29 Kasım 2015

charlie'nin çokelet fabrıkası,roald dahl


hafta sonu onca işin arasında okuyup bitirdim çokelet fabrikasını.
ev temizliği,vizelere hazırlık,odamda ki eşyaların yerini değiştirmek falan derken her hafta sonu gibi yoğun geçen bir hafta sonu oldu.ben yoğunluğun arasında da bir de kitap bitirdim.



200 sayfalık roman keyifle okunuyor ancak filmi daha iyi.
kitaba çekilmiş her iki filmi izleyen biri olarak,film yazısı için buraya tıkklayınız,tim burton'un elinden çıkmış filmin kitaptan çok daha iyi olduğunu söylemeliyim.
hala izlemeyenler varsa muhakkak izlesinler.
merak edip okumak isteyenler varsa kütüphanesine ekleyip keyifle okuyabilirler.
hem büyüklere hem küçüklere yönelik bir kitap.küçük prens kadar vurgulu olmasa da önemli mesajlar içeren,keyifle okunan bir kitaptı.
yazarın diğer kitaplarını artık merak etiğimi de söylemeliyim.


Charlie'nin çocukları heyecanlandıran, 
büyükleri gülümseten öyküsü


Charlie; annesi, babası, iki ninesi ve iki dedesiyle, 
büyük bir kentin bitiminde, küçük bir tahta barakada yaşamaktadır.
Yoksuldurlar. Charlie çikolataya bayılır, 
ama alacak parası yoktur. Biriktirilen parayla, yılda bir kez,
küçük bir çikolata girer evlerine. Bu büyük kentte, 
Charlie'lerin evinden bile görülen, kocaman bir çikolata fabrikası vardır; dünyanın en ünlü çikolatalarını üretir. Günlerden bir gün, fabrikanın sahibi Bay Wonka, imparatorluğunu devredeceği bir varis seçmek için yarışma düzenlediğini açıklar; Charlie de adaylardan biridir...

keyifli okumalar..

kitap alışverişi.

yanlışlıklan alışveriş torbama kitap girmiş a dostlaaar,inanın ki ynuluşluknan :)
babacığımın tabiriyle taşınırken kitaplarım için tır lazım olcak galiba :)


zorba
Zorba, Yunanlı ünlü yazar Nikos Kazancakis'in olgunluk dönemi ürünü (1946). Ağır ve suskunlukla yüklü geçen karanlık bir dönemin tadı buruk ilk meyvesi. Nikos Kazancakis, çağdaş Yunan edebiyatının ancak buzlucam ardından seçilebilen, tedirgin ve büyük kişiliklerinden biri olarak çok tartışıldı, yanlış bilindi, az sevildi. Zorba adlı bu romanı, onun kendisiyle giriştiği bir tür sessiz hesaplaşma sayılabilir. Geçmişin, elden kayıp giden zamanın ve insanın temel yanılgılarının bir kez daha gözden geçirilmesidir bu roman. Zorba aracılığıyla Kazancakis özyaşamının yenilgiler ve soru işaretleriyle dolu bir bilançosunu çıkarır. Bu bağlamda ele alınınca, bu roman, Zorba ile yazarın yaşam öykülerinin çizili sınırları arasında sonsuz atkı ve çözgülerle sokunmuş büyülü bir kumaştır, denebilir; baştan sona sürekli bir arayışı, sonu gelmez çabaları yansıtan bir kanaviçedir; insanı arayışın serüvenidir...

hallacı mansur
İnancın ve Direnişin, "Dar"da Hallac-ı Mansur'un RomanıAdamın çaresiz bir şekilde oynattığı kolunun ucundaki korkunç yarının çürümeye başladığı açıkça belliydi. Fakat bu kanlı et yığını tüm işkencelere rağmen insanlığından bir şey yitirmemişti. Çarmıhın önünde duran bir cellat, işkence gören adamın vücuduna iki çivi daha çakmakla meşguldü. Çekici indirdiği anda adamın vücudundan fışkıran kan sütunu geniş bir kavis çizerek meydanı kaplayan tozların arasına karışıyordu. Fakat kurban kahkahalar atarak öyle bir gülüyordu ki, yanaklarından aşağı yaşlar süzülüyordu. Bunun sebebi çektiği şiddetli acı olabilir miydi? Rüstem Efendi'nin sesi duyuldu: "Bu adam el-Hallac."
Bu kitap Felsefe listesinde yer almaktadır.

yolların başlangıcı
Göçenler, kalanlar, tartışmalar, aşklar, söylenceler, din değiştirmeler, küskünlükler, bağışlamalar, gerçek insanlar... 


Yazar annesinden aldığı, titizlikle saklanmış aile belgeleriyle dolu bir bavuldan hareketle kendi ailesinin olduğu kadar insanlığın da yakın geçmişine ışık tutuyor. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu ve Atatürk'e ilişkin çok ilgi çekici yorumlar da içeren kitapta iki kahraman öne çıkıyor: Maalof'un dedesi Butros ve dedesinin kardeşi Cebrail. 


İki kardeşin yazışmalarından ortaya çıkarılan olay örgüsü göçebe ruhu, ülküleri, koşulları, koşullar karşısındaki farklı insan tutumlarını küçücük notlardan ya da uzun araştırmalardan aydınlığa kavuşturup Beyrut'tan Küba'ya uzak anakaraları birleştiriyor. Yolların Başlangıcı sürgündeki yazarın tek yurduna, ailesine adadığı bir aşk şarkısı.
Bu kitap Kent kitapları listesinde yer almaktadır.

dine karşı din
Bu ifade kimilerine tuhaf veya müphem gelebilir. Zira biz şimdiye kadar dinin sürekli küfrün karşısında yer aldığını ve tarih boyunca savaşın din ile dinsizlik arasında meydana geldiğini sanırdık. Bu nedenle "dine karşı din" ifadesi ilginç, müphem, şaşırtıcı ve kabul edilemez gelebilir. Oysa ben son zamanlarda şunu fark ettim: Bu tasavvurun aksine tarih boyunca, her zaman din, dine karşı savaşmıştır ve hiçbir zaman bugün anladığımız şekliyle din, dinsizlikle savaşmamıştır.

ilahi komedya 
Dünya şiirinin başyapıtı "İlahi Komedya", Dante'nin Cehennem'e, Araf'a ve Cennet'e yaptığı düşsel bir geziyi destanlaştırır. "İlahi Komedya", 14233'e ulaşan toplam dize sayısı ile, şiir tarihinin en uzun soluklu şiiridir. Dante'nin 1300 yılının 7 Nisan Perşembe gecesi başlayan gezisi bir hafta sürer, Dante'ye Cehennem ve Araf yolculuğu boyunca Latin şair Vergilius rehberlik eder. Araf'ın tepesinde Vergilius yerini, Cennet'te Dante'ye rehberlik edecek olan Beatrice'ye bırakır. Dante, Beatrice'yi ilk kez gördüğünde kendisi dokuz, Beatrice sekiz yaşındadır. Dante, ömrü boyunca Beatrice'ye bağlı kaldığı gibi, düşünce dünyasının da esin kaynağı olur Beatrice.Vergilius'un Aeneis destanını örnek alan ve sıradışı bir aşka mitoloji, tarih ve kutsal metinlerle de desteklenen gerçeküstücü bir ortamda yakılan bir ağıt olarak da değerlendirilebilecek olan "İlahi Komedya"nın, tarih ve felsefeden dinbilime, gökbilimden geometriye uzanan bir ansiklopedi niteliği taşıması da bir başka özelliğidir.Oğlak Yayınları, eksiksiz ve ilk kez şiir olarak Türkçeleştirilen "İlahi Komedya"yı gururla sunar.
Bu kitap Başyapıtlar listesinde yer almaktadır.

keyifli okumalar.

öğretmenler günü.


geç oldu ama tüm öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutlu olsun.
öğrencilerimin çiçekleri eşliğinde kendisime örtmenler günü şeysi :)


şah ve sultan
Tutku... Güzellik... Aşk ve savaş. Sadece gönüllerin değil alınların, kemiklerin ve gözlerin alev alev yandığı savaş.


Kahramanlarını, Yavuz Sultan Selim'i de Şah İsmail'i de tarihin merdivenlerinde bir basamak aşağı indiren bir basamak yukarı çıkaran savaş. Çaldıran... Şimdi Çaldıran ne 500 yıl geride ne 500 yıl ileride. Savaş tasında büyücünün gördüğü neydi? Kızılbaşlık! Sünnilik! İktidar hırsı. Aşkın bir çökelti gibi dondurduğu zaman! Korku? Ya o? Yazar biraz da korkuların üstüne gidendir.


Tarih ileriye doğru çözüldükçe ağacın kökleri de görülecektir. Alevi de Sünni de bağlıdır o köke. Birdir o toprakta.Gölgeler büyümüşse ışığı değil korkuyu yenmek gerekir. Karanlık ve kör ışığın egemenliği boğmasın artık nesilleri.Ve işte bir kez daha aşk! Şiir kadar iktidar atında rüzgâra ve ateşe doğru yol alan iki hükümdar. Şah ve Sultan... Dünya incisi zarif ve asil kadınlar. Yeminlerine bağlı erkekler. Masal kadar gerçek. Büyüleyici olduğu kadar umut verici. Şah&Sultan her cümlesi aşkla okunacak bir kitap.İskender Pala'dan...
Bu kitap Okuduğum en güzel kitap listesinde yer almaktadır.

çarli'nin çikolet fabrikası 
Roald Dahl (1916-1990), Norveç asıllı büyük bir yazar. Kitaplarını İngilizce yazıyor. Büyükler için olduğu kadar çocuklar için de birbirinden güzel pek çok kitap yazmış. Charlie'nin Çikolata Fabrikası, onun en sevilen çocukkitaplarından biri. Bu kitapta küçük Charlie ile tanışacaksınız. Onu çok seveceğinizi, onunla arkadaş olacağınızı umuyoruz. Charlie, annesi, babası, iki ninesi, iki de dedesiyle birlikte büyük bir kentin bitiminde küçük bir tahta barakada yaşamaktadır. Yoksuldurlar. Charlie çikolataya bayılır, ama alacak parası yoktur. Biriktirilen parayla, doğum günlerinde, yılda bir kez bir küçük çikolata girer evlerine. Bu büyük kentte, Charlie'lerin evinden bile görülen kocaman bir çikolata fabrikası vardır; dünyanın en ünlü çikolatalarını üretir. Günlerden bir gün... Yok, kitabın konusunu anlatmamızı beklemeyin. Okuyun, göreceksiniz neler olacak. Bu kitabın devamı sayılabilecek güzel bir kitabımız daha var: Charlie'nin Büyük Cam Asansörü. O kitapta da Charlie'nin başka bir serüvenini izleyeceksiniz.
Bu kitap Filmi de çekilen kitaplar listesinde yer almaktadır.

kabala ve esrarı 


  • Şeytan'ın isyanından önceki kimliği ve iddiasından kaynaklanan dünyevi ideolojisi nedir?



  • Şeytan hangi kavim ile 'ahit' yapmıştır?



  • Nuh Tufanı ve Tevrat'taki yaratılış ve çoğalma silsilesindeki (soy ağacı) çarpıklar, tarihi yanlışlar nelerdir?



  • Hz. İbrahim'in mücadele ettiği Nemrud hangi devletin hükümdarıdır? Tevrat, Nemrud'u nasıl tasnif etmektedir?



  • Hz. Musa'nın çöl yolculuğunun sırları nelerdir? Bir topluluk kimliğinin, sosyolojisinin ve başlarına gelen olayların açıklanmasında bize nasıl bilgiler vermektedir?



  • Kabala inancının tarihi serüveni Sümer teolojisinin sırrı?



  • Darwinizmin, nazizmin teolojik kaynağı hangi kutsal kitaptır?



  • 2008, 2009, 2011, 2014 Gazze saldırıları ve Yahudi inancına göre Filistinli öldürmek günah mıdır yoksa dini bir kural mıdır?



  • Tevrat, Zebur kimler tarafından niçin tahrif edildi?



  • Şeytan'ın ayetlerinin yazılı olduğu kitap olan Talmud'u biliyor musunuz?



  • Tahrif edilen Tevrat'taki numerolojik şifreler nelerdir ve bunu bilen üç haham nasıl bugüne dek yaşadı?



  • Hz. Süleyman en büyük mücadeleyi kimlere karşı verdi? Cin tayfasından ordu kurmasının nedeni nedir? Daha sonra saray işlerinde kullandığı bu ordunun başında ki Hiram Usta'nın özellikle New Age şeytani akımlar ve masonlar tarafından bu kadar inançsal bir kişilik olmasının nedeni nedir?



  • Şeytan dünyayı nasıl ve hangi yöntemlerle ele geçiriyor?



  • Küreselleşme tarih boyunca neden hep var olmuştur? Güçlü zorbalar neden hep küreselleşme demişlerdir?



  • Dünyayı yöneten aileler kimlerdir?

  • (Tanıtım Bülteninden)

    mitolojik dinlerin gizemi
    Oysa onlarca çoktanrılı mitolojik dinin yaklaşık 3000 kadar tanrısı, yarı-tanrısı kahramanı ve kutsal mekanları hakkında bilgi veren ve 125 ciltten oluşan sekiz ayrı ansiklopedi takımının ve sözcüklerin tamamının taranmasının yanı sıra konuyla ilişkin bir dizi kitabın incelenerek yaklaşık üç yıllık çalışma neticesinde meydana gelen bu eseri okuyunca sizlerde göreceksiniz ki "Öte Dünya ve "cennet-cehennem" kavramları Müslümanlık'tan binlerce yıl önce yaşayan fakat Müslüman olmayan insanların da gündemini oluşturuyordu. Yani bu konu yalnızca Müslümanlara ve Müslümanlığa özgü bir konu değildir. Mitolojik dinlerin gizemini anlamak mitolojiyi öğrenmek ve anlamaktan geçer.

    dünyayı değiştiren müslüman türk bilim adamları
    'Dünyayı Değiştirenler' dizisinin bu yeni çalışmasında bilim dünyasına yaptıkları katkılarla medeniyetin günümüz koşullarına ulaşmasında ciddi emekleri bulunan Müslüman ve Türk bilim adamlarının hayat hikayelerine tanıklık edeceğiz.9. yüzyıldan başlayarak günümüze uzanan takvim boyunca dünya insanlık ailesine katkıları bulunan ve sayıları binlere ulaşan Müslüman ve Türk bilim insanlarından yalnızca bir bölümüne yer verebildiğimiz bu çalışmada en dikkat çekici olanlardan bazıları şunlar;Pasteur'dan önce mikrobu bulan ilk bilim adamı, İstanbul'un fethinin manevi mimarı ve Fatih Sultan Mehmet' in hocası Akşemseddin'in hiç bilinmeyen hikayesini bukitapta okuyacaksınız.Göz hastalıkları hakkında eser kaleme alan ilk bilim adamı 11. yüzyılda yaşamış Ali Bin İsa'dan başkası değildi. Her türden hastalığın tedavi metodlarını batılı tıp çevrelerine öğreten isim Ali Bin Rıdvan'dı. Peki kimdi bu İslam alimi?Dünyanın döndüğünü söyleyen, coğrafi olarak Ümit Burnu, Amerika ve Japonya'nın varlığından bahseden ilk bilim adamı El-Birûni'dir. Amerika kıtasının varlığını Cristof Colomb'un keşfinden 500 sene önce bildiren, Matematik, Jeoloji, Coğrafya, Tıp, Felsefe, Fizik, Astro-nomi gibi dallarda eserler yazan ve bilimsel anlamda insanlığa çağ atlatan El-Birûni'nin ismini belki de ilk kez bu kitapta göreceksiniz.Atom bombası fikrinin mucidi ve kimyanın babası kabul edilen, maddenin en küçük parçası olan atomun parçalanabileceği fikrini günümüzden 1200 sene önce ortaya atan Ebu Musa Câbir bin Hayan'ın hayatını merak ediyormusunuz?Bu isimler başta olmak üzere daha pek çok Müslüman ve Türk bilim adamı ve yaptıkları buluş, icat ve keşiflerinden örnekleri bu kitapta bulacaksınız.

    keyifli okumalar...

    27 Kasım 2015

    Şölen,Platon...

    Platon'dan aşk üzerine felsefik dialoglar.
    Kitabın arka kapak tanıtımı yeirince açıklayıcıydı bende yeni bir şey demek istemedim.
    sadece bir beyit ile veda etmek istiyorum.
    Bir şiir:
    Platon okuyorum algılarım açık,
    Ve Allah pelanı versin Platon.
    gülümseme işareti,gülümseme işareti,gülümseme işareti.

    Platon'u ne zaman okusam her seferinde  çok saygıdeğer üniversite hocam aklıma geliyor,kullakları çınlasın. :) 
    Ki ben hocama ilk önce Platon'u hiç sevmediğimi söylemiştim O'da bana  Alfred North Whitehead'in sözünü söylemişti bana,şöyle ki:tüm felsefe tarihi Platon'a düşülen satır aralarından ibarettir.
    Bu laftan sonra Platon kitapları hakkında nasii yorum yapayım :)
    Ama yine de söyleyeceğimi söyledim. :))


     İ.Ö 416 yılında, ilk tragedyasıyla birincilik kazandığı günün ertesi akşamı, Atinalı tragedya şairi Agathon bir ziyafet verir evinde. Başta Sokrates, Aristophanes ve Alkibiades olmak üzere dönemin ünlü siyasetçilerinin, bilim adamlarının, sanatçılarının ve felsefecilerinin bir araya geldiği bu toplantıda konuşulanlar Platon’un ahlak konulu metinlerinden birine, aşk konusunun sanatla, ahlakla, siyasetle, bilimle ve felsefeyle olan ilişkisinin incelikli bir üslupla ele alındığı; sanatla felsefenin, edebiyatla bilimin içi içe örüldüğü bir edebiyat şaheserine temel olur. Derin düşüncelerle eğlendirici hikâyelerin karışıp kaynaştığı, sanatın bilin ve felsefeyle buluştuğu bu eser, insana dair en esasi konulardan birini, aşkı el almakta ve Platon felsefesine olduğu kadar Yunan düşüncesine de bir giriş niteliği taşımaktadır.

    23 Kasım 2015

    Butimar,Kaan Murat Yanık.

    Butimar'ı okuduğum süre boyunca beni etkileyen gördüğüm tüm rüyaları hatırladım
    Bir vakit kabus hastalığına yakalanmış kabuslarımda gördüğüm tüm sıkıntılı şeyleri hayatım da tecrübe etmiş ve artık aynı Freddy Krueger filmlerinde ki kabus görmek istemeyen kurbanlar gibi akşam sabah kahve içip rüya görmemek için dua eder hale gelmiştim.
    Çok çok daha eskilerde ise rüyalarımda uzaylılara karşı savaşan direniş 
    örgütü lideri olduğumu rüyalarımda görürdüm.:)
     Bir de film gibi olan rüyalarım vardı,artık böyle rüyalar da görmüyorum, her biri yazsam kitap olur.Özellikle hatırladığım yıllar yıllar önce Edirne'de okuyan kız kardeşimin yanına gittiğimde görmüş olduğum rüya ki senelerdir o rüyayı kaleme almak isterim, hafızam da yeniden canlandı.
    Ama ne rüya,Sigmatorya'da geçen Sigmaların rüyası :) Daha yazmak istiyorum ama ya hikayem çalınırsa :)))) tam bir bilm kurgu film olurdu bu rüyamdan,baş kahramanın adı Lord'du siyah bir kıyafet üstüne siyah bir pardesü giyiyordu ve Sigmatorya'da ki tek insandı.Enteresan şekilde çok Evanjelik,Mesihçi bir rüyaydı.:) Bu rüyayı gördükten sonra ilk Matrix filmi yayınlanmış ve Neo'yu görünce şok geçirmiştim.O benim Lord'um du ama uzun saçlı olması gerekiyordu :) Daha neler neler.300 sayfalık kitap olabilecek bir hikayeyi ben bir gecelik,ki aslında en uzun rüya beş dakikaymış,rüya içerisine sığdırmıştım :/
    Neyse daha fazla rüyamı anlatmayacağım.Bu benim rüyalarım arasında en özel yere sahip olan en sevdiğim rüya.Belki gün gelir sağlam bir bilim kurgu kitabı olarak yazabilirim,kimbilir.

    Beni rahatsız eden tüm o rüyalar haricinde gördüğüm rüyalarımın yüzde sekseni belki de hep bilim kurguydu.Bunları hatırlayınca üniversitede ki arkadaşım Yusuf Hoca'nın bana :Su Hoca biraz da normal insanlar gibi düşün,az bilim kurgusuz düşün dedikleri aklıma geldi :) 

    Sonra bir akşam ,kitabı daha okumaya devam ederken,geçen haftaydı sanırım,Kaan Murat Yanık'ın twitterda ki bir gönderisine yorum yapmadan önce rüyalarımı yönlendirdiğim zamanları hatırladım.Bunu bir çok kereler yapmıştım.Özellikle kabus gördüğüm zamanlarda:bu bir rüya ve benim rüyam,kötü devam etmek zorunda değil deyip gidişatını beni rahatlatacak şekilde değiştirdiğimi hatırladım.Bir kez olmak şartıyla da rüyamı tasarlayabildiğimi de hatırlıyorum.Bir daha yapamadım.
    Ama rüya tasarlayabilseydim eğer,Yüzüklerin Efendisini, tasarlar bir Rohan'lı ,Rohirrim,At Beyi,olur dört nala Atçanyurt2ta özgürce at koştururdum rüyalarımda :)
    Bütün bunların kitapla ne ilgisi var değil mi?
    Bence okuyun ve görün.
    Özel bir yazardan,özel bir kitap olmuş.

    Ama bazı sorularım var : Yusuf neden yoldan çıktı ?
    Arkadaşı ne ara derviş oldu ?
    Butimar bir görüşte nasıl aşık oldu?
    Kafamda deli sorular :)
    Ben tüm rüyalı anılarımı hatırlarken kitabın önemli kısımlarını kaçırmışım galiba.
    Kitabın içine girerken aslında kendi rüyalarınızdan oluşan anı denizinize bir dalış yapıyorsunuz.
    Gördüğünüz tüm rüyalar birer birer sizi ziyarete geliyor.
    Sanırım bu yüzden okuduğum bazı ayrıntıları kaçırdım.Çünkü tüm kitap boyunca bir rüyamdan diğerine gidip geldim.
    Bu Kaan Murat Yanık'ın en muhteşem yazarlık özelliği sanırım.
    Uçurtma Mevsimi'ni de okurken aynı böyle olmuş kitabın kendisi yerine yıllar önce okuduğum Yaşar Kemal kitabı içinde dolaşmış ve o zamanlar da ki anılarım hafızamı teker teker ziyaret etmişti.
    Uçurma Mevsimi ne anlatıyor deseniz bilemem ama bana yaşattığı o nostaljik hisleri bir bir sıralayabilirim.

    Kitabı ilk okumaya başiladığımda kendimi önce Murakami kitabı okuyor gibi hissettim.Çünkü yazar,çok okuyan bir yazar.Onun kaleminde pek çok farklı yazardan tat bulabiliyorsunuz ama bir o kadar da özgün.Bunu Yusuf'un hikayesi başlayınca çok daha fazla hissediyorsunuz.
    Hasılı Yusunf'un,psikiyatristin hikayesi derken aslında kendi hikayenizin içine akıp gidiyorsunuz ve bunu ancak kitap bitince yada okumaya ara verince anlıyorsunuz.
    Ben kitap boyunca kendi rüyalarımda kulaç atıp durdum.Kah bir kabusuma uzaktan bakıp hemen kaçtım kah çok sevdiğim bir rüyayı hatırlayıp yeniden yorumladım.


    Çok enteresan bir kitap olmuş Butimar,gerçekle hayalin birbirine karışıp gittiği bir hikaye.
    Kendi rüyalarımla ilgili anılarım haricinde kitap için neler yazabilirim diye de epey bir düşündüm.
    Bir yanda Osmanlı,bir yan da Ruslar ve Bolşevik isyanı,bir yanda Ermeniler diğer yanda Rus topraklarında yaşayan Müslümanlar,başka bir yanda çatlak bir psikiyatr,Tanrım doktorlarımız bizden daha deli :),bu zengin konu örgüsü içinde ne yazılabiliridi ki,ayrıca bir de yazarın akıp giden dili var.
    Butimar sayesinde yepyeni,genç ve mütevazı bir romancı kazanmış olduk.
    Bir sonraki kitabı için hali hazırda bekleyen binlerce okurdan biriyim şuanda.
    İşte bunları yazabilirim. :)
    Ama bilim kurgu konuları hariç rüya görmek de,rüyalarıma yön vermek de falan istemem.:)
    Uzaylılara karşı direniş örgütü lideri olacaksam o başka :)


    Edebiyat dünyasının son yıllarda dikkat çeken ismi Kaan Murat Yanık'tan sıradışı bir psikiyatrın romanı: Butimar - Sessizliğin Kanatları 

    Bir tarafta dünya ile arasında ciddi problemler olan, yanlış yüzyılda yaşadığını düşünen, çarşafa bürünüp kadın kılığında İstanbul sokaklarını arşınlayan, hastalarının hayatlarına müdahil olan ve kendi rüyalarını dahi tasarlamaya çalışan bir psikiyatr…

    Diğer yanda ise başka bir yüzyılda akan kırmızı bir hayat: Savaş, aşk, simya, büyü, göç, devrim, sefalet ve dostluk…

    20. Yüzyıl Başları, Erivan, Bolşevik Devrimi, Ermenilerle Türkler Arasındaki Kavgalar-Aşklar, 
    Simya ve İlkel Psikoloji…

    Butimar - Sessizliğin Kanatları, gerçekle hayal arasındaki sınırın silikleştiği bir roman. 
    Doğu-Batı, laik-muhafazakâr ve madde-mânâ çatışmalarıyla örülen bir arka plan…

    Edebiyat dünyasının son yıllarda dikkat çeken ismi Kaan Murat Yanık, hayaller, rüyalar ve halüsinasyonlarla karışık bir belleği, büyülü gerçeklik akımına da göz kırparak resmediyor. Ve okura akıcı, şaşırtıcı, doyurucu bir roman vaat ediyor. 

    Butimar'la herhangi bir yerde mahsur kalmak isteyeceksiniz. "İki husus kafamda dolaşıyord u; ölmek ve delirmek. İki hal de ne hissedilebilir ne de doğrulanabilirdi. Ölmüş ya da delirmiş olabilirdim yani. 

    Yalnızlığın bilmem kaçıncı evresini yaşadığımı bilmez halde, tamamlanmamış insanları yararak yürüdüm. Otobüsler, tramvaylar, duraklarda bekleyen insanları metal canavarlar suretinde yutup hızla kaçırıyorlardı. Eve girer girmez bir şarkı koydum kendime. Bir daha, bir daha başa sarıp dinledim. Bir tarafım söylemek istediklerimle doluyken, diğer yanım onları yok etmekle meşguldü. Arada kalan bendim ve ufalanıp yok olmamam bir mucizeydi. Bir yanım diğerine şunu söyleyebilmişti en azından, bunu duyabildim… Şarkıyı değil, o şarkıyı ilk dinlediğin zamanki kendini özlüyorsun. O zamana dokunamadığını anlayınca da şarkıyı bir daha dinliyorsun."
    (Tanıtım Bülteninden)

    Keyifle okunası,rüyadan rüyaya dalınası,düşle gerçek arasında gidip gelinesi,bir aşk dilenesi,aklı başa toplanası,nefsine mücadele etmen gerektiğini fark edilesi bir kitap Butimar.
    Tiz alın ve okuyun :)

    22 Kasım 2015

    Başka Topraklarda Rüzgar Sert Eser,Hong Gyu Son

    Kore edebiyatına dair ilk kitabımdı.kitapçının rafında görünce saldırır gibi alıp sepetime eklemiştim.
    Çok büyük bir beklentiyle okudum kitabı ama tam bir hayal kırıklığı oldu.Uzak Doğu edebiyatından özellikle Japoya'dan sonra Kore edebiyatı bekleneni karşılamadı ne yazık ki.:/
    Kitap boyunca hep bir beklenti içinde oluyorsunuz ama kitabın sonuna kadar hiç bir şey olmuyor.Kitap hakkında bilgi sahibi olmadan alıp okumaya başlamış olsanız kitabın yarısına kadar olaylar kaç yılında,hangi ülkede geçiyor belli değil.İçinde sanki bir art niyet taşıyor gibi hissediyorsunuz ama sanki o da değil.Öyle mi düşünsem yoksa böyle mi yok o da değil.
    Yani beklentileri karşılamayan vasatın altında kalan bir kitap.
    Tek iyi yanı akıcı olması ama konusunun Kore Savaşı olmasına rağmen onun da içi boş kalmış.
    Küçük bir çocuğun ailesinin şiddetine maruz kaldıktan sonra Kore savaşı nedeniyle Kore'de kalmış bir Türk tarafından emanet alınmasının hikayesi.Konu çok vurucu ama yazar konunun içini çok boş bırakmış.Macomber'in hayata tutunmayı başaran kadınlarının hikayelerini hatırlattı kitap bana her nedense.Çünkü o kitaplar da akıcı olmalarına nazaran içerik olarak çok boş kitaplar.
    Bir Türk olmama rağmen kitapta ki Türk Hasan Abcadan hiç haz etmedim.
    Sevimsiz biri,belki bu yüzden kitapta sanki art niyet aradım bilemiyorum.
    Savaş sonrası Uzak Doğu da,Kore'de özellikle yabancıların bol yaşadığı bir mahalle de yaşayan dost mu yoksa alelade birer tanış mı oldukları belli olmayan insanların hikayesi.

    Yüzüklerin Efendi'sinden Eomer'in de dediği gibi:Arayın lakin umut etmeyin.
    Umut bu topraklardan gitti.


    Okuyun ama beklenti içinde olmayın...
    bişeyler yazayım dedim ama Eomer gibin afilli laf edemedim ya la :))


    Kore Savaşı'nda mücadele edip, savaştan sonra orada kalan bilge bir Türkün dokunaklı hikâyesine
    yer veren bu roman başucu kitabınız olmaya aday...

    Dünya insandan oluşan dikenli bir teldir. Yeryüzünde bir saniye bile yaşasan yaralanırsın! Hayata karşı mağlup olmuş, Kore Savaşı'nın derin izlerini bedenlerinde ve zihinlerinde taşımaya mecbur kalmış bir neslin yüreğinden dökülenlere kulak vermek; Yalnızlıklarına tutunmuş, kabullendikleri yenilgilerini tanımadıkları bir çocuğun gözlerinde yeniden yaşayan bir grup insanın çığlıklarını duymak; Yetimhaneden evlatlık alınan bir çocuğun kapanmayan yaralarına tanık olmak için; Bu romanı okumalısınız...
    Bu kitap görünmeyenlerin dile gelişidir...
    (Tanıtım Bülteninden)

    umut dolu yarınlarınız olsun.
    umut dolu okumalar..


    şu bloga da az yorum bırakın...:)

    Mimmmm :)

    sevgili çoluk çocuk bunlar (luna ve yepp) beni mimlemişler.
    şu blogda enn sevdiğim şey mim yazıları acayip seviyorum. :)


    konumuz şu:
    güne nasıl başlıyorum ? :
    ben erken kalkmaktan neffret ederim.en sevdiğim şey sabah uykusudur.sabah erkenden beni kaldırmasınlar ama gün boyu çalıştırsınlar bişeycikler demem. :) 
    eğer istanbul'da görev yapıyor olsaydım erken kalktığım için asabi ve üzgün olurdum.çünkü trafik beni acayip yoruyor ve psikolojime iyi gelmiyor.gerçekten istanbul'dan sırf trafiği ve uzun yolculukları yüzünden nefret etmişim.bunu küçük şehir el-aziz'de üniversiteye gidince iyice anlamıştım.şimdi başka bir küçük şehir olan ağrı'da örtmenim ve çok mutluyum.bir okulum evin hemen karşısında ve diğer okulum da yürüme mesafesinde.o yüzden sabahları gayet mutlu uyanıyorum. :)çok şükür elhamdülillah.
    bu yüzdendir ki 40 tercihimin arasında bir tek istanbul bile yoktu.
    yine de istanbul istanbul gözünün yağını yediğimin istanbul :)))
    çok düzenli ve tertipli azıcıkın da obsesif kompulsif bir tip olduğumdan (çok azıcık ama daha fazla değil :) ) akşamdan her şeyim hazırdır,tüm ev toplu ve bulaşıklar yıkanmıştır bu yüzden sabah kalktığımda hiç telaşem olmaz ve sert bir kahve ve eve dönünce okuyacağım kitabımın hayaliyle uyanırım.yani günlerim keyifli başlar.ben luna ve yepp gibi sabah kalkınca duş muş alamam,manyak mıyım ben :P duşu hiç sevmem,üşürüm ben.:) ben duşu eve dönünce almayı tercih edenlerdenim.kaloriferler yanmış ve sular iyice ısınmış olduğu vakitlerde.:)
    işte günlerim böyle başlar mutlu ve huzurlu.
    bakalım tatlı meri'nin,sevgili sinem'ciğim (hayat kitap),ve kardeşceğizim gecegünlüğüm nasıl uyanıyorlarmış :)



    19 Kasım 2015

    Kabil,Jose Saramago


    Kabil'in hikayesine Tevradi bir bakış.
    İnsanoğlunun Tanrı'ya karşı ne kadar hadsiz olabileceğine karşı şaşırtan bir kitap.Çünkü insanlığa Tanrı tarafından gönderilen hak bir kitabın bu kadar değiştirilip akla zarar bir hale gelmesi gerçekten insanın kanını donduruyor,en azından bir ilahiyatçı olarak benim,.
    Saramago bu kitabında enteresan bir üslup kullanmış.Konu arasında lafa girip esprisini yapıp yorumunu ekliyor.Bu durumda insana Stendhal'ın Kırmızı ve Siyah kitabında ki üslubunu hatırlatıyor.Ayrıca kitap boyunca Supernatural dizisini de yad etmedim değil.11.sezonunu yaşayan Supernatural'in hikayesinin Kabil'e dayandığını da 11 sezon boyunca Tanrı'nın buyruklarının fantastik bir şekilde sorgulandığını da hemen size hatırlatayım.
    Hikaye Adem ile Havva'ya başlayıp Kabile dayanıyor ve ardından Kabill'le bir zaman yolculuğuna çıkıyorsunuz.Zamanda ileri ve geri gitmelerle kutsal kitaplarda geçen olaylara Saramago yorumuyla ve Saramago'nun sorgulayıcı tarzı eşliğinde devam ediyorsunuz.
    Verilmek istenen mesaj bence daha çok,Saramago yorumuyla,size Efendi'den de ,ki kitapta Efendi:Tanrı oluyor,olsa bir emir geldiğinde SORGULAYIN oluyor.
    Batı da dünya ya gelip doğmatikleşmiş bir dinin içinde yaşamak zorunda olan ve Fransız Devrimi,Rönesans ve Reformun ardından bağnaz Kilise=Tanrı'dan kurtulan batı için bu bakış açısı çok normal ve olması gerektiği gibi.Ama olaya bir de son ve hak din inananı Müslüman gözüyle bakacak olursak zaten bozulmuş,tahrif edilmiş bir inancın ve dahi kutsal kitabının arkasından gitmek zaten mantık dışı oluyor.
    Bir Müslüman gözüyle olaya bakmaya devam edersek, iman konusunda bile tahkiki,sorgulayıp-araştırılıp,imanın makbul olduğunu hesaba katarsak Batı'nın bizim daha en başındançıktığımız yola ancak Reform,Rönesans ya da Fransız Devrimiyle,ki hepsi doğmatik düşünceden kurtulma,zincirlerini boşaltma çabasıydı,vardığını söyleyebiliriz.
    O yüzden Saramago'nun bu tek Tanrılı dinleri ;Hristiyanlık ve Yahudilik,eleştirdiği,hicvettiği,sarkastik bir üslupla ele aldığı kitabın yorumlarını çok yerinde bulabilirsiniz.
    Ama bu postu okuyan tüm dostlara tavsiyem bu kitabı okumadan önce biraz felsefe tarihi ve dahi daha önemli olarak İslam felsefesi okumaları,hiç olmazsa İslam felsefesi hakkında biraz araştırma yapmaları.O zaman yorumlarımda acizane haklı olduğumu göreceksiniz.
    Okunmadan geçilmemesi gereken bir kitap mı karar size kalmış.


    Saramago'nun ölmeden önce yazdığı son romanı...José Saramago ölümünden önce yazdığı ve yayımlandığı ülkelerde büyük tartışmalara yol açan son romanında insanlığın kutsal kitaplardaki başlangıcına geri dönüyor. Adem ile Havva'nın oğlu, kardeş katili, "sürgün ve gezgin" Kabil'le çıkılan bu yolculuk, Eski Ahit'in loş ve tekinsiz diyarlarında, zaman ve mekân kavramlarını altüst ederek, süreğen bir şimdiki zaman içinde, edebiyatla felsefenin kesiştiği dar alanlarda dolaştırıyor okuru. Suç, ceza, adalet, nefret, ihtiras gibi insana özgü kavramlar ile savaşlar, katliamlar, cinayetler, boyun eğmeler ve isyanlar gibi insana özgü eylemler arasında gidip gelirken, İbrahim'den Nuh'a, Adem ile Havva'dan Eyüb'e, Lilith'e kadar bütün kadim şahsiyetler de beklenmedik anlarda ve yerlerde karşımıza çıkıp insanlık panoramasını tamamlıyorlar. Gerçeğin ironik, yalın ve dolaysız dilini kullanan Saramago bu son romanıyla bize tüm zamanların sorusunu miras bırakmış oluyor: İnsan türü evrendeki yerini ve varlığını hak etmiş midir?
    Bu kitap Mutlaka okunması gereken kitaplar listesinde yer almaktadır.


    keyifle okumalar...

    14 Kasım 2015

    açlık oyunları-the hunger games


    heri potır'ın sırlar odası kitabıyla başladık seri kitap alımına ve açıklık oyunlarıyla bi zirveye çıktık.
    set tamamlandı en kısa amanda okumak dileğiyle.



    açlık oyunları
    Açlık oyunları başlasın ve şans hep sizden yana olsun! 
    (Tanıtım Bülteninden)

    ateşi yakalamak
    Capıtol mutsuz, huzursuzluk artıyor, ateşle dans eden kız bir kıvılcım yaktı,
    yerin altından yükselen isyan şimdi patlama noktasında!

    Kıvılcımlar parlıyor, alevler yayılıyor ve capıtol intikam istiyor.


    "Açlık Oyunları Serisi, insanı meraktan çatlatan, gerilim dolu, müthiş akıcı ve inanılmaz sarsıcı… Elimden bir türlü bırakamadım. Bağımlısı oldum!" 
    Stephen King

    Sabırsızlıkla çıkmasını beklediğim fenomen kitap Açlık Oyunları'nın devamı olan Ateşi Yakalamak kitabını erkenden okuma fırsatı buldum.. Benim yüksek beklentilerimi haklı çıkartmakla kalmamakla birlikte bunun çok üstüne çıktı. Bu kitap Açlık Oyunları kadar heyecanlı fakat daha bir yürek burkucu çünkü zaten karakterleri tanıyorsunuz, zaten onlarla birlikte zorluklara göğüs germiştiniz. Suzanne hikayenin gerçekleştiği yerleri ummadığım yerlere taşımış ve o bu çok zor yerleri seçmekten hiç çekinmemiş. Olağanüstü. Bu kitabı okurken uykunuzu erteleyeceksiniz. Çıktığı andan itibaren listeleri altüst edecek. Tavsiyem o sabah için hazırlanın ve takviminizi ona göre ayarlayın.
    Stephenie Meyer

    "Zekice kurgulanmış ve çok akıcı bir kitap… Büyüleyici."
    John Green

    "Bilimkurgu, heyecan, gerilim ve aşkın muhteşem bir karışımı."
    USA Today

    "Nefes Kesiyor"
    Publisher Weekly

    "Aksiyon, Entrika, Aşk. Kesinlikle mükemmel."
    Kirkus Reviews

    jjdjdjd
    alaycı kuş
    "Biz yanarsak, siz de bizimle yanacaksınız!
    (Tanıtım Bülteninden)

    Suzanne Collins (d. 10 Ağustos 1962), ABD'li televizyon senaristi ve roman yazarıdır. En tanınan eseri Açlık Oyunları serisidir. Seri Açlık Oyunları (2008), Ateşi Yakalamak (2009) ve Alaycı Kuş (2010) kitaplarından oluşur.

    açlık oyunları kitap ve filminin yazısı için buraya tıklayınız
    ateşi yakalamak kitap ve filminin yazısı için buraya tıklayınız
    alaycı kuş kitap ve filminin yazısı için buraya tıklayınız

    bol kitap almalı günler 

    kitap alışım,yine kimseye vermem başlıklı postum :)

    yeni kitap alışıverişi yaplımıştır ve ve yenileri de sipariş verilmiştir.hay bin yakzan'lar yolda :)
    ağrı'da çok hoş bir kitapçı bulduğumu söylemiştim,
    atanmanın ve kitap alabilmenin heyecanıyla ipini koparmışlar gibi çılgınca bir kitap alışı içerisindeyim.
    bunu nasip eden rabbe şükürler olsun.
    devamı gelecektir efem.


    ibni sina
    şifa kitabı

    Ailesi Belhten Buharaya yerleşmişti. İbni Sina, babası Abdullah, maliyeye ait bir görevle Afşandayken orada doğdu. Olağanüstü bir zeka sabi olduu için daha 10 yaşındayken Kuranı Kerimi ezberledi. 18 yaşındayken Hemedanda öldüğü zaman 150den fazla eser bıraktı. Eserleri Latinceye ve Almancaya çevrilmiş, tıp, kimya ve felsefe alanında Avrupaya ışık vermiştir. Onu latinler "Avicenna" adıyla anarlar ve eski Yunan bilgi ve felsefesinin aktarıcısı olarak görürler.
    (Tanıtım Bülteninden)

    ibni haldun
    mukaddime
    Abdurrahman b. Muhammed b. Ebu Bekr Muhammed b. Hasan, kısa adıyla İbn Haldun, gerek İslam gerekse Dünya tarihinin görmüş olduğu en büyük bilginlerden birisiydi. Sahabilerden Vâil b. Hacer’in soyundan gelen Arap bir ailenin çocuğu olarak, 1332 yılında Tunus’ta dünyaya geldi. Ailesi, onu olabilecek en iyi öğretmenlere emanet ederek Kuran, fıkıh, hadis, Arap dilbilimi, felsefe, mantık, matematik ve astronomi gibi onlarca farklı konuda eğitim almasını sağlamıştır. Henüz 17 yaşındayken Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının çeşitli yerlerinde bulunmuş; Antik Yunan filozoflarının neredeyse tamamını hatmetmiş ve kendi diline tercüme etmiş bir bilgindir.

    immanuel kant
    yaşam felsefesi
    Eski Prusya dinsel takviminde 22 Nisan tarihi Emanuel'e denk geldiği için, Johann Georg Kant ve Anna Regina Kant'ın dördüncü çocukları olarak 1724 yılında bu tarihte, Königsberg'te dünyaya gelen filozof, Emanuel adıyla vaftiz edilir. Yıllar sonra üniversiteye başladığında bile, yetkili, adını Emanuel Kandt olarak kaydedecektir; Emanuel değil, Immanuel olduğuna hükmeden ve bu konuda ciddi bir hassasiyet taşıyan Kant'ın kendisidir. Adının Kitab-ı Mukaddes'te geçtiği biçimiyle, yani İbranice telaffuzuna uygun olarak yazılması konusunda ısrar etmesinin yanı sıra, Kant adıyla açıkça gurur duyar, yaşlılığında bile adından ne kadar hoşnut olduğunu anlatmaktan vazgeçmez. Neredeyse tüm biyografi yazarları, filozofun bütün yaşamı boyunca adının anlamından hoşnut olduğunun, hatta bunun ona bir tür özgüven verdiğinin altını çiziyorlar.
    (Tanıtım Bülteninden)

    ilk kore edebiyatı kitabım
    honggyu son
    başka opraklarda ser eser rüzgar 
    Kore Savaşı'nda mücadele edip, savaştan sonra orada kalan bilge bir Türkün dokunaklı hikâyesine
    yer veren bu roman başucu kitabınız olmaya aday...

    Dünya insandan oluşan dikenli bir teldir. Yeryüzünde bir saniye bile yaşasan yaralanırsın! Hayata karşı mağlup olmuş, Kore Savaşı'nın derin izlerini bedenlerinde ve zihinlerinde taşımaya mecbur kalmış bir neslin yüreğinden dökülenlere kulak vermek; Yalnızlıklarına tutunmuş, kabullendikleri yenilgilerini tanımadıkları bir çocuğun gözlerinde yeniden yaşayan bir grup insanın çığlıklarını duymak; Yetimhaneden evlatlık alınan bir çocuğun kapanmayan yaralarına tanık olmak için; Bu romanı okumalısınız...
    Bu kitap görünmeyenlerin dile gelişidir...
    (Tanıtım Bülteninden)

    keyifli bir hafta sonu olsun inş.

    8 Kasım 2015

    cehennem,dan brown.

    cehennem,dan brown'nun nereneyse en nefret ettiğim kitabı oldu.
    diğer okuduğum kitaplarında ki akış,heyecan ve insanı şaşırtan bilgiler bu kitapta yok idi.
    italya'ya selam duran sanki italya ve floransa için hazırlanmış  turizim rehperi gibiydi kitap.
    tamam içinde ki sanat tarihi bilgilerine bir şey demiyorum ama sanki dan bronw floransa valiliğinden bir ödenek almış ve floransa'nın tarihi güzelliklerini anlatmak için bu romanı yazmış.
    lafın özü diğer kitaplarını beğendiğim kadar bu kitabını beğenmedim.
    prof.longdon'un hafızasını kaybetmesi,dante'nin ilahi komedyası,sandro boticelli'nin cehennem haritası tablosu bile bana göre kitabı kurtaramadı.kaldı ki tüm kitap bunların üzerine kurulu.bir de dünyanın nüfüsunu azaltma senaryosu var ona hiç değinmeyeceğim.sıkıntıdan patladım.
    dan brown'u seviyorsanız bu kitapta listeye eklenmeli tabi ama benim zevkime bu kez hitap edemedi.


    Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon başından vurulmuş bir halde hastane odasında gözlerini açar. Ne buraya nasıl geldiğini ne de nasıl vurulduğunu hatırlamaktadır. Camdan gördüğü manzara karşısında altüst olan profesör, evinden binlerce kilometre uzakta, Floransa’da olduğunu anlar. Yaşadığı korkunç baş ağrısına eşlik eden tek şey; sürekli kâbuslarında gördüğü kan kırmızısı bir nehrin karşısından kendisine seslenen gümüş saçlı güzel bir kadın ve toprağa baş aşağı gömülü can çekişen bedenlerdir. Langdon gördüğü kâbusları anlamlandırmaya çalışırken kadın bir suikastçı tarafından takip edildiğini, kendine tedavi uygulayan doktorlardan biri gözlerinin önünde vurulunca anlar. Hastanede görevli diğer doktorlardan biri olan Sienna Brooks’un o ölüm kalım anında yardım etmesiyle hayatta kalır. Simgebilim profesörü kendini bir anda ipuçlarını Dante’nin cehenneminde bularak çözmesi gereken korkunç bir senaryonun içinde bulur. Floransa’nın tarih kokan dar sokaklarından Venedik’in muazzam bazilikalarına uzanan semboller zinciri Langdon’ı insanlık tarihini sonsuza dek değiştirebilecek bir mekâna sürükler. Burası üç imparatorluğun merkezi olmuş, insanlık tarihi kadar eski, dünyanın incisi İstanbul’dur. Ve bu şehirde ya insanlık tarihi baştan sona yeniden yazılacak ya da bunu yazacak hiç kimse kalmayacaktır... 

    .. Diz çök kutsal bilgeliğin yaldızlı mouseion’unda ve kulağını yere daya, dinle suyun şırıltısını. 

    Batık sarayın derinliklerine in, orada, karanlığın içinde bekler khtonik canavar kan kırmızısı sularına gömülmüştür lagünün ki yansıtmaz yıldızları... 
    ... Dan Brown, dünyanın birçok ülkesinde çok satanlar listesine giren; Kayıp Sembol, Melekler ve Şeytanlar, İhanet Noktası ve Dijital Kale gibi kitaplarının yanı sıra tüm zamanların en çok okunan romanlarından biri olan Da Vinci Şifresi’nin yazarıdır. New England’da eşi ile birlikte yaşamaktadır.


    işte böyle size keyifli okumalar.

    #blanket #battaniye

    ağrı'da ayağımın tozuyla battaniye bitirdim.
    çanta diye başladıydım yolun sonunu battaniye olarak buldum.:)
    almanya'dan gelen yün battaniye ile de astar yaptım çok güzel ve sıcak oldu.


    yedi kolisi istanbul'da olan kitaplarımmm.




    kıiş günlerinde yapılacak en güzel üç şey:
    1.kahve içmek,
    2.kitap okumak.
    3.örgü örmek.
    sıcak bir kış dilerim.