28 Kasım 2016

güçler,ursula le guin...

Urdile,Bendile,şehir devletleri,köleler ve hürler,Güçler ve Güçsüzler...
Peki köleliğin olduğu yerde adalet söz konusu mudur?

Bir köleysen aklın ve yeteneğin değeri yoktur...
Ve herşey özgürlük içindir.. Güçler uslûp açısından güzel bir distopya olsa da konu oldukça sıkıcı ilerliyor ancak pek çok satırın altı çizilen bir kitap.Mülksüzlerden önce bunu okumak istedimdi 😉 yani çok sevdiğimi söyleyemem.çok beklentim yoktu olmayan da pek karşılaanmadı.










arka kapak :
Marifetler ve Sesler’in ardından Ursula K. Le Guin’in Batı Sahili Yıllıkları dizisinin üçüncü kitabı Güçler. Köleliğin olduğu yerde adalet olabilir mi? Güven ve sadakatin ihanetle, itaatin zulümle sonuçlandığı bir yerde sevgi yaşayabilir mi? Kitaplardan korkulan bir yerde bilgi barınabilir, yeni fikirler yeşerebilir mi? Yasaklar ve engellerle dolu bir yerde insan ’kendisi’ olabilir mi? Henüz olmamış olayları ’hatırlama’ ve muazzam hafızası sayesinde bir kere okuduğunu asla unutmama ’gücü’ne sahip olan Gavir’in öyküsü Güçler; kendisine ulaşmak, kendisi olabilmek için diyarlar aşan bir çocuğun öyküsü. 

26 Kasım 2016

yalnız adamın hayalleri,j.j.rosseau..


#jjrosseau okundukça hayran kalınan bir düşünür.Okuyun da görün analar nasıl da Rosseau doğuramıyor artık.😶
Kitapta yaşlılık zamanlarının anı ve düşünceleri var.Birçok yönden kendime benzettim Onu ama yine de katılmadığım düşğünceleri,onaylamadığım tavırları yok değil.
Son yıllarını çok okuyup çok düşünmekten mütevellit yalnız geçirmek isteyen,insanlarda ki aşırı hırs ve kötülükten yorulmuş,yönünü doğaya çevirmiş bir düşünürün yaşlılıl dönemi yazıları.
Her zaman ki gibi hayran kaldım.


arka kapak:

Karlı bir kış günüydü. Yağan kardan üşümüş küçük kırlangıç, yalnız yaşayan bir adamın evinin penceresinin dışına gelip gagasıyla camı tıklatmış, adeta adamın onun içeri girmesine müsade etmesini istemiş. Yalnız adam bu isteği görmüş, "olmaz alamam, git başımdan" der gibi kuşu kovalamış, sonra da kendi kendine söylenmiş; "Hıh, camı tıklatmakla kendisini içeri alacağımı mı sanıyor acaba...?"

Gecenin ilerleyen saatlerinde canı sıkılmış, rüzgar ve soğuk arttıkça yalnız adamı daha başka düşünceler sarmış, kırlangıcın arkadaşlığını geri tepmekten biraz pişmanlık duymuş. "Keşke kuşu içeri alsaydım. Ona biraz yiyecek verirdim. Minik kuş oradan oraya uçar, neşeli sesler çıkartır, cıvıldar, yalnızlığımı paylaşırdı." demiş. 

Ertesi sabah ilk işi pencereyi açıp etrafına bakınmış adam, belki kırlangıç oralarda bir yerlerde olabilir diye düşünmüş. Ama görememiş zavallı kırlangıcı... Uzun kış geçmiş yine yaz gelmiş...Etrafta kırlangıçlar, cıvıldayarak uçmaya başlayınca; yalnız adam, heyecanla camını sonuna kadar açıp kuşu beklemiş... Ama hiç gelen olmamış. Onun hevesle havada uçan kırlangıçlara baktığını gören komşusu hikâyeyi öğrenince hafif buruk bir sesle: "Sevgili komşum anlaşılan sen kırlangıçların altı aylık ömürleri olduğunu bilmiyordun?" demiş. Bunu işiten yalnız adam çok üzülmüş ama üzülmek içinde artık geç kaldığını anlamış.


roesseau'yu muhakkak okuyun derim.
iyi okumalar...

varolmayalar,doğu yücel...

#varolmayanlar'a ara vermiştim,kitaptan kopmuştum çünkü.Yarın #kitapagaci 'nın toplantısı var o yüzden de oturdum ve bitirdim kitabı.Ayrıca kitaba haksızlık ettiğimi de anladım.
Bu kitap sayesinde #doguyücel'i tanımış oldum ve bence yazarlığı oldukça beğenilecek türden.Kitap boyunca yazarın müzik,aktüel,genel kültür vs bilgisine şahitlik yapıyorsunuz.
Keşfedilmesi gereken bir yazar daha.Bize şimdi nasip oldu.
Kitap çok fazla #murakamitadındaydı.Kesinlikle yazar#harukimurakami hayranı.Buna bir de kitapta bol bol yapılan #miyazaki ve#anime göndermelerinden de tahmin edebiliyorsunuz.Ama Murakami'nin o mekanik anlatımından daha uzaktı bence.
İlk iki yüz sayfadan sonra macera,heyecan ve #surrealizmdoruklara çıkıyor.
Kitabın konusunu anlatabileceğimi pek sanmıyorum.O kadar gerçek üstü bir hikaye ki...
Şöyle diyebilirim sanırım: insanoğlunun Tanrıcılık oynama merakı.... .



tanıtım bülteni

Yaşamı, varoluşu ve düzeni sorgulayan, okuru büyülü bir yolculuğa çıkartan, yeni bir hayalperest manifesto…
Doğu Yücel'den yaşamı, varoluşu ve düzeni sorgulayan, okuru büyülü bir yolculuğa çıkartan, yeni bir hayalperest manifesto.
Genç iş adamı babasından kalan antika dolmakalemle bir hikâye yazar. Ertesi gün gazetede, yazdığı hikâyenin aynen gerçekleştiğine dair bir haberle karşılaşır. Kahramanımız bu gizemli olayın nedenlerini araştırırken tarihin en iyi saklanmış sırrını öğrenecek, dünyayı değiştirecek anahtarın tek sahibi olacaktır.


Yücel, kalemini, sinematografik bir hikâyeyle tekdüze gerçekliğin tam ortasına saplıyor, sihirli bir dünyanın kapısını aralıyor. 
Fantastik ile gerçekliğin sınırlarını zorlayan sürükleyici bir macera… 
"Artık bir birliğimiz var. Bir ismimiz yok, birçok ismimiz var. Hayalciler… Sıfırlar… Varolmayanlar… Yoklar… Yarım yamalaklar… Hayalperestler… Olmayanlar… Hiçler… Biz onlar gibi değiliz!"


bu yazarı keşfedin derim ben....
özellikle fantastik tür seviyorsanız..

günün postu...

elifa bana öğretmenler günü hediyesi almıştı amma bu hafta sonu için erzurum'a gidince ve alışveriş yapmaya çıkınca tek başına duran bu kitabı görünce ve benimde deli gibi geothe'nin ve faust'un hayranı olduğumu bilince bana bu hediyeyi almış.
ay ya deli gibi sevindim.bu üçüncü yayın evinden faust kitabım olucak.bol bol kitap alıp milletin kıskançlık damarlarını zedelediğim yetmiyormuş gibi :P  en sevdiğim kitaplarında her yayın evinden koloksiyonunu yapıyorum.elimde kaç tane alice harikalar diyarında kitabı var bilmiyorum mesela :))
doğubatı yayınevini zaten çok severim.çeviri kitapları çok güzeldir ve asıl felsefe yayınlarını çok seviyorum.çok iyi yazarların,akademisyenlerin kitaplarını yayınlamıştır.faust'u bir de doğubatı kitaptan okumak çok güzel olaacak.
elifcan teşekkürler ki,teşekkürlercee :) sevinçten nece konuşacağını şaşırmış :)

bülbülü öldürmek,harper lee...



Sakin sakin ilerleyen bir kitaptı.Bana nedense cavdar tarlasında cocuklar kitabını hatırlattı.
Genel de kitap hakkında herkes siyah-beyaz ayrımı,ırkçılık üzerinde dursa da benim dikkatimi hikayeyi anlatan sekiz yaşında ki küçük kızın babası Attikus'un eğtimciliği çekti.Bir insan bu kadar adaletli olurdu ve bu kadar iyi bir de eğitimci.
Ben ırkçılığa,ayrımcılığa ya da bu minvalden şeylere artık hiç şaşırmıyorum.Nefisle birlikte yaratılan insanoğlu her türlü çiğliği yapmaya müsait çünkü.Ama Atticus gibi insanlar işte dünya hala böyle kişilerin varlığı sayesinde dönüyor dedirtiyor ve böyle insanlar iyi ki var...
İnsan olmak insan olarak yaratılmakla bitmiyor.Insan olmayı ve insan kalabilmeyi başarabilmek lazım.
Kitap boyunca aklım da şu hadis çınladı"Hepiniz bir tarağın dişleri gibisiniz.Allah katında üstünlük ancak takvayladır.".


atticus'a da çok hayran kaldım çok....bir siyahiyi savunan beyaz adam olarak kendisinin  ve çocuklarının dışlanmasını göze alarak doğrudan vazgeçmeyen bir adam.atticus'un ruhuna socrates'in ruhu karışmıştı.doğru olduğuna inandıkları davadan ölüm uğruna vazgeçmeyen adamlar....

kitaptan aklımda kalan en can alıcı söz de şöyleydi:aslında bayan evvel o çığlığı attığında tom robinson çoktan ölmüştü.....

çok senaryo tadında bir kitaptı bence.ne zaman amerikalı bir yazar okusam aynı kanıya varıyorum.yıllar önce lise zamanlarımda okuduğum amerikalı yazarlar da aynı hissi uyandırıyordu bende bu vakita okuduklarımda.amerikalı yazarlar için bu duygu değişmedi bende.mesela yıllar yıllar önce okuduğum tilkinin gecesi kitabı hiç aklımdan çıkmaz.keşke filme çekseler demişimdir hep.kitabı okurken tüm karakterler hollywood oyuncularıyla zihnimde  canlamıştı.
uzun sözün kısası sessiz-sakin,senaryo tadında bir kitaptı.

960 yılında yayımlandığından bu yana bütün edebiyatseverlerin gönlünde özel bir yer edinen, Pulitzer ödüllü Bülbülü Öldürmek, Amerika'nın güneyinde yaşanan ırkçılığı ve eşitsizliği bir çocuk kahramanın, Scout Finch'in gözünden anlatıyor. 



Harper Lee, kullandığı yalın ama çarpıcı dil aracılığıyla adalet, özgürlük, eşitlik ve ayrımcılık gibi hâlâ güncel temaları, Scout'ın büyüyüş öyküsüyle birlikte dokuyarak, iyilik ve kötülüğü hem bireysel hem de toplumsal düzeyde mercek altına alıyor. Bir "zenci"nin haksız yere suçlanması üzerinden gelişen olaylar; önyargılar, riyakârlık, sınıf ve ırk çatışmalarıyla beslenen küçük Amerikan kasabasının sınırlarını aşıp, insanlar arası ilişkide adaletin ve dürüstlüğün önemini anlatan evrensel bir hikâyeye dönüşüyor. Etkileyici gerçekliği ile ürperten, "insani" vurgusuyla sarıp sarmalayan, çağdaş dünya edebiyatının en önemli örneklerinden biri olan bu klasik roman, Ülker İnce çevirisiyle tekrar Türkçede. 

"İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır."
(Tanıtım Bülteninden)


gelelim filme:

 imdb puanı:8,3
yapım yılı:1962
baş rolde.hayranı olduğum usta oyuncu gregory peck
siyah-beyaz klasik bir film...



filmi de,kitabı da kaçırmayın...

23 Kasım 2016

bu seferkiler hediye....

 kızımdan kendi harçlığıyla aldığı ilk öğretmenler günü hediyem.bu ara da defter koloksiyonum! (kendi kendilerine bu hali aldılar 😂) aldı da başını gitti ama hepsi gelen hediyeler sayesinde.
bu defter siyah olanlardan bir adları var mı bilmiyorum.bunlardan istiyordum ama almamıştım,kızım almış.
 bu kitaplar içimde ki ölmeyen,yaşayan çocuğun kitapları.kızıma aldım diye bir cümle kurmak isterdim ama cadı serisi haricindekiler ilgisini çekmiyormuş.hıhh bu da ne bişim kız :)
neyse içinizde ki çocuğu öldürmeyin..

iki şehrin hikayesi,aralık ayı kitapağacı oylamasında olan bir kitap.benim içime doğdu bu seçilecek bende oylama bitmeden aldım :)
yoksa daha uzunca bir süre okumayı düşünmüyordum doğrusu.
bir aşk sayfası,ilk emile zola kitabım.okumak için sabırsızlanıyorum.
diğerleri çok istediğim kitapları.
bu kitaplar kız kardeşimin öğretmenler günü hediyesi.ben seçtim paraları o ödedi.
yaşasın kardeşlik :))
çok yoğun bir geçen hafta yaşadım,cümleye de bak.:) iki okulda da sınav haftasıydı,hafta sonu sınav grevim vardı.yazılı oku,misafir ağırla,hafta sonu temizlik yap..yorgunluktan kırıldık.yeni haftaya yorgun başladım.
eokul işlerim var daha,sonra kendi sınavlarım çok az zaman kaldı çalışmalıyım.
bu ara da gözlüklerimi yeniledim baş ağrısından kırılıyorum.tüm yoğun,yorgun haftaya bir de on günlük geçmeyen baş ağrısı eklendi.:/
yine de Yaradan'a şükür.
ama öğretmen arkadaşlarla hafta da bir yaptığımız toplanmaları ,ki dışarı da yapıyoruz bunu stres atıyor insan zevkli oluyor,yapamadık.
dün buluşalım dediler  yemeğe davetliydik görüşemedik.özleniyor arkadaşlar ya.onlar da olmasa ağrı geceleri hiç çekilmez :)
son günlerde bunlar vardı...


herkese mutlu günler....

geleceğin felsefesinin ilkeleri,ludwig feuerbach

ömrümü yedin alman idealizmi :)

feuerbach uzun zamandır köşesinde okunmayı bekliordu ve ben de okuma listem çok fazla olduğu ve biriktiği için bir eski aldığım,bir yeni aldığım kitabı okuyacağım diye karar vermiş ve bu okuma sitiliyle okumalarıma devam ediyordum.o yüzden artık sıra bu alman metaryalizim ideologuna gelmişti en nihayetinde.

geleceğin felsefesinin ilkeleri öyle her felsefe severim diyen kişiye tavsiye edilecek bir kitap değil.hegel eleştrisiyle başlayıp spekülatif felseede Tanrı anlayışılya devam ediyor.ve sipinoza'ya,hegel'e ve başka filozoflara bol bol atıf ve eleştri yaparak devam ediyor kitap.o yüzden felsefe de derinleşmiş abilere ancak tavsiye edilebilecek türden :)

hegel eleştirisinde zorlandığımı itiraf etmeliyim ama yine de çok keyif alarak okuduğum bir felsefe kitabı oldu.


filezof doğasına sahibim a doostlaa :))



Ludwig Andreas Feuerbach, (1804-1872) Alman filozof ve ahlakçı. MAteryalist Felsefenin ideologlarından Marx üzerindeki etkisi ve hümanist ilahiyat görüşleri ile tanınmıştır. 
19. yüzyıl Alman metaryalizminin ilk düşünürü olan Feuerbach’ın temel eseri Hıristiyanlığın Özü’dür. Felsefesi ya da karşı felsefesi, bir hümanizm ve doğalcılık şeklinde gelişen, dine ilişkin eleştirisi, insanlığa ilişkin doğrularınbilinçsizce yansıtılmasının açıklanmasını yapan Feuerbach, felsefeye önce Hegel’in nesnel idealizmini benimseyerek başlamış, fakat daha sonra tinsellik-maddecilik karşıtlığında, maddeciliğin tarafında olmuştur. 
Feuervach “Gelecek Felsefesinin İlkeleri“ Hegel’den 13 yıl sonra yayınlandı. “Temel doğadır. Doğanın dışında hiçbir şey yoktur. Her şey gibi, düşünce de, doğanın ürünüdür. düşünce, maddi bir organ olan beyinden çıkmaktadır. Bence maddecilik insanın varlık ve bilgi yapısının temelidir. Ama bir fizyolojistin, bir naturalistin anladığı gibi, varlık yapısının kendisi değildir. Maddecilikle geride beraberim ama, ilerde beraber değilim.“ 
O yıktığı dinlerin yerine aşk dini koymak ister. Aslında maddeci olmakla beraber bir idealisttir. Aşkı, maddi bir çekim olarak değil, bir insanlık ideali olarak ele alır. Hegel gibi diyalektiği maddede değil düşüncede bulur. “İnsanlar sevişiniz, gerçek din sizin bu sevgilerinizdedir. Varlığınız aşkınızla biçimlenecektir.“
(Arka Kapak)


keyifle ve sağlıkla kalın....

20 Kasım 2016

maddi-manevi vitamin...:))

 kitapta mı almayag,kitapta mı hediye etmesinler vs vs vs,bahaneler baheneler :)

sınav görevi dönüşü gözüme kestirdiğim kitaplar ve kitapçımın öğretmenler günü hediyeleri :)
kunt hamsun ve aliya izzet begoviç hediye,diğerlerini gözüme kestirip aldım :)
bunlar manevi vitamindi.
bu da maddi vitamin.hormonlanlayalım da vitaminlenelim inş :))

sevgiyle kalın.kıskanç ve hesat olmayın :)

18 Kasım 2016

kırmızı pazartesi,gabriel garcia marquez..


marquez'in yazarlık dili iskender pala'ya çok benziyor.kitabın ilk elli sayfası kim kimdi,olay neydi anlamadan geçip yarış atı gibi sonradan açılıyor.ama her halukar da marquez'in yazarlık dili oldukça karışık çok dikkatli okumak gerekiyor.

izleyenler bilirler hugh grant2in dört nikah bir cenaze adlı bir filmi vardı he işte kırmızı pazarteside bir nikah ve bir cenazeyi anlatıyor.

cenazenin sebebi bir cinayet,yazar polisiye roman olayını çok farklı bir şekilde ele almış.cinayetin işleneceğini daha en baştan biliyorsunuz,katil kim,maktul kim,sebep ne hep belli.ama yine de kitabı sonuna kadar okumaya devam ediyorsunuz.yazarlık ustalığı denilen şey de bu olsa gerektir.

yalnız şunu da belirtmeden edemeyeceğim yine de tatsız tuzsuz bir romandı..

marquez'i yıllar önce (iki bin on,iki bin on bir artık Allah bilir :) yüz yıllık yalnızlık kitabından bir alıntı okuduğumda listeme eklemiş ve en nihayetinde okuma fırsatı bulmuş bir okuyucuyum.



Kolombiyalı büyük yazar Gabriel García Márquez'in 1981'de yayımlanan yedinci romanı Kırmızı Pazartesi, işleneceğini herkesin bildiği, engel olmak için kimsenin bir şey yapmadığı bir namus cinayetinin öyküsü. Hem Kolombiya'da, hem de yayımlandığı dünyanın dört bir yanındaki pek çok ülkede sarsıcı etkileri olmuş bir roman. Usta yazar, çocukluğunu geçirdiği kasabada yıllar önce yaşanmış bir cinayet olayını aktarıyor. Romanın kahramanı Santiago Nasar'ın öldürüleceği daha ilk satırlardan belli. Kırmızı Pazartesi, yalnızca bir cinayetin arka planını değil, bir halkın ortak davranış biçimlerinin potresini de çiziyor. Böylece, sonuna dek ilgiyle okuyacağınız bu kısa ve ölümsüz roman, bir toplumsal ruhçözümü niteliği de kazanmış oluyor.


keyifli okumalar....

toplum sözleşmesi,jean-jacques rousseau...

emilie'den sonra rousseau'ya olan hayranlığım iyice arttı.ne muhteşem bir feilezof ne muhteşem bir aydın.kelimenin tam manasıyla bir aydın..işte bu yüzden bu kitapla

fransız İhtilaline kapı açmış bu çağlar öncesi dönemden günümüze kadar ışık tutan bu aydına kulak vermek lazım gelir diyorum.

Toplum sözleşmesini de gerçekten düşünen,sorgulayan ve aydın olmaya bir nebze de olsa çalışan her inançtan ve görüşten modern insan için yazmış.

Çağlar öncesinden günümüz insanına ışık tutan bu düşünüre nazarı iltifat edin.Hak ediyor....
sosyoloji'nin başucu eserlerinden biri ayrıca..


bu kitabı en çok da elazığ'da formasyon alırken ilahşyatta girdiğim din sosyolojisi derslerinde saygıdeğer hocamız hüsameetin hocanın tavsiyesi üzerine okumayı istiyordum ve enn nihayetinde okudum bittilerin arasında değerli yerini aldı....

#rousseau 'nun şu sözü de oldukça manidar:"Gerçek demokrasi yoktur."...



Toplum Sözleşmesi, bir anlamda toplum içinde yaşadığının bilincinde olan ve bunu sorgulayan modern insan için yazılmış, aklın öncülüğünde bir toplum kurmanın ve başkalarıyla birlikte yaşarken özgürlüğü yeniden tesis etmenin rehberidir. Bu uygar hayatın öncesinde insanların aklı takip ederek terk ettiği bireysel çıkarların çatışmasıyla oluşan doğa durumu vardır. Doğuştan hakkımız olan bireysel egemenliği elimizden çıkartmadan hem toplumsal egemenliğe katılacağımız hem de özgür kalacağımız toplumsal yapı nasıl olmalıdır? Tüm romantizmine karşın Rousseau doğa durumu için ağıt yakmaktansa, dünya tarihini Fransız İhtilali'ne ve yeni bir çağa taşıyacak sosyal değişimlere kapı açıyor. 

"Toplum Sözleşmesi'nin sırrı, hakların bütünüyle devredilmesi kavramında bulunabilir."
-Louis Althusser-

"Rousseau'yu iki kelime ile özetlersek; bu kelimelerden biri toplum sözleşmesi diğeri ise genel iradedir."
-Alain Badiou-
(Tanıtım Bülteninden)



hele de bi bakın ne ka yakışıklı bir fransızmış :))

















toplum sözleşmesini felsefe,sosyoloji meraklılarına öneririm.





16 Kasım 2016

dracula,bram stocker..

tılsım kitabından sonra (yazısı için buraya tıklayınız ) ki bir de ölüyü uyandırma (yazısı için buraya tıklayınız) kitabında bram stocker'in kik hikayesi vardı,benim için neredeyse hayalk kırıklığı olmuştu.sırf dracu'laya olan heyecanımdan dolayı önce o kitapları okumayı istemiştim ama adeta pişman olmuştum.ama şunu söylemeliyim ki dracula'yı okumadan bram stocker okudum dememliymiş insan.
dracula her bir karakterin kendi ağzından hikayesini anlattığı,sürükleyici ve akıcı,heyecanı dorukta bir vampir hikayesi kitabı.ve halen daha uyarlama filmlerinin yapılmasında ve kitabın popüler olmasında ki sebebi okuyunca anlıyorsunuz.harika bir gotik vampir romanı.
dracula'yı okumadan vampir hikayesi severim denmemeliymiş :) ben kitabı çok sevdim ve mecera,vampir hikayesi ya da ne olursa olsun roman okumayı seven herkese öneririm....

arka kapak:
İngiliz yazar ve akademisyen Sir Malcolm Stanley Bradbury'nin, "şimdiye kadar yazılmış en güçlü korku hikâyelerinden biri" diye tanımladığı Dracula, hukukçu Jonathan Harker'ın Kont Dracula adında bir alıcının Londra'da satın almak istediği evin işlemlerini yapmak üzere Transilvanya'ya gidişiyle başlar. Jonathan, müşterisinin şatosunda dehşet uyandıran keşiflerde bulunur. Kısa bir süre sonra Londra'da da huzur kaçıran birtakım olaylar başlar. İçinde kimse olmayan bir tekne batar; genç bir kadının alnında gizemli bir işaret belirir, tımarhanedeki bir ruh hastası "Efendi"sinin gelmek üzere olduğundan dem vurmaya başlar. Olaylar, uğursuz kont ve onunla savaşmayı göze alan bir grup genç arasında çatışmaya dek gidecektir.

İrlandalı yazar Bram Stoker'ın, iki taraf arasındaki bu irade ve güç çatışmasını işlediği ve korku edebiyatının başyapıtlarından biri sayılan Dracula, yayımlanmasının üzerinden yüz yılı aşkın süre geçmesine karşın, bugün de aynı ilgiyle okunuyor.





keyifle okuyun...





gelelim filmine :)

1992 yapımı filmin yönetmeni fransis fort cappola.
imdb punaı:7,5
başrollerde ise,keanu reeves,winona ryder,anthony hopkins,gary oldman gibi ünlü oyuncular var.
ve film kitabın gotik havasını çok güzel reimlemiş.
en başarılı dracula uyarlaması.








filmin her sahnesinden harika bir gotik tablo olur.ben filmini de çok sevmeştim ki kitabı okuyunca hem kitabı sevdim hem de filmi daha çok sevdim..










trailer



iyi seyirler......



emilie,jean-jacques rousseau...

rousseau çok uzun zaman boyunca bekleyen yazarlarımdan biriydi.çünkü kitap almak ve bol bol okumaya zaman bulabilmek için önce okulu bitirmek ve sonra da atanmak gerekiyordu.:) rouessaou'da tabi ki bu durum da bekle babam bekle modunda :))
neyse çok şükür atandık ta halen daha ciddi bir kütüphane kurma telaşı içindeyiz hamdı-olsun.
rousseau'yu geçen kış atanır atanmaz almıştım da okuma sırasına girmişti ve anca sırası geldi.

emilie muhteşem bir felsefi kitap.beş ayrı kitaptan oluşuyor.ilk iki kitap ebeveyn ve öğretmenler için eğitim üzerine okunması icap eden muhteşem bir içeriğe sahip.sonra ki iki kitap ise rousseau'nun jhon locke eleştrisinden tutunda Tanrı düşüncesi,doğa felsefesi,din ve varlık felsefeleri gibi pek çok farklı katagoride ki felsefi konuya değindiği bölümlerden oluşuyor.son kitap ise kadın ve erkek üzerine felsefi yazılardan oluşuoyr.
resimde de gördüğünüz gibi altını çizmediğim tek bir satır,işaretlemediğim tek bir sayfa oladı adeta.
bu ara da emilie'nin bir erkek olduğunu da hemen belirteyim 😂 son kitapta rousseau,emilie'yi sophie ile evlendirmeye karar veriyor.😂 yani Rousseau tüm felsefi düşüncelerini öğrencisi olduğunu söylediği Emilie üzerinden anlatmış.

son olarak roussea'nun muhteşem bir aydın ve filezof olduğunu da söylemeliyim.geothe,ario levivo ve nigel werburton'dan sonra rousseau'daçok sıkı  adamımdır efendim :) hayr oldum hayran :)

tüm anne ve babalara,öğretmenlere ve felsefe meraklılarına muhakkak öneririm amma anne ve babalar hata ve hatta öğretmenler bile bu ağır içeriği nasıl kaldırır bilmem :/




tanıtım bülteni 


Rousseau, ana babaların çocuklara karşı olan görevlerini anlattığı Emile'de sadece çocuk eğitimini ele almakla kalmamış, yaşadığı dönemin sosyal, siyasal ve dinsel kurumlarının da çarpıcı bir eleştirisini yapmıştır.

Aydınlanma döneminin en önemli romantik düşünürüdür. 1750'de yazdığı Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev adlı kitapçığı Dijon Akademisi tarafından ödüllendirildi.
Beş yıl sonra yazdığı İnsanlar Arasında Eşitsizliğin Kaynağı ile yine dikkatleri üzerine çekti.
Toplum Sözleşmesi yayınlandığı günden bu yana toplumsal yaşama dair temel eserlerden biri sayılmaktadır. Rousseau, ana babaların çocuklara karşı olan görevlerini anlattığı Emile'de sadece
çocuk eğitimini ele almakla kalmamış, yaşadığı dönemin sosyal, siyasal ve dinsel kurumlarının da çarpıcı bir eleştirisini yapmıştır.



keyifli okumalar..

hayalet süvari,washington ırving..

Kitap için her ne kadar Edgar Allan Poe,Melville gibi yazarları cesaretlendirdiği söylense de bence Supernatural dizisinin vasat bir bölümü gibiydi.Iki ayrı hikayeden oluşan ve Amerikan kültüründe sürekli atıfta bulunulduğu söylenilen kitap benim çok merakımı karşılamadı.Çaçabuk okunulan akıcı bir dil,doğa üstü iki hikaye hepsi bukadarcıkun.😶😶


ben kitabı hayalet süvari filminden dolayı merak edip almıştıma ama film her ne kadar kitaptan esinlenilerek çevrilmiş olsa da pek alakalı değiller.






Rip Van Winkle", bir Amerikan Bağımsızlık Savaşı hikâyesi. Dağlarda gezinirken hayaletlerin ikram ettiği içkiden içip yirmi yıl boyunca uykuya mahkûm olan Winkle nihayet uyanıp kasabasının yolunu tutar. Ama her şeyi yerli yerinde bulabilecek midir?

1780'lerde Hollandalıların yaşadığı ücra bir vadide geçen "Başsız Süvari" hikâyesindeyse Connecticutlı, batıl inançlı bir okul öğretmeni olan Ichabod Crane'le karşılaşıyoruz. Bir Alman askerinin hayaleti, başsız bir süvari, Crane'e musallat olur. Başsız Süvari, Amerikan Bağımsızlık Savaşında kaybettiği kafasını aramak için geceleri keşfe çıkmaktadır. 

Amerikalı yazar Washington Irving'in 1820'de yayımlanan "Başsız Süvari" ve "Rip Van Winkle" Amerika'nın ilk masalları arasında yer alır. Hâlâ okunmaya devam eden bu iki hikâye İngiltere'de yazılmıştır.

Charles Dickens'ın Bir Noel Şarkısı adlı novellasına da ilham veren Irving, Poe, Longfellow, Melville gibi yazarları cesaretlendirmiştir. Rip Van Winkle'ı, Ichabod Crane'i ve Başsız Süvari'yi Amerikan kültüründe sürekli atıfta bulunulan önemli bir yere sahiptir.

(Tanıtım Bülteninden)

keyifli okumalar...


gelelim filmine:

tim burton'nun yönettiği filmin yapım yılı 1999.
başroller de :johnny deep,christiana ricci var.
hayalet süvari kitabından esinlenilerek yapılmış filmin imdb o-puanı:7,5



















kitap çok keyifli olmasa da film gerçekten keyifli.tavsiye ederim.özellikle tim burthon ve johnny deep ortaklığı kaçmaz ;)


.trailer:





iyi eyirler..

12 Kasım 2016

kasım ayı alışverişi..

 kasım ayı kitap alışverişini böylelikle tamamlamış bulunuyorum.hem d&r'dan hem de ucuzkitap.com'dan yaptığım alışveriş taksit kaksit elime ulaştı.

sol tarafta adetaa aklımı kaçırararktan aldığım felsefe kitaplarım.
bir de alice ölüler diyarındaöldüren aynanın içinden serisinin ikinci kitabını buldum.yupiyuuu :)
bu ara da bir müddet toplu kitapalışverişi olayını cddi manada tamamlamış bulunuyorum.bundan sonra seri kitaplarımdan eksik kalanlar elime geçtikçe alırım ya da istediğim kitapları paat diye elime geçtikçe tek tük alırım.




 d&r'dan aldığım felsefe kitaplarım.bu siparişte taksit taksit geldi.


 öğretmen arkadaşımın ,itam senin tarzın okumalısın demesi üzerine almaya karar verdiğim bir seriydi.yoksa bu seriyi almayı düşünmemiştim hiç.yakın bir zamanda başlayacağım.














d&r siparişimin ilk partı.
peregrin indirime girince aldım.zira ilk iki kitabı okuyunca üçüncüyü okumakta şart olduydu.
alice harikalar diyarında.yakamoz kitabın harika tasarımı için aldım.her alice'yi alırım.kimse kusura bakmasın arkidişim ya :)

hayal evi serisinin diğer kitaplarını bulunca eksiklerimi tamamlamıştım
geothe tabi ki almasam olmazdı.
vs vs vs işte :)



bol kitap alımlı günler...

10 Kasım 2016

alice satranç diyarında...

 ya bunlar ne kadar güzeller.çok daha önceden görmüştüm de blogda paylaşmak aklıma gelmemişti.şimdi istiyorum postlarına bunu da ekliyorum.eğer nasip olursa bulursam kaç para olursa olsun alcam bea.alice ne kadar hayran olduğumu artık sağır sultan bile biliyor zaten.bunu alsam kimse şaşıırmaz :)









hepsi birbirinden güzel,keşke biri benim olsa :)

güneş ülkesi,thommasa campenella...

iki yıl önce formasyon alırken elazığ'da okuduğum bir kitaptı güneş ülkesi.elazığ'ın meşhur batıkitap kırtasiyesinde 2 liraya pek çok kitap bulabiliyordunuz bazen orjinal metinli kitap ve romanlar olurken bazende sadeleştirilmiş metin bulabilirdiniz.işte bende bu kitabı ilk sadeleştirilmiş metninden okumuştum,yaklaşık 30 sayfalık bir fark var arada.özellikle felsefe kitaplarımı ister tam metin olsun ister sadeleştirilmiş ikinciye okuma düşüncem vardı bu yüzden bende ütopyalarımın hepsini yeniledim ve yeniden okuyorum.
ikinciye de okusam bazı kitaplar hep aynı olabiliyor.yei atlantis'te aynen bıraktığım gibiydi :)

yani atlantis'i campenella haspishanelerde işkenceyle geçen bir ömür sürerken yamış.o'nun doğa,bilim,siyaset ve din felsefelerinin diyaloglaştırılmış bir romanı.palton'nun devlet'inden,thomas more'nin ütopya'sından esinlenilmiş.diyolog olması kitabın okunmasını kolaylaştırırken bence kitabı biraz da basitleştiirmiş.çok kolaya kaçılmış bir fikir beyan etme yolu gibi olmuş.platon'nun diyalogları daha derin anlam ve edebi bir yön taşıyor bence.campenella'nın diyalogu bana öyle çok edebi ve derin hisler hissettirmedi.ama keyifli bir utopya okuması oldu.ama tüm hayatı neredeyse hapishanelerde eziyet içinde geçen bir düşünürün böyle ütopik bir ülke düşünmesi ve tüm fikirlerinin romanı üzerinden anlatması taktire şayan bir durumdu.


güneş ülkesi



Campanella'ya göre doğa "sonsuz bilgelik" üzerine yazılmış bir kitaptır. Çünkü doğa yaşayan bir organizmadır, doğada olup biten her şey iki karşıt gücün ilişkisi sonucu meydana gelir. Her varlık kendini koruma eğilimini duyularla gerçekleştirir, kendisine zarar verecek olandan bu sayede kaçar, olumlu olanı arar. Aristoteles karşıtı bu görüşleri, Dominiken manastırlarındaki yalın ve paylaşımcı yaşam anlayışıyla birleşince Campanella sürekli baskı altında tutulur; hapsedilir, işkence görür, sürgüne gönderilir.

Güneş Ülkesi yazarın özgürlük arayışınının ütopyasıdır. Kitabın kahramanı olan ve yeniyi arayışı simgeleyen Cenevizli Kaptan seyahatleri sırasında ekvatorun altındaki Taprobana adasına gelir. Burada yurttaşların bir tür komün hayatı sürdürdüğü Güneş Ülkesi'ni görür. Kendini beğenmişliğe, dolayısıyla kötülüğe yol açtığından özel mülkiyet yasaktır; bu ülkede her şey herkese aittir. Herkes sürekli eğitim görmekte, kendini geliştirmektedir. Bütün hayat, varlıktaki olumlu olanı ortaya çıkarıp geliştirmeye adanmıştır. Güneş Ülkesi, Thomas More'un Ütopya geleneğinin parlak bir örneğidir.
(Tanıtım Bülteninden)


keyifli okumalar....