1 Nisan 2015

kitap alışverişi..


benim sevmediğim ve yaşamaktan pek haz etmediğim minnak arnavutköy'ümüzde 1.kitap fuarı gerçekleştirildi ve halihazırda fuar hala devam ediyor.
bende gidip hem prensesime hem kendime bol bol kitap aldım.öncekendime alşdıklarımı göstereyim prensesimin kitapları başka posta inş.


franz kafka,milene'ya mektuplar
Franz Kafka, Prag'da bir dost meclisinde tanıştığı gazeteci Milena Jesenská'dan öykülerini Çekçe'ye çevirmesini ister. Kafka ile Milena'nın yollarını kesişmesine neden olan bu dilek, bir ilişkinin başlangıcı, Milena'ya Mektuplar başlığı altında toplanan bu yazışmalarsa kısıtlı bir iletişimin tek aracı olacaktır.
Milena'ya Mektuplar eşi benzeri olmayan bir kitap, mektuplara örülmüş bir aşk romanıdır. Kafka'nın Milena'ya Nisan 1920 tarihli ilk mektubunda yağmurlu bir günden söz ederek deyiş yerindeyse bir roman tadında başlattığı bu yazışmalar, yazarın ölümünden kısa bir süre öncesine değin süregiderken, ümitsizliğin, çaresizliğin ve tıkanışın anlatımına dönüşür. Çünkü Kafka'nın da dediği üzere, "Mektup yazmak, hayaletlerin önünde soyunmak demektir, ki onlar da aç kurtlar gibi bunu bekler zaten. Yazıya dökülen öpücükler yerlerine ulaşmaz, hayaletler yolda içip bitirir onları."

franz kafka,dava

Franz Kafka'nın Dava adlı romanının bu çevirisi, yazarın Oxford Metinleri diye adlandırılan el yazıları üzerinde Amerikalı ve Alman uzman-ların yaptıkları son çalışmalarla oluşturulan metinden yapıldı.
Dava, Korku Çağı diye adlandırılan 20. yüzyılda insanoğlunun artık neredeyse kurtulunması olanaksız bir yazgıya dönüşen kuşatılmış yaşamının öyküsüdür.
Bu çağa korku egemendir, çünkü insan, hemcinsleriyle insanca bir dil aracılığıyla iletişim kurabilme, böyle bir dille insanca tepkiler uyandırabilme olanağından yoksun kalmıştır. 
Albert Camus'nün deyişiyle, bu olanağın bulunmadığı bir çağ artık ancak "Korku Çağı" diye adlandırılabilir.
Kafka'nın Dava'da betimlediği yargılama süreci, böyle bir çağın en güçlü simgelerinden biridir ve onun eseri, insan insanın korkusu olarak kaldığı sürece, güncelliğini hiç yitirmeyecektir.

virginia woolf,mrs.dalloway

"Yaşamı ve ölümü vermek istiyorum, sağlığı ve çılgınlığı; toplum düzenini eleştirmek istiyorum, işler halinde, en yoğun biçiminde."

Virginia Woolf belki de en tanınmış romanı olan Mrs. Dalloway için bir yazısında bunları söylüyor. Dediklerini yapıyor da; her şeyden önce tek bir günün yoğun örgüsü içinde hem akreple yelkovanın peşinde koşan hem de o günün saatleri içinde kahramanlarının zihninde uzayıp giden iç zamanlar bulan bir roman bu. Mrs. Dalloway, edebiyat tarihinde daha sonraları "bilinç akışı" adıyla anılacak bir tekniğin en başarılı örneğidir. Kitaba adını veren Clarissa Dalloway, akşam vereceği davetin hazırlıkları peşinde Londra sokaklarında dolaşırken, kitabın öteki, "gizli" kahramanı Septimus Warren Smith aynı sokaklarda başka, daha karanlık bir hedefe doğru yol alır. Kitabın birbiriyle hiç yüzyüze gelmeyen bu iki kahramanı delilikle sığlık, sığlıkla derinlik, yaşamla ölüm kadar temel karşıtlıklar içinde "günden geceye" yolculuklarını tamamlar ve Virginia Woolf'da birleşirler. Mrs. Dalloway'i, Tomris Uyar'ın klasik niteliğindeki çevirisinden sunuyoruz.

antonie de saint,küçük prens

"Hoşça git," dedi tilki. "Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez." Küçük Prens unutmamak için tekrarladı: "Gerçeğin mayası gözle görülmez."
(Tanıtım Bülteninden)

sir arthur conan doyle,sherlock holmes

Aslında bir düşünceden başka bir düşünceyi çıkarmak ve bunu bir zincir haline getirmek o kadar da abartılacak bir durum değil. Kaç kez söylemişimdir böyle durumlarda ayrıntıları bir kenara atarak ucuz da olsa heyecan dolu bir başarıya ulaşılabilir. Biraz önceki tahminimi ise sol elinin işaret parmağıyla baş parmağının hareketine bakarak anladım. Altın madenine para yatırmaktan vazgeçtiğini bu şekilde fark ettim.

barnabas incili


İsa dedi ki: 
Fakat benim tesellim, hakkımdaki her batıl düşünceyi yok edecek ve dini tüm dünyaya yayılıp kontrolüne alacak olan Elçinin gelmesindedir. Çünkü böyle vaad etmiştir Allah. İbrahime ve bana teselli veren, onun dininin sona ermeyecek ve tarafından el değ-meden korunacak olmasıdır.
Kâhin karşılık verdi: Allahın elçisi geldikten sonra daha başka peygamberler gelecek mi?
İsa cevap verdi: Ondan sonra Allah tarafından gönderilen gerçek peygamberler gelmeyecek ama pek çok yalancı peygamber gelecek ki ben buna üzülüyorum. Çünkü Şeytan, Allahın adaletli hükmüyle onları yerlerinden kaldıracak da, kendilerini, benim kitabımı bahane edinip gizleyecekler.
Kâhin dedi ki: Mesihe ne ad verilecek ve hangi işaretler onun gelişini ortaya koyacaktır?
İsa cevap verdi: Mesihin adı hayranlık uyandırır. Çünkü Allah ruhunu yaratıp da, göksel bir nur içine koyduğu zaman ona bu adı kendisi vermiştir. Allah; Bekle Muhammed; çünkü senin uğruna cenneti, dünyayı ve yığınlarca yaratığı yaratacağım. İçlerinden seni elçi yapacağım, öyle ki, kim seni kutsarsa kutsanacak, kim seni lanetlerse lanetlenecektir. Seni dünyaya göndereceğim zaman kurtuluş elçim olarak göndereceğim. Senin sözün gerçek olacak. O kadar ki, gök ve yer düşecek. Fakat senin dinin düşmeyecek. Muhammed Onun kutlu adıdır, der.


islam felsefesine giriş,doç.dr.neşet toku

georges politser,felsefenin başlangıç iilkeleri

İçeriği felsefeye başlangıç bilgiler olan bu kitap, Georges Politzer'in, İşçi Üniversitesinin 1935-1936 ders yılında, öğrencilerinden birisi tarafından tutulmuş notlardan oluşturuldu. Kitabın niteliğini ve kapsamını anlamak için, her şeyden önce, hocamızın amacını ve metodunu açıklamalıyız.
Herkesin bildiği gibi, İşçi Üniversitesi, 1932 yılında, bir profesörler grubu tarafından, işçilere Marksist bilimi öğrenmek ve onlara, çağı anlama ve teknik alanda olduğu kadar siyasal ve Sosyal alanda da faaliyet alanı sağlayacak bir düşünce metodu öğretmek üzere kurulmuştur.
Georges Politzer, İşçi Üniversitesinde, Marksist felsefeyi, diyalektif metaryelizmi öğretme işini üstlendi. Resmi öğretim bu felsefeden habersiz kalmaya ya da onun niteliğini bozmaya devam ettiğinden, bu görev zorunluydu.
Bu kurslara katılmak fırsatına sahip olanların hiçbirisi böylesine, kuru ve zorlu bir konuyu, bu konuda hiç deneyimi olmayan kusiyerlerin her birinin kavrayabileceği bir açıklığa kavuşturmak için böylesine ustaca ve coşkulu, böylesine bilgili ve kardeşçe, böylesine özenli olan bu kızıl saçlı büyük çocuğun önünde duyduğu derin izlenimi unutmayacak.

ludwig feuerbach,geleceğin felsefesinin ilkeleri

Ludwig Andreas Feuerbach, (1804-1872) Alman filozof ve ahlakçı. MAteryalist Felsefenin ideologlarından Marx üzerindeki etkisi ve hümanist ilahiyat görüşleri ile tanınmıştır. 
19. yüzyıl Alman metaryalizminin ilk düşünürü olan Feuerbach`ın temel eseri Hıristiyanlığın Özü`dür. Felsefesi ya da karşı felsefesi, bir hümanizm ve doğalcılık şeklinde gelişen, dine ilişkin eleştirisi, insanlığa ilişkin doğrularınbilinçsizce yansıtılmasının açıklanmasını yapan Feuerbach, felsefeye önce Hegel`in nesnel idealizmini benimseyerek başlamış, fakat daha sonra tinsellik-maddecilik karşıtlığında, maddeciliğin tarafında olmuştur. 
Feuervach "Gelecek Felsefesinin İlkeleri" Hegel`den 13 yıl sonra yayınlandı. "Temel doğadır. Doğanın dışında hiçbir şey yoktur. Her şey gibi, düşünce de, doğanın ürünüdür. düşünce, maddi bir organ olan beyinden çıkmaktadır. Bence maddecilik insanın varlık ve bilgi yapısının temelidir. Ama bir fizyolojistin, bir naturalistin anladığı gibi, varlık yapısının kendisi değildir. Maddecilikle geride beraberim ama, ilerde beraber değilim." 
O yıktığı dinlerin yerine aşk dini koymak ister. Aslında maddeci olmakla beraber bir idealisttir. Aşkı, maddi bir çekim olarak değil, bir insanlık ideali olarak ele alır. Hegel gibi diyalektiği maddede değil düşüncede bulur. "İnsanlar sevişiniz, gerçek din sizin bu sevgilerinizdedir. Varlığınız aşkınızla biçimlenecektir."
(Arka Kapak)

virginia woolf,kendine ait bir oda

"Kendine Ait Bir Oda", modern zamanın en yaratıcı feminist yaklaşımlarından biridir. Varolan tuhaf eşitsizliğin sebeplerini ve 'kadınlar neden yoksuldur?' sorusunun cevabını British Museum'un raflarında arayan bu kitap, erkeklerin kadınlar üzerine yazdığı kitapların oluşturduğu muazzam külliyatın birbiriyle sürekli çatıştığını ve içerisinde doğrudan bu sorunun cevabını bulmanın imkansız olduğunu söylemektedir.
"Düşsel planda kadın son derece önemlidir; gerçek yaşamda ise tümüyle önemsiz. Şiiri bir baştan öbür başa kaplar; tarihte ise hiç görülmez. Kurmaca yazında kralların ve fatihlerin yaşamlarına hükmeder; gerçek yaşamda ailesinin parmağına bir yüzük geçirdiği herhangi bir oğlanın kölesidir. Kurmaca yazında en esin dolu sözler, en derin düşünceler onun dudaklarından dökülür; günlük yaşamda hemen hemen hiç okuyup yazamaz ve kocasının malıdır. Tarih kadından hemen hemen hiç söz etmez."
Virginia Woolf şöyle sesleniyor kadınlara: "Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!.." 
(Tanıtım Bülteninden)


bana keyifli okumalar olsun.atanıırsam bol bol keyif yaparak okuyacağım inş..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorumlarınız için teşekkür ederim :)