23 Nisan 2017

ağrı'dan enstantaneler...






tiyatro bulduk kaçırır mıydık :))
geri sayıyoruz tatile....
bu yıl yoğun,yorgun ve hastalıklarla geçti,hayırlısıyla tiz bite inşllh...:)

korkunun ve dehşetin kapıları,giovanni scognamillo...



Kitap bir korku tarihi anatolojisi.Bayıldım,harika bir kitapti.Korkunun;romandan baleye,film müziklerinden çizgi romanlara kadar tüm sanat dallarındaki tarihi.
Edgar Allan Poe'dan Stephing King'e 1930'lu yillardan günümuze yazarlarindan,filmlerimden,yönetmenlerine kadar herkes kitapta.
Bol bol not alınıdi,her saife işaretlendi icabinda😉
Korku kitabı severlerin muhakkak okuması gereken bir kitap.Ayrica korku kitabı yazarlarina da nacizane tavsiyemdir.


Korku ve gizem edebiyatına başlamak için Türkiye'deki ilk ve tek kitaptır elinizdeki çalışma. Ülkemizde korku, gizem ve başka dünyalar deyince akla gelen ilk isim (ve mutlaka tek isim) şüphesiz Giovanni Scognamillo'dur. Korku edebiyatının, korku sinemasının, türün diğer unsurları olan müzik, tiyatro, çizgi roman vb. konuları, Yunan edebiyatından kadim Mısır'a ve bugüne getiren bir çalışmadır Scognamillo'nun bu eseri. Edgar Allan Poe'dan Bram Stoker'e, H.P. Lovecraft'tan Dennis Whitley'e ve Stephen King'den, Dean Koontz'a kadar korkunun ustalarının korku ve dehşeti sanata dönüştürmelerinin edebi dünyadaki izdüşümünü gözler önüne seriyor.

Giovanni Scognamillo Korkunun ve Dehşetin Kapılarında, korku, gizem, ve başka dünyalar edebiyatının ustalarına ayırdığı saygı bölümlerinde de türün doruk noktalarını zorlayıp, okuyucunun heyecan içinde kendinden geçmesine yol açıyor. Adeta sonsuz bir korku tüneli bir dehşet galerisi bir gizem müzesi yolculuğuna çıkarıyor. Ve gotik olmanın ne demek olduğunu korkunun arketiplerini gözler önüne seriyor.
(Tanıtım Bülteninden)


korku ağı,stephen king...


Goovanni Scognamillo'nun korku anatolojisi olan kitabı Korkunun ve Dehşetin Kapıları'nda Korku Ağı kitabından da uzunca bahsedilmisti.Tevafuken bende aynı anda ikisini da okumaya başlamıştım.Stephen King'in Dracula kitabina hayran olduğu ve o minvalde bir kitap yazmak istediği belirtiliyordu ama bence Dracula'nın yanından bile geçmemiş kitap.Bana J.K.Rowlling'nin bir kasaba hikayesi olan ölümüne sıkıcı olan kitabı Boş Koltuk'u çağrıştırdı.
Ayrıca Korkunun ve Dehşetin Kapıları kitabında Stephen King hakkında ki dedikodulara da yer verilmiş ve kitaplarını hayalet yazarlara yazdırdığı söylentisine değinilmişti.🤔 Sözcük başına ücret aldığı ayrıntısı da bence çok manidardı ve bence niye kitaplarının bu kadar uzun ve laf kalabalığıyla dolu olduğu da anlaşılıyordu.
Kitabı sevmedim,hayal kırıklığı oldu daha heyecanlı ve daha vampirli beklemistim kii🤔 
Medyum'u da okuduğumda aynı gayal kırıklığı olmustu.Bundan sonrasına ya nasip diyelim o zamn.

“Bak ve beni gör, cılız adam. Senin şömine önünde bir kitapla birkaç saat geçirdiğin gibi yüzyıllar geçiren Barlow’a bak. Bak ve elindeki sefil sopayla öldürmeye çalıştığın, gecelerin bu muhteşem yaratığını gör. Bana bak, yazar bozuntusu! Ben insan hayatlarını yazdım ve mürekkep olarak kan kullandım. Bana bak ve ümidini kes!” Jerusalem’s Lot küçük bir New England kasabasıdır ve burada da, benzeri yerlerde olduğu gibi dedikodular, tuhaf tipler ve saygı değer insanlar vardır. Tabii garip olaylar hakkında söylentiler de yok değildir; ama her kasabada olduğu kadar...

Yazar Ben Mears, çocukluk yıllarını konu alan ve o günlerden beri ona musallat olmuş korkularıyla yüzleşmek amacıyla bir roman yazmak için Lot’a döner. Çocukken tanık olduğu korkunç olayın gerçekleştiği ev Marsten Köşkü işte karşısındadır; fakat yeni ve gizemli kiracıları vardır. Kasabada bazı kuşkulu şeyler yaşanmaya başlayınca, Mears’ın belleğindeki karanlık anılar da canlanmaya başlar: Önce bir köpek hunharca öldürülmüş olarak bulunur, ardından bir çocuk kaybolur. Bunlar başlangıçta çok da sıra dışı olaylar olarak görülmez, fakat liste uzamaya başlar. Çok geçmeden kasabayı saran şaşkınlık hayrete, belirsizlikler dehşete dönüşecektir.

Televizyonu kapatın  daha iyisi, koltuğunuzun yanı başındaki hariç, bütün lambaları da kapatın. Ondan sonra, bu loş ışıkta sizinle vampirler hakkında konuşalım. Sanırım, sizi onların varlığına inandırabilirim.
-Stephen King-
(Tanıtım Bülteninden)

alice aynanın içinde,lewis caroll...


Bu kez aynanin icine daha da garip daha da absürd bir dünyaya gidiyoruz.
Çocukluğumdan beri enn sevdiğim hikaye bilmeyen kalmamıştir herhalde.

"Alice Harikalar Diyarında"nın kaleme alınmasıyla birlikte Beyaz Tavşan'ın peşine düşen Alice'in maceraları, bir çocuk kitabı olmaktan çıkıp 7'den 70'e herkesin severek okuduğu bir kitap hâline gelmiştir.

Yakamoz Yayıncılık olarak, bu serüveni kesintiye uğramadan tamamlayabilmeniz için iki kitabı bir araya getirdik.

"Alice Harikalar Diyarında" ile başlayan macera, "Aynanın İçinde" sayfalarında devam ediyor.
(Tanıtım Bülteninden)

hayatını boynunda taşıyan adam,halil bezmen...


Kitap yazarin otobiyografisi.Daha çok yazma ihtiyacını karşılamak icin yazmıs kitabı.Tüm hayatından kesitler yer aldığı halde tum kitabin notlari 1980 yılının tamamında düşülmüş.
Bir yandan biyografi okurken bir yanda Turkiye'nin kaderini kökünden etikeleyen bu yilin bir nevi poanaromasini izleyip okuyacagiz zannetsemsem de oyle olmadı.Yazarin ilk ve son askinin yazar uzerinde biraktigi etkileri ve anilari vardi.

arka kapak:


Halil Bezmen bu kez, yelkenlisi 'Hayatını Boynunda Taşıyan Adam'la, yakın tarihimizin çalkantılı sularında seyrediyor. Rotasını, insanın en gizli kalmış noktasına, 'Kalbinin Kalbine' çeviren yazar; yolculuğu esnasında hızını bir an bile kesmiyor, tersine artırıyor!
Pusulası ise, AŞK!..
Bu tehlikeli yolculuk, yazarı dev dalgaların arasında saklanmış birçok soruyla buluşturuyor: 
  • Bir üniversite öğrencisi, neden bir vergi dairesini ateşe verir?
  • Bir erkek, kendini kadınların bağımsızlık savaşına adayabilir mi?
  • Modern bir ailenin birçok yasa dışı eyleme bulaşmış oğluyla, inançlı ve dürüst bir din adamı; kardeşliğe yakın, ömürlük bir dostluk kurabilirler mi?
  • Kocasının onu sürekli aldatmasından bıkan bir ev kadını, hayatını değiştirmenin anahtarını, kendisini satmakta bulabilir mi?
  • Bütün bir milletin öfkesi; tek bir kişi üzerinde toplanabilir mi?
  • Hayatını Boynunda Taşıyan Adam, yakın tarihimizdeki askeri darbelerin darmadağın ettiği yürekleri; bıçak kadar keskin, tokat kadar ağır bir gerçekçilikle masaya yatırıyor.
  • 16 Nisan 2017

    barbaros,halil bezmen...


    Eleni'nin oğlu Osmanlı tarafından idam edilir ve o da ana yüreğiyle Osmanlı'ya lanet eder,böylelikle üçyuz yıl süren Osmanli donanması felaketleri başlar.Biz de tüm hikayeyi Barbaros Hayrettin Paşanın haritacısi Ali'nin günlüğunden dinleriz.
    Osmanli tarihine daha objektif bir bakiş açısiyla yazilmıs tarihi bir roman.Gayet keyifliydi.Halil Bezmen kalemini cok sevdim.

    arka kapak:

    "Başarılarımın sebebi benim büyük adam oluşum değil, düşmanlarımın büyük hatalar yapmış olmasıdır!"

    Pargalı İbrahim Paşa, Barbaros'un istediği gibi, Amerika kıtasına sefere izin verseydi Osmanlı'nın kaderi değişir miydi?Bir lanet, Osmanlı donanmasının sonunu getirebilir mi?Osmanlı'nın yüzyıllarca yaptığı kara ve deniz seferlerinden elde ettiği ganimet, yaptığı masrafı karşılamış mıdır?Hürrem Sultan'ın eli Avrupa'ya kadar uzanmıştı ve orada tuttuğu suikastçıya, Barbaros'u neden öldürtmek istemiş olabilirdi?Barbaros'un haremindeki beş kadın onu taparcasına seviyorken, Barbaros gerçek aşkı neden Maria Flavia'da buldu? Buna rağmen yaşadığı büyük ihanet neydi?Pargalı, Hürrem'in saraydaki gücünü kırmak için Barbaros'tan Avrupa'nın en güzel kadını olan Kontes Gonzaga'yı kaçırmasını istedi mi?

    elimde iki kitabı daha var ve sıra onlarda ;)

    prens sabahddtin'nin saklı hayatları,halil bezmen...


    Halil Bezmen ilk kez okuduğum bir yazardı ve kalemini çok sevdim,bundan sonra devamı gelir.Çalkantılı bir hayatı olmuş,hapse girip Rahşan Affından yararlanıp çıkmış ve kendini yazmaya ve araştırmaya vermiş.Artık bir yazar olarak tanınmak istiyormuş.
    Kitaba gelince;2.Abdülhamit'in yeğeni,Ademi Merkeziyet fikrini ve Kişisel Gelisim fikirlerini geliştirmiş bir Meşrutiyet dönemi aydını,dayısına (padişaha)muhalif görüşleriyle hayatını geçirmesine rağmen Osmanlı hanedanının Türkiye'den çıkarılmasıyla sınır dışı edilmiş ve Fransa'da vefat etmiş bu düşünürün kurgusallaştırılmış bir biyografi romanı.Hem Prens Sebahattin'nin hayatını hem de fikirlerini anlatırken arka planda bir imparatorluğun tarih sahnesinden silinişini,Ittihat ve Terakki'nin ülkeye verdiği geri dönülmez zararları ve en sonunda yeni bir ülkenin kurulmasını izliyoruz kitapta.
    Ben kitabı çok sevdim,çok güzel bir kitapti ve hemen yazarin yeni kitabina başladim.
    Meşruti Osmanlı'dan Cumhuriyet Türkiye'sine devrimci bir Prensin hanedan ailesiyle birlikteki hazin öyküsü....




    arka kapak:

    Önemli olan sebeptir.
    Sonuç sadece, sebebin sıçtığı b*ktur.

    "Ensemden giren bir kurşunla öldükten sonra, şerefimi kaybetmiş olmamın ne önemi kalır ki? Değersiz bir ayrıntı!" 
    "Hayır, esaslı bir ayrıntı! Siz tarihin çöplüğüne atılıp, orada çürüyeceksiniz. Oysa ben, tarihe geçeceğim ve ebediyen hatırlanacağım!"
    "Başarısız bir devrimci olarak; şimdiden unutuldunuz bile!" Bu kez, Prens Sabahaddin gülümsedi: "Başarı, futbol gibi değildir. Kazananı belirlemek için doksan dakikalık zaman sınırı yoktur. Benim fikirlerim, ben öldükten yüz yıl sonra, Ankara Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilse ve milletçe uygulanmaya başlansa bile, yine başarı sayılır! Ölümden sonra gelen zafer, çok daha büyük olur!"

    "Can yakmayı önemsemeyince, kazanmak kolaydır, oğlum!"
    "Maksat uğruna can cömertliği yapanlara, biz Cemiyette 'Fedai' deriz."


    harika bir yazar keşfetmiş olmanın mutluluğu içerisindeyim....

    biraz ordan biraz burdan.

     kelebek gibi uçar,arı gibi sokarım evvelAllah :))
    en nihayetinde boksa başladık azizim.
    süper stres attırıyor,heyecanlı ve cesaret isteyen bir spor.


     bende netice bu :)))
    boks maceralarımız devam edecek tabi ki.
     minikim muradına erdi.bir yandan annesiyle boksa gidiyor bir yandan gitar dersine gidiyor.en mutlumuz şuanda koca danam :))
    biraz değişiklik çok iyi gelde ana kız ikimize de.zira ciddi ihtiyacımız varmış.bu yıl inanılmaz yoğun geçti çünkü.
    ağır bir kış atlattık,-35 38'lerden yukarı çıkmadık,üç okulda görevliydim bu yıl,iki kez buz da düştüm,tüm aile bronşit geçirdik,boyun fıtığım çıktı ve sol kolumu ciddi incittim...://
    ardından müzik,spor bize çok iyi geldi çok.
    sporla,müzikle,sağlıcakla kalın....

    9 Nisan 2017

    hediyeli post...

    kitapeylemi'nin bana hediyeleri.tekrar tekrar teşekkürler...

    mıddlesex,jefrey eugendies...


    Nihayet bitti.Nette abartıldığı kadar harkulade olduğunu düşünmesem de yazarın hikayeciliği güzel.Zaman da atlanılarak olaylar anlatılmış.Bu da kitaba hoş ve farklı bir hikaye tadı bırakmış.Bir yandan Yunan bir ailenin hikayesi anlatılirken bir yandan da Kurtuluş Savaşından başlayan tarih anlatıcılığı modern zananlara ulaşıyor.Ama kitabın bariz taraf tuttuğu,çok objektif olmadığı ve Türklere karşı antipati besledigi ve bilinçleri de bu şekilde etkilemeye çalıştığı aşikar.600 küsur sayfa da çok gereksiz ve okuyucuyu zorluyor.Bunun dışında dediğim gibi hikaye tekniği çok güzel ve akıcı bir anlatımı var.Okunası bir kitap olsada benim için nette söylendiği gibi okunacak bin kitap arasında kesinlikle yer almaz.Ne muhtesem ne çok kötü bence bir romanda olmasi gerekenler var.
    Kurtuluş Savaşı Bursa'sindan Amerika'ya bozuk genlerin yolculuğu...


    arka kapak:

    2003 PULITZER EDEBİYAT ÖDÜLÜ

    "21. YÜZYILIN EN İYİ 12 ROMANI" seçkisinde (BBC'nin 2015 yılında dünyanın önde gelen kitap eleştirmenleri arasında yaptığı anketin sonucu)

    "ÖLMEDEN ÖNCE OKUMANIZ GEREKEN 1001 KİTAP”tan biri



    Ben iki kez doğdum: İlkinde 1960 yılının Ocak ayında, Detroit için inanılmaz derecede dumansız bir günde kız olarak ve daha sonra tekrar 1974 yılının Ağustos ayında Petoskey'de bir acil kliniğinde, ama bu defa ergenlik çağında bir delikanlı olarak. 

    Bu cümleyle başlıyor, içinde bulunduğumuz yüzyılın en büyük romanların biri olarak gösterilen Middlesex. Kuşaklar boyunca ondan ona geçip sonunda küçük bir kızın, Calliope Stephanides'in bedeninde çiçeklenen bozuk bir genin hikayesi bu. Genin yolculuğunun sonlandığı yerde, Calliope'nin kendi yolculuğu başlıyor, karşısında ise o yaman soru: Bizi biz yapan şey nedir; genlerimiz mi, seçimlerimiz mi? Ve böylece dinlemeye başlıyoruz Stephanides ailesinin Osmanlı Bursası'ndan Henry Ford'un Detroit'ine uzanan, çağın tüm gelgitlerinden nasibini almış seksen yıllık büyüleyici öyküsünü. Koza Han, İzmir yangını, hayalleri taşıyan dökük gemiler, fabrika dumanları altında kıpırdanan Detroit, içki yasağı, ayaklanmalar, onca hayal kırıklığına rağmen tükenmeyen olasılıklar… Sonunda birleşip Calliope Stephanides'i oluşturacak tüm parçalar. 

    Eugenides dokuz yılda yazdığı Middlesex'te üç kuşak ve iki kıtaya yayılmış bir aile hikâyesini tabulara ve dogmalara alaycı bir dille karşı çıkarak, inanılmaz bir akıcılıkla anlatıyor. Bugüne kadar 35 dilde yayımlanan ve üç milyonun üstünde okura ulaşan Middlesex, bir modern zamanlar destanı. Ve tüm destanlar gibi, kahramanlarının hikayesinden çok daha fazlasını söylüyor bize. (Tanıtım Bülteninden)