kaan murat yanık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kaan murat yanık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2015

Butimar,Kaan Murat Yanık.

Butimar'ı okuduğum süre boyunca beni etkileyen gördüğüm tüm rüyaları hatırladım
Bir vakit kabus hastalığına yakalanmış kabuslarımda gördüğüm tüm sıkıntılı şeyleri hayatım da tecrübe etmiş ve artık aynı Freddy Krueger filmlerinde ki kabus görmek istemeyen kurbanlar gibi akşam sabah kahve içip rüya görmemek için dua eder hale gelmiştim.
Çok çok daha eskilerde ise rüyalarımda uzaylılara karşı savaşan direniş 
örgütü lideri olduğumu rüyalarımda görürdüm.:)
 Bir de film gibi olan rüyalarım vardı,artık böyle rüyalar da görmüyorum, her biri yazsam kitap olur.Özellikle hatırladığım yıllar yıllar önce Edirne'de okuyan kız kardeşimin yanına gittiğimde görmüş olduğum rüya ki senelerdir o rüyayı kaleme almak isterim, hafızam da yeniden canlandı.
Ama ne rüya,Sigmatorya'da geçen Sigmaların rüyası :) Daha yazmak istiyorum ama ya hikayem çalınırsa :)))) tam bir bilm kurgu film olurdu bu rüyamdan,baş kahramanın adı Lord'du siyah bir kıyafet üstüne siyah bir pardesü giyiyordu ve Sigmatorya'da ki tek insandı.Enteresan şekilde çok Evanjelik,Mesihçi bir rüyaydı.:) Bu rüyayı gördükten sonra ilk Matrix filmi yayınlanmış ve Neo'yu görünce şok geçirmiştim.O benim Lord'um du ama uzun saçlı olması gerekiyordu :) Daha neler neler.300 sayfalık kitap olabilecek bir hikayeyi ben bir gecelik,ki aslında en uzun rüya beş dakikaymış,rüya içerisine sığdırmıştım :/
Neyse daha fazla rüyamı anlatmayacağım.Bu benim rüyalarım arasında en özel yere sahip olan en sevdiğim rüya.Belki gün gelir sağlam bir bilim kurgu kitabı olarak yazabilirim,kimbilir.

Beni rahatsız eden tüm o rüyalar haricinde gördüğüm rüyalarımın yüzde sekseni belki de hep bilim kurguydu.Bunları hatırlayınca üniversitede ki arkadaşım Yusuf Hoca'nın bana :Su Hoca biraz da normal insanlar gibi düşün,az bilim kurgusuz düşün dedikleri aklıma geldi :) 

Sonra bir akşam ,kitabı daha okumaya devam ederken,geçen haftaydı sanırım,Kaan Murat Yanık'ın twitterda ki bir gönderisine yorum yapmadan önce rüyalarımı yönlendirdiğim zamanları hatırladım.Bunu bir çok kereler yapmıştım.Özellikle kabus gördüğüm zamanlarda:bu bir rüya ve benim rüyam,kötü devam etmek zorunda değil deyip gidişatını beni rahatlatacak şekilde değiştirdiğimi hatırladım.Bir kez olmak şartıyla da rüyamı tasarlayabildiğimi de hatırlıyorum.Bir daha yapamadım.
Ama rüya tasarlayabilseydim eğer,Yüzüklerin Efendisini, tasarlar bir Rohan'lı ,Rohirrim,At Beyi,olur dört nala Atçanyurt2ta özgürce at koştururdum rüyalarımda :)
Bütün bunların kitapla ne ilgisi var değil mi?
Bence okuyun ve görün.
Özel bir yazardan,özel bir kitap olmuş.

Ama bazı sorularım var : Yusuf neden yoldan çıktı ?
Arkadaşı ne ara derviş oldu ?
Butimar bir görüşte nasıl aşık oldu?
Kafamda deli sorular :)
Ben tüm rüyalı anılarımı hatırlarken kitabın önemli kısımlarını kaçırmışım galiba.
Kitabın içine girerken aslında kendi rüyalarınızdan oluşan anı denizinize bir dalış yapıyorsunuz.
Gördüğünüz tüm rüyalar birer birer sizi ziyarete geliyor.
Sanırım bu yüzden okuduğum bazı ayrıntıları kaçırdım.Çünkü tüm kitap boyunca bir rüyamdan diğerine gidip geldim.
Bu Kaan Murat Yanık'ın en muhteşem yazarlık özelliği sanırım.
Uçurtma Mevsimi'ni de okurken aynı böyle olmuş kitabın kendisi yerine yıllar önce okuduğum Yaşar Kemal kitabı içinde dolaşmış ve o zamanlar da ki anılarım hafızamı teker teker ziyaret etmişti.
Uçurma Mevsimi ne anlatıyor deseniz bilemem ama bana yaşattığı o nostaljik hisleri bir bir sıralayabilirim.

Kitabı ilk okumaya başiladığımda kendimi önce Murakami kitabı okuyor gibi hissettim.Çünkü yazar,çok okuyan bir yazar.Onun kaleminde pek çok farklı yazardan tat bulabiliyorsunuz ama bir o kadar da özgün.Bunu Yusuf'un hikayesi başlayınca çok daha fazla hissediyorsunuz.
Hasılı Yusunf'un,psikiyatristin hikayesi derken aslında kendi hikayenizin içine akıp gidiyorsunuz ve bunu ancak kitap bitince yada okumaya ara verince anlıyorsunuz.
Ben kitap boyunca kendi rüyalarımda kulaç atıp durdum.Kah bir kabusuma uzaktan bakıp hemen kaçtım kah çok sevdiğim bir rüyayı hatırlayıp yeniden yorumladım.


Çok enteresan bir kitap olmuş Butimar,gerçekle hayalin birbirine karışıp gittiği bir hikaye.
Kendi rüyalarımla ilgili anılarım haricinde kitap için neler yazabilirim diye de epey bir düşündüm.
Bir yanda Osmanlı,bir yan da Ruslar ve Bolşevik isyanı,bir yanda Ermeniler diğer yanda Rus topraklarında yaşayan Müslümanlar,başka bir yanda çatlak bir psikiyatr,Tanrım doktorlarımız bizden daha deli :),bu zengin konu örgüsü içinde ne yazılabiliridi ki,ayrıca bir de yazarın akıp giden dili var.
Butimar sayesinde yepyeni,genç ve mütevazı bir romancı kazanmış olduk.
Bir sonraki kitabı için hali hazırda bekleyen binlerce okurdan biriyim şuanda.
İşte bunları yazabilirim. :)
Ama bilim kurgu konuları hariç rüya görmek de,rüyalarıma yön vermek de falan istemem.:)
Uzaylılara karşı direniş örgütü lideri olacaksam o başka :)


Edebiyat dünyasının son yıllarda dikkat çeken ismi Kaan Murat Yanık'tan sıradışı bir psikiyatrın romanı: Butimar - Sessizliğin Kanatları 

Bir tarafta dünya ile arasında ciddi problemler olan, yanlış yüzyılda yaşadığını düşünen, çarşafa bürünüp kadın kılığında İstanbul sokaklarını arşınlayan, hastalarının hayatlarına müdahil olan ve kendi rüyalarını dahi tasarlamaya çalışan bir psikiyatr…

Diğer yanda ise başka bir yüzyılda akan kırmızı bir hayat: Savaş, aşk, simya, büyü, göç, devrim, sefalet ve dostluk…

20. Yüzyıl Başları, Erivan, Bolşevik Devrimi, Ermenilerle Türkler Arasındaki Kavgalar-Aşklar, 
Simya ve İlkel Psikoloji…

Butimar - Sessizliğin Kanatları, gerçekle hayal arasındaki sınırın silikleştiği bir roman. 
Doğu-Batı, laik-muhafazakâr ve madde-mânâ çatışmalarıyla örülen bir arka plan…

Edebiyat dünyasının son yıllarda dikkat çeken ismi Kaan Murat Yanık, hayaller, rüyalar ve halüsinasyonlarla karışık bir belleği, büyülü gerçeklik akımına da göz kırparak resmediyor. Ve okura akıcı, şaşırtıcı, doyurucu bir roman vaat ediyor. 

Butimar'la herhangi bir yerde mahsur kalmak isteyeceksiniz. "İki husus kafamda dolaşıyord u; ölmek ve delirmek. İki hal de ne hissedilebilir ne de doğrulanabilirdi. Ölmüş ya da delirmiş olabilirdim yani. 

Yalnızlığın bilmem kaçıncı evresini yaşadığımı bilmez halde, tamamlanmamış insanları yararak yürüdüm. Otobüsler, tramvaylar, duraklarda bekleyen insanları metal canavarlar suretinde yutup hızla kaçırıyorlardı. Eve girer girmez bir şarkı koydum kendime. Bir daha, bir daha başa sarıp dinledim. Bir tarafım söylemek istediklerimle doluyken, diğer yanım onları yok etmekle meşguldü. Arada kalan bendim ve ufalanıp yok olmamam bir mucizeydi. Bir yanım diğerine şunu söyleyebilmişti en azından, bunu duyabildim… Şarkıyı değil, o şarkıyı ilk dinlediğin zamanki kendini özlüyorsun. O zamana dokunamadığını anlayınca da şarkıyı bir daha dinliyorsun."
(Tanıtım Bülteninden)

Keyifle okunası,rüyadan rüyaya dalınası,düşle gerçek arasında gidip gelinesi,bir aşk dilenesi,aklı başa toplanası,nefsine mücadele etmen gerektiğini fark edilesi bir kitap Butimar.
Tiz alın ve okuyun :)

5 Eylül 2015

Uçutma Mevsimi,Kaan Murat yanık..


Yıllar önce Yaşar Kemal’in,adını hatırlamadığım,bir kitabını okumuştum.Roman mıydı yoksa farklı hikayelerden oluşan bir hikaye kitabı mıydı hatırlamıyorum.Kitaptan aklımda kalan en canlı anı Yaşar Kemal’in güçlü kalemiydi.Kitapta 60’lı ya da 70’li yıllarda geçen bir hikayeyi hatırlıyorum. Bir sokak çocuğu yaklaşmakta olan kışı sıcak bir ortamda karnını da doyurabilerek yaşayabileceği ceza evinde geçirmek için sürekli hırsızlık yapıyordu.Gelin görün ki kimse çocuktan şikayetçi olmadı ki çocuk emeline kavuşsun.İşte Yaşar Kemal’in okuduğum kitabından hatırladığım tek anı bu ama benim için önemli olan yazarın o insanı etkileyen diliydi. Uçurtma Mevsimi beni nedendir bilmem Yaşar Kemal’in bu kitabına götürdü.O kitabı okurken ki yaşadığım duyguyu yeniden yaşattı.Kitabı hatırlamasam da bana yaşattığı duyguyu unutmamışım.Demek ki dedim;Kaan Murat Yanık’ta Yaşar Kemal de olan şey ne ise o var.

Farklı zamanlar da farklı coğrafyalar da geçen farklı hikayelerden oluşuyor kitap.Afganistan’dan, Japon’ya ya Osmanlı sarayından Kaan Murat Yanık’ın çocukluğuna gidip geliyorsunuz.

Doğrusu çok hayran kaldığımı söyleyemem.Ben daha çok Uçurtma Mevsimi’nin bana yaşattığı o nostaljik duyguyu sevdim.Yazarın şairliğinden mi kaynaklanıyor bilemiyorum ama kitabı iç sesimle 
okurken  şiir okur gibi okudum.Yani kitap istemeseniz bile şiir gibi okunuyor.Bu da bana küçükken izlediğim Cyrano De Bergerac filmini hatırlattı.Bergerac şair ve bir silahşördü normal konuşması bile şiir gibiydi.Sevdiği kıza aklını başından alacak şiirler yazar o kocaman burnuna rağmen şairliğiyle herkesi kendine hayran bırakırdı.Uçurtma Mevsimi'ni okumak bana bu filmi izliyormuşum hissini yaşattı.

Çok betimleme vardı o betimlemeler beni yordu açıkçası ama dediğim gibi nesir değil de sanki nazım gibi okunuyor kitap.Bence bu olumsuz bir şey değil,hoşuma gitti bu durum.Şiir sevmeyen biri olarak Kalküta’yı,yazarın ilk şiir kitabı,(yazısı için buraya tıklayabilirsiniz)Uçurtma Mevsimi’nden daha  çok sevdim.Bu konuda kendim bile şaşkınım.Yine de çok güçlü bir edebiyatçımızın yetiştiğini bir arkadaşımın da tabiriyle gümbür gümbür geldiğini düşünüyorum.

Kaan Murat Yanığın üçüncü kitabı da yolda.Yayımlanır yayımlanmaz alacağımdır a dostlar.Zira bir Murakami postunda yazdığım gibi ben bir yazarı sevdim mi tüm kitaplarını okumayı tercih ediyorum,o yazar hakkında dört başı mamur bir fikrim olsun istiyorum.Bu yüzden artık Yanık’ın yayımlanan her kitabını almak dinen farzı ayındır  bana J

Eğer yazarlar ve kitapları hakkında benim düşündüğüm gibi düşünüyorsanız  ve Kalküta’yı da okuduysanız  Uçurma Mevsimi’ni almakta size farz olmuştur derim ben J Bir de nasip olsaydı da kızımla birlikte yazarla tanışıp elimde ki kitaplarını imzalatabilseydim derim.Derim de derim.Burası benim değil mi ? J

Öyle işte.Diyar diyar dolaşmak,tarihin bazı sayfalarına tanıklık etmek,acı sonla biten aşklara şahit olmak,devrimlere gidip gelmek ya da arada gülümsemek arada şaşırmak ara da da gözlerinizin dolmasını isterseniz sanırım Uçurtma Mevsimi tam bu isteklerinizin hepsini karşılayacaktır.
Üçüncü kitap için heyecanla beklerken okur kalın…


Kitaptan
“Olur arada böyle,uyursak geçmez belki ama uçurtma uçurursak kesin geçer.”

Kendini birinde unuttu önce,sonra da kimde unuttuğunu.Yıllar böyle geçip gitti.

“it Posti’nin,Domuz Posti’nin yıkanırsa helal olup olmayacağını sormuşsun,sualinin cevabı şudur;
İt Posti2nin,Domuz Posti’nin hayati de Memati de murdardır.”

Ve her yer mavi olacaksa hep beraber direnmeliydik.

Göğe bakmak hala serbestti.Delirme hakkımız kutsaldı ve hemen kullanmamak lazımdı.

arka kapak:
Daha ilk kitabından kendisine geniş bir okuyucu kitlesi edinen Kaan Murat Yanık, öyküleriyle devam ediyor yolculuğuna. Çeşitli dönemlere dair anlatılarının yanı sıra günümüzde geçen öyküleri Uzakdoğu’dan Avrupa’ya dünyanın çeşitli mekânlarını mesken tutuyor. Daha önemlisi, Uçurtma Mevsimi’nde kendini ve dünyasını katmayı başarıyor yazdıklarına. 
Güneş bulutların ardından göğsünü öne çıkararak ilerledi, içinde herkese yetecek kadar felaket taşıyor gibiydi, kızıllaştı, bir derdi vardı belli ki. Gitgide kabardı, kabardı, çatladı sonunda. O çatlaktan bir kız düştü yere. Portakala benziyordu bu kız. Her yerinden buhur tütüyordu ve o da kendi sessizliğinin yegâne dinleyicisiydi. 
Kum zerrelerinin dansı bitmiş, rüzgâr çölü çırpmaya başlamıştı. Milyonlarca kum tanesi dumanları ile beraber göğe yükseliyor, yer çekimine mukavemet göstermeden yere düşüp hiçliğe karışıyorlardı. 
Kız turuncu gözlerini adamın üstünde dolaştırdı; adamın neresine baksa orada bir yara açılıyor, beyaz renk kan süzülüyordu toprağa. Elleriyle bastırmaya çalıştı adam patlayan yerlerini. Kıza arkasını döndü, bacaklarını karnına çekip yan yattı. 
Kız yanına yaklaştı adamın, ellerini bileklerine sürdü üç kez, “Hadi gidelim,” dedi. 
“Gitmeyelim,” dedi adam ürkerek, “çok yorgunum.” 
“Gidelim,” dedi kız tekrar. “Bak, rüzgâr da hızlandı.” 
“Uyursak geçmez mi, içimde görünmeyen yüzlerce yara var,” dedi adam. 
“Olur arada böyle, uyursak geçmez belki ama uçurtma uçursak kesin geçer,” dedi kız.

Kitapla,kahveyle,iyi niyetle kalın..


30 Ekim 2013

kalküta,kaan murat yanık



en son şiir kitabı ne zaman okumuştum acaba ?
orta okuldayken şimdi adını hatırlayamadığım türkçe öğretmenimiz şiir kitabı yayımlamıştı.sanırım ilk okuduğum şiir kitabı oydu.lise yıllarımda da safahat ve çile'yi okumuştum.a birde yunus emre'nin bütün şiirlerinin toplandığı bir şiir kitabı daha vardı evde birde o var :)
bütün şiir mazim bunlardan ibaret :)
doğrusu şiirden pek haz etmem.hele hele müzik eşliğinde okunan,dinletileri düzenlenen şiirlerdense hiç haz etmem :) ee ne işin var su,şiir kitabıyla ? :)
itiraf ediyorum kalküta'nın şiir kitabı olduğunu bilmeden aldım :) ha bilseydim yine alırdım o ayrı :)

jennifer lopez'in hücre adında bir filmi vardı.psikiyatris rolündeydi.fantastik bir filmdi,hastalarının bilinç altına girip tedavi ediyordu.bu yolla seri katilin bilinç altına girip,hücreye kapattığı son kurbanını kurtarmaya çalışıyordu.ve saire :)
kalküta'yı okurken kendimi kaan murat yanık'ın bilnç altında dolaşıyor gibi hissettim ve aklıma ilk bu film geldi.şiir denince akla aşk meşk,falan filan gelir.bu kitap bence bu falan filanlardan çok uzak.
kültürlü,iyi eğitilmiş,mürekkep yalamış,kendini yetiştirmiş genç bir adamın bilinç altında dolaştığınızı hissediyorsunuz kitabı okurken.öyle haybeye yazılmış mısralar değil,bir bilgi birikiminin mısralara dökülmüş hali.
yani kitap bana hep bunları hissettirdi.bir günde,bir solukta okudum bitti.ben bile kendimi şaşırttım :)
elimde ki kitabın şiir kitabı olduğunu öğrenince nelerle karşılacağım diye çok meraklanmıştım ama 
okuyup yazmış genç bir adamın birbirinden güzel dizeleriyle karşılaşıyorsunuz.
alın okuyun derim.


kitaptan çok hoşuma giden dizeler :

güneş kınası
kahveni nasıl istersin diye soruyor
elinden diyorum.
( ne de güzel sevgi göstergesi,biri de bana böyle desin çok rica edicem :) )

kum
yağacak olan tüm yağmurlardan sonra,
bir şiir daha koyacağım kucağına,
.....
mesela seni anlatırken hiç cimrilik yapmıyorum,
....
ve ben şiiri pek severim.ötesi,hayal meyal...
ne diyeyim,güzel şiirsin vesselam.

öğüt
bu kadar merak etme geleceği,
yarısı gecedir,yarısı gündüz...
başka mevsim de doğuramaz,
bu kısır dünya;
bir yaz var,bir de güz.
( sanki bu öğüt bana söylenmiş )

düş
gördüğüm tüm rüyalar,
senin görmediğim yüzünün halleriydi.
ben düş görsem sen mutluydun,
kabus görsem bilirdim ki hüzünlüsün yine,bu gece...
( en sevdiğim.twitter da ilk okuduğum da gözlerimden yaşlar süzülüp gitmişti..)

571
şiire şiir yazamam,
o kadar şair değilim...

diyorum ki
diyorum ki;
edebiyata kadar edebiyat olsun;
edebiyat edepsizleri hep sustursun.
ve son kez diyorum ki;
bu bir şiir midir ?
şiir olsa ne olur,olmasa ne olur.

kaan murat yanık 


1988 yılında doğdu. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü okudu. Üniversite hayatı boyunca İstanbul Kültür Üniversitesi'nde, Türk Dili ve Edebiyatı Öğrenci Temsilciliği, Fen Edebiyat Fakülte Başkan- Başkan Yardımclılığı ve Öğrenci Konseyi Başkanı olarak görev yaptı. İstanbul Kültür Üniversitesi'nin Kurumsal İletişim Biriminde Kordinatörlük yaptı.Aynı zamanda Psikoloji alanı üzerine yandal yapmaya başldı. İlk şiir ve hikayeleri bu dönemde, çeşitli dergiler ve bültenlerde yayınlandı. Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde Tiyatro ve Sahne Sanatları bölümünde tiyatro ve oyunculuk eğitimi aldı. TRTda yapımcı asistanlığı yaptı. Üniversiteler Arası Sosyal Etkinlik Platformu dahilinde yöneticilik ve edebiyat-psikoloji üzerine araştırmalar yaptı. Kalbe Yürü, Taksim Baykuşu, Mavi Kahve Çekirdeği isimlerinde hikayeler ve İskender Pala'nın Şah&Sultan eseri ile ilgili lisans tezi yazdı. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi'nde Eski Edebiyat üzerine yüksek lisans eğitimine başladı. Bununla birlikte Yıldız Teknik Üniversitesi'nde Pedagolojik Formasyon eğitimi aldı. ''Kalbe Yürü'' hikayesi 2010 yılı İstanbul-Sanat dergisinin düzenlediği yarışmada en iyi öykü olarak seçildi. Şu an Alfa Yayınlarında editörlük ve İskender Pala'nın asistanlık görevini yürütmektedir. Lotus Dergisi, Küçükçekmece Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapmaktadır.

diyorum ki;
genç ve eğitimli bir şaairin bilnç altında bir yolculuğa çıkmak istiyorsanız,kalküta'yı okumalısınız.
şiirli günleriniz,keyifli okumalarınız olsun.


Related Posts with Thumbnails