Cheshire kedisi,'Hangi yoldan gideceğim?'diye soran Alice'e 'Nereye gitmek istiyorsun?'diye soru ile cevap verir.Alice, ' Bilmiyorum' der ve kedi 'Öyleyse, hangi yoldan gideceğin de fark etmez.'diye cevap verir...
akşam izledim ve çok beğendim.blogu takip edenler bilirler ki bu tarz animasyon filmleri çok seviyorum.şimdi size fransız olmayan alman olan bir arap hikayesi animasyonu tanıtacağım :)
ama bence hala bu işin piri fransızlar.
unutmadan söylim büyüklere çizgi film.
çocuklar anlamayabilir ve sıkılırlar.çünkü alt yazılı ve sözsüz.
hikaye şöyle :Arap Geceleri hikayelerinden uyarlanmıştır. Kötü bir büyücü Prens Ahmed’i sihirli bir at sürmek zorunda bırakır. Ancak kahraman prens sihirli atla birçok maceraya çıkar. Bu yolculukları esnasında güzel prenses Peri Banu’ya aşık olur. Prensesin kalbini kazanmak için bir şeytan ordusuyla savaşmak zorundadır.
filmin imbd puanı;7.8,yönetmen;lotle reinger ve carl koch
artık hiç roman beğenemiyorum ya.ya da bana artık hiç bir şey vermiyorlar.
oku ve kpss döneminde roman çok güzel gidiyordu.zaten ders kitaplarının içeriği oldukça ağırdı ve bana yetiyorlardı.şimdi okul yok ve bol bol felsefe ve tarih kitabı aldım ve beni bu kitaplar mutlu ediyor.ama romanlarsa içimi bunaltıyor artık.sanırım psikolojik olarak artık roman okumama gerek kalmadığını bildiğim için okuyamıyorum.ya da onun gibi bir şey....
en son sırlar uçurumuna bayılmıştım.sanırım fıransız romancıların üstüne yok.
kitap saraya cariye olarak giren ve yükselen bir kızın hikayesini anlatıyor.
filmi çekilseydi ,ki var mı bilmiyorum, daha ihtişamlı bir hikaye olurdu.
bence betimlemelerde zayıf kalmış kitap.
yazarın anlatımını da sevmedim.vs vs vs... işte.
alın okuyun kadın daha önceden nobel almış.
bakmayın ukala ukala beğenmedim dediğime :))
bende ki psikoloji kimse de yok :))
arka kapak.
Nobel ödüllü Pearl Buck'un ünlü romanı Çin Sarayında Bir Bakire, saraydaki iktidar mücadelesinin, entrikanın akıllara durgunluk veren yüzünü sürükleyici üslûpla ortaya koyuyor.İhtirasına gem vuramayan bir bakire... Sarayda söz sahibi olmak, kralın önüne geçmek için yapamayacağı yok...Esas aşkını bile geri plana itiyor, ama içindeki aşk ateşini söndüremeden, entrikasını sürdürüyor.Hedefine ulaşmak için birinci basamak saraya girmek... Önce saraya, sonra kralın yatağına giriyor. Entrikayla kralı pasifize ederken, halkını hiçe sayıyor... Bir taraftan da aşkından vazgeçemiyor, onu yanı başında görebilmek için payaler veriyor. Aşk, entrika, esrarengiz ilişkiler... Çin Sarayında Bir Bakire, sizi bir başka dünyada gezdiriyor.
pearl buck
1892 yılında Batı Virginia eyaletinin Hilsborokentinde doğan Pearl S. Buck 1917 yılında John L. Buck'la evlenmiş, daha sonra bu eşinden boşanarak 1935 yılında Richard Walsh ile ikinci evliliğini yapmıştır. Bir çocuk sahibi olan Pearl S. Buck daha sonra dokuz çocuğu evlat edinmiş. Hayatını önce öğretmenlik daha sonra da yazarlıkla kazanan Pearl S. Buck 1931 yılında The Good Earthİyi Dünya adlı yapıtıyla Pulitzer Ödülü'nü kazanmıştır. Pearl S. Buck'ın kitapları ömrünün büyük bir kısmını geçirdiği Çin'deki yaşamı yansıtır. 1938 yılında kazandığı Nobel ödülünün ardından National Institute of Arts and Letters (Ulusal Sanat ve Edebiyat Entitüsü)'ın üyeliğine layık görülmüştür. Pearl S. Buck ayrıca Asyalı çocukların ABD'li ailelerce evlat edinilebilmeleri için dernekler kurmuştur. Ana kitabıyla Nobel Edebiyat Ödülü'nü almıştır.
ben kitaptan sıkılmasaydım iyiydi ama siz okuyun ve keyifli okumalarınız olsun...
bu kitabı çok faydalı buldum doğrusu.psikiyatrik tedavide insanların kendi inançlarından da faydalanılabileceğini anlattığı gibi,büyü olayını üç büyük din açısından da incelemiş.
islam'da büyü,uğuruğursuzluk gibi konuların hadis ve ayetlerle değerlendirilmesi de yapılmış.
kısacası bence hocanın en faydalı bulduğum kitabı oldu.
bulursanız alın,okuyun,faydalanın.
boş bir kitap değil.
arka kapak:
"Büyü"lendiklerini söyleyen, birtakım malzeme ve etkinliklerle bildikleri ya da bilemedikleri birilerinin kendilerini rahatsız ettiklerinden şikâyet eden, hekimin yanında "hoca", "cinci", "papaz" ya da "medyum"a müracaat eden pek çok hasta var. Şikâyetler tek bir psikiyatrik tabloya sığdırılamayacak kadar değişiklik gösteriyor.
Bunların bir kısmının psikiyatrik hastalıklar grubunda olduğundan şüphe yok. Yine, bu hastalar üzerinde -iyi ya da kötü- etkili olduğu sanılan kişilerin yaptığının, telkinden öte bir anlam ifade etmediği ya da tamamen şarlatanlık olduğu da düşünülebilir. Ancak büyülü olduklarından şikâyet eden hastalar üzerinde biraz daha yakından gözlemler yapıldığında ve hastalıkların seyri takip edildiğinde, bu tür hastalara daha çok yardımcı olabilmek açısından psikiyatrinin "büyü" olayını irdelemesi ihtiyacı hissedilir.
Bu kitapta bir bilim adamı şüpheciliği ile hem hastalar, hem de onların müracaat ettiği kişilerin özellikleri, uygulamaları, yöntemleri ve alınan sonuçlar üzerindeki gözlemlere dayanarak ve psikiyatrik açıdan büyü ve büyücülük konusu irdeleniyor. Ayrıca aşağıdaki soruların cevapları aranıyor:
Bu âlemde neler oluyor? Hemen hemen bütün kültürlerin ve inançların kuşaktan kuşağa aktardığı şeyler tümden gerçek dışı mı? Medyumlar ya da geleneksel adları ile hocalar, cinciler, papazlar! İnsanlar, hangi amaçlarla bu kimselere gidiyor? Bu kişiler, kimlere ne çeşit uygulamalar yapıyor? Yapılanların, hastalar üzerindeki etkileri ve bütün bu işlerin, toplumun inancında ve kültüründeki yeri nedir?
çook uzun zamandan beri gerçekten böyle iyi dizi yapılmıyordu.
son zamanlarda acuşiler çoşmuş durumda.oyunculuklarını konuşturuyorlar.
fated to love you tayvan ya da tayland dizisi uyarlaması.ama on numara olmuş.hele ki jang hyuk'un oyunculuğu için diyecek yok.
geleleim oyunculara:
jang hyuk:bu dizi de ki rolü greatest love'da ki dokko jin'i andırıyordu.ama dizi ilerledikçe jang hyuk çok özgün bir karakter ortaya çıkarmış.kendisi dizide çok zeengin,nevi şahsına münhasır ve azıcıkta unutkanlık hastalığı olan falanca ailenin bilmem kaçıncı kuşağından tek oğul olur.komik mi komik bir şahsiyet.
yong na ra:kendisini daha önce izledim mi bilmem ama çok tatlı ve sempatik bir aktris olduğuna karar verdim.dizi de sıradan,naif,çıt kırıldım bir postit bir kız kene tabi bir kül kedisine dönüşür.yok yok prensese mi demeliydim.:)
choi jin hyuk:namı diğer komşu oppa :)böyle komşu oppaya can kurban demek lazım.düşünceli,hassas,zeengin,
sanatçı,iyi kalpli,iyi niyetli...
taam taam sustum böyle birinin
olmasına imkan yok :) ama
dizide var işte.
neyse karakterlerimiz böyle.
bir bayan oyuncumuz daha var bu aşk dörtlemesinde ama
ben adını zikretmeyi gereksiz görüyorum :)
neyse kader ağlarını her zamanki gibi örüyor ve bu insanların yolları kesişiyor.sonra neşeli,eğlenceli,romantik,tam seyirlik bir dizi ortaya çıkıyor.
bu sene için favori diziniz olmadıysa ben kesinlikle fated to love you'yu tavsiye ederim
gerçekten uzun zamandır favori dizim olmamıştı.bir kaç diziyi de buradan önermiş ama sonunu zor getirmiştim.
yaşasın fated to love you diyeyim ben o zaman :))
trailer.
en sevdiğim ost'si
iyi oyunculuklar,güzel mekanlar,sevimli bir senaryo,yer yer oha dedirten erkek kostümleri :)
ama ben dikkatimi toplayamadım.uçan vampir mi olur ya :/
nırç bu fikirden hiç hoşlanmadım.
vampir hikayelerine bayılırım ve bence bu işin piri anne rice.
bu bir seri vampir hikayesi ama ben gerisini okumakla uğraşmam.
çünkü vampirlerin kanatları var ve uçuyolar.
ayy bu fikirden hiç mi hiç hoşlanmadımmmmmm..
Ruhlarının kavuşması için aşk kaderden üstün olmalıydı... Üstün olmalıydı ki tomurcuk güle dönsün.
Caitlin, yapayalnızdı. Bilmediği bir zamanda, bilmediği bir yerde savunmasız ve korkmuş...Bir an önce Caleb'i ve babasını bulup kutsal zırha ulaşmalıydı. Yoksa tüm insanlık vampirlerin kölesi olacak, yeryüzü mahşer yerine dönecekti. Ancak önünde büyük bir engel vardı. Kyle... Baş düşmanı... Caitlin'i yakalamaya, ondan intikamını almaya kararlıydı ve Caitlin'le Caleb'i öldürmek onun için büyük bir zevk olacaktı.
"Yazgı, serinin kaçınılmaz kaderini belirliyor… Bütün seriyi ara vermeden okumak isteyeceksiniz." The Dallas Examiner
"Kaderin bizleri nasıl da ters köşeye yatırdığını ele alan Yazgı; aşkın, sadakatin ve fedakârlığın öyküsünü anlatıyor." The Romance Review
Biz biriz, bütünüz... Aklımız dursa da, nefesimiz kesilse de beraber olacağız. Geçilen denizler, aşılan dağlar, yürünen dikenli yollar birbirimize kavuşmak için... Senin için... Benim için... Biz biriz, bütünüz... Kanımız aksa da, ruhumuz yansa da beraber olacağız. Sonsuza dek...
bugün okudum bitti postu yazarkene ölmezsem iyidir :)
bu kitap son okuduklarım arasında en güzel olanıydı.
çünkü yazarın doktora tezi.Allah'ım bana da kısmet etttt.aminn :) hz.meryem hakkında bulunabilecek en kapsamlı kitap.
bir ilahiyatçı olarak bence çok faydalıydı.
hz.meryem hakkında yazılmış tüm kitapların listesi veriliyordu ki en çokta o kısmı beğendim.
bulursanız alın ve muhakkak okuyun derim.
Ulul-Azm Peygamberlerden biri olan Hz. İsa (a.s)'nın annesi. İsrailoğullarının ileri gelenlerinden ve alimlerinden biri olan ve Davut (a.s)'nın soyundan gelen İmran'ın kızıdır: Âllah iman edenlere namusunu koruyan, İmranın kızı Meryem'i de misal gösterir"(et-Tahrim, 66/12). Meryem "dindar kadın" demektir.
Erkeklerden sakınan, iffetli anlamında "Betül" adıyla da adlandırılır. İmran'ın hanımı Hanna, kısır bir kadın olup, hiç çocuğu olmamış idi. Bir gün bir ağacın gölgesinde otururken yavrusunu doyurmaya çalışan bir kuş gördüğünde bu olay içindeki çocuk sahibi olma duygusunu alevlendirdi (İbnül-Esir, el-Kâmil fi't-Tarih, Beyrut 1979, I, 298).
beş ayrı hikaye yazarının kalemlerinden çıkmış karama bir kitap.
ben en çok karya ağım'ın dracula'sını beğendim.ama çok kısaydı tadı damağımda kaldı.
yazarların hepsinin yüzüklerin efendisi hayranı olduğunu ve tolkein'in tüm kitaplarını okuduklarını düşünüyorum.
harika bir kitap değildi ama okumuş oldum
on ayrı hikayeden oluşuyor kitap.okumadığınızda çok bir şey kaybetmezsiniz söyliyeyim..
Branimir her zaman için ailesinin itibarına fazlasıyla önem vermişti ve duruma tahammülü yoktu. Ayrıca kız kardeşi onun için fazlasıyla değerliydi. Öyle ki anneme olan sevgisi, önlerindeki tüm fırsatları riske atmasına imkân verecek boyutlardaydı. Hatta kimilerine göre bu sevgi bir kardeşe duyulan sevginin çok daha ötesindeydi. Hakikat her ne ise, Branimir intikam arzusunu bastıramadı. İntikam, ufukta uzanan menfaatler için bastırılması gereken bir dürtüydü ise de Branimir bunu göremeyecek kadar kör olmuştu. (Tanıtım Bülteninden)