hakan günday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hakan günday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Kasım 2018

Az,Hakan Günday...


Bir #HakanGündaykitabının daha sonuna geldim ama bu kitabı adı gibi #az sevdim.
Diğer okuduklarım gibi dili beni içine çekip alıp götürmedi.Birde karakterlerin başına gelenler beni bu sefer çok daha fazla etkiledi ve yordu.😞Katıksız şiddet ve acı veren şidet içerikli cinsellik insanı yoruyor gerçekten.Ama yinede Günday'ın romancılığı tattışma kaldırmaz.
Not:Görselden de anlaşılacağı gibi kış gelmiş.🙇‍♀️


arka kapak:

Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az... 

O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum... Az...

Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. 
Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. 

O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında.

Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar.

Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. 

Senin ve benim gibi...

kitapla kalaın...

31 Ağustos 2018

daha,hakan günday...


Kinyas ve Kayra'dan çok daha fazla sevdiğim bir kitap oldu #daha.Kinyas ve Kayra'yı okuyunca ne yorum yaptıysam hepsini David Lynch kısım hariç geri alıyorum.Çünkü yazarın okuduğu,sevdiği,örnek 
alp etkilendiği hangi yazar olursa olsun#HakanGünday'ın 
kendine has bir yönü olduğuna karar verdim zira uslubu muhteşem.Konuları ne derece zorlayıcı olursa olsun yazarlık tarzı gerçekten çok güzel.Kitaba başlamanızla uslup sizi alıp götürüyor.David Lynch kısmına gelince,
yönetmen Mulholland Drive da delirmenin resmini çekip hareketli bir şekilde bize sunarken,Hakan Günday'da Daha'da delirmenin hikayesini yazmış,film aklımdan çıkmadan kitabı okudum.Kitabın ilk kısmı çok etkileyici ve gerçek gibiydi.Özellikle Afganların anlatıldığı kısım çok sinirlerimi bozdu.Öyle dehşetti ki gözlerimin dolması gereken kısımlarda adeta kanım dondu.Bunun bir sebebide Ağrı'da çok Afgan olması olabilir.Özellikle on beş tatilde Hatay dönüşü saat sabahın üçünde Ağrı soğuğunda şehrin bir ucundan diğer ucuna yürüyerek(çünkü araca bindirmek yasakmış)ayazda otogara giden Afganlar içimizi parçalamıştı,otogarda günlerce yerlerde yatanlar da cabası....O yüzden kitabın ilk kısmı çok etkileyiciydi.Insanın insanlık onuruyla yaşamasının ne derece değerli bir nimet olduğunu bir kez daha anlıyor ve Allah vatanımıza,
milletemize,devletimize zeval vermrsin diyorsunuz.Ben kitabı bu duygu ve dualarla okudum zira.Güçlü bir devlette yaşamanın önemini bir kez daha kavradım ve tabi ümmet- Muhammedin ahlaken toplanıp kendine gelmesi gerektiğini esefle düşündüm.
Çünkü bir müslümana onuru,gururu,kalitesi,ahlâkı ve insan gibi medeni bir şekilde yaşamak yaraşır....İlk bölüm böyle böyle bitti.Ikinci bölüm çok daha kurgusaldı ve deliren genç bir adamın bütün duygularını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyordu ama psikolojik olarak ilk bölüm gibi kötü olmadım.Ama delirmeyen biri deliren birini nasıl bu kadar iyi anlatır diye düşünmedim değil...Ayrıca sağlıklı bir ailede sevgiyle büyümeyen her çocuğun büyüyünce sağlıklı bir birey olmasına imkan yok bunu bir öğretmen ve bir anne olarak kitabı okurken bir kez daha düşündüm.Ve de ergenlerin eğer vicdan,merhamet ve insan sevgisi öğretilmezse tehlike arz edebilecekleri gerçeği de  çıktı karşıma.Ayrıca yazarı ve kitaplarını bilsem de yazar hakkında hiç malumatımın olmadığı doğrudur.🙈Daha hakkında daha çok şey söylenir ama kendiniz okuyup tecrübe edin bence....

arka kapak:

Siz bu cümleyi okurken, bir yerlerde insanlar, ülkelerindeki savaş, açlık ve yoksulluktan kaçmak için sonu zifiri bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyor. Ancak bu hikâye o kaçak göçmenlerle değil, onları kaçıranlardan biriyle ilgili. Adı Gazâ. Babası bir insan kaçakçısı, Gazâ da onun çırağı. Henüz 9 yaşında. Yani, hayata ve insana dair, öğrenmemesi gereken ne varsa, hepsini öğrenecek yaşta.

"Doğu ile Batı arasındaki fark, Türkiye'dir. Hangisinden hangisini çıkarınca geriye Türkiye kalır, bilmiyorum ama aralarındaki mesafe Türkiye kadar, ondan eminim. Ve biz orada yaşıyorduk. Her gün politikacıların televizyonlara çıkıp jeopolitik öneminden söz ettiği bir ülkede. Önceleri çözemezdim ne anlama geldiğini. Meğer jeopolitik önem, içi kapkaranlık ve farları fal taşı gibi otobüslerin, sırf yol üstünde diye, gecenin ortasında mola verdiği kırık dökük bir binanın ada ve parsel numaralarıyla yapılan çıkar hesapları demekmiş. 1.565 km uzunluğunda koca bir Boğaz Köprüsü anlamına geliyormuş. Ülkede yaşayanların boğazlarının içinden geçen dev bir köprü. Çıplak ayağı Doğu'da, ayakkabılı olanı Batı'da ve üzerinden yasadışı ne varsa geçip giden, yaşlı bir köprü. Kursağımızdan geçiyordu hepsi. Özellikle de, kaçak denilen insanlar… Elimizden geleni yapıyorduk... Boğazımıza takılmasınlar diye. Yutkunup gönderiyorduk hepsini. Nereye gideceklerse oraya… Sınırdan sınıra ticaret… Duvardan duvara…"

kitapla kalın...

22 Ağustos 2018

kinyas ve kayra,hakan günday...


İlk defa #hakangundayokudum ama kesinlikle son olmayacak.Yazarın konuyu işleme tarzı insanı zorlasada uslubu muhteşem.Benide roman okurken en etkileyen şey yazarın uslubudur.Ciddi Murakami etkileri var yazarda ağır bir Tutınamayanlar etkisi ve daha bilmediğim nice yazarlar ya da fark edemediğim....Kitapta amacı bence bir olay örgüsü oluşturmaktan çok,ki bir hikayenin giriş-gelişme-sonucunu içermiyor kitap roman kahramanının anıları var,hayata karşı duygu ve düşüncelerini varoluş çabalarını,ki kitap tüm kitap boyunca Sartre gibi varolmaya çalışıyor,insanı tokatlayan hatta midesine bir yumruk atan efektle anlatmak.
Felsefe,tarih,psikoloji,varoluşçuluk,yazarın müzik zevki... tıpkı Murakami edasıyla yerleştirilmiş hikayeye ama yazarın tarzı Murakami gibi duygusuz ve mekanik değil.Kalemi çok güçlü ve çok satırın altını çizdim.Yine de 560 sayfa olmasa da olurmuş bence 😁Çok merak ettiğim bir yazardı beğenirim diyordum ama yine emin değildim.Kalemini çok ama çok sevdim yine de dediğim gibi hikayeyi okuyucuyu tokatlayarak anlatmış adeta dehşete kapılıyorsunuz ve bu durum aslında biraz da yapay bir durum oluşturmamış değil,hadi canım sende gibi bir hisse de kapılmıyorsunuz değil.😁Yazarın uslubundan ayrı hikayeyi oluşturduğu kısım bana David Lynch'in tarzını hatırlattı oda izleyicisini kirpi üstünde filmini izletmekten hoşlanıyor.😉Günday'da böyle bir durum seviyor olabilir ilk okuduğum kitaptan çok net bir çıkarım yapmayayım.Kısacası kitabı beğendim ama ikinciye asla okumam.🙈onca acıya bir daha katlanamam ama aynı yazarlık lezzetini başka kitaplarda yeniden tatmaya hayır demem.Oğuz Atay,Murakami,Sarte okumayı seviyorsanız bence Hakan Günday'da seversiniz 560 sayfa boyunca bir varolabilme çığlığı...
Kitabın sonunda da yazar numarasını da yapmamış değil.😉

☕ 

arka kapak:


"Hiç uykum yok. Hiç uyuyamıyorum. Domuz gibi içiyorum. Ama gözlerimi kapalı bile tutamıyorum. Sabaha beş saat var. Annemi düşünüyorum. Nerededir şimdi? Aynada kendime bakıyorum bazen. Ve tek kelime etmesem bile vücudum yaşadıklarımı, hayattan ne anladığımı anlatmaya yetiyor. Sağ omuzuma kendi çizdiğim kelebek, beğenmediğim için üzerine attığım çarpı işareti ve altında aynı kelebeğin bir Japon tarafından çok daha iyi işlenmişi. Sol dirseğimin iki parmak yukarısındaki kurşun yarası. Bileklerimdeki otuz dört dikiş. Medeniyeti bir aralar, herkes gibi yaladığımı kanıtlayan apandisit ameliyatımın izi. Ve sırtımı kaplayan, Tanrı'nın yüzü. Bilmiyorum... Hızlı yaşadım. Ama genç ölmekten çok, hızlı yaşlandım! Ama hayattayım.

Kayra, bir gün bana 'Mutsuzluğuna hiçbir çare aramıyorsun' demişti."

var kalın efendim :)
Related Posts with Thumbnails