesi tarihi konusunda, hedeflediğimiz şekilde genel bir Giriş kitabının olmadığını düşünürsek, bu eserin büyük bir boşluğu dolduracağına inanmaktayız.


prof.dr. mehmet bayraktar


keyifli okumalar..

yasunari kavabata..



okumayı istediğim bir başka yazaryasunari kavabata.
hakkında çok fazla malumatımın olmadığı ama çok merak ettiğim bir yazar ve kalemi.
işte kavabata ve eserleri..


go ustası
Çağdaş Japon edebiyatının önde gelen yazarlarından biri olan ve 1968 Nobel Edebiyat Ödülü'nü de kazanan Yasunari Kawabata'nın en ilginç romanlarından birini, "Go Ustası"nı sunuyoruz.
Geleneksel bir oyun çevresinde geçen bu romanda, Kawabata, iki insanın birbirleriyle çelişen son derece karmaşık dünyalarını ve bunların yanı sıra, hala Doğu kalmış bir Japonya'yı ve Japon insanını gözler önüne seriyor.





karlar ülkesi
Usta bir kalemden başyapıt…
Japon edebiyatının en önemli yazarlarından KAVABATA'nın ( 1968 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi) KARLAR ÜLKESİ adlı kitabı dünya edebiyatının başyapıtları arasında gösterilir.Eserde Kavabata,insan ruhuna bir su damlasının gerisinden bakıyor.Kısa ve basit cümlelere sığdırılan olaylar,büyüyor ve berrak bir görüntüye kavuşuyor. Karlar Ülkesi,geleneksel Japon estamplarının ve kaligrafi sanatının edebiyattaki karşılığı.
uykuda sevilen kızlar
 Japonyanın en iyi romancısı sayılan Yasunari Kawabata 1968 Nobel Ödülünü aldıktan sonra dünyaca tanındı ve bütün uygar dillere çevrildi eserleri. Japon panoları gibi ince bir sanatla işlenmiş olan romanlarında insan ruhunun derinliklerine inen bir gözlemci ustalığı sezilir.Bu kitap size onun en değişik romanlarından birini sunuyor. Burada bütün olay bir evin aynı odasında geçer.Bir randevu evinin. Ama hiçbir yerde görülmemiş bir özelliği vardır bu evin. Önceden uyutulmuş bakire kızların yatağına yaşlı erkekler kabul edilir. Kıza zarar vermemek şartıyle. İşte bu meraklı öyküyü o yaşlı adamlardan birinin ağzından dinleyeceksiniz.


kiraz çiçekleri
Nobel ödüllü yazar KAVABATA Yasunari' den yüreklere dokunan bir roman. Sanki bu dünyaya ait olmayan, masalsı ve estetik bir dille yazılmış bir baş yapıt. Kyoto' da kimono tasrımcılığı yapan Takiçiro, karısı Şige ve evlatlık kızları Şieko' nun sevgi ve hüzünle örülü yaşamları.


bin beyaz turna
1968 Nobel Edebiyat Ödülü 
Bin Beyaz Turna, tıpkı çay seremonilerinde olduğu gibi en basit hareketlerin bile bir anlam taşıdığı, belli belirsiz bir dokunuşun, rasgele söylenmiş bir sözün ölümün eşiğinde bile hayatları aydınlattığı bir hikaye. Kavabata'nın, kahramanlarının tutkunlarındaki vahşeti neredeyse görümez kılan bir incelikle anlattığı, ölümü yaşama bağlayan şehvet dolu özlemin, pişmanlığın ve arzunun ışıltılı hikayesi. 
1968 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne de layık görülen Kavabata, XX. yüzyılın en büyük yazarlarından biri olarak kabul edildi. 
Sanatkarane, ilham dolu bir öykü... insanc, pırıl pırıl, duygu yüklü bir roman. 
New York Herald Tribune 
Kavabata, zarif gölgelerin, ölümlülüğün, hissedilemeyenin şairi. Bin Beyaz Turna, bir trajedi, ten tutkusuna odaklanmış vahşi ihtirasların trajedisi. 
Commonweal 
Netsuke oymaları gibi ince ve zarif ayrıntılarla bezenmiş kısa, yoğun ve dramatik bir roman. 
Chicago Sunday Tribune 


vikipedi..
Yasunari Kavabata (Japonca: 川端 康成; d. 14 Haziran 1899 – ö. 16 Nisan 1972) önemli Japon romancılarından. Onun duygu yüklü düz yazı tarzı Japonya'ya ilk Nobel Edebiyat ödülünü getirmişti. Önemli eserlerinden bazıları İzu Dansözü (1926) ve Kardan Ülke(1934)'dir.Kavabata Osaka'da doğdu ve iki yaşında yetim kaldığından büyükbaba ve büyükannesi yanında yaşadı. Teyzesi tarafından büyütülen bir kızkardeşi vardı. Kavabata'nın büyükannesi, o yedi yaşındayken öldü ve büyükbabası da, o on beş yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Ebeveynlerinin ölümünden beri sadece bir kez kız kardeşini gördü. Tüm akrabalarını yitirdikten sonra annesinin ailesi yanına taşındı. On sekiz yaşından önce Tokyo'ya gitti ve Tokyo İmparatorluk Üniversitesi yönetimi altındaki liseye kaydını yaptırdı. 1920'de liseyi bitirip Tokyo İmparatorluk Üniversitesinde okumaya başladı.Gazeteci olarak çalışmaya başladığında yazmaya da devam ediyordu. II. Dünya Savaşı'nın ateşli askeri ortamına katılmayı reddetti. Savaş ortamının etkileri yazılarında görülmektedir.Kavabata 1972'de gazla intihar etti. İntiharıyla ilgili pek çok gerekçe öne sürülmüştür. Bunlar arasında zayıf sağlığı, gayri meşru bir aşk hikâyesi veya arkadaşı Yukio Mişima'nın intiharının üzerindeki etkisi gibi pek çok teori bulunmaktadır. Mişima'dan farklı olarak Kavabata ardında not bırakmadığı için intiharının tam nedeni gizli kalmaya devam etti.Karlar Ülkesi adlı kitabını 12 senede tamamladı.

kazuo ishiguro...


kazuo ishigiro okumayı çok istediğim japon yazarlardan biri.
murakami murakami diye diye tüm kitaplarını kütüphaneme kattım çok şükür.
nasip olur da atanırsam ilk iş sıra bekleyen kitapları almak olacak,başta da kazuo ishigiro.

kazuo ishigiro'nun beni asla bırakma adlı romanı never let me go olarak filmi de çekilmiş.ben izlmiştim ama sonunu hatırlamıyorum.bilim kurgu bir filmdi.baş rollerinde kıera nightly var.

japon edebiyatı son dönemde beni en çok cezbeden bir dünya oldu.
okunası,keşfedilesi çok farklı bir dünya.
bende yazara ait okumayı istediğim 
türkçeye çevrilmiş bütün eserlerini size de tanıtmak istedim.



çocukluğumu ararken


1930'ların İngiltere'si... Amaçsız, hiçbir şey üretmeyen, davetten davete koşarak heyecan arayan sosyete ünlüleri ve onlara uyum sağlama çabası içindeki, ülkenin en ünlü dedektifi Christhopher Banks... 

Çözdüğü cinayetlerle büyük ün kazanan Christopher Banks'in çocukluğunda yaşadığı travma, hayatına gölge düşürmektedir. Şanghay'da, bütün gününü Japon arkadaşı Akira ile "dedektifçilik" oynayarak geçiren kaygısız bir çocukken, babasıyla annesi arka arkaya ortadan kaybolmuştur. Dokuz yaşında yapayalnız kalan Christhopter, duygularını kimseye belli etmemeye çalışarak kendisinden beklenenleri yapar. Okulu bitirir, ünlü bir dedektif olur ve toplum içinde kendine bir yer edinir, ama anne babasını bulma takıntısı içinde giderek büyümektedir. Dünya yeni bir savaşa doğru giderken, çocukluğunun şehrine dönüp bu esrarengiz olayı olayı çözmeye karar verir. Bunu yapması halinde medeniyeti yaklaşmakta olan felaketten kurtarabileceğine inanmaktadır. Ancak çocukluk hayallerinin yetişkin Banks'e egemen olması, olaylara bakışını çarpıtmıştır. Banks'in zihnini bulandıran hayallerle gerçek birbirine karışacak ve okuyucu, onun hafızasının labirentlerinde gerçeğin kırıntılarını kovalarken, zman zaman "dedektifçilik" oynamak durumunda kalacaktır. 

"Pek çok iyi yazar var, ama iyi romancıya ender rastlanıyor. Ishiguro o ender olanlardan." 

New York Times




beni asla bırakma

 Yatılı okul Hailsham'ın öğrencileri, bahçe duvarının arkasındaki karanlık ormandan çok korkarlar. Hafta sonları veya tatillerde evlerine gitmez., Hailsham'dan önceki yaşamlarını hatırlamazlar. Dış dünyayla bağlantıları yoktur. Öğretmenler değil, gözetmenler tarafından eğitilirler. Spor ve sanata büyük önem veren gözetmenler, Hailsham öğrencilerine sürekli özel olduklarını hatırlatır ve bedenlerine çok iyi bakmaları gerektiğini tekrarlar. 

Kazuo Ishiguro, yayımlandığı yıl Time tarafından İngilizce yazılmış en iyi 100 roman listesine alınan Beni Asla Bırakma'da, yıkıma götüreceğini bile bile kendi kaderini kabullenenlere odaklanmış görünüyor.



değişen dünyada bir sanatçı

Değişen Dünyada Bir Sanatçı'da Japon asıllı İngiliz yazar Kazuo İşiguro, İkinci Dünya Savaşı sonrasının köklü değişikliklerin yaşandığı Japonya'sına gerçekçi bir bakış sunuyor. Değişen yaşam tarzlarının birbiriyle yarıştığı, toplumsal modellerin yerinden oynadığı ve gelenekselle modernlik arasında kalan halkın hayatın farklı bir anlamını aradığı ‘değişen' dünyaya. 
Savaş biteli üç yıl olmuştur, zamanında etkili, bohem bir sanatçı olan ressam Masuji Ono emekli olmuş, büyük evinde son yıllarının tadını çıkarmaktadır. Otuzlu yıllarda sanatını Japonya'nın genişleme politikasının hizmetine sunan ve yurtseverlik karşıtı eylemlere karşı çalışan komitenin danışmanlığına getirilen Ono'nun yurtseverliği artık tartışmalıdır. Roman ilerledikçe okur, anlatıcının geçmişiyle ilgili olarak okuruna ve kendisine karşı pek de dürüst davranmadığına, Onun militarizm dönemindeki parlak geçmişinin bambaşka bir yüzü olduğuna tanık olacaktır. 

Evlenmek üzere olan kızının düğünü, Ono'nun geçmişte yaptıklarının aile için nasıl bir yük olduğunu ortaya çıkaracak, bütün ailenin saygınlığının gündeme geldiği bir ortamda Ono, yaşadıklarından daha fazla kaçamayacağını, geçmişin şimdi üzerinde ne derece egemen olduğunu anlayacaktır. Bireyin geçmişiyle mücadelesinin ve uzlaşmasının ele alındığı en başarılı romanlardan biri olan ve ilk kez Türkçeye çevrilen Değişen Dünyada Bir Sanatçı, yazarına 1986 yılında Whitbread Yılın Kitabı Ödülü'nü getirmişti.



günden kalanlar

Darlington Malikânesi'nin emektar başuşağı Stevens yıllarca işini en iyi şekilde yerine getirmiş, işvereni olan Nazi sempatizanı Lord Darlington'a bağlılıkta kusur etmemiştir. İşinin gereklerini, kişisel hayatı ve duygularından daha fazla önemseyen Stevens, evin kâhyası Bayan Kenton'la arasındaki yakınlığın iş ilişkisinden öteye geçmesine izin vermez. Yıllar sonra, Darlington Malikânesi el değiştirip bildiği düzen iyiden iyiye yok olmaya başlayınca Stevens bir tatile çıkar. Çok önceleri evlenip evden ayrılmış Bayan Kenton'ı ziyaret edecek olmanın heyecanıyla geçmişini gözden geçirir.
Günden Kalanlar'ın başrollerini Anthony Hopkins'le Emma Thompson'ın paylaştıkları ve unutulmaz bir oyunculuk sergiledikleri sinema filmi, 1993 yılı Oscar Ödülleri'ne en iyi erkek oyuncu, en iyi kadın oyuncu, en iyi yönetmen dahil sekiz dalda aday olmuştu. Kazuo İşiguro'nun modern bir klasik kabul edilen romanı Günden Kalanlar, 1989'da İngiltere'deki en saygın edebiyat ödülü olan Booker Ödülü'nü kazandı.


uzak tepeler

Japon asıllı İngiliz yazar Ishiguro, ilk romanı Uzak Tepeler'de büyük toplumsal dönüşümlerin bireyler üzerindeki yıkıcı etkisini, görev duygusu ile özgürlük arzusu arasındaki çatışmayı ve modern çağda kimlik arayışını ustalıkla anlatıyor.
İngiltere'de yalnız başına yaşayan yaşlı Japon kadını Etsuko'nun büyük kızı Keiko intihar eder. Kısa süre sonra Etsuko'nun küçük kızı Niki annesini ziyarete gelir ama anne kız arasındaki duygusal mesafe, Etsuko'nun anılarına gömülmesiyle daha da artar. İkinci Dünya Savaşı'nın bitişinden sonra ilk kocasıyla birlikte Nagazaki'de yaşayan Etsuko, o yıllarda komşusu Sachiko ve onun küçük kızı Mariko'yla kurduğu arkadaşlığı hatırlar. Bugünle ilgili bazı gerçekleri açıklayabilmek için, geçmişin bu dönemini gözden geçirmeye ihtiyacı vardır.


gömülü dev

Romalılar Britanya'yı terk edeli çok olmuş. Viraneye dönmekte koca ülke. Neyse ki ortalığı kasıp kavuran savaş bitmiş. 
Britonlar'dan Axl ile Beatrice yıllardır görmedikleri oğullarına kavuşmak için tehlikeli topraklarda zorlu bir yolculuğu göze alıyorlar. Başlarına türlü belanın geleceğini de biliyorlar, fakat üstü örtülmüş sırlarını aydınlatacak ateşten haberleri yok henüz. Bir de yollarının kesişeceği kişiler var: Sakson savaşçı, öksüz oğlan ve tıpkı Axl'la Beatrice gibi geçmişinde kaybolmuş, hatıralarının vaat ettiklerine ve alıp götürdüklerine yenik bir şövalye. Hep birlikte sürüklendikleri macera bir kurtuluş mu olacak, yoksa yeni bir felaketin habercisi mi? 
Kazuo Ishiguro'dan unutuş ve anıların gücü üzerine zamanı aşan bir öykü; özenle korunmuş bir aşka, intikama ve savaşa dair bir mesel. 'Gömülü Dev', hüzünlü, gizemli, her satırı iz bırakacak bir roman.
"Dünyanın yaşayan en büyük yazarı Kazuo Ishiguro'dan yeni bir roman. Bir başyapıt." 
- David Walliams-
"Kazuo Ishiguro öyle tuhaf ve harika bir roman yazmış ki!.. Benzersiz, okuru esir alan bir roman"
-David Sexton, Evening Standard-
(Tanıtım Bülteninden)


noktürünler

Günden Kalanlar'ın Booker ödüllü yazarı, The New York Times'a göre "Eşsiz Dâhi" Kazuo İşiguro son kitabı Noktürnler'de müzik ve aşk ekseninde zamanın insanlar üzerindeki etkilerini keşfe çıkıyor.
Öykülerin tümünde gençlik idealleri ve romantizmi yıllar geçtikçe dönüşüyor, değişiyor ama İşiguro asıl müzikte, aşkta ve hayallerde baki kalanlara dikkati çekiyor; onun hiç kaybolmayan ince mizahı, duru dili ve zeki kurgusuyla elbette.
Geçkin yıldızlar, kafe müzisyenleri, idealist besteciler, hayallerinden vazgeçen müzik sevdalıları… İtalya'nın meydanlarında, Londra'nın evlerinde ya da bir Hollywood otelinde sizi bekliyorlar…


öksüzlüğümüz
Dinmek bilmez karmaşadan yorgun bir dünya; yaklaşan yeni felaketin işaretlerini okuyan gözlerde kaygı. Çözdüğü davalarla Londra sosyetesini büyüleyen dedektif Christopher Banks, 1930'ların bu gergin atmosferinde, bütün tehlikeleri göze alarak Şanghay'da bıraktığı geçmişinin karanlığına dalıyor. Öyküsünü nasıl anlatırsa anlatsın, satır aralarında beliren arayış, umut ve yitiriş girdabına kapılmış Banks'in güncesi iç içe geçmiş iki metin sunuyor adeta. Şatafatlı hayatlar, parlak başarılar, kahramanlık, fedakârlık ve tevazu perdesinin ardında, örselenmiş bir çocuğun ve çevresini sarmış ruh kardeşlerinin, kederli hikâyesi... Çağdaş dünya edebiyatının en önemli isimlerinden Kazuo Ishiguro'dan gerçeklerin acılığını yankılayan bir hayaller âlemi... 
"Edebiyatın sunduğu olanakları yepyeni noktalara taştığını hissettiren az sayıda romandan biri." 
-Sunday Times- 
"Öksüzlüğümüz'de ruhsal ve siyasal gerçeklerin nasıl hünerli bir biçimde ortaya konduğuna bakarak bile, Ishiguro'nun ne denli cesur ve büyüleyici bir yazar olduğunu söyleyebiliriz." 
-The Guardian- 
"Öksüzlüğümüz, Ishiguro'nun şimdiye kadar ki en büyük başarısı." 
-New York Times- 
(Tanıtım Bülteninden)


avunamayanlar

Beni Asla Bırakma" adlı kitabı Time tarafından en iyi 100 roman arasında gösterilen Ishiguro'dan yepyeni bir roman daha...
Dünyaca ünlü piyanist Ryder, önemli bir konser vermek için isimsiz bir Avrupa şehrine gelir. Birkaç gün sonra sahneye çıkacağını bilse de, bundan başka hiçbir şey hatırlayamaz; karşılaştığı herkesin niçin ondan bir şeyler istediğini, çok uzak olması gereken yerlere nasıl hemen ulaşıverdiğini, saatler sürmesi gereken bir sohbeti üç dakikalık asansör yolculuğuna nasıl sığdırdığını anlayamaz. Kendini olaylara ve çevresindeki insanlara teslim eden belleksiz piyanist, geçmişin ve geleceğin kırılgan bir şimdiki anda çakıştığı sürreal bir dünyaya savrulur. Çok geçmeden, yaklaşan konser gecesinin hayatının en önemli performansı olduğunu fark edecektir.
İşlevini yitirmiş toplumsal düzenin bireyler üzerindeki yaralayıcı baskısını hemen her eserinde zarafetle ilan eden Kazuo Ishiguro, Avunamayanlar'da hayatı kontrolden çıkan bir adamın çok boyutlu hikâyesini anlatıyor.

yaşayan en büyük yazarlardan kabul edilen.
kazuo ishigiro


vikipedi:

 8 Kasım 1954 doğumlu Japon asıllı İngiliz romancı. Nagazaki kentinde doğan İşiguro 1960 yılında ailesiyle birlikte İngiltere'ye göçtü. University of Kent'i bitirdikten sonra (1978) University of East Anglia'da yaratıcı yazarlık yüksek lisansı yaptı. 1982 yılında İngiliz yurttaşlığına geçti.
2005 yılında yazdığı Beni Asla Bırakma (Never Let Me Go) romanı 2010 yılında yönetmen Mark Romanek tarafından aynı adla sinemaya aktarılmıştır.

keyifli okumalar...

17 Nisan 2015

peri masalları üzerine,j.j.r.tolkein


peri masalları üzerine yazılmış edebi bir inceleme.
ilk önce büyük bir merakla başladım ve aynı merakla devam edemedim sonra sonra içim bunaldı.
öyle yüzüklerin efendisi gibi bir şey beklemeyin.bir edebiyat incelemesi olmuş.


kitaptan.
"Peri masallarının üç tane yüzü vardır: Doğaüstü dönmüş mistik bir yüz; Doğaya dönmüş sihirli bir yüz; İnsana dönmüş acıma ve hor görme Aynası. Periler Diyarı`nın gerekli yüzü Sihirli olandır. Belki de Periler Diyarı en yakın olarak "Sihir" diye çevrilebilir.
Büyük usta Tolkien, şimdi de Peri masalları üzerine konuşuyor ... Eğer peri masalları yetişkinler tarafından doğal bir edebiyat dalı olarak okunacak olursa, Periler Diyarı`nın Krallığına girecek olan kişinin bir çocuğun kalbine sahip olması gerekir."
keyiifli okumalar..

küçük prens, Antoine de Saint-Exupery



küçük prens kesinlikle büyük çocuklara yazılmış bir kitap.on yaşında ki kızım okumasına rağmen çok şey anlayamadı anneciğim  bana da anlat isteğiyle karşı karşıya kaldım.
geçen sene filmini de izlemiş ve kitap için daha da meraklanmıştım.
sonunda kütüphanemize kazandırdık ve keyifle okudum.
savaş pilotu olan yazarın büyüklere sıra dışı yazım tekniğiyle verdiği ahlak dersleri gayet hoş ve etkileyiciydi.hala okumayanlarınız var ise kitabı tez tedarik edip okusunlar.acizane tavsiyemdir.


"Hoşça git," dedi tilki. "Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez." Küçük Prens unutmamak için tekrarladı: "Gerçeğin mayası gözle görülmez."
(Tanıtım Bülteninden)

keyifli okumalar..


gelelim filmine:


1974 yapımı filmin imdb puanı:6,6
kitabın tam bir uyarlaması.ben filmi sevmiş idim.
gene wilder'in yer aldığı filmi herkesimden izleyiciye tavsiye ederim.

















trailer



trailer




2015 animasyon
bir de animasyon uyarlaması vardı ki çok sıkıcıydı ben hiç sevmedim.filmin tek güzel yanı saoundtrack'tıydı.




2015 yapımı filmin imdb puanu:7,8
bence hak etmiyor.uyumuştum sinemada,keşke kızım uyandırmasaydı.















trailer


müzikleri buradan dinleyebilirsiniz.


keyifli okumalar,keyifli izlemeler...

satranc,stefan zweig.


bir gün de okunup  bitecek türden bir kitaptı ve doğrusu ben hiç sevmedim.kitabın baş karakteri dr.b için derin psikolojik tahlilleri yapıldığı söylense de ben hayran falan kalmadım.ders arasında kafa dinlendirmelik okuduğum bir kitap oldu.
özellikle kitaptaki psikolojik tahlillerin iyi olduğu konusunda bazı değerlendirme yazıları okumuştum bu kitap için.ama benim beklentilerimi kesinlikle karşılamadı.bazı kitaplar gerçekten çok acımasız olmak istemem ama kral çıplaktır tabirini hak ediyor.aynı etki bende kürk mantolu madonna için de olmuştu.o kadar iyi yorumlardan sonra sanırım beklentiler çok yükselebiliyor ve kitabı okumakta insanı daha sonrasında hayal kırıklığına uğratabiliyor.ben bu kitabı sevmedim.çokta birşey bulamadım.ama bazen kitap değilde yazar hitap eder insana.o yüzden zweig hayranları için çok şey vad ediyor olabilir.

kitaptan.
Rastlantı sonucu eline geçidiği bir kitapla satrancın inceliklerini öğrenerek bu oyunu bir tutkuya dönüştüren ve giderek bu tutkusu yüzünden beyin hummasına yakalanan Dr. B.'nin öyküsüdür görünüşte Satranç. Ama derinlerde bir veda mektubudur aslında.
Stefan Zweig'ın Brezilya'da sürgündeyken yazdığı ve Şubat 1942'deki intiharından birkaç ay önce tamamladığı Satranç, Avrupa kültürünün nasyonal sosyalist tehlike altında yok oluşuna işaret eder.
Avrupa kültürüne elveda derken yaşama da veda etmeyi seçen Zweig'ın son yapıtı Satranç, gerilimli kurgusu ve kahramanın ruhsal gelgitlerinin işlendiği dokusuyla, kısa ama her bakımdan etkileyici olağanüstü bir uzun öyküdür.
size iyi okumalar..

9 Nisan 2015

mary and max..


size adam elliot'un uzun metrajlı filmi mary and max'i tanıtmak istiyorum.
harvie krumpet'ten sonra çekilmiş olan bu filmin imdb puanı:8,2
mary 8 yaşında avusturalya'da yaşayan bir kız çocuğudur,max ise amerika'da yaşayan 44 yaşında asberger sendromlu bir amerikalı.
birbirleriyle hiç karşılaşmayan bu iki insanın mektupla başlayan dostluğunu keyifle izleyeceksiniz.



bundan sonra adam elliot'un imszası olan
 her animasyonun altına bende imza atarım. :))



ben filmden çok keyif aldım.sıra sizde iyi seyirler.


3 Nisan 2015

harvie krumpet..


size izlediğim,çok eğlendiğim ve de bayıldığım bir kısa film öneriyorum.bayağıdır ders çalışmaktan eğlenceli bir şey izlememiştim.bu yirmi dakikalık film süper eğlenceliydi.gecenin bir vakti kendi kendime kırdaya kıkırdaya izledim :)


8,0 imbd puanına sahip filmin yönetmeni yine çok
 beğendiğim animasyon film mary ve max'in yönetmeni adam elliot.
en iyi kısa film oskarı da dahil tam 19 dalda oskar almış bir kısa film.


konusu kısaca şöyle:
harvie polonya'da oduncu bir baba ve kömür madeninde 
çalışan bir annenin tek ve çok talihsiz bir evladıdır.
kara bulutlar yakasını ömür boyu bırakmaz.
avusturalya'ya göç edişiyle bile  onu hep takip eder.
talihsizliklerle dolu ama bir o kadar ilginç harvie krumpet'in hayatını izlerken keyif alacaksınız.




geoffrey rush'ın anlatımıyla harvie krumpet:


iyi seyirler..

1 Nisan 2015

curfew.

size imbd'si 7,2 olan 2012 yılında en iyi kısa film dalında oskar kazanmış bir film önereceğim.
ben ilk  izlediğimde çok beğenmiştim özellikle küçük kızın performansına hayran kalacaksınız.
bir hafta sonu yeğenine bakmak zorunda olan ve intihar etmeye karar da vermiş richie'yle yağeni tatlı bir kız sophiaia'nın öyküsü...


konusu kısaca şöyle
(alıntı)

2013 yılı Oscar ödül törenlerinde en iyi kısa film dalında ödülü kucaklayan Curfew’in yönetmenliğini Shawn Christensen yapıyor. İntiharın eşiğindeki 
Richie kız kardeşinden adeta hayat kurtarıcı bir telefon çağrısı alır. 
Yeğeni Sophia ile oldukça eğlenceli birkaç saat geçiren Richie, planlarını ertelemek zorunda kalır. 

Aralarında kurulan sıkı dostluk, birbirine uzak olan karakterlerin yakınlaşmasına da vesile olur. 
Film; minik oyuncusunun eğlenceli ve inanılmaz performansının yanında, filmin dillere dolanan şarkısı "Sophia So Far" ve yönetmenin kurduğu “kendini iyi hisset” atmosferi ile süresi boyunca izleyicisinin de yüzünde bir tebessüm oluşturmayı başarıyor.


sophia so far


trailer.


keyifli seyirler..

kitap alışverişi..


benim sevmediğim ve yaşamaktan pek haz etmediğim minnak arnavutköy'ümüzde 1.kitap fuarı gerçekleştirildi ve halihazırda fuar hala devam ediyor.
bende gidip hem prensesime hem kendime bol bol kitap aldım.öncekendime alşdıklarımı göstereyim prensesimin kitapları başka posta inş.


franz kafka,milene'ya mektuplar
Franz Kafka, Prag'da bir dost meclisinde tanıştığı gazeteci Milena Jesenská'dan öykülerini Çekçe'ye çevirmesini ister. Kafka ile Milena'nın yollarını kesişmesine neden olan bu dilek, bir ilişkinin başlangıcı, Milena'ya Mektuplar başlığı altında toplanan bu yazışmalarsa kısıtlı bir iletişimin tek aracı olacaktır.
Milena'ya Mektuplar eşi benzeri olmayan bir kitap, mektuplara örülmüş bir aşk romanıdır. Kafka'nın Milena'ya Nisan 1920 tarihli ilk mektubunda yağmurlu bir günden söz ederek deyiş yerindeyse bir roman tadında başlattığı bu yazışmalar, yazarın ölümünden kısa bir süre öncesine değin süregiderken, ümitsizliğin, çaresizliğin ve tıkanışın anlatımına dönüşür. Çünkü Kafka'nın da dediği üzere, "Mektup yazmak, hayaletlerin önünde soyunmak demektir, ki onlar da aç kurtlar gibi bunu bekler zaten. Yazıya dökülen öpücükler yerlerine ulaşmaz, hayaletler yolda içip bitirir onları."

franz kafka,dava

Franz Kafka'nın Dava adlı romanının bu çevirisi, yazarın Oxford Metinleri diye adlandırılan el yazıları üzerinde Amerikalı ve Alman uzman-ların yaptıkları son çalışmalarla oluşturulan metinden yapıldı.
Dava, Korku Çağı diye adlandırılan 20. yüzyılda insanoğlunun artık neredeyse kurtulunması olanaksız bir yazgıya dönüşen kuşatılmış yaşamının öyküsüdür.
Bu çağa korku egemendir, çünkü insan, hemcinsleriyle insanca bir dil aracılığıyla iletişim kurabilme, böyle bir dille insanca tepkiler uyandırabilme olanağından yoksun kalmıştır. 
Albert Camus'nün deyişiyle, bu olanağın bulunmadığı bir çağ artık ancak "Korku Çağı" diye adlandırılabilir.
Kafka'nın Dava'da betimlediği yargılama süreci, böyle bir çağın en güçlü simgelerinden biridir ve onun eseri, insan insanın korkusu olarak kaldığı sürece, güncelliğini hiç yitirmeyecektir.

virginia woolf,mrs.dalloway

"Yaşamı ve ölümü vermek istiyorum, sağlığı ve çılgınlığı; toplum düzenini eleştirmek istiyorum, işler halinde, en yoğun biçiminde."

Virginia Woolf belki de en tanınmış romanı olan Mrs. Dalloway için bir yazısında bunları söylüyor. Dediklerini yapıyor da; her şeyden önce tek bir günün yoğun örgüsü içinde hem akreple yelkovanın peşinde koşan hem de o günün saatleri içinde kahramanlarının zihninde uzayıp giden iç zamanlar bulan bir roman bu. Mrs. Dalloway, edebiyat tarihinde daha sonraları "bilinç akışı" adıyla anılacak bir tekniğin en başarılı örneğidir. Kitaba adını veren Clarissa Dalloway, akşam vereceği davetin hazırlıkları peşinde Londra sokaklarında dolaşırken, kitabın öteki, "gizli" kahramanı Septimus Warren Smith aynı sokaklarda başka, daha karanlık bir hedefe doğru yol alır. Kitabın birbiriyle hiç yüzyüze gelmeyen bu iki kahramanı delilikle sığlık, sığlıkla derinlik, yaşamla ölüm kadar temel karşıtlıklar içinde "günden geceye" yolculuklarını tamamlar ve Virginia Woolf'da birleşirler. Mrs. Dalloway'i, Tomris Uyar'ın klasik niteliğindeki çevirisinden sunuyoruz.

antonie de saint,küçük prens

"Hoşça git," dedi tilki. "Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez." Küçük Prens unutmamak için tekrarladı: "Gerçeğin mayası gözle görülmez."
(Tanıtım Bülteninden)

sir arthur conan doyle,sherlock holmes

Aslında bir düşünceden başka bir düşünceyi çıkarmak ve bunu bir zincir haline getirmek o kadar da abartılacak bir durum değil. Kaç kez söylemişimdir böyle durumlarda ayrıntıları bir kenara atarak ucuz da olsa heyecan dolu bir başarıya ulaşılabilir. Biraz önceki tahminimi ise sol elinin işaret parmağıyla baş parmağının hareketine bakarak anladım. Altın madenine para yatırmaktan vazgeçtiğini bu şekilde fark ettim.

barnabas incili


İsa dedi ki: 
Fakat benim tesellim, hakkımdaki her batıl düşünceyi yok edecek ve dini tüm dünyaya yayılıp kontrolüne alacak olan Elçinin gelmesindedir. Çünkü böyle vaad etmiştir Allah. İbrahime ve bana teselli veren, onun dininin sona ermeyecek ve tarafından el değ-meden korunacak olmasıdır.
Kâhin karşılık verdi: Allahın elçisi geldikten sonra daha başka peygamberler gelecek mi?
İsa cevap verdi: Ondan sonra Allah tarafından gönderilen gerçek peygamberler gelmeyecek ama pek çok yalancı peygamber gelecek ki ben buna üzülüyorum. Çünkü Şeytan, Allahın adaletli hükmüyle onları yerlerinden kaldıracak da, kendilerini, benim kitabımı bahane edinip gizleyecekler.
Kâhin dedi ki: Mesihe ne ad verilecek ve hangi işaretler onun gelişini ortaya koyacaktır?
İsa cevap verdi: Mesihin adı hayranlık uyandırır. Çünkü Allah ruhunu yaratıp da, göksel bir nur içine koyduğu zaman ona bu adı kendisi vermiştir. Allah; Bekle Muhammed; çünkü senin uğruna cenneti, dünyayı ve yığınlarca yaratığı yaratacağım. İçlerinden seni elçi yapacağım, öyle ki, kim seni kutsarsa kutsanacak, kim seni lanetlerse lanetlenecektir. Seni dünyaya göndereceğim zaman kurtuluş elçim olarak göndereceğim. Senin sözün gerçek olacak. O kadar ki, gök ve yer düşecek. Fakat senin dinin düşmeyecek. Muhammed Onun kutlu adıdır, der.


islam felsefesine giriş,doç.dr.neşet toku

georges politser,felsefenin başlangıç iilkeleri

İçeriği felsefeye başlangıç bilgiler olan bu kitap, Georges Politzer'in, İşçi Üniversitesinin 1935-1936 ders yılında, öğrencilerinden birisi tarafından tutulmuş notlardan oluşturuldu. Kitabın niteliğini ve kapsamını anlamak için, her şeyden önce, hocamızın amacını ve metodunu açıklamalıyız.
Herkesin bildiği gibi, İşçi Üniversitesi, 1932 yılında, bir profesörler grubu tarafından, işçilere Marksist bilimi öğrenmek ve onlara, çağı anlama ve teknik alanda olduğu kadar siyasal ve Sosyal alanda da faaliyet alanı sağlayacak bir düşünce metodu öğretmek üzere kurulmuştur.
Georges Politzer, İşçi Üniversitesinde, Marksist felsefeyi, diyalektif metaryelizmi öğretme işini üstlendi. Resmi öğretim bu felsefeden habersiz kalmaya ya da onun niteliğini bozmaya devam ettiğinden, bu görev zorunluydu.
Bu kurslara katılmak fırsatına sahip olanların hiçbirisi böylesine, kuru ve zorlu bir konuyu, bu konuda hiç deneyimi olmayan kusiyerlerin her birinin kavrayabileceği bir açıklığa kavuşturmak için böylesine ustaca ve coşkulu, böylesine bilgili ve kardeşçe, böylesine özenli olan bu kızıl saçlı büyük çocuğun önünde duyduğu derin izlenimi unutmayacak.

ludwig feuerbach,geleceğin felsefesinin ilkeleri

Ludwig Andreas Feuerbach, (1804-1872) Alman filozof ve ahlakçı. MAteryalist Felsefenin ideologlarından Marx üzerindeki etkisi ve hümanist ilahiyat görüşleri ile tanınmıştır. 
19. yüzyıl Alman metaryalizminin ilk düşünürü olan Feuerbach`ın temel eseri Hıristiyanlığın Özü`dür. Felsefesi ya da karşı felsefesi, bir hümanizm ve doğalcılık şeklinde gelişen, dine ilişkin eleştirisi, insanlığa ilişkin doğrularınbilinçsizce yansıtılmasının açıklanmasını yapan Feuerbach, felsefeye önce Hegel`in nesnel idealizmini benimseyerek başlamış, fakat daha sonra tinsellik-maddecilik karşıtlığında, maddeciliğin tarafında olmuştur. 
Feuervach "Gelecek Felsefesinin İlkeleri" Hegel`den 13 yıl sonra yayınlandı. "Temel doğadır. Doğanın dışında hiçbir şey yoktur. Her şey gibi, düşünce de, doğanın ürünüdür. düşünce, maddi bir organ olan beyinden çıkmaktadır. Bence maddecilik insanın varlık ve bilgi yapısının temelidir. Ama bir fizyolojistin, bir naturalistin anladığı gibi, varlık yapısının kendisi değildir. Maddecilikle geride beraberim ama, ilerde beraber değilim." 
O yıktığı dinlerin yerine aşk dini koymak ister. Aslında maddeci olmakla beraber bir idealisttir. Aşkı, maddi bir çekim olarak değil, bir insanlık ideali olarak ele alır. Hegel gibi diyalektiği maddede değil düşüncede bulur. "İnsanlar sevişiniz, gerçek din sizin bu sevgilerinizdedir. Varlığınız aşkınızla biçimlenecektir."
(Arka Kapak)

virginia woolf,kendine ait bir oda

"Kendine Ait Bir Oda", modern zamanın en yaratıcı feminist yaklaşımlarından biridir. Varolan tuhaf eşitsizliğin sebeplerini ve 'kadınlar neden yoksuldur?' sorusunun cevabını British Museum'un raflarında arayan bu kitap, erkeklerin kadınlar üzerine yazdığı kitapların oluşturduğu muazzam külliyatın birbiriyle sürekli çatıştığını ve içerisinde doğrudan bu sorunun cevabını bulmanın imkansız olduğunu söylemektedir.
"Düşsel planda kadın son derece önemlidir; gerçek yaşamda ise tümüyle önemsiz. Şiiri bir baştan öbür başa kaplar; tarihte ise hiç görülmez. Kurmaca yazında kralların ve fatihlerin yaşamlarına hükmeder; gerçek yaşamda ailesinin parmağına bir yüzük geçirdiği herhangi bir oğlanın kölesidir. Kurmaca yazında en esin dolu sözler, en derin düşünceler onun dudaklarından dökülür; günlük yaşamda hemen hemen hiç okuyup yazamaz ve kocasının malıdır. Tarih kadından hemen hemen hiç söz etmez."
Virginia Woolf şöyle sesleniyor kadınlara: "Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!.." 
(Tanıtım Bülteninden)


bana keyifli okumalar olsun.atanıırsam bol bol keyif yaparak okuyacağım inş..