21 Mayıs 2017

bir sürpriz...


Geçen yıl okuttuğum tatlı kızlarımın şiir kitapları.Bizzat öğretmenleri için getirip imzaladılar.😍
(Bu yıl 5'e gidiyorlar.)


çok sevdiğim öğrencilerimdi söylemesi ayıp :)
bu yılki öğretmenleri ikbal gürpınar'la irtibata geçmiş ve öğrencilerin şiirlerini kitap haline getirmek için ön ayak olmuşlar ve sonuçta ortaya harika bir çalışma çıkmış
emeği geçen herkesi tebrik ederim.

19 mayıs tatili..

 19 mayıs tatili için bir günlüğüne erzurum'a gittik.aslında van'a giidecektik tüm öğretmen evleri doluydu nasip olmaadı.ığdır'a giidelim dedik yalunuz başımıza da cesaret edemedik :/ ardık darıları seneye inşllh.,

işre adını zorla hatırladığım erzurum barı...
 kitap almayacağım dedim biliyorum amma ne çare :)
son hız da okuyorum ona da kimsecikler laf edemez :)
koca dana oldu kızçem ona aldığım kitaba başladı hemen )

 çok hoş mekandı resmini çekmeden edemedim.bu cafeleri ne ka güzel tasarlıyorlar.ortur akşama kadar kitap oku,kahve iç,hiç sıkılmazsın yani.



yıl soonu telaşesindeyiz.b,r öğretmenin en yoğun olduğu zamanlar.eokul işlemleri,yazılılar,sözlü notları,eksik yazılıları tamamlamalar,veliler,not isteyen ciğerci kedisi öğrenciler.
ya sabır hayırlısıyla çok az kaldı çok :)


son yazılılara iyi çalışın öğrenciler :)

ilahi komedya-cehennem,dante...


Öncelikle kitabın ön sözünden bahsetmek istiyorum:Çevirmen Rekin Teksoy'u tebrik etmek lazım.Muhteşem bir önsöz olmuş,harika bir kitap yorumu ayrıca.Çeviri de usta işi,özenle çalışılmış.👏Insanın orjinal dildeki İlahi Komedya'yı okuyası geliyor.Çevirisi böyleyse orjinali nasıldır diye.🤔
İlahi Komedya'ya gelince:Kitap bir üçleme;Cehennem-Araf-Cennet'ten oluşuyor.Dönemin Aristocu dünya görüşü hakim kitaba.Dünya merkezli bir kainat var kitapta.Çağlarına damgsını vurmuş pek çok ünlüyle karşılaşırız Dante'nin cehenneminde.Ibn Rüşt,İbnSina,Hipokrates,
Batlamyus..gibi.Şiiri çok canlı ve hayal gücünü harekete geçirir türden adeta film seyreder gibiydim. Şiir sevmeyen ben büyük bir keyifle okudum.Şiir gibi de değil kitap Dante'nin düşüncelerinin şiirsel yorumu bence.Kitapta kullanılan gravürlerde çok güzeldi bu arada kitaba hoş bir görsellik katmış
Kitabı okumadıysanız ve okuyacak değilseniz bile önsözünü MUHAKKAK OKUYUN derim o zmn ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.😎Burada uzun uzun yazamayacağım yer yok çünkü.😏
Bu kadar sevip beğeneceğimi tahmin etmemiştim.Çok güzeldi.🤔😍


Dünya şiirinin başyapıtı "İlahi Komedya", Dante'nin Cehennem'e, Araf'a ve Cennet'e yaptığı düşsel bir geziyi destanlaştırır. "İlahi Komedya", 14233'e ulaşan toplam dize sayısı ile, şiir tarihinin en uzun soluklu şiiridir. Dante'nin 1300 yılının 7 Nisan Perşembe gecesi başlayan gezisi bir hafta sürer, Dante'ye Cehennem ve Araf yolculuğu boyunca Latin şair Vergilius rehberlik eder. Araf'ın tepesinde Vergilius yerini, Cennet'te Dante'ye rehberlik edecek olan Beatrice'ye bırakır. Dante, Beatrice'yi ilk kez gördüğünde kendisi dokuz, Beatrice sekiz yaşındadır. Dante, ömrü boyunca Beatrice'ye bağlı kaldığı gibi, düşünce dünyasının da esin kaynağı olur Beatrice.
Vergilius'un Aeneis destanını örnek alan ve sıradışı bir aşka mitoloji, tarih ve kutsal metinlerle de desteklenen gerçeküstücü bir ortamda yakılan bir ağıt olarak da değerlendirilebilecek olan "İlahi Komedya"nın, tarih ve felsefeden dinbilime, gökbilimden geometriye uzanan bir ansiklopedi niteliği taşıması da bir başka özelliğidir.
Oğlak Yayınları, eksiksiz ve ilk kez şiir olarak Türkçeleştirilen "İlahi Komedya"yı gururla sunar.




dünyayı yöneten gizli örgütler,aytekin gezici..


İki günde bitirdim kitabı.Nasıl heyecanla başlayıp da bitti.
Adı üzerinde kitabın çok söze gerek yok ama yakın Orta Doğu tarihine ayrıntılarıyla yer verilmiş olması çok güzeldi.Kolomb'un Amerika'yı keşfe çıkması bir tesadüf müydü??İsrail'in adım adım kurulmasına giden yolda arka planda olanlar nelerdi, Saddam'ın gerçek yüzü....ve daha pek çok bilgi.
Ama bence yazar Kabala'yı da iyice araştıp kitabı o bakış açısıyla yazsaymış daha dört başı mamur bir kitap olurmuş.
Hepimiz kavanoz da ki beyinler miyiz?
(Hala alık alık yaşıyor ve evlendirme,yarışma programlarının vb fanatigiysek o zaman cevap Evet.🤔)
Öyle ise uyanma vakti gelmişte geçiyor bile.
Kendini hür zanneden köle olmaktan kurtulma vakti.....

arka kapak:

Dünyanın yeryüzünün herhangi bir köşesinde doğup büyüyen sıradan insanların kontrolüne geçemeyecek kadar önemli olduğunu kabul eden bazı aileler, tarikatlar veya çokuluslu şirketler detaylarını yalnızca kendilerinin bildiği karmaşık yapılanmalarla dünyamızı kontrol altında tutuyorlar.
Kimi zaman herkesin her an gördüğü bazı temel simgelerle varlıklarını belli ederken kimi zaman ismi var cismi yok oluşumlarla dünya üzerindeki milyarlarca insanın kaderini birebir ilgilendiren kararları bir çırpıda alıveriyorlar.
Bir kısım aileler, çokuluslu şirketler ve bazı gizemli isimler etrafında çokça tartışılan 'Gizli Dünya Devleti'ni ayakta tutan inanç sistemini mercek altına aldık. 
Amerikan hükümetlerini dolayısıyla dünyanın sosyal, kültürel, askeri ve ekonomik hayatına etki eden isimlerin ortak yönleri nelerdir?
Dünyaca tanınmış bilim adamları, müzisyenler, politikacılar, aktörler ve yazarların Gizli Dünya Devleti'nin kasası durumundaki Rothschild Ailesiyle nasıl bir bağlantısı vardı?
Ortadoğu'nun yeniden şekillendiği bir süreçte 'Gizli Dünya Devleti'nin ne gibi etkileri oluyor?
Arap Baharı'nın 'demokrasi beklentisi' GDD'nin yazdığı senaryonun bir parçası olabilir mi?
İsrail'in kendi inanç sistemi doğrultusunda bir dünya egemenliği kurmak adına geliştirdiği politikalar nelerdir?

lütfen bu tarz kitapları da okuyun!!!!!!

16 Mayıs 2017

dedemin bakkalı,şermin çarkacı..


Kitabı nasıl anlatsam bilemiyorum.🤔
Akşam okudum bitti.Inanılmaz keyif aldım,her sayfasında kahkahalarla güldüm ama tuhaf bir duygu durumuyla bir yandan da duygulanıp gözlerimden yaşlar aktı.Yani aynı anda hem ağladım gem güldüm.🤔
Eline sağlık yazar hanım.😶
Yazar kendi çocukluk anılarından yola çıkarak kaleme almış kitabı.
90'ların başında geçiyor hikaye ve o kadar eski bir tarih olmamasına rağmen o kadar nostaljik ki anlatılanlar.Kahramanımız iyi niyetine rağmen pek çok hata yapıyor ve yalan söylüyor ama hiç bir yatişkin kahramanımıza nerede hata yaptığını söylemiyor.Garibim de azar üstüne azar :)
Benim dedemle böyle bir iletişimim olmadı.Onu göreli de çok uzun zaman oldu.Şimdi yurt dışında bir daha ne zaman görürüm bilinmez.Ananemin vefatında da o Çanakkale'de ben Elazığ 'daydım:( Sonra roman kahramanıyla aynı yaşlarda olan kızımı ve öğrencilerimi düşündüm.Onları ne kadar anlayabildiğimi...İçim yandı...
Daha birşey söyleyemiycem...
O, tuz ruhu isteyen müşteriye yemek tuzu gönderip "ruhu arkadan gelecek" diyen bir girişimci… 
O, fakir müşterilere bedava ürünler satıp ücreti zenginlerin hesabına yazan bir kahraman… 
O, bakkaldaki içecekleri birbirine karıştırıp daha güzelini bulmak ve müşterilerine sunmak için uğraşan bir sivri zeka… 
O, Afrikalı çocuklara yardım göndermek için arkadaşlarının ellerinden kandil yiyeceklerini toplayan bir yardımsever…
O, attığı her adım olay olan, aşırı eğlenceli, cin fikirli, fena halde yenilikçi bir bakkal çırağı…

Ticaret hayatında tam gaz koştu ama her seferinde yetişkinlerin dünyasına tosladı. Yetişkinler yüzünden başına gelmeyen kalmadı… Ve tüm deneyimleriyle, senin için harika bir rehber hazırladı.
Çocukların Yetişkinlerle İletişimde Dikkat Etmesi Gereken Hassas Konular, bu kitapta. 
Tam on madde. Oku ve dikkat et… 
Sana bir sır vereyim: 
Yetişkinler... 
Her yerdeler…

Şermin Çarkacı'nın kendi hatıralarından ilhamla kaleme aldığı Dedemin Bakkalı, büyüklere çocukların gözünden kendilerini görme imkânı verirken; küçüklere ticaretin, yenilikçi düşünmenin, büyüklerin dünyasının ve insan ilişkilerine dair inceliklerin ipuçlarını veriyor. Epey güldürüyor, biraz hüzünlendiriyor, uzun uzun düşündürüyor.
(Tanıtım Bülteninden)

kıymet biliriz inşllh...

biraz kahveden biraz da mahveden olsun :)

 hiç ara vermedik hep içtik :)))


 bu kupalarda kendime anneler günü hediyem.uzun bir aradan sonra kupa aldıysam nolmuş :) millet koleksiyon yapıyor :)
 hafta sonu yağmurun yağmadıdğı bir an ağrı dışına kaçtık.

yine ne psikopatlıklar düşünüyordu ? :))))


kazık kadar oldu kızçem :)


 boksa da devam elhamdülillah.


Allah herkese sağlık sıhhat,can sağlığı,mutluluk ve huzur versin.
görüşürüz dostlar...

tutunamayanlar,oğuz atay...


On beş günl0k bir yolculuktan sonra #tutunamayanlar bitti.Üzerine konuşması zor bir kitap ama çok sevdiğimi söylemeliyim.
Wirginia Woollf,Kafka ve Murakami'yi karmışlar ortaya bir Oğuz Atay çıkmış.😶
Bu üç yazarı da okuduysanız üçünün de roman tekniğinin çok farklı,usta işi,okuması zor ve bilinç dışı yöntemlerini kullandıklarını bilirsiniz.Atay'ın yazarlığı da öyle Tutunamayanlar'ı da uslup yönünden değerlendirecek olursak hen roman kahramanının hem de anlatıcının dilinden anlatılan,kronolojik sıra gözetmeyen,bir bakmışsınız şimdi ki zamanda olaylar anlatılırken bir de bakmışsınız ki roman kahramanının bir duygusunun ya da anısının içine dalıp gitmişsiniz.Kısacası dikkatli bir okuma istiyor.Hikaye anlatılırken bir kahramanın bir rüyasını da okuyabiliyorsunuz,başka bir kitaptan alıntı ya da başka bir karakterin yazdığı kitabı da.Ama kitabın enteresan şekilde akıcılığı hiç etkilenmediği gibi sıkıcı bir duruma da hiç düşmüyor.



Yani yazarın yazarlığına diyecek yok.Hikayesine gelince roman kahramanımız Turgut'un en yakın arkadaşı Selim intihar edince Turgut bu acıyı kaldıramaz ve Selim'in intiharını araştırmaya başlayınca kendisininde bir tutunamayan olduğunu fark eder.Selim'in acısıyla da konuşacak birine ihtiyaç duyduğundan Olric ortaya çıkar.
Bir nevi iç arayışın,hesaplaşmanın,hayatın içinde ezilip gitmenin hikayesi.
Manevi yoksunluğun da insanları getirdiği durumun bir son noktası...
toplumdan kopmanın,yalnızlaşmanın öyküsü.
kitap aforizmalarla,sorgulamalarla dolu.
pek çok yerin altını çizip,,not aldığımı da belirtmeliyim.
olric'e gelince.olric felsefe de iç ses anlamında kitapta da roman kahramanının iç sesi olmuş..
vs. vs. vs 
çok şey yazılır benim elimden bu kadarı geldi.çok sevdim yazarın uslubunu,yazarlığını,dilini,kitabını darısı en kısa zamanda diğer kitapların başına...
türk romancılığında çığır aşmasına şaşmamalı oğuz atay'ın erkenden göçüp gitmiş olması da üzücü.keşke daha çok üretebilseymiş diyor insan.çünkü ilk romanıyla böyle bir çığır açma olayını yakalayan yazar sonrasında neler yapmazdı kim bilir

Ülkemizde çok okunan ve sevilen büyük yazarlarımızdan Oğuz Atay, 12 Ekim 1934 tarihinde Kastamonu’da doğdu. Nitelikli bir eğitim hayatı geçiren yazarımız, İTÜ İnşaat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nde (Yıldız Teknik Üniversitesi) öğretim üyeliği yapmaya başladı. 1975’te doçent unvanını kazandı ve Topografya adlı mesleki kitabını yazdı.

Roman ve öykü yazarı olmasının yanında bir mühendis ve tiyatro oyunu yazarı olan Oğuz Atayı’ın ilk ve en ünlü romanı ülkemizde çok satan ve okunan Tutunamayanlar, 1972’de yayımlandı ve eleştirmenler arasında büyük tartışmaya neden oldu. Tutunamayanlar, UNESCO tarafından 20. Yüzyıl Türk Edebiyatı’nın en seçkin eseri olarak kabul edilir. Eser, Flemenkçeye, Almancaya ve The Disconnected adı altında İngilizceye çevrilmiştir. 

Tutunamayanlar kitabının konusu genel itibariyle modern yaşamın bireyde yarattığı “topluma yabancılaşma”, “toplumdan kopma” ve “kalıplaşmış düşüncelerin reddi” temalarının etrafında döner. 

Tutunamayanlar’ın ardından 1973’te Tehlikeli Oyunlar adlı roman yayımlandı. Oğuz Atay, tüm öykülerini Korkuyu Beklerken adlı kitabında topladı. Bu kitabı da 1975 yılında Prof. Mustafa İnan’ın hayatını konu alan Bir Bilim Adamının Romanı takip etti. Bu kitapların içinde örülü olan Oğuz Atay sözleri, sıklıkla alıntı yapılan ve çok sevilen bir niteliktedir. 

Oğuz Atay, kitaplarında düşü ve gerçekliği harmanlar ve üstkurmaca adı verilen kurgu türünü kullanan ilk yazarlardan biri olarak kabul görür. Oğuz Atay, bu anlamda postmodernist bir yazardır. 

Beyin tümörü nedeniyle hayata gözlerini yuman büyük yazarımızın Günlük ve Eylembilim kitapları 1987’de ve 1998’de yayımlanmıştır. 

Yıldız Ecevit, 2014 yılında yayımlanan ve İletişim Yayınları tarafından basılan “Ben Buradayım” adlı eseriyle Oğuz Atay’ın hayatını anlatmıştır. 

tutunabilmek dileğiyle...

anneler günü...

 anneler günü hediyelerim kızçem ve kız kardeşimden.
anne olan olmayan,olmak isteyen olamayan,olmuşken Allah'ın taktiriyle karşılaşan tüm annalerin anneler günü kutlu olsun....

en sevdiğim filezofun en sevdiğim sözünü yazdırmışlar.
kant:sapere aude!
aklını kullan ya da aklını kullanmaya cesaret et.
kolye de de aynı yazı yazıyor :)
kız büyüyünce hediyeler de büyüyormuş onu öğrendim :)

kötülük problemi,metin özdemir..


Din Felsefesinde Leibniz sayesinde Teodise olarak anılan Kötülük Problemi uzun bir okuma sonunda bitti.Kitap ağır bir Kelam kitabı.Kötülük Problemi hakkında teolojik ya da felsefi araştırma yapanların başvuru kaynağı olacak türden bir kitap.Keyif alarak, neredeyse her bir satırın altını çizerek okudum.
Ağırlıklı olarak Mutezili ve Ehli Sünnet düşğncelerin Kötülük Prıblemine olan bakış açılarını irdeliyordu.
Her ne kadar Kötülük Problemine kesin bir cevap getirmese de 
çok dolu ve güzel bir kitaptı.

telapati-hafıza-ütopya,leonardo patrignani...

telepati


Harika bir seriye başlamışım.Elime alınca bırakmadım resmen.Paralel evrenlerde geçen bir aşk hikayesi.Her bölümde başka bir sürprizle ilerledi.Çok zekice kurgulanmış bir hikayesi var.Ben böyle #bilimkurgu hikayelere bayılıyorum.Yazarın İtalyan olması da bence gayet manidar ve şimdi ilk iş ara vermeden ikinci kitaba başlamak.Bilimkurgu severlere şiddetle tavsiye ederim.

arka kapak:

Ya bu hayat çok sayıda ihtimalden sadece biriyse?

Alex ve Jenny on altı yaşında iki gençtir. Alex Milano'da, Jenny ise Melbourne'da yaşamaktadır. Son dört yıl boyunca zaman zaman birbirlerini bilinçlerini kaybettikleri anlarda, hiçbir uyarı vermeden gerçekleşen telepatik iletişimleri sırasında görmüşlerdir.

Bu telepatik nöbetlerin birinde buluşmak üzere sözleşen iki genç, aynı gün aynı yerde durmasına rağmen birbirini göremez. Bu, şaşırtıcı bir keşif yapmalarını sağlar: Farklı boyutlarda yaşamaktadırlar. Jenny'nin evreninde Alex bambaşka biridir. Alex'in evreninde ise Jenny altı yaşında ölmüştür. Onlar birbirlerini bulmaya çalışırken Çoklu Evren patlayıp yok olmanın eşiğine gelmiştir ama Jenny ve Alex'in kesinlikle buluşması gerekmektedir çünkü Dünya'nın geleceği buna bağlıdır. Yaklaşmakta olan kaderi yalnızca aşkları değiştirebilecektir…

"Telepati birçok açıdan harika ve başarıyı Açlık Oyunları kadar hak ediyor. Sinematik içeriğe sahip bu eğlenceli kitabı bitirmek için kendinizle yarışacaksınız. Patrignani gençlik edebiyatına yeni bir soluk getirecek."
-Glenn Cooper-
(Tanıtım Bülteninden)

hafıza


 Hafıza akşam bitti ve hikaye gerçekten hiç tahmin edilemeyecek bir noktaya doğru gitti.Ne adrenalin ne merak azalmadı ikinci kitapta .Üçüncü kitap için merak hat safhada gerçekten.Çok ama çok zekice kurgulanmış bir seri.#Bilimkurgu severlere m okumaları için canı gönülden tavsiye edebilirim bu seriyi.
Üçüncü kitapta buluşuruz.Ilk işim üçe başlamak ve seri kitap okunuyorsa ara vermemek gerektiğini anladım yoksa insanın kitap için modu gerçekten düşüyor.
Çok güzel ve heyecan veren bir kştaptı.



Paralel evrenler, dünyayı içinden çıkılmaz bir hapishaneye dönüştürüyor. Bu hapisten kurtulmanın tek yolu ise hatıralar...


Alex, Jenny ve Marco, Çoklu Evren'in sonsuz yollarında kaybolmanın nasıl bir his olduğunu yaşayarak öğrenmiştir. Oysa şimdi, yalnızca hatıralarını görebildikleri, Memoria adlı zihinsel boyutun kapalı kafesinden nasıl çıkacaklarını bilememektedirler. Parçası oldukları uygarlığın sona ermesinden yüzyıllar sonra, yeryüzünde yeni bir çağ başlamıştır ve üç gencin, yüzyıllar sonra bu yeni çağa uyanmalarını sağlayan, geçmişlerinde saklı sırrı keşfetmeleri gerekmektedir. Alex, Jenny ve Marco hatıralarını kullanarak bu sonsuz mahkûmiyetten kurtulmanın bir yolunu bulabilecek midir?



"Zaman ve mekânda yapılan merak uyandırıcı bir yolculuk, bir yapboz ve sınırları olmayan bir aşk hikâyesi… Kısacası, elinizden bırakamayacağınız bir kitap."
-Licia Troisi-



"Büyüleyici bir hikâye; maceranın nasıl biteceğini öğrenmek için bir an önce son sayfaya ulaşmayı arzulayacaksınız…"
-La RepubblIca-
(Tanıtım Bülteninden)

ütopya


Öncelikle şunu söylemeliyim ki seri kitapları hem seviyorum hem de hazetmiyorum.😉 Seviyorum çünkü macera hemen bitmiyor,hazetmiyorum çünkü oku oku bitmiyor.😊Tam bir handikap dostum.😁
Neyse çok zekice kurgulanmış bir hikayeydi.Olayların nereye doğru yol alacağını üç kitapta da kestiremiyordunuz.Kafam çok yerde karıştı doğrusu.Paralel evrenler,her evrende aynı kişilerin farklı hayatları,klonlanan insanlar en nihayetinde distopik bir çağ sayılabilecek bir hayatta son bulacak hayat hikayeleri derken bambaşka bir son.🤔
Hasılı güzeldi.#bilimkurgu severlere nacizane tavsiyedir.🙂

arka kapak:


Paralel evrenlerden geçtiler. Zamanın sınırlarını çiğnediler. Peki, gerçeği bulmak için çıktıkları yolculuk, Jenny, Alex ve Marco'yu nereye sürükleyecek? Bütün sınırların ötesinde birbirine bağlanan Jenny ile lex'in hikayesinde baş döndürücü bir son.

Her yolculuğun sonu yeni bir dünya'ya açılır… 

Jenny, Alex ve Marco on sekiz yıl boyunca huzurlu ve güven içinde bir hayat sürerler fakat bu, Çoklu Evren'in sayısız gerçekliklerinden yalnızca biridir. Doğu'ya giden gemiye yetişmeye çalışırken aslında neler yaşanmıştır? Anna'nın takası ne gibi trajik sonuçlar doğurmuştur? Dünya, bir diktatörün yönetimiyle parçalanmaktayken seksen yaşında bir adam mahkûm edilmiş ve iki genç, laboratuvar farelerine dönüştürülmüştür. Tek umut ise zihinleridir.
(Tanıtım Bülteninden)


keyifli bir seriydi....

dracula'nın konuğu,bram stoker...


Bram Stoker'ın da iki öyküsünün bulunduğu farklı ve ünlü yazarların korku öykülerinden oluşan bu kitap pek bir eğlenceliydi.Ben çok keyif aldım.

kamelyalı kadın,alexandre dumas felis...


Üç Silahşörler gibi efsane mertebesine çıkmış bir kitabın yazarı olan (Daha önce okumadığımı itiraf edeyim:/ Elimde var ve okumak için sabırsızlanıyorum.Çok merak ettiğim bir kitap) Aleksandır Dumas'ın gayri meşru çocuğu olan Aleksandır Dumas Fils'in yazdığı Kamelyalı Kadın edrbiyat tarihinde bayağı tartışma yaratmış harika bir kitap mıdır yoksa değil midir diye.Biyografik bir aşk romanı.Ve bence harika değil.🤔 Cumartesi okuması olarak okudum bitirdim bu hüzünlü aşk romanını.Gerçek ysşanmış bir olaydan yola çıkolarak yazılmış ve Fransa'da Kamelyalı Kadın'nın bu hikayesi ve mezarı pek meşhurmuş ve giden turistler mezarlığı görmeden gelmezlermiş.
Ben şimdi Siyah Lale ve Üç Silahşörler için daha meraklı ve heyecanlıyım.

arka kapak:
Düşünceme göre, bir insan bir dili nasıl ancak ciddi bir şekilde öğrendikten sonra konuşabilirse, insanları da ancak iyice inceledikten sonra roman kahramanlarını yaratabilir.

Henüz yaratma yaşında erişemediğimden sadece anlatmakla yetineceğim.

Durum böyle olunca, okuyucuya bu öykünün gerçekliğine inanmasını söylerim. Bu romanın kadın kahramanı dışında bütün kişiler hala hayatlarını sürdürmektedir.
(Kitabın İçinden)

6 Mayıs 2017

falan filan postu..

kitap almama kararım var ve bunu 2017 de daha iyi uyguluyor sayılırım ama insan indirime girmiş liste kitaplarını görünce de dayanamıyor canım.
bu kitapları 2017 den beri tek  tek ara sıra almışım.bir bakayım neler dedim bu kadar olmuş :/
Allah ömür versin hepsini okuyup biitireyim inşllh.amin...
20 kitaplık bir hediye kolisi de istanbul'da ki kız kardeşlerime hazırladım.
hasılı duurumlar bu.
büyük bir hızlada okumaya devam ediyorum. yeni kitap almasam bitçek aslında bekleyenler.hadi bana ha gayret size de iyi hafta sonları..

son günlerden..

 bir müddettir bilgisayarım bozuk sadece youtubeden video izleyebiliyorum.film sitesinden bir şeyler açınca beş dakika geçmeden çat diye kapanıyor.:/
bende eski dizi ve filmleri tekrar izleyeyim dedim youtubeden ee elim mahkum.
izlediklerim şöyler:
elveda rumaeli.
avrupa  yakası
7 kocalı hürmüz (eski ve yeni versiyonları)
hacivat ile karagöz neden öldürüldü
arabesk
ulak
faynıl fantaazi :)i
peek çok siyah beyaz türk film
ve keanu reeves videoları :))
aklıma gelenler bunlar
 artık sığmadığım doğrudur.
 bu da  bilgisayar maceramız.bende gittim bir samsung tablet aldım.hemide kocamamnından.istanbul'a dönünce pcyi yeniliycem inşllh.
kalın bozulmayan teknolojiyle....:)

isa'nın bilinmeyen yılları kayıp tibet incili,nikolas notoviç...

İsa'nın Bilinmeyen Yılları ve Kayıp Tibet İncili
rus gezgin nikolas notoviç'in kaleme aldığı bu kitap yazarın tibete yolculuğundan başlayıp,budist tapınağında aziz issa'ya ait el yazması kutsal metinleri bulmasıyla son buluyor.

yazar bulduğu el yazmalarını titizlikle tercüme ettirip,kronolojik sıraya koyduktan sonra yayımlıyor.

yayımlandığı dönem oldukça tepki toplayan kitap İslam'ın İsa anlatımını da büyük ölçüde destekliyor.

bence okunması gereken güzel bir kitap.sadece kayıp tibet incili hakkında değil,yazarın 1887 yıllarında hindistan üzerinden tibet'e yaptığı yolculuk sırasında karşılaştığı budistler,hindular ve müslümanlar hakkında da pek çok bilgi ediniyorsunuz.

keyifle okunacak bir kitap.. kitaptan pasajlar:

yazarın budist rahiple aziz issa hakkında yaptığı konuşmadan:

ve onun,o güzel ömrünü n hataya düşen günahkarlar arasında geçip gittiğini okudukça ağlıyor,onu işkenceye mahkum edip sonra öldüren tanrıtanımaz barbarlara lanet ediyoruz.

kayip tibet incili'nden:

ve issa şöyle dedi:insanın elinin yarattığı mucizelere gönül bağlayıp inanmayın,çünkü sadece tabiatın hakimi olan Tanrının doğa üstü işler yapmaya gücü vardır.insanın ne rüzgara ne de yağmura sözü geçer... bunun üzerine issa dedi ki:....ben insanlara kalplerindeki lekeleri temizlemelerini öğütledim.çünkü Tanrının en hakiki mabedi insanların kalpleridir...

Hıristiyan dünyası tarafından kabul edilen İncillerde İsa'nın doğumu ve İlk çocukluk yılları anlatıldıktan sonra doğrudan çarmıha gerildiği ileri sürülen otuzlu yaşlarına geçilmektedir. Hıristiyan literatüründe ""kayıp yıllar"" olarak bilinen bu dönemde, belli belirsiz bir şekilde, İsa'nın çöllere çekildiğinden söz edilmesine karşın, nerede yaşadığı ve ne yaptığı anlatılmaz. Notoviç taralından tesadüfi bir şekilde Tibet'te bulunan yazmalara göreyse İsa on üç yaşmda ilahi bilgisini mükemmelleştirmek ve Hint-Tibet öğretilerini öğrenmek için doğuya gitmiş ve uzun yıllar burada kalmıştır. Roma İmparatorluğu'nun siyasi etkilerinden uzak bir bölgede kaleme alınmış olan bu metinlerdeki anlatım, İslam'ın Hıristiyanlıkla polemik halinde olduğu konularda nispeten Kuran'ı doğrulamaktadır. Elinizdeki baskıda kitabın Türkçe çevirisiyle birlikte yazarın sağlığında yayınlanan İngilizce metni de bulunmaktadır. 
(Ön Kapak)

eski bir okumanın hatırlanması...

huzursuzluğun kitabı,fernando pessoa...


Sevemedeğim altı yüz kusur sayfa için neler söylesem bilemedim.:/ Kitap duygusal günce şeklinde.Tüm kitap öznel duyguların anlatımıyla dolu.Internette biraz bakarsanız çok övülen bir kitap ama ben bu kadar kişisel anlatımı sevmedim.Kitabın en taktire şayan yanı edebi yönünün kuvvetti.Tüm duygular şiirsel bir ifadeyle dile getirilmiş.Söylediğim gibi çok öznel böyle bir kitap bin sayfaya da çıkartılabilir,on bin sayfaya da.

arka  kapak:

20. yüzyıl Portekiz edebiyatının büyük ismi Fernando Pessoa, sağlığında yayınlanan yapıtları olduysa da, esas olarak ölümünden sonra, yazılarını topladığı sandığın bulunmasıyla ün kazandı. Yaklaşık 27 bin sayfaya yayılan, farklı türlerde eserler veren yazar, bunların büyük bir kısmını kendi adıyla değil, birer yaşamöyküsüyle, kişilikle, hatta edebi duruş ve tarzla donattığı 70 ayrı kurmaca yazarın, dışkimliğin adıyla imzalamıştı; kötü bir Portekizce’yle ilkel doğa şiirleri yazan Alberto Caeiro, pagan dinlere inanan hekim Ricardo Reis, "içinde bir Yunan şairi barındıran Whitman" diye tarif edilen Alvaro de Campos gibi... Bu kurmaca yazarlardan biri olan Bernardo Soares, Pessoa’nın "yarı-dışkimlik" olarak nitelediği, ona çok yakın bir karakterdi ve Huzursuzluğun Kitabı’nın yazarı olarak yaratılmıştı. Soares, gündüzleri bir kumaş mağazasında çalışan, geceleri yağmurun sesinde, ayak seslerinde yalnızlığını duyumsayan bir Lizbonluydu. 
Huzursuzluğun Kitabı, kurmaca bir karakterin kendi hayatını anlattığı bir roman olarak görülebilir; ancak yazarla kahramanı sık sık birbirinin yerine geçtiğinden, Pessoa’nın hayatla ilgili kendine ait olan ve olmayan düşünceleri döktüğü, evirip çevirdiği bir denemeler, anlatılar toplamı olarak da kabul edilebilir. Pessoa bu kitap üzerinde 1913’ten itibaren çalışmaya başlamış, ölümüne dek parça parça yazmaya da devam etmişti. Sandık açıldıktan sonra, dağınık metinler bir araya getirilmeye başlandı ve 1982’de Portekiz’de yapıt ilk kez olarak basıldı; daha sonra, yeni bulunan parçaların eklenmesi ve elyazmalarında yanlış okunmuş yerlerin düzeltilmesiyle yeni basımlar yapıldı. 
Dünyayı seyretmekle yetinmek isteyen, eylemsizliği en yüce erdem ve gerçek yaşam olarak gören Soares, Pessoa için belki de dünyanın ve yaşamanın ne olduğunu gösteren bir perdedir. Huzursuzluğun Kitabı aynı zamanda, bir edebiyatçının ulaşmak istediği yapıtla kâğıda dökebildiklerinin arasındaki mesafedir de; hayal edilenin soluk, titrek bir sureti, gölgesi olarak kalmaya, kusurlu olmaya mahkûmdur; tıpkı bütün kitaplar ve bütün çeviriler gibi.


...