21 Haziran 2017

düşüncenin çağrısı,kant-schophenhauer,heidegger..


Kitap için ağır olur diye düşünmüştüm ama gayet akıcı okundu.Kitap üç düşünürün düşğünme etkinliği üzerine düşüncelerinden oluşuyor.#kant'ın bölümü her zamanki gibi anlaşılması zor ve dikkatli okunması gerekiyordu.#Schopenhauer'ın bölümü ise çok keyifli,akıcı ve insanın kendini eleştirmesini sağlayan bir şekildeydi.#heidegger'in bölümü isr ne diyo bu abi yea şeklindeydi.🤔😊Schopenhauer'dan söz etmek istiyorum beni çok düşündürdü.Çok kitap okuyanlara ciddi eleştiri yönetiyordu ve onlara "kitap filozofu"adını vermişti.Çok kitap okuyanların kendine ait düşüncelerinin olmadığı ve başkalarının aklıyla düşündüğünü söylüyordu.Kitap okumayı bırakın ve düşünün tarzında öğütleri vardı.Tabi bu O'nun düşünceleri.#Hegel hakkında yenilir yutulur olmayan cünsten sivri eleştirilerini de yine hiç çekinmeden sunmuş.☺Hegel,Schopenhauer hakkında neler düşünüyordu acaba.🤔Size biraz felsefi dedikodu😋Schopenhauer ve Hegel aynı üniversitede görev yaparlar ve Schop Hegel'i ciddi mana da kıskanıyordur.Ders saatlerini tam Hegel'le aynı gün ve saate koydurur.Hegel'in de en popüler zamanları tabi.Schop'un sınıfı sinek avlar ve daha da hırslanır.O yüzden tüm eserlerinde ciddi Hegel eleştirisi hep vardır.Schop hayattayken kıymeti bilinmeyen ve pekte sevilmeyen bir tiptir.Bu durum O'nun tüm eserlerine de yansır.Şişşt sakın söylemeyin a benden duymadınız.😉😁


Uzun zaman önce Parminedes 'to gar auto noein estin te kai einai: Düşünme ve varlık aynıdır' demişti. Düşünce tarihi boyunca çok çeşitli yorumlara konu olmuş olan bu söz sonunda bir varlıkbilim meselesi olarak kabul edildi ve rafa kaldırıldı. 

Descartes dünyanın ve insanın varoluşu üzerine büyük yalnızlık içinde yirmi yıl boyunca sürdürdüğü düşünmesini 'cogito, ergo sum: düşünüyorum, o halde varım' diye sona erdirdi. Bu, 'kuşku duyuyorum, demek ki varım' kestirmesiyle solipsizm (tekbencilik) uçurumundan kurtulma çabası olarak yorumlandı. 

'Düşündüğüm kadar ve düşündüğüm sürece varım' önermesi, hiçbir iddiası olmayan bir yorum olarak bile zihinlerde yer etmedi, dolayısıyla düşünmeyle var olmak arasındaki bağ uzunca bir zaman bir daha kurcalanmamak üzere örtük kaldı. 

Dünyanın ve insanın geldiği nokta her haliyle düşünmeye çağrıda bulunurken, karşılaştığımız her mesele bizi durup dinlemeye, dinleyip düşünmeye davet ederken neden düşüncenin izine rastlanmıyor? Düşünmeye bu ayak direyiş neye işaret ediyor? 

Yaşadıklarımız bu çağrıya karşı gösterilecek serkeşliğin düşünmeyle erişilecek olanın kendisini geri çekmesiyle sonuçlandığını gösteriyor: Kitap, milletçe varlığımızın tehlikenin eşiğine geldiği şu günlerde bu tehlikeyi savuşturabileceğimiz tek ve biricik tutumağa mütevazı bir ışık tutmayı amaçlıyor.


bak böyle adamlar ilazım :))

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorumlarınız için teşekkür ederim :)