soren kierkegaard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
soren kierkegaard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2019

ölümcül hastalık umutsuzluk,kierkegaard...


Jean Paul Sartre'ın 250 sayfa boyunca varoluşsal çığlıklar attığı Bulantı'sını okurken çok sevdiğim Haykom Cepkinimin hasıl-ı kelam niteliğinde ki şarkı sözleri "Gözümde yaş bomboş elim,hiç bir şeyin dibindeyim" kulaklarımda çınlamıştı.Varoluşsal kriz bu kadar net,bu kadar güzel ifade edilebilirdi....Varoluşsal felsefenin kurucularından kabul edilen Kieekegaard'ın umutsuzluk üzerine yazdığı bu kitabı da okurken en sevdiğim film kahramanın en sevdiğim repliği kulaklarımda çınladı.Ne diyordu Eoumnd oğlu Eomer "Umut bu topraklardan gitti."Umut etmeyi uzun bir süre önce bırakmış biri olarak Kierkegaard'ı okumak acı vermeliydi ama o da olmadı benim için.Yalnız umutsuzluk üzerine yapmış olduğu psikolojik tahliller çok sağlamdı.Özellikle ikinci bölümde ki dindar Hristiyan için yaptığı çözümlemeler keyfliydi.Gerçi "umutsuzluk günahkarlıktır"diyor ve bu bakış açısına göre ben düşünürümüz için günahkar bir kulum ama ilk bölümde yaptığı "umutsuzluğa bir kere bile kapılmamış insan yoktur"şeklinde ki psikolojik tahliline göre de sıradan bir modern çağ insanıyım.
#kierkegaard kitapta bu şekilde yer yer kendiyle çelişkiye düşüyormuş gibi görünse de bunun nedeni derin psikolojik tahlil gücünden kaynaklanıyor.Sabırlı,dikkatli ve derin bir okuma istiyor kitap.Bende sabır ve dikkat kısmı eksik o yüzden "of içimi şişirdin adam"kabilinden kendi kendime hayıflandığım oldu ama varoluşsal problemler yaşıyorsanız ve Aratorn oğlu Aragorn gibi "Hala umut var."diyorsanız ki Eomer gibi de düşünseniz bu kitabı okumalısınız.Arada patlar çatlarsınız ama olsun.🙊Bu arada Kierkegaard'ın da kendi içinde ince esprili bir dili var.Özellikle Hz.Ibrahim'in kurban olayını irdelediği Korku ve Titreme'sinde bu dil daha belirgin.Ben gerçekliğe olan inancını yitirmiş biri olarak varoluşsal felsefeyi sevmiyorum.Netice de "Kaşık yok!" hangi varlık...? Umutta yoksa geriye insan olmaktan ne kalır...? Geriye hiç bir şey kalmıyor,nur topu gibi bir depresyon ve mutsuzluk...Işte Kierkegaard'da bunun peşinde.Bir umut ve mutluluk formülü var mı peki?Onu da siz okuyunca görün..


arka kapak:
Soren Kierkegaard; şu Danimarkalı filozof, varoluşçuluğun babası... Kierkegaard’a göre umutsuzluk evrenseldir, çünkü insan sonluluktan sonsuzluğa geçişi umutsuzluk yoluyla gerçekleştirir. Umutsuzluk kaçınılmazdır, onu bir an olsun yabana atamayız. Benliğin iflah olmaz hastalıklarına karşılık umut üzerine topyekûn iyimser bir felsefe geliştirmek ruhumuza yapılabilecek en ağır saldırılardan biridir. Bir mustarip kötü bir teselliyle avutulabilir mi? Umut üzerine gerekli-gereksiz sarfedilen sözler ölümcül bir hastanın yanında yapılan gaflara benzeyecektir ve pek az teskin edicidir! Oysa umudunu sonuna kadar tüketmiş bir ruh hali gerçeği kavramak adına daha doğru bir adım atmış olur. Umutsuzluk kaçınılmazdır, insanın karşıtların bir sentezi olmasının, daha doğrusu diyalektik bir varlık oluşunun gereğidir. Sonlu varlığı ile sonsuz varlığı arasına sıkışan insan “kendi olma” sürecini umutsuzluk içinde yaşar.



Kierkegaard için umutsuzluk ölümcül hastalıktır. “Bu hastalıktan ölünmesinden veya bu hastalığın fiziksel ölümle sona ermesinden çok, bu hastalığın işkencesi, can çekişen ama ölemeden ölümle savaşan kişi gibi ölememektedir, sürekli bir can çekişme hali içindedir.” “Ölümcül hastalık dar anlamda kendisinden sonra hiçbir şey bırakmadan ölüme giden bir hastalık demektir. Ve umutsuzluk budur.” Umutsuzluğun özü yaşamın hiçbir şey olmamasıdır.



Kierkegaard bir dinin çerçevesi içinde yapıtlar üretmesine karşılık aynı zamanda insanoğlunun en temel sorunlarını ortaya koyar. Kierkegaard birden ve doğrudan varoluş gizeminin içine dalar. Hegel’de en üst noktasına ulaşan akıl ve sistem felsefesine karşı bireyin varoluşunun akıldışılığını, paradoksunu açığa serer.

felsefeyle kaıln...

27 Eylül 2017

toplu eserler,soren kierkegaard...


toplu eserleri 1
Söze #kierkegaard'ın beni şaşırttığını söyleyerek başlayayım.
Ilk kısmı okurkes sen feylesofsun adam nedir bu #geothe'nin #gencwertherinacilarikılıklı hikayesi dedim.🙊😶Şaka bir yana kadim filozofların felsefi eserleri nasıl aynı zamanda edebi birer sanat eseri de kabul ediliyorsa aynı kural kesinlikle sonraki dönem filozoflar içinde geçerli.Işte bu kitabında edebi yönü felsefi yönüne adeta ağır basmış.Ilk kısım iki aşığın mektuplaşmalarından oluşuyor.Öyle laletayi yazılar değil,edebi yönüyle sizi etkileyen mektuplar.Hikayesi ise şöyle;genç bir erkek güzel bir kadını yazdığı mektuplarla aklını başından alırcasına onu elde edene dek yazar ve kadını elde ettiği anda tüm hevesatı geçer.Kadın ise sevildiğini sandığı,kör bir pişmanlık ve derin aşk acısıyla ortada kalır.Ve bu bölümde kadının ızdırabını yazdığı,erkeğin de kadını elde deinceye kadar yazdığı mektupları okuruz.(Çıkaracağımız ders ise:Kızlar dikkatli olun! Önünüze gelene kanmayın.)İkinci kısma gelince;onunda birinci bölümden aşağı kalır yanı yok.Yazarın kişiliğin gelişimiyle ilgili düşüncelerini okuruz.Içerik olarak ağır bir felsefi kitap olmasa da roman gibi de çarçabucak okunabilen bir kitap değil,sabır istiyor.Ama Kierkegaard'ın tarzını #Scophenhauer'e çok benzettiğimi de söyleyeyim.Içeriği ilginizi çektiyse ve Werther'in Acıları'nı okuyup benim gibi hayran kaldıysanız bu kitabı da seversiniz diyebilirim.


toplu eserleri 2

Varaoluşçu felsefenin babası kabul edilen #kierkegaard ayrıca çokta iyi bir edebiyatçı.
Söyleyeceklerini çok güzel edebi bir uslupla söyleme gücüne sahip ama ah bu #yasonyayinlari her kitap basımında olduğu gibi bu kitabın basımında da hatalarla dolu bir baskı ortaya çıkarmamış olsa.Kierkegaar'da ait toplu eserlerin ikincisi olan kitap iki ana bölümden oluşuyor:Evliliğin estetik gerçekliği ve Korku ve Titreme.Kierkegaard,yazılarını Johannes de Silentio adlı hayali bir karakterin ağzından kaleme alıyor.Kitabın ilk bölümü adından da malum ikinci bölüm ise iman üzerine.İman bölümüne "korku ve titreme"başlığını vermesi çok manidar.Zira imanın içinde bu her iki duygu mevcut.Iman konusunu 
Tevrat'ta geçen Hz.Ibrahim'in oğlu Hz.Ishak'ı kurban etmesi (Tevrat inancına göre) kıssasundan yola çıkarak ele alıyor.Bu kıssa üzerinden etik ve dinin bağdaşmaz olduğu yönünde kendi felsefi duruşunu anlatıyor.Kafka gibi bir yazara ilham kaynağı olmuş Hiddegar'la birlikte varoluşçu felsefenin atası kabul edilmiş filozofluğunun yanında edebiyatçılığına da hayran bırakan bir düşünür.Ama aramızda kalsın bu varoluşçu felsefe beni biraz baymıyor değil.😉



Soren Aabye Kierkegaard (5 Mayıs 1813-11 Kasım 1855), Danimarkalı filozof ve teolog.
Kierkegaard dindar babasının etkisiyle din eğitimi alarak ve katı bir dini atmosfer içinde yetişti.Tüm yaşamında bu çocukluğun etkisi görülür.Kendisi de dinsel düşünceleri olan birisi olmakla birlikte sürekli din adamlarıyla, kurumlarıyla ve düşünceleriyle çatışma halinde oldu. Mevcut Hıristiyanlığın yozlaşmış olduğunu ileri sürdü ve Hıristiyan inancinin tamamen yenilenmesine yönelik eleştiriler geliştirdi. Kierkegaard, din ve Tanrıyı tamamen bireysel bir konu olarak değerlendirdi. Bu yönde giderek sistematik felsefenin bireyi göz ardı eden bütüncüllüğünü de reddetti. Felsefesinde bireyi merkeze aldı.

Kierkegaard, varoluşçuluğun öncülerinden sayılır.Varoluşçu felsefe bir bakıma her varoluşçu filozofta kendine özgü bir nitelik kazanarak ayrıca tanımlanır, ancak bilinen genel nitelikleri ve felsefi özgürlüğü açısından varoluşçuluğun kurucu isimlerinin başında Kierkegaard sayılmaktadır. Kierkegaard´ın belli bir felsefî sistematik geliştirmediği doğru olmakla birlikte (Kierkegaard bu anlamda Nietzsche gibi bağımsız ve dizgesiz filozoflardandır), kullandığı kavramlar ve felsefe yapma tarzı sonradan varoluşçu felsefelerde görülen nitelikleri barındırır. Kierkegaard´ın itiraz ettiği ve sürekli eleştirdiği filozof Hegel´dir. Hegel´in rasyonalist ve sistematik felsefesi Kierkegaard için kabul edilemezdir.Varoluşçu felsefelerde görülen kavramların çoğunluğu öncül olarak Kierkegaard´da görülür: saçma, bunaltı, korku ve kaygı.Kierkegaard´ın felsefî sorunsalı bir bakıma mevcut Hıristiyanlık içinde ve hatta karşısında nasıl iyi bir Hıristiyan olunacağı noktasına da bağlıdır. Kierkegaard, felsefe tarihinin soyut mantıksal kurgularla geliştiğini ve bu nedenle bireyi, bireyin gerçek yaşamını gözden kaçırdığını düşünür.Ona göre varoluş, somut ve öznel insanın yaşamıdır.Bu nedenle felsefe somut düşünmeye, yani varoluşa yönelmelidir.
(Tanıtım Bülteninden)
felsefeyle kalın...
Related Posts with Thumbnails