31 Ekim 2016

kendime ait bir oda,virginia woolf..


Edebiyat dünyasının bu aykırı kızının kitapta ki feminist düşüncelerine katılmamak elde değil,hele de yalnız başına ayakta kalıp hayat mücadelesi veren bir kadın insansanız.Her kadınının kendine ait bir odası olması getektiğini söylerken bence güçlü bir metafor kullanmış.Kadının erkeğin karşısında ekonomik özgürlüğünü kazanması gerektiğini söylüyor bence.Yalnız keske bu güçlü mesajlarını okuyucuyu içine çekebilen bir dille söyleseymis.Gerçi #virginiawoolf'un okuyucuyu memnun etmek gibi bir kaygısı yok ancak okunurken de oldukça sıkıcı olabiliyor.Yine de
bu #kitap#bayandalloway 'den cok daha akıcı.Çağlar öncesinden gelen bu feminist çığlığa özellikle kadınların kulak vermesi getek.
Bir de erkeklerin ne düşündüğüne kulak asmadan YAZIN mesajı mükemmeldi.



"Bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler, büyülü bir aynaydı bu ve müthiş bir yansıtma gücü vardı. Böyle bir güç olmasaydı dünya hâlâ bataklık ve balta girmemiş ormanlardan ibaret olurdu. Savaşlarda zafer kazanıldığı duyulmazdı... Çar ve Kayzer ne taç giyerler, ne de tahttan inerlerdi. Uygar toplumlarda hangi işe yararlarsa yarasınlar, bütün şiddet ya da kahramanlık eylemlerinde aynalar gereklidir. İşte bu yüzden Napoléon da Mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcıdırlar, eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi."

Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf'un 1928 yılında kapılarını kadınlara yeni yeni açmakta olan Cambridge Üniversitesi'ndeki kız öğrencilere hitaben yaptığı bir konuşması üzerine şekillenmiştir. İngiltere'de kadınların seçme ve seçilme hakkını elde etmelerinden bir yıl sonra yayımlanan kitap o tarihten günümüze feminizm tartışmalarının locus classicus'u olageldi. Jane Austen ve Charlotte Brontë'den, kadınların niçin bir Savaş ve Barış yazamadıklarına; Shakespeare'in hayali kız kardeşinden bugün de tartışılmaya devam eden kadının yoksulluğu ve namusu başlıklarına, hatta yaratıcılığın doğasına kadar uzanan geniş bir yelpazede kalemini özgürce oynatan Woolf, kadınlara edebiyat alanında bir çıkış yolu gösteriyor.

"Bir kadın eğer kurmaca yazacaksa, parası ve kendine ait bir odası olmalıdır," diyen Virginia Woolf'un sesi, aradan geçen sekseni aşkın yıla rağmen gücünü ve etkinliğini koruyor.
(Tanıtım Bülteninden)

sesli kitap,ingilizce





keyifli okumalar...

30 Ekim 2016

candide (ya da iyimserlik),voltaire..


#Voltaire #Candide'yi Alman filozof #leibniz'in iyimserlik felsefesini eleştirmek için yazmış.Leibniz'in felsefesi de #gazzali'nin "mümkün dünyaların en iyisi" felsefesinden etkilenerek ortaya çıkmıştır. Yani tüm kitap bir Leibniz eleştirisi hal böyle olunca da
Gazzali'den,Leibniz'den,yeter sebep ilkesinden,mümküncülük felsefesinden haberiniz yoksa kitap koca bir macera kitabını geçmez okuyucu için.Aslında Volaire'nin bu felsefeye eleştirisi çok yerinde olsa da Leibniz ve Gazzali'den (ve genel olarak felsefenin) metafizik düşüncelerini bilmeden bu denli alabildiğine eleştiri yapmamak belki daha doğru olur ancak Voltaire'i de taktir etmemek elde değil, bir felsefeye ya da filozofun düşüncesine bir tehaffüt yazarak da eleştirisini yöneltebilirdi ama o Gulüver'in Seyehatleri tadında#geothe'nin #faust'tunu yad edilecek türden bir edebi felsefi eser oluşturmuş. O yüzden Leibniz'in #monodoloji'sini okumadan Candide'yi okumayın derim aksi taktirde sadece bir roman okumuş olursunuz.
Bu arada geçen kış okuduğum Monodoloji'yi de tüm felsefe severlere öneririm,katıksız bir #metafizik kitabı. .



Politik taşlamalar eskiyince çok fazla işe yaramazlar genelde. Ama bazen ufak bir yergi, sanatsal ustalığı ve evrenselliği sayesinde hiçbir zaman eskimez. Candide bunlardan biri. Aydınlanma devrinin "Rönesans adamı" tarafından kaleme alınan bu ufak taşlama 1750'lerin politik ve felsefi tartışmalarına, anlaşmazlıklarına ışık tutuyor. Alman filozofu Gottfried Wilhelm Leibniz'in "metafiziksel iyimserliğine bir yanıt olarak yazılan Candide, sevgilisi Matmazel Cunegonde'a kavuşmak için dünyanın dört bir yanına geziler yapan ve
karşılaştığı tüm olumsuzluklara karşın (zorla orduya alınıyor, kırbaçlanıyor, dolandırılıyor, soyuluyor, sevgilisinden koparılıyor, Engizisyon tarafından işkenceye uğratılıyor, vs.vs.) yaşam sevgisini yitirmeyen ve güzel bir yaşam sürebileceğine inanan saf bir delikanlının öyküsünü anlatıyor. Sonunda Candide sevgilisi ve yardımcılarıyla yalnızlığa çekilince, gerçek mutluluğun aşırı idealizm ya da bulanık bir metafizikle değil, "kendi ufak bahçesini ekip biçmekte yarattığını fark ediyor.
(Tanıtım Bülteninden)

candidde operası



candide sesli kitap,ingilizce



keyifli okumalar...

ağrı'da hayat...

 son günler de neler yapıyorum bir anlatacak olursam hiç bir değişiklik yok efendim.okul,ev;ev,okul,bir de öğretmen gezmeleri hepsi o kadar :)
ilk olarak çarşamba günü boş günü o yüzden her çarşamba temizlik var. r2d2 um ilen her çarşaamba temizlikteyiz.bu süpürgeyi sırf o yüzden aldım :) r2d2'ya benzediği için :)
ağrı sosyal haytı ve imkanları olan bir şehir değil,arkadaşlarla gittiğimiz bir kaç özel mekanımız var ve her çarşamba düzenli olarak toplanıp dışarı çıkıyoruz.gerçi biz ağrı'ya geldiğimizden beri pek çok mekan açıldı ama biz daha çok halkın ve öğrencilerin gittikleri yerleri değil de biraz daha az gidilen (çünkü diğer yerlerden daha pahallı) yerleri tercih ediyoruz daha kaliteli bir ortam oluyor.yoksa genelde her yer nargile kafeden öte kahvehane gibi ağrı'd.aneyse en çok yaptığımız şey kahve içip sohbet etmek için dışarı çıkmak,iyi film gelirse sinemaya gitmek bir de ev ev  öğretmen arkadaşlara gitmek oluyor.bu gezmeler de ben daha çok ev sahipliği yapıyorum çünkü genelde hadi kahveni içmeye geliyoruz deyip bizi hiç yalnız ve misafirsiz bırakmıyorlar sağ olsunlar.yoksa ağrı'da gerçekten günler geçmez.kahve toplantıları,kitap ağacının toplantıları,bir kaç öğretmen arkadaşla kurduğumuz özel kitap kulübünün toplantıları,ev oturmaları hayat böyle akıp gidiyor.yakında spora başlayacağım inşllh ondan da bahsederim,tekvando ya da kickbox istiyorum,kendisimi korumak için kıymetlimisss :)))
son günler böyle kahve,kitap,arkadaşlar,misafirler ve okulum,öğrencilerim geçip gidiyor,şükredip duruz biz de  .)

geçen akşam evimize ilk gelen misafirlere yeni aldığım ve ilk kullandığım fincanlarım ilen kahve yaptım.bir kahveyi,bir fincanı,bir mugu,bir de keanu reeves'i çok seviyorum anacım napim :)))



hayır da kalın......
ha yan tarafta da doğum günümde hediye gelen fincanımı ilk kez siftahlariken :)

sıfır sayı,umberto eco...

 bir ders yapıp eve dönmüş öğretmenin keyfi.sıfır sayı epeyidir sıra bekliyordu aradan çıktı.gerçi umberto eco aradan çıkarılacak bir yazar değil ama ben kitabı aradan çıkardım bir kere yapacak bir şey yok :)
sıfır sayı bence gülün adı romanının yanından bile geçmez(.gülün adı kitabının yazısı için  buraya tıklayınız) yazarı okumaya iyi ki de gülün adı'yla başlamışım.ben bu kitabı okurken sıkıldım,çetrefilli ve afilli olaylar hiç yayınlanmayacak bir dergi üzerinden anlatılmış ama senki ne işime yarauyacak dedirtiyor kitap insana.yani ben sevmedim,sevene saygımız sonsuz.

Umberto Eco'nun yeni romanı: Kötü gazetecilik konusunda bir rehber

Tam bir "kaybeden" olan Colonna (50), gazeteci Simei'den iyi bir iş teklifi alıyor: "Yazı işleri sorumlusu ya da benzeri bir şey" sıfatıyla bir yıl boyunca bir günlük gazete için hazırlanan 12 "sıfır sayı"yı yönetecek ve "asla çıkmayacak olan bir günlük gazetenin hazırlanışıyla geçen bir yılın öyküsü"nü anlatan bir kitap yazacak. 

Patron Vimercate, bu gazete sayesinde "finans ve politika dünyasının güzel salonunu rahatsız edebileceğini kanıtladıktan sonra, olasılıkla bu güzel salon ona bu düşünceden vazgeçmesini rica edecek, o da Yarın tasarısını bir kenara kaldırıp güzel salona giriş yapma iznini koparmış olacak." 

Teklif sahibi Simei'nin de kendi planı var: "her şey suya düşerse kitabı yayımlarım. Bomba gibi patlayacak ve yayın hakkı adına bana belli bir gelir sağlayacaktır. Ya da, olur ya, birileri yayımlamamı istemez ve bana bir total verir. Net."

Olaylar böyle başlıyor ve Eco gözde konuları aracılığıyla İtalya'nın 50 yıllık tarihini yeniden yazıyor: Gladio, bir Papa'ya suikast, başka bir Papa'nın öldürülmesi, hükümet darbeleri, gizli servislerle terör örgütlerinin karmaşık ilişkileri… Ve bir soru: Acaba Mussolini sağ mı?
(Tanıtım Bülteninden)


yazarın ölmeden önce ki bu son eserini ona bir saygı duruşu şeklinde keyifle okuyun....

backtrack/ölüm treni..

 adrien brody'den gerilim düzeyi yükek bir psikolojik-dram.
kızını kaza da kaybetmiş bir psikiyatristin geçmişiyle yüzleşmesi.izlediğinizde kesinlikle pişman olmayacağınız bir film.adrien brody'nin yunculuğu ise tartışılmaz.
imdb puanı:5,9.
daha yüksek bir puan olabilirmiş bence.bir de sonu çok tahmin edilir olmuş.


trailer


iyi seyirler...

frankestein,mary shelly..

korku karakteri olarak zannettiğimiz frankestain'nin felsefi bir uyarlaması.açıkçası ben oldukça sıkıcı buldum.yazar mesajını altını çok çize çize vermeye çalışmış,türe sadık kalıp azıcıkta korku ve gerilimini düzeyini ayarlasaymış ş iyi olurmuş.















arka kaoak:
Daha çok korku romanı olarak bilinen Frankenstein aslında felsefi bir eserdir. Kitabın kahramanı olan Dr. Frankenstein hastalıklara son verebilmek ve ölümsüzlüğe ulaşmak için yaratıcı rolünü üstlenebileceği hırsıyla çalışmalarına başlar. İlerleyen roman kurgusu içerisinde talip olduğu bu vasfın altında trajik bir şekilde ezilecek ve insan olmanın sınırlarını acı bir tecrübeyle öğrenecektir.
Mary Shelley'nin kaleme aldığı Frankenstein, defalarca filme çekilmiş, korku türünün ilk örneklerinden biri olarak okurların hafızasında yer etmiştir. 18. yüzyıl gotik edebiyat yapıtaşlarından olan bu eser vazgeçilmez bir edebiyat klasiği...

bir de kitabın film uyarlamasına bakalım.
1994 yapımı olan bu film de robert de niro'dan helana bpnham carter'a kadar pek çok ünlü oyuncu olsa da aynı kitabı gibi sıkıcı olmuş.
amma frankestain hayranlarının izlemesi lazım gelir diyorum yine de.











trailer


iyi seyirler,keyifli okumalar..

felsefenin tesellisi,alein de button..

 büüyük bir keyifle okudum kitabı.
bu tarz kitapları oldıkça çok seviyorum yani felsefeyi çok farklı bir yazarlıkla ele alan kitapları.
geothe,mario levivo ve nigel warburton'dan sonra artık bir de alein de button hayranı olduğumu da bilahare belirteyim :)

çok keyifle okunan,günlük sorunlara o sorunlara maruz kalmış filozofların felsefeleriyle yaklaşan oldukça farklı,hoş bir felsefe kitabı.












Alain de Botton, Felsefenin Tesellisi'nde günlük yaşamın bize en çok acı veren sorunları için rahatlıkla
felsefeye başvurabileceğimizi kanıtlıyor.



Her bölümünde ayrı bir filozofun yaşamından ve yazdıklarından yola çıkarak ayrı bir sorunu ele alıyor:
Toplum tarafında kabul görmemenin tesellisini Sokrates'te, yeterince paraya sahip olmamanın
tesellisini Epikuros'ta, düş kırıklığı yaşamanın tesellisini Seneca'da, kendini yetersiz hissetmenin
tesellisini Montaigne'de, kırık bir kalbin tesellisini ise Schopenhauer'da buluyor. Başkalarının
yaşantısını kıskanarak acı çekenlere ise Nietzsche'yi öneriyor.


Felsefenin Tesellisi yaşama ilişkin zekice, esprili ve rahatlatıcı yaklaşımı ile hem gündelik yaşamımızda
kendimizi daha iyi hissetmemizi, hem de bilgelik üzerine yeniden düşünmemizi sağlıyor.
(Tanıtım Bülteninden)



hafta sonu boks maçı keyfimden bir kare :) 

keyifli okumalar,felsefesiz kalmayın....

labirent(ölüm emri)4,james dashner...


ölüm emri,üçlemeyi okuduktan sonra ya da okumadan önce okunması icap eden bir kitap ve ben yanlış bir sıralamayla okudum laf aramız da :)
yazar bizi bu kitapla labirent inşa edilmeden önceye,tüm olayların başladığı zamana götürüyor ve seriye sağlam bir zemin oluşturuyor amma seri kadar heyecanı yüksek değildi bence.


 arka planda jhon wick 2 filminin tanıtım ropörtajından bir kara görüyorsunuz.
inşllh ağrı'ya gelir film.
subaneke dinimiz amin :) 

Labirent:Ölüm Emri - James Dashner

Ani bir patlamayla sonun geldiğini sandılar.  
İSYAN kurulmadan, Kayran inşa edilmeden ve Thomas, Labirent’e girmeden

 önce bir güneş patlaması dünyayı vurmuş, insan nüfusunun çoğunu öldürmüştür.
 Ancak en kötü günler henüz yaşanmadı.
Mark ve Trina o yıkımdan sağ çıkmayı başarmıştır. Ama şimdi bir virüs hızla

 yayılmaktadır; insanları cinnete ve cinayete sürükleyen bir virüs. 
Tedavi yok. Kaçış yok.  
İki genç, hayatta kalmayı başarabilirlerse insanlığın geri kalanını kurtarmanın

 bir yolunu bulabileceklerine de ikna olurlar. Çünkü bu yeni, yıkılmış dünyada her
 yaşamın bir bedeli vardır. Ve bazıları için ölünüz, dirinizden daha değerlidir.
Son aslında sadece bir başlangıçtır.

 “Geçmişi ve geleceği bugünle harmanlayan Ölüm Emri hem distopya türünün klasik

 eserlerini anımsatıyor hem de Dashner’ın çok satan Labirent üçlemesinin temelini sağlamlaştırıyor.” 
Kirkus Reviews 

son foto da daon ikinci sezonuyla  supernatural'i görüyorsunuz.on ikinci sezon vatana,
millete ve supernaturalcilere hayırlı ve uğurlu olsun efendim :)



labirent ölümcül kaçış kitap filminin yazısı için buraya tıklayınız
labirent alev deneyleri kitap ve filminin yazısı için buraya tıklayınız
labirent ölüm emri kitabının yazısı için buraya tıklayınız

keyifli okumalar...




29 Ekim 2016

aforizmalar,arthur schopenhauer..

ilahiyat dönemimden beri okumayı çok istediğim bir filozoftu amma yine de hayranlığım olan bir filozof değildi schopenhauer.niçe'yi derinden etkilemiş,kant'ttan etkilenmiş ve geothe ile arkadaşlık yapmış düşünür pesimist felsefenin bbası kabul ediliyor.bugün niçe niçe olmasını schopenhauer'a borçlu.felsefesi de evet niçe'ye çok benziyor ki niçe'nin bu filozoftan etkilenmesi daha da bir açıklık kazanıyor.
kitap iki bölüm;ilk bölüm filozofun biyografisi ve felsefesini içeriyor,ikinci bölüm ise aforizmalarından oluşuyor ki bazı aforizmalar inanılmaz derece de gerçek ve doğru.filozofun elimde sanırım iki adet daha kitabı var (biri kesinde öbürünü hatırlamadım :) ) onları okuduğumda daha rahat anlayacağımı düşünüyorum o yüzden iyi ki bu küçük risale ile işe başlamışım.kitabı niçe hayranlarına,alman idailzmi meraklılarına bir de felsefeye dalmışlara tavsiye ediyorum efendim :)
 kitaptan aforizmalar

insanlar affedildiklerinde küstahlaşmak bakımından çocuklara benzerler.o nedenle hiç kimseye karşı gereğinden çok yumuşak başlı,sevecen olmamalı.kişi kural olarak bir dostunu,onun bir borç talebini geri çevirerek değil,ona bu borcu vermekle pek kolay kaybedebileceği gibi,aynı şekilde,gururlu,biraz da kayıtsız bir davranışıyla dereğinden çok nezaket ve gönül okşama sonucunda dostundan olacaktır;bu sayılanlar dosttu büyüklük taslayıcı ,katlanılmaz kılarak.ama insanlar onlara gerek duyulduğu düşüncesini ,özellikle bunu hiç kkaldıramazalar;bu düşünceye ayrılmazcasına eşlik eden şeyler küstahlık ve kurumdur.kimi insanlarda,kendileriyle meşgul olunması,sözgelimi sık sık ya da içtenlikli bir tarzda konuşulması bile bir bakıma böyle bir düşünceye yol açabilir.onlar hemen o kişinin kendilerine biraz da boyun eğmek zorunda olduklarını düşünecekler,nezaket sınırlarını da aşmaya çalışacaklardır.o nedenle pek az insan daha içtenlikli hergangi bir ilişkiye elverişlidir.gene bundan dolayı,bayağı yaradılışlı olanlarla aynı düzeye düşmeye özellikle sakınmak gerekir.hele bir kimse benim için,benim kendisi için olduğumdan daha çok gerekli olduğum düşüncesine varırsa ,sanki ondan bir şey çalmışım gibi bir izlenime kapılır hemen,öç ve o şeyi yeniden elde etmeye uğraşacaktır.

ya adam on numara insan tahlili yapmış.
arkadaşlık,dostluğun arkasına saklanıp içindeki tüm kini,hırsı ve kıskançlığı kusan insan oğlu psikolojisinin filozofça tasviri.
yani kısaca kaşınanı kaşımalısın azizizm diyo :))
türklerde ki ifade gücü kimse de yok anasını satim :)
kalemine sağlık adam :)))))

keyifli okumalar....

ölüyü uyandırma..

dünyaca ünlü korku kitabı yazarlarının korku hikayelerinden oluşuyor kitap.bram sotcker'in iki hikayesi var ve ikisi de hayal kırıklığıydı bence,tılsım adlı kitabının da pek beğenmemiştim ki bir ara tekrardan okuyacağım.tılsım kitabının yazısı için buraya tıklayınız. amma ve lakin edgar allan poe hikayesiyle yazarlığını konuşturmuş.ilk iş kütüphaneme bir poe kitabı sonrasında da külliyatı kazandırmaz.malum atandığımdan kelli bir kütüphane kırma çabası içindeydim ve listem de yer alan nerdeyse yüzler üzerinde kitabı anca parakende parakende alıyor ve okuyorum :))
ölüyü uyandırma başlıklı hikaye kesinlikle hayvan mezarlığı filmini hatılatıyordu ayrıca ölüyü uyandırma adlı şiiri de pek beğendim.

bu kitabı sadece bu türün meraklısını tavsiye edebilirim.
Dünya, korku ve gerilim edebiyatının en iyi ustalarından, gerilim dozu yüksek on seçme korku hikayesinin yeraldığı elinizdeki antolojiyi kesinlikle çok beğeneceğinize inanıyoruz.


Egdar Allan Poe gibi kabuslar kaşifi, Bram Stoker gibi "Dracula" ile ünlenmiş korkunun sivri dişli kalemi, M.R. James gibi sakince ürküten ve yine aynı düzeyde diğer usta yazarların bir araya geldiği, "Ölüyü Uyandırma" ne zaman arzularsanız, sizi tedirgin etmeye hazırdır.

Diğer gerilim ve korku kitaplarımızda olduğu gibi keyifli okumalar dileriz.
ÖLÜYÜ UYANDIRMA
ölüyü uyandırma-ölüleri ancak karanlık geceler geri getirir
ve gündüzü karanlığa ve geceye boğarlar
çünkü mezarlarında çürüyenler
artık ne ışığı hissedebilirler
ne de güneşin ışığı onlrı geri getirebilir;
bırak toprağın altında ki yuvalarında dinlensinler.

deyip de gidiyor şiir :)
keyifli okumalar...

22 Ekim 2016

bir son günlerden potu daha...

dün doğum günümdü ve gayet güzel bir doğum günü geçirdim.tüm arkadaş,dost ve ahbaplarıma teşekkür ederim.
aldığım ilk çiçek olur kendileri :))))
















ağrı'da tanıştığım ve bir yıldır bana yarenlik edip burada geçirdiğim kötü günüme dost,iyi günüme arkadaş olan iki güzel insan elif ve ayşe'ye sonsuz teşekkür ediyorum.rabbim beni sizle karşılaştırdı ve buradaki yaşamımı kolaylaştırdı,sizi de iyi insanlarla karşılaştırsın inşll....













 tüm gece kahve içtik desem.
ayrıca doğum günü kutlamaları öğretmen arkadaşlar sahesin de daha ekimin başında başladı diye de not düşeyim.kaç kere pasta kestik,hediyeleştik ben unuttum :) hamdolsun bu günüme...

















bu günden bir kare,supernaturalciğimin 12. sezonu başlamıştır.tüm hayranlara,vatana,millete ve dünya insanlığına hayırlı ve uğurlu olsun :)















son olarak ağrı'da ki marifetlerimi size bi anlatayım :)
şöyle ki,

Ağrı'da da sinemada görev yapan bayanı her hafta "yabancı film getirecek misiniz?" diye arayıp arayip canından bezdiriyordum😄 Bu aksam (doğum günüm akşamı) bizzat yüz yüze konuşup her hafta telefonda arayıp arayıp yabanci film soran tacizci bayan benim diye kendimi itiraf ettim 😄😄😄 Amma #jhonwick2'yi de

 getirtmeye ikna ettim 

























sevgiyle kalın,içinizin hırsla dolmasına izin vermeyin çünkü bu sadece sizi yaralar ve sevdiğiniz insanları kaybetmenize neden olur.sevgiler..

20 Ekim 2016

son günlerden...

 bir kaç akşamdır kitap okurken internetten eski oscar törenlerini izler oldum,bayağı da keyifli oldu.
 son kitap alışverişimden.aslında bir önceki alışverişimde alacaktım bu kitapları ama listeye eklemeyi unutmuşum.iyi de oldu ekim alışverişi böylece aradan çıkmış oldu.
en üstte:
candide,volteire
aforizmalar,arthur sophenhauer
kırmızı ve siyah,standal
huzursuzluğun kitabı,fernando pessoa
yakuza dövmali kız,shuko tendo (yeni bir japon yazar deneyeyim dedim )
hayalevinin son kapısı,serinin üç kitabı şimdilik elimde kaldı üç kitap daha
insan zekasının tarihsel gelişimi,marquis de condorcet.
ayakta dikelenler:heepsi hediye gidecek :)
tamamı ingilizce jane austen kitaplarım.aday öğretmenlik sınavım bitince ingilizce çalışmaya başlayacağım en azından öyle karar verdim bu kitapları da o yüzden aldım.
tabi ki alice in wonderlan', de ingilizce okumalıyıdım :)





ş,md,l,k bu kadar.
Allah'a emanet olun dostlar....

bulantı,jean-paul sartre

hani hayko cepkin yol gözümü dağlıyor şarkısın da"hiç bir şeyin dibindeyim" diyor ya işte srtre 260 sayfa boyunca bunu haykırıyor.hayko cepkin'nin ifade gücünü seveyim :)

varoluşçuluk/egsiztansiyalizmin en önemli babalarından biri olan sartre'den felsefi içerikli  bu roman günce şeklinde olmasından dolayı çok rahat okunuyor. amma yine sıkıldığımı da arada itiraf edeyim.260 sayfa boyunca dır dır dır :) ee biraz da sükret değil mi be adam :))
varoluşçu düşüncenin bu en önemli romanını felsefe severlere ve  milan kundera severlere öneririm yoksa ağır gider dayanılmaz bu roman :)
kitabın en etkilendiğim kısmının roqentin'nin ayna da kendisini tarif ettiği bölüm olduğunu söylemeliyim
sartre'nin ateist olmasını da hesaba katarsak var olmaya çalışan ve bazen varoluşundan adeta iğrenen bir insanın böyle düşünüp hissetmesi gayet normal olabiliyor.



arka kapak

20. yüzyılın önde gelen aydınlarından Jean-Paul Sartre, romanları, oyunları ve düşünce yazılarıyla varoluşçuluk düşüncesini olduğu kadar bütün bir yüzyılı da derinden etkilemiştir.



Bulantı, 20. yüzyılın en etkili düşünürlerinden Jean-Paul Sartre'ın ilk romanı. Bireyin kökten özgürlüğünü vurgulayan varoluşçu akımın sözcülüğünü üstlenen Sartre, adını 1938'de yayımlanan bu romanıyla duyurmuştu. Günlük biçiminde yazdığı bu kitabında, romanın kahramanı Roquentin'in dünya karşısında duyduğu tiksintiyi anlatıyordu. Bu tiksinti yalnızca dış dünyaya değil, Roquentin'in kendi bedenine de yönelikti. Kimi eleştirmenler romanı hastalıklı bir durumun, bir tür nevrotik kaçışın ifadesi olarak değerlendirdilerse de, Bulantı, yansıttığı güçlü bireyci ve toplum karşıtı düşüncelerle, sonradan Sartre'ın felsefesinin temellerini oluşturacak birçok konuya yer veren özgün bir yapıttı. "Varoluş"la yüz yüze gelen Roquentin'in geçirdiği değişimi anlatan Bulantı, varoluşçuluğun kült kitaplarından biri oldu. 20. yüzyıl roman sanatında da önemli bir yeri olan bu kitabı, Selâhattin Hilâv'ın usta işi çevirisiyle sunuyoruz.

hayko'nun varoluşçu içeriğe sahip yol gözümü dağlıyor şarkısından bahsetmişken 
size onu dinletmeden geçmeyeyim :)

keyifli okumlarkeyifli dinlemeler....

ölüm şatosu,benoit becker..

ölüm şatosu çok çok keyifli bir kitap.hemencecik bir günde bitirebilirsiniz.korku romanı diye geçse de gerilimi ve heyecanı yüksek korkunçlu kısmı olmayan bir roman.ben çok sevdim ve bu türü sevdiğime karar verdim.korku filmlerinden nefret ederim ama gerilim filmlerini severim,gerilim türü kitaplar da oldukça zevkliymiş.meraklısı için okunmaya ideal derim ben.
ıssız bir şato da yaşayan ve karısı deliren genç ve zengin bir adamın gerilim yüklü hikayesi...










kitaptan:
Aniden sıçradı... Aşağıda, koridorun sonunda, bir şey kımıldamıştı... Evet bundan emindi; geceliğe benzeyen beyaz bir şeyin; karanlıkta belirip kaybolduğunu gördüğüne emindi... Bütün gücüyle, soğukkanlı olmaya, kendini toparlamaya gayret etti: Yok canım!.. Gülünç birşeydi bu, insan böylesine koyu bir karanlığa bakınca gözlerinin önünden beyaz şekillerin geçtiğini görür gibi olurdu. Alt tarafı basit bir göz aldanmasıydı bu!.. İlerledi... Terliklerinin, bu derin sessizlikte, böylesine berbat bir gürültü çıkaracağını hesaba katmamıştı hiç. Her adım atışında kar üzerinde yürüyormuş gibi bir çıtırtı yayılıyordu etrafa. Durdu... Neredeydi kibritler? Mutfakta, evet mutfakta ve mutfağa gidebilmek için merdivenleri inip holü geçmesi gerekiyordu. Merdiven başına gelince tabutun hala orada, bırakıldığı yerde durduğu düşüncesine kapıldı, dehşet içinde çekine çekine eğilip baktı.

keyifli okumalar...

18 Ekim 2016

kahve tutkusu bir başkadır...

 okuma sırasına koyduğum kitaplar eşliğinde keyifle yudumladığımız kahvelerimiz.Allah keyfimizi bozmasın,herkese de nasip etsin deyip foto da görülen kitaplarının yarısının bittiğini de söyleyeyim.


















kahveyi yaratan rabbe şükürler olsun,kahve makinamdan Allah razı olsun :))
ee bi maşllahınızı da alırız :) zira son günlerde üstümüz de kem köz var....



kahve tutkusu olanların,mug ve
fincan tutkularının  d olduğuna hiç dikat ettiniz mi?
mesela ben etim,baktım kendime ikisi de takıntı mı olmuş,hobi mi bilemedim :)))

 bol bol miafir geldi gitti ,biz de bol bol kahve ikram ettik ve de içtik.olay budur başka bi numara yok bu postta :)

kalbinizdekilerin hayırla kabul olduğu günler olsun inşllh...

klasiklerle felsefe tarihi,nigel warburton..

 nigel warburthon kesinlikle hayran olduğum bir felsefe yazarı oldu.çok anlaşılır bir dil,akcı sohbet vari bir uslup ve felsefe...
bu kitapta felsefe tarihinde yer etmiş olan klasik felsefe kitaplarının tanıtımıydı.çok keyifle okudum.felsefeye merakınız varsa muhakak bu kitabı okuyun ama kaçırmayın derim.
yazarın felsefenin kısa tarihi kitabının yazısı için buraya tıklayınız.

ben çok ama çok sevdim.kitapta 32 felsefi kitabın değerlendirmesi yapılmış ve yaklaşık yarısı bende var belki daha da fazlası.her kitabı okurken bu kitapta ki bölümü bir kez daha okuyup elimdeki kitaba öyle başlayacağım.
dediğim gibi ben bu kitabı çok sevdim,felsefe severlerinde seveceğinden gerçekten eminim.
felsefe tarihi hep yazarlar,düşünürler üzerinden yazılırken bu kitapta filozofların eserleri üzerinden işlnemiş ve çokta hoş olmuş.

Warburton bu sefer büyük düşünürlerin artık klasikleşmiş kitaplarını işlediği yeni eserine Platon'un Devlet'i ve Aristoteles'in Nikomakhos'a Etik'e uygun bir girişle başlıyor. Bu filozofların temel düşüncelerini kuşbakışı verdikten sonra onlara yönelik temel eleştirileri sıralıyor. Ardından kitap okurun sıkılmasına olanak tanımadan adil ve seri bir hızla ilerliyor. Platon'un Devlet'inden Rawls'un Adalet Teorisi'ne 32 felsefe klasiğini hepimiz için ulaşılabilir kılıyor. Her bölümün sonunda verilen okuma listeleri ve kitabın sonunda verilen sözlükçe ise isteyen okura yeni kapılar açıyor.

"Batı felsefesinin klasik kitaplarına ilişkin kıvrak ve canlandırıcı bir tur."

"Meydan okuma, tarihsel olarak derin bilgilerle bulanma eğiliminde olan fikirlerin kalıcı bir tazelikle okura aktarılmasıysa, Warburton bunu hayran olunası bir yetenekle yapıyor."
-Roger Scruton, The Times-
(Tanıtım Bülteninden)


keyifli felsefe okumaları olsun...

dönüşüm,franz kafka..

franz kafka'nın kafasına hayran kalmamak mümkün değil amma kalemi,yazarlığı çok sıkıcı.
dava'yı okuduğum da da (yazısı için buraya tıklayınız ) çok sıkılmıştım ki ben tam bir distopya canavarıyım.
değişim daha seri bir kitaptı ama en azından.çok enteresan bir konuya sahip şöyle ki,baş kahramanımız bir gün uyanır ve kocaman bir örümcektir ve tek derdi ailesinin geçimini sağladığı için işten kovulmamaktır.
kitap konuyu ele alış tarzıyla albert camus'un yabancı kitabını (yazısı için buraya tıklayınız ) hatırlatıyordu.
mekanikleşmiş,duygusunu,insanlığını kaybetmiş,aile bireyleri arasında sevgiden yoksun kalmış insanların madiiyat,geçim dertleri.her iki kitabında ortak vurgusuydu.
kafka çok enteresan konuları,çok farklı bir bakış açısı ve işleyiş tarzıyla ama ölümüne sıkıcı bir dille ele alan bir yazar.evet hayran kalınacak bir kalem olduğu konusunda hiç bir itirazım yok ama okurken yine de beni bunaltıyor.harika konuları niye bu kadar sıkııcı bir dile dönüştürmüş bilemiyorum.yine de okumadan geçilmeyecek bir yazar kesinlikle değil.dönüşüm'i de muhakkak okuyun derim.



Franz Kafka'nın 1915'te yayımlanan Dönüşüm adlı öyküsü, yazarın, anlatım sanatının doruğuna ulaştığı bir eseridir. Küçük burjuva çevrelerindeki yozlaşmış aile ilişkilerini en ince ayrıntılarına kadar irdeleyen bu uzun öykü, aynı zamanda toplumun dayattığı, işlevini çoktan yitirmiş kalıplara bilinç düzeyinde başkaldıran bireyin tragedyasını çarpıcı bir biçimde dile getirir. 

Kitabın Değişim olarak bilinen adının gerçekte Dönüşüm olduğu, ifadesini Ahmet Cemal'in açıklamasında bulur: "Gregor Samsa'nın bir sabah kendini yatağında bir böcek olarak bulması, salt bir değişim değil fakat 'başkalaşım'dır O, insanlığını koruyarak bazı değişiklikler geçirmemiştir; artık farklı bir canlı türü olmuştur."

Bu açıklama, Kafka'nın eserini tanımlarken kullandığı ifadeyle de örtüşür: "Herkes, beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor. Şimdi hayvanlarla ilgili bunca şey yazılmasının nedeni de bu. Özgür ve doğal bir yaşama duyulan özlemin ifadesi. Oysa insanlar için doğal yaşam, insanca yaşamdır. Ama bunu anlamıyorlar. Anlamak istemiyorlar. İnsan gibi yaşamak çok güç, o nedenle hiç olmazsa kurgusal düzeyde bundan kurtulma isteği var... Hayvana geri dönülüyor. Böylesi, insanca yaşamaktan çok daha kolay." 
(Tanıtım Bülteninden)

kkeyifle kalın..