20 Şubat 2017

john wick..

yoldan çıkmış bir manyak insan görüyorum :9
kafasında da deli fikirler.
çok yakında karşınızda :))
başka da bir şey demiyorum..















(resim netten alıntıdır.)

aspidistra,george orwell...


#georgeorwell'in ya hayata bakış açısı ya da yazın tarzı bence #franzkafka'ya benziyor.Ikisinin de iç şişiren bir yazın anlayışı ve pesimist bir bakış açıları var.Çünkü çok enteresan konular yakalayıp oldukça sıkıcı bir dille dile getiriyorlar.
Yazın tarzı gibi kitabın konusuda bir başka yazarın Stendal'ın Kırmızı ve Siyah'ına benziyor.Mevzu bahis kitapta da konu şöyle Julien Sorel'in yükselmek için iki yolu vardır.Ya kırmızıyı seçip asker olacak ya da siyahı seçip din adamı olacaktır o din adamlığını seçer ve biz de dönem Fransa'sını arka planda izlerken hikaye de akar gider.
#aspidistra'da da Gordon'un XIX.y.y. İngiltere'sinde ki yükselme hikayesine şahitlik ederiz.
Amma ve lakin cık cıık sevmedim,çok sıkıldım.


arka kapak:

İngiliz romancı George Orwell, Hayvan Çiftliği adlı siyasal masalında, zorbalığa dönüşen Stalin yönetimini yerden yere vurmuş; Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı ünlü yapıtında da insanlığı belleksiz ve muhalefetsiz bir totaliter toplum tehlikesine karşı uyarmıştı. Ama bu iki büyük yapıtından önce, 1930'lar İngiltere'sinde 'sınıf atlama özlemi'ni benzersiz bir kara mizahla eleştirdiği Aspidistra romanını kaleme almıştı. Aspidistra, sınıf atlama özentisindeki dar gelirlilerin bir statü simgesi olarak gördükleri, evlerinden eksik etmedikleri çiçeksiz bir zambak türüdür. Bir reklâm ajansında metin yazarlığı yapan Gordon Comstock, kapitalizmin yutturmacası olarak gördüğü reklâmcılıktan nefret eder, orta sınıfın boğucu yaşamından kaçarak şairliğe soyunur. Bu uğurda sevgilisinden ayrılmayı bile göze alır; ama romanın sürpriz sonunu yine sevgilisi yaratacaktır.

keyifli okumalar...

kitapmania..



aralık ayından beri sepetimde bekleyen kitaplarıma en nihayetinde kavuştum.ciddi mana da bir müddet her türlü alım işini son bir emre kadar durudurdum ama tek tük alabilir :P
/http://www.ucuzkitapal.com/ diyorum ve başka bir şey demiyorum.:)













çok uyguna geldikleri doğrudur.


işte kısa ay şubatın karı.en uzun ayda ne olur acep :) :P

kalın sağlıcakla.

19 Şubat 2017

john wick...




jhon wick
yapım yılı:2014,imdb puanı:7,2,baş rolde keanuı reeves.
konusu:tetikçiliğe tövbe etmiş olan esas abeyimiz karısının ölümünün hemen ardından karısından kalan köpeği öldürülür,arabası çalınır ve bir temiz dayağını yer.vay siz misiniz benim kutsalıma işeyen deyip filmin sonuna kadar nefes alan ne ka canlı varsa herkesin canına ot tıkar jonn wick abeyimiz.
bir rocky klasiğiymiş gibi görünse de sıcak bir hikayesi vardı.her ne kadar aksiyon filmi olsa da filmi sinemasal açıdan samimi ve güzel buluyorsunuz.böyle bir rolde keanu reeves'in oynatılması da dahiyaneydi bence :)) çünkü aksiyon tarzda bir kaç isim var hollywood sinemasında sürekli aynı adamlar aynı tarzda film çeviriyorlar.o yüzden bu filme keanu reeves çok yakkışmış.
üstelik her iki filmin konusu da filmi seyretmeye değer kılacak kadar kaliteli.
ilk filmi sekiz kere falan izlemişimdir. :)
bu hafta itibariyle de ikinci film bir hafta gecikmeli olarak ağrı'ya geldi ve hayatımda ilk kez keanu reeves'i sinemada izleme şerefine nail olaraktan muradıma erdim. :))

trailer:


gelelim ikinci filme:

 john wick chapter 2
yapım yılı:2017
imdb puanı:8,4
baş rolde yine adamımız keanu reeves :))
konusu:tövbeli john wick'i yoldan çıkarırlar ve filmin sonunda devamının geleceğinin de büyücek gözünü kırparlar. :)

ne emuhteşem filmlerdi ya.herkeslerin canına ot tıkadı adamım john wick :P

aylardır sinema salonun da çalışanları resmen taciz ediyordum filmi getirin getirin diye.film için erzurum'a gidecektim ama gerek kalmadı çok şükür elhmdllh.:)
bu hafta içi filme bir kez daha gideceğim.yupisii :))
işte tacizlerimin sonunda bileğimin hakkıyla kazandığım film afişi. :P


bu arada ikinci film ilk filmden daha heybetli ve ihtişamlı olmuş.daha çok uğraşılmış ve sinemasallaştırılmış izlenimi veriyor.bence ilkinin bu kadar tutulacağı tahmin edilmediğinden daha kendi halinde bir film imajı uyandırıyor,ikinci film ise seyirciyi sinema salonuna çekmek için bir hayli uğraşılmış.


filmin birbirinden güzel afişleri:












trailer:



filmden harika bir ost:


filmi kaçırmayın a dostlar...

tabiat ışığı ile hakikati arama,descaetes...


Pazar gününün dayanılmaz kısalığı.😞 Amma yine de kısa günün kārı.😶
Tabiat Işığı ile Hakikati Arama #descartes'in dialog şekline yazdığı bir eser.Kitap boyunca Descartes'in "Cogito ergo sum" aforizmasına nasıl ulaştığını Eudoxe,Poliandre ve Epistémon'nun diyalogların da şahitlik ediyoruz. 
Kuşku duyulmayan tek şey kuşku duymamdır diyecek kadar Tanrı'da dahil her şeyden kuşku duyup kuşku duyan benliğini red edemeyecek noktaya gelip dış dünya ve Tanrı'da dahil kendi varlığını da kanıtlayan Descartes "Düşünüyorum öyleyse varım."noktasına felsefesini dayandırır.
Kitaba Prof.Dr.Hüseyin Gazi Topdemir'in Descartes'in felsefesini özetler şekilde yazdığı önsöz de muhteşemdi.


arka kapak:
Descartes, ölümünden sonra yayımlanan, aklın ve yetilerinin kullanılması yoluyla hakikate nasıl ulaşılacağı üzerine bir deneme olarak kaleme aldığı eseri Tabiat Işığı ile Hakikati Arama ile öncelikle "tabiat ışığı" belirlemesini tanımlıyor ve Türkçede "Düşünüyorum o halde varım" olarak ünlenen Cogito ergo sum aforizmasının hiçbir kuşku götürmeyeceği üzerine oluşturduğu felsefesinin temelini anlatıyor.

Eudoxe, Poliandre ve Epistémon adlarını verdiği hayali üç kişinin konuşması aracılığıyla kendi felsefi ve düşünsel dünyasını mükemmel bir biçimde ifade eden Descartes, şu yaklaşımın kanıtlanmasını amaçlıyor:

"Tabiatın saf ışığı, sıradan bir insanın dine ve felsefeye ihtiyaç duymadan her şey hakkındaki düşüncesini, görüşünü belirler ve en gizemli bilimlerin derinliklerine bile ulaşır."
(Tanıtım Bülteninden)

felsefeyle kalın..

genç prens'in dönüşü,a. g. roemmers...


Kişisel gelişim tarzında olmuş bu kitap.#kücükprens'in ruhu yakalanmaya çalışılmış.Mesajını çok belirgin veriyordu o yüzden pek sevmedim.Yine de Küçük Prens hayranları okumalı.Çocuklarınıza da okutun derim.Yetişkinler de okumalı büyüdükçe masumiyet ne kadar kaybedilir bir düşünülmeli.🤔

arka kapak:

18 dile çevrilmiş uluslararası bestseller: 
Genç Prens'in dönüşü

"O büyüseydi ne olurdu? Bir gence dönüşseydi? Yine masumiyetini koruyabilir miydi? Günümüz dünyasının yiten değerlerine, savaşlara, yaşanan acılara ve hastalıklara nasıl cevap verirdi? İşte A.G. Roemmers aklında bu sorularla kendini dokuz gün dokuz gece bir odaya kapatarak, 'ruhunun derinliklerinden' çıkacak bir hikâye yazmaya koyuldu. Sonuç Genç Prens'in Dönüşü oldu."
El Pais

"Kafası karışmış bir dünyada yaşıyoruz; kim olduğumuzu, nerede olduğumuzu, nereye gittiğimizi bile bilmiyoruz artık. […] İşte bu yüzden kaybedilen değerleri yerine koymanın ve küçük şeylere yeniden önem vermeye geri dönmenin zamanı geldi."
A.G. Roemmers
El Mundo röportajı


Genç Prens'in Dönüşü, yayımlanışından bugüne yediden yetmişe her yaştan okurun kalbine dokunmayı başarmış bir kahramanın, çocukluğumuzun Prensi'nin Dünya'ya dönüşünün hikâyesi...

Patagonya'nın çorak topraklarında yalnız başına arabasıyla seyahat eden bir adam, yolda yardıma ihtiyacı olan bir gençle karşılaşır. Adam, genci arabasına alır ve birlikte seyahat etmeye başlarlar. Birbirinden çok farklı hayatlara ve karakterlere sahip iki kahramanımız, yol boyunca hayat ve insanlık üzerine derinlikli sohbetler gerçekleştirir, hikâyelerini paylaşırlar. Kahramanlar için bir manevi yolculuğa dönüşen bu seyahatte paylaştıkları kalp kırıkları, mutlulukları, inançları, çocukluktan olgunluğa attıkları adımlar, vicdani sorgulamaları, coşkuları; okuyan herkese yeni kapılar açacak öğütler taşıyor.

Uluslararası bestseller Genç Prens'in Dönüşü, modern zamanlarda yitirdiklerimize vurgu yapan, sevginin gücüne ve mucizelere inancımızı tazeleyen bir kitap: Herkes içindeki Prens'i keşfedebilsin, kalbini hayata açabilsin diye...

keyifli okumalar...

aşk ve cinnet,arthur schopenhauer..


#yasonyayinlari'nın felsefe kitaplarını gerçekten çok seviyorum.Çok güzel bir felsefe kitabıydı.#arthurschopenhauer'a hayranlığım yine bir kat arttı.Özellikle psikolojik içeriğe sahip olan kısım #freoud'a yine ışık tutan kısım.Felsefe severlerin keyifle okuyacağı sevmeyenlerin de sevebileceği bir kitap.
aşkın kadın ve erkek yönleriyle felsefi sorgulanması.

Hegel'in "iyimserci usçuluk" anlayışına karşı temellendirdiği "kötümserci istenç felsefesi"yle,Tolstoy ile Conrad'dan Thomas Hardy'e, Proust ile Wagner'den Thomas Mann'a, Nietzsche ile Freud'dan Wittgenstein'a dek kendisinden sonraki pek çok yazar, sanatçı ve filozof üstünde derin etkiler bırakmış "Kant sonrası" Alman filozofu. Schopenhauer'un yazma biçeminin özellikle her biri ayrı bir yazın ustası olan Alman filozoflar arasında ayrı bir yeri ve değeri vardır. Nitekim filozof yapıtlarını dönemin klişeleşmiş söyleme biçimlerinden, yerleşik ağızlarından, bulanık felsefe deyişlerden bütünüyle uzakta, gündelik dilin yalın, duru açık seçildiğiyle kaleme almıştır.Çoğu yazın kuramcısına göre, getirdiği yazınsal yeniliklerle yeni bir yazın biçeminin muştulayıcısı olan Schopenhauer, "sözlü saldın dili"ni olağanüstü birgüzellikte kullanmıştır. Bu bağlamda geliştirdiği yazınsal yeniliklerin kaynağında, duyduğu öfkeyi alabildiğine değişik yollarla dile dökme isteğinin yattığı söylene bilir.
(Tanıtım Bülteninden)

keyifli okumalar...

14 Şubat 2017

kitapmania..



bu dönem ben ar üç okula gitmek,bu hafta üç okulun birden kurul toplantısı olmak ve ben var toplantı dönüşü bu kitaplar poşetime nasii girmiş bilmemek.:)

aşkın metafiziği,arthur schopenhauer...


#arthurschopenhauer Kant'tan ilham almış ve Niçe ve Freud gibi düşünürlere de aldığı ilhamın ışığını saçmış bir düşünür.Ve bu kitabı okuyunca Freud'a nasıl ilham verdiğini gayet iyi anlıyorsunuz.
Kitabın ilk bölümü kadınlar üzerine bir deneme ve ben bir iki yer hariç tüm söylemlerine sonuna kadar katıldım.Bazı yerleri belki feminstleri çıldırtır ama tüm gün kadın popülasyonu yüksek bir öğretmenler odasında çalışan bir kadın olarak filozofun sonuna kadar haklı oldığuna katıldım.Bence kadın doğasına muazzam bir şekilde değerlendirmiş.👏
Kitabın ikinci bölümü cinsel aşk üzerine.Öyle ayıplı mayıplı şeylerden bahsettiğini zannetmeyin gayet felsefi ve bilimsel şekilde kadın ve erkek doğasını değerlendirmiş ve kitabın bu kısmını okurken Freud'un neden ve nasıl #schopenhauer'dan etkilendiğini de anlıyorsunuz.
Felsefe tarihinin değeri çok anlaşılmamış bu muazzam düşünürüyle tanışmayı ihmal etmeyin.


arka kapak

Arthur Schopenhauer (22 Şubat 1788 - 21 Eylül 1860), Alman filozof. Felsefe tarihinde irrasyonalist ve karamsar olarak bilinir. Felsefesinin ilkesel bir kavramı irade kavramıdır. Dünyanın özü ve gerçekliği irade iken, fenomenlerden oluşan dünya, tasarımdan başka bir şey değildir. İrade, Schopenhauer felsefesinde kendini bir zorunluluk olarak gösterir, ki onun düşüncesindeki kötümserliğin ve karamsarlığın kaynağı da bu iradedir. insan, tamamen kurtulamayacak olsa da istencin / iradenin emrine boyun eğerek acı ve kederden kurtulabilir. Bu noktada Schopenhauer'ın düşüncelerinin belirli ölçüde. kaderciliğin ağır bastığı Doğu felsefelerine yakınlaştığı iddia edilebilir. Schopenhauer'a göre: birbirlerini en çok teshir edenler (büyüleyenler) birbirlerini en çok tamamlayanlardır. irade kavramı ile, içgüdüsel bir anlatıyı ifade eder.

felsefeyle kalın...


notre dame'nin kamburu,victor hugo...


Notre-Dame kesinlikle beklediğim gibi bir roman çıkmadı.Konusunu hep biliyordum (ama hiç okumamıştım🙈) ve pek çok uyarlama filmini izlemiştim ama hiçbiri de aslına sadık kalınarak çekilmemiş.Ama mesele konu değil,hikayenin işlenişi.Hugo bu kitabı yıkılmasına karar verilen Notre-Dame Kilisesine dikkat çekmek adına altı ay gibi kısa bir sürede yazmış.Zaten kitabı okurken o acelecilik hissedilmiyor değil,çünkü o ne Fransız edebiyatının ayrıntılı betimleme içeriğine ve ne Rus edebiyatının karakter oluşturma çabasına sahip.Ama Fransa ve Notre-Dame kilisesi gayet güzel tasvir edilmiş.Yine de Hugo'nun kaleminin ve edebiyatının taktir-e şayan eserlerinden biri olduğu kesin.Akıcı,keyifli,merak uyandırıcı bir eser.
Beklediğim gibi olmaması karakter üzerinde hiç durmamış yazar olaylara odaklı bir hikaye oluşturmuş.Ayrıca dönem Fransa'sını tüm gerçekliğiyle ortaya koymuş.O dönemde fakirin perişanlığı ortaya koyulmuş,din adamlarının dini kendi çıkarına kullanmasıysa cabası.Ayrıca aşkı farklı karakterlerle sembolize etmiş Hugo.Kardinal Frollo'da aşkın cinsel hali var,o Esmaralda'ya aşık değil aslında olsaydı o kadar acı çekmesine izin vermezdi,onun hissettiği şey sadece cinsellik.Rahip aşkın cinsel hali..Quazimodo'ya gelince o gerçekten Esmeralda'ya aşıl ve bu aşkın iökansız olduğunu bildiği halde sevmeye devam edip hayatından vazgeçebilecek kadar da aşkına sadık.O da aşkın saf hali.Yüzbaşıya gelince o sadece gönül eğlendirmeyi düşünen serseri bir pislik.Kuz onun umurunda bile değil.O da aşkın hain hali.Grangoa yani Esmeralda'nın kocasına gelince o kıza aşık bile değil.Sonuna kadar bir entelektüel,o da toplumun sorunlarına duyarsız kalan aydın kesimi sembolize ediyor.
İşte böyle.
Ben severek ve yine de hayranlıkla okudum.


pek çok uyarlama filmi ve animasyonu olsa da hepsi dandik ben size 1998 fransa yapımı muhteşem bir müzikal önereceğim.

muhakkak izleyin ben hayran kaldım


notre dame de paris 1998 vikipedi

Notre Dame de Paris, ilki 18 Eylül 1998'de, Paris'te bulunan Paris Kongre Sarayı'nda oynanan bir müzikaldirVictor Hugo'nun aynı adlı romanından esinlenerek oluşturulan müzikalin sözlerini Luc Plamondon yazmış, bestelerini Richard Cocciante yapmıştır.
FransaBelçikaİsviçre ve Kanada gibi Fransızcanın anadil ve/veya yoğun olarak kullanıldığı ülkelerin önemli şehirlerinde sahnelendikten sonra orijinal müzikalden daha kısa olan bir ingilizce versiyonu 2000 yılından itibaren AmerikaLas Vegas'ta ve tam İngilizce versiyonu da Londra'da oynanmış olup müzikalin dünya çapında tanınıp sevilmesine vesile olmuştur. Çok büyük bir başarı yakalamış ve birçok kere sahnelenmiştir.
Sahnelendiği diller arasında FransızcaİngilizceİtalyancaİspanyolcaRusça gibi diller mevcuttur. Fransızca versiyonunun Paris Kongre Sarayı'nda, İtalyanca versiyonunun Verona Arenası'nda, Rusça versiyonunun Moskova'daki kayıtları CD ve/veya DVD ile yayınlanmış olup her dildeki albümü dünyada 10 milyon kopyadan fazla satmıştır. Seyirci sayısınında 12 milyonu geçtiği bilinmektedir. Ayrıca bağımsız olarak Ermenice ve İsveççeye de çevrilse de hiçbir zaman sahneye konmamıştır.
Yakın geçmişte Uzak Doğu turnesine çıkan müzikalin buradaki dili Fransızca olmuş ve SeulPekinŞangay ve Tayvan'da sahnelenmiştir. Buradan sonra 2005 yılında Paris'te tekrar sahnelenmiştir.

bu şarkının manyağı oldum
biraz daha dinler ve bruno pelletierİ izlersem aşık olicim :))
şimdilerde 56 yaşında olan sanatçı grangua rolüne muhteşem yakışmış.
Le Temps des Cathédrales

Le Temps des Cathédrales
Bu, efendimizin yılında; Adil Paris'te geçen bir hikayedir
Bin dört yüz seksen iki
Aşkın ve özlemin hikayesi
Biz, heykellerin ve şiirlerin isimsiz artistleri
Size uyarlama girişiminde bulunacağız
Ve gelecek yüzyıllara
Nakarat
Katedrallerin zamanları geldi
Dünya girdi*
Yeni bir bin yıl
Adam yıldızlara ulaşmak istiyordu
Hikayesini yazmak için
Cama veya taşa
Taştan taşa, günden güne
Yüzyıldan yüzyıla aşkla
Kendi elleriyle yaptığı kulelerin yükselmesini gördü
Şiirler ve ozanlar
Aşk şarkıları söylediler
İnsan ırkına söz veren
Daha iyi günlerin gelişi için
Nakarat
Katedrallerin zamanı bitti
Barbarlar kalabalığı
Şehrin kapılarına karşı
Girmelerine izin ver, bu putperestlerin, bu vandalların
Bu dünyanın sonu
2000 yılı olarak tahmin edildi
2000 yılı olarak tahmin edildi
en meşhur olmuş ve ülkemizde de çok beğenilmiş şarkısı belle

konunun muhatabı notre dame katetrali


hayvanlardan tanrılara sapiens,yuval noah harari..


Çok şükür bitti ömrümün törpüsü.😆
Deneme tarzında bir tarih kitabı.İlk çağlardan modern zamana kadar uzanıyor hikayesi.Ama ben yazarın tavrından hiç hoşlanmadım.Kitabın başıyla sonuna damgasını vurmuş"akıllı tasarımcı"yoktur diye.Peki gösterdiği kanıtlar,o da yok.Hiç Kant okumadın mı,Hawking okumadım mı Livivo okumadın mı...diye sorarlar adama.Yazarın ateist olması değil beni rahatsız eden bilimsel bir tavır takınmamasını sevmedim.Sanki tek doğru kendi inancıymış gibi laf cambazlığı yaparak bunu empoze etmesini sevmedim.Yoksa kitap güzel.Yazarın tavrı bilimsel bir tavır değil.
(Dünyanın oluşumundan yok oluşuna kadar portakal çekirdeği portakal meyvesi vermesi gerektiğini nereden biliyor?Hiç itiraz etmeden portakal vermeye devam ediyor.Bu tesadüfle açıklanabilecek bir durum mu?🤔)
Tek doğru benim diğerleri geri zekalıdır diyen bir tavra inançlı da olsa karşıyım hele bunu bilimsel olduğu kabul edilen bir kitapla yapıyorsa.
Hadi yaratılışı ve akıllı tasarımcıyı kabul etmiyor bu bir inanç meselesi,hadi bunu da tek doğru gibi empoze ediyor ama sosyolojik ve tarihi gelişmeleri sürekli tesadüfle açıklayan yapısı gerçekten doğru değildi bence.Koskoca bir insanlık tarihi ve sosyal olaylar insan zekası ve gelişimi,toplumsal bilinç göz ardı edilerek açıklanmamalıydı.
Bunun dışında bir tarih kitabı olarak gayet güzel.Sezar'ın hakkı Sezar'a yani.


arka kapak:

- Homo sapiens neden ekolojik bir seri katile dönüştü?
- Para neden herkesin güvendiği tek şey?
- Kadınlar üstün sosyal becerilere sahipken, neden çoğu toplum erkek egemen?
- Güç elde etmekte böylesine yetenekli olan insanlar neden bu gücü mutluluğa dönüştürmekte başarısızlar?
- Geleceğin dini bilim mi?
- İnsanların miadı çoktan doldu mu?
100 bin yıl önce Yeryüzü'nde en az altı farklı insan türü vardı. Günümüzdeyse sadece Homo Sapiens var. Diğerlerinin başına ne geldi ve bize ne olacak? 

Çoğu çalışma insanlığın serüvenini ya tarihi ya da biyolojik bir yaklaşımla ele alır, ancak Harari 70 bin yıl önce gerçekleşen Bilişsel Devrim'le başlattığı bu kitabında gelenekleri yerle bir ediyor. İnsanların küresel ekosistemde oynadıkları rolden imparatorlukların yükselişine ve modern dünyaya kadar pek çok konuyu irdeleyen Sapiens, tarihle bilimi bir araya getirerek kabul görmüş anlatıları yeniden ele alıyor.

Harari ayrıca geleceğe bakmaya da zorluyor okuru. Yakın zamanda insanlar, dört milyar yıldır yaşama hükmeden doğal seçilim yasalarını esnetmeye başladılar. Artık sadece dünyayı değil, kendimizi ve diğer canlıları tasarlama becerisi de kazandık. Peki bu bizi nereye götürüyor, bizi neye dönüştürebilir?

30'dan fazla dile çevrilmiş bu kışkırtıcı çalışma özellikle Jared Diamond, James Gleick, Matt Ridley ve Robert Wright'ın eserlerine aşina okurlar için muhteşem bir kaynak.

"Sapiens, tarihin ve modern dünyanın en büyük sorularını gayet yalın bir dille ele alıyor. Çok seveceksiniz!" 
-Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik'in yazarı-

"Harari'nin eseri kabul görmüş doktrinlerin karşısında duran fikirler ve şaşırtıcı gerçeklerle bezeli."
-John Gray, Financial Times-
(Tanıtım Bülteninden)


keyifle kalın...

8 Şubat 2017

gülüver'in gezileri,jonathan swift


#gülüveringezileri'ni çoçukken okumuştum ve 1996'da ki filmini de çok severim.Tam metnini ilk kez okurken #aliceharikalardiyarinda tarzı felsefi içerikli masalsı bir #fantastik kitap bekliyordum.Ha öyle miydi? Evet,öyleydi ama çook sıkıcıydı.Hiç Alice etkisi yapmıyor insanda.
#johnathanswift dönemi İngiltere'sini alaycı bir şekilde eleştirmiş.Felsefesini,filozofunu,siyasetini,siyasetçisini,yönetimini,asilzadesini,bilim adamını...yine hikaye sıkıcılıktan kurtulamamış.Özellikle mekan tasvirlerinde çok sıkıldım.
Ama #hasanaliyücelklasikleri serisinin kitaba hazırladığı önsöz muhteşemdi.Onu okuyunca kitaba gerek kalmıyor sanırım.🤔
Yine de Gülğver'le birlikte fantastik bir yolculuğa çıkmıyorsunuz değil.Tam sevdiğim tarz ve konuya sahip aslında ama yinede....

gelelim filmine

pek çok uyarlaması olduğu halde benim en çok sevdiğim 1996 yapımı olanı.ama film nette yok :/

imdb puanı:7,0
baş rolde ted danson var.



















trailer



filmi buradan izleyebilirsiniz:


bu da 1977 yapımı film


keyifli seyirler...


aforizmalar,franz kafka...


Bu güne kadar okuduğum #afarorizmalar içinde en beğendiğim #arthurschopenhauer'ınkiydi.(yazısı için buraya tıklayınız))Gerçekten bir #filozof'un elinden çıktığı belliydi ve okuması da keyifliydi.#franzkafka'nın Aforizmaları seri okunuyordu ama çok keyif vermrdi neyse okudum bitti.😤 Acaip bir kafaya sahip bir düşünürün elinden çıktığı belli olan aforizmik laflar.


keyifle kalın...

5 Şubat 2017

star wars aşkısınaaa :)

itap istiyicilerine karşı aldığım önlem :)
çizerler hiç affetmezler.:)
kaptanın mürettebatı tamam diyeceğim ama enn bi sevdiğim c3po'mm yok :/

kahveli mahveli işler:)

ayrı ayrı değil de toplu halde bir görün dedim nasıl da kahvenin dibine dibine vurduğumu :)

şubat tatili...

 şubat tatilinde istanbul'dan en çok dergi aldım zira ağrı'da pek bulunmuyor benim istediklerim :/
 221b'yi çok aramıştım ve en sonunda buldum.


 tatil dönüşü hava alanında d&r'dan kaptım hemen :)

Hastahane,pastahane,sinema falan filan derken okuyacak zaman bulamadığım doğrudur ama #kitapalisverisi yaptım.
#virginiawoolf aldım.Çok sevmiyorum bu kafası karışık deli hatunu ama okumadan da duramıyorum.Niye ki bana birini mi hatırlatıyo acaba.🤔

bunlarda tatil ganimetlerimdi..