22 Haziran 2013

elaziz.elazığ'a gidip kitap almadan dönülmezdi tabi ki...


 gelelim elazığ'dan aldığım kitaplara.kendime yedi tane,prensesime iki tane kitap aldım.
ama prensesim kitaplarının resimlerini bu kez çekmeme izin vermedi :)
küçük cadı :P
ilk önce jack london'la başlayalım.
Ateş Yakmak 

"Çinago", "Ateş Yakmak", "Ablak Suratlı Adam", "Meksikalı", "Kaçak", "Midasın Müritleri"

Gelmiş geçmiş en güçlü öykü yazarlarından biri olan Jack London, California Üniversitesinde yazarlık kurslarına devam ederken, yazdığı öykü denemelerini gerçek yaşamda rastlanmayacak derecede vahşi sahnelerle dolu diye eleştiren profesörüne, "Bütün bunları gördüm ve yaşadım," diye cevap vermişti. Jack Londonın sanatı, toplumsal gerçekçilik tarzına örnektir.

Kitapta yer alan AteşYakmak, Jack Londonın gençliğinde altın aramak için gittiği kuzey kutbuna yakın bölgelerde yaşanan bir olayın öyküsüdür ve vahşi doğada tek başına ölümle yüz yüze kalan insanın, hayatta kalma mücadelesini anlatır. Yazarın en ünlü ve en güzel hikayelerinden biri olan Meksikalı, Profinio Diazın askeri diktatörlüğüne karşı patlak veren Meksika devriminden bir sahneyi canlandırır. Kaçak ise yazarın çuval fabrikasında saatte on sent karşılığında çalıştığı zamana ait bir deneyimidir ve insafsızca sömürülen çocuk işçilerin çilesini anlatır. Kitapta, değişik konularda üç öykü daha yer alıyor. 

Jack London, konularının çeşitliliği, anlatım gücü ve öykü dokusu bakımından, seçkin bir evrensel yazar olduğunu kanıtlamıştır.

şebnem pişkin,sevgili abdulhamit han
"Devlete, padişaha, memlekete isyan buraya kadar Turatekin Bey. Sizinle tekrar görüşeceğimizi söylemiştim değil mi? Kenara çekilin hanımefendi. Bu beyle görülecek son bir hesabımız daha var." Turatekin, Turgut Bey'e, Turgut Bey, Türkân'a, Türkân ise Turatekin'e baktı. Havada patlayan silahlar ve bir kadının çığlığı gecenin tüm sessizliğini bozmuştu. Hikâye burada bitemezdi. Bitmedi de...

Sevgili Abdülhamit Han, bir yanda memleketin çalkantılı siyasi yaşamını, yiğit erkeklerini, narin kadınlarını, yaşanan sâfiyane aşkları ve İstanbul'un dillere destan güzelliğini anlatırken, bir yandan da tarihin en tartışmalı hükümdarı Sultan II. Abdülhamit Han'ı tarafsız bir bakışla okuyucuya sunuyor.
(Tanıtım Bülteninden)



 hz.isa'nın dönüşü meselesi,zeki ünal.
ön hırıstiyanlık tarihini okumayı gerçekten çok seviyorum.o yüzden bu kitabı diyanet yayın evinde görünce hemen aldım,kaçırmadım.
Hz. İsa (a.s.)'nın nüzülü meselesi, Hz. İsa (a.s.)'nın şahsiyetine değişik açılardan bakan üç ilahi din için inceleme konusudur. Bu araştırmada Hıristiyan ve Yahudilerin bu konudaki görüşleri özetlenmiş, konuya oldukça geniş bir şekilde İslam dini açısından bakılmıştır. Nüzul-i İsa konusundaki ayetler ve hadisler, belli kaynaklarda ve sınırlı sayıda olmasına rağmen, bu konuda yazılan ve söylenenler hayli kabarıktır. Konu ile ilgili ayetler, çeşitli yorumlara ve tevillere yol açmıştır. Bunun sebebi de ayet ve hadislerin kesinlik ifade etmeyişleri, hatta bazen iltibas ve tereddüde yer vermeleridir. Bu da bu konuda ayetlerin daha çok müteşabih olmalarından kaynaklanmaktadır. Hadislerde de çok defa açık olmayan, müphem ve muğlak ifadelere rastlanmaktadır. Bu araştırmanın, konu ile ilgili çalışma yapanlara ve konuya ilgi duyan okuyuculara bir nebze de olsa ışık tutacağı ve faydalı olacağı kanaatini taşıyoruz.

geçen dönem elazığ'a gittiğimde hamdi kalyoncu'nun erkek
 aldatmaz aldatma hakkını kullanır adlı kitabını görmüş ve de almamıştım.
hangi akla hizmet ettiysem :) alda oku, bak bakalım ne yazıyor değil mi ? :)
neyse temmuz da yine elazığ yolu görünüyor o zaman alırım.çünkü
bu gittiğimde sanırım yine görmüştüm :)


yabancı kadın yazarları okumayı çok seviyorum ama aynı şeyi  kendi yazarlarımız için söyleyemeyeceğim.
neden derseniz çok şişirme,zorlama,dayatma buluyorum kendi kadın yazarlarımızı.
isterseniz ön yargı deyin ama para verseler okumam yani :))
bu kştapta yabancı bir kadın yazarın.
 gıanna paradıso,hatırlıyorum demek ki hep vardım.
insan,farkındalığı sayesinde başlangıcı hatırlayabilecek tanrı'nın yarattığı eşsiz bir eserdir...


bu da bir roman.gece gezgini,katherine marsh..

umarım güzeldir.

"Ta taa! Karşınızda 61inci peron!" dedi Euri, asma kilitli kapıyı gösterirken.

Fakat Jack kapıya bakmıyordu. "Burası nereye gidiyor?" diye aşağıya giden merdivenleri işaret ediyordu.

"Orası mı? İstasyonun diğer katlarına gider." dedi Euri. "Görmek ister misin?"

Merdivenlere yaklaşan Jack aşağıya baktı. "Fakat rehber sadece iki kat olduğunu söylemişti."

"O turist turu. Ben sana gerçek bir tur veriyorum. Dokuz kat var."

Jack birden rüyasında New Yorkun altında dokuz kat olduğunu söyleyen hemşireyi hatırladı.

"Dokuz mu?" diyerek Euriye baktı ama Euri kollarını göğsünde birleştirerek gözlerini doğruca ona dikti.

"Pekâlâ," dedi, "gel seni gezdireyim." Sırıtarak devam etti, "Orada apayrı bir dünya var."

Jack rüyada olup olmadığını kontrol etmek için kendi kolunu çimdikledi. Arkasındaki kırmızı yarım ay şekillerine baktı. Başından geçen kaza aklına geldi.

"Hadi gidelim!" dedi Euri neşeyle merdivenleri inerken. Jack da büyük demir kapıya tutunarak onu takip etti. 
+

bu dönem dinler tarihi dersini gördük bu yüzden bu kitapta hemen dikkatimi çekti.bende 
hemen aldım.daha ayrıntılı bilgi sahibi olurum diye.
ben olaylara hangi açıdan bakıyorum yaf :))
yahudi öyküleri..kollektif
çeşitli ülke ve dönemlerden on üç ayrı yazarın on altı  ayrı öyküsü....yahudi izleklerini yansıtan önemli ve çarpıcı çalışmaların bir derlemesi.


 son olarak bir felsefe aşığı olarak gururla sunuyorum :)
franz kafka,akbaba.


Bir akbaba vardı, ayaklarımı gagalıyordu. Çizme ve çoraplarımı didik didik etmiş, sıra ayaklarıma gelmişti. Durup dinlenmeden gagalıyordu; arada bir havalanıp çevremde tedirgin dolanıyor, sonra yine çalışmasını sürdürüyordu. Derken bir Bay geçti karşıdan, bir vakit durumu izledi, sonra niçin akbabaya ses çıkarmadığımı sordu.

"Ne yapabilirim ki!" dedim. "Geldi, haydi gagalamaya başladı; kuşkusuz ilkin kovmak istedim, hatta boğacak oldum kendisini; ancak böyle bir hayvanın gücüne diyecek yok.

Baktım hemen suratıma atlayacak, ben de ayaklarımı gözden çıkarmayı uygun buldum; artık didik didik edilmelerine de bir şey kalmadı." -

"Vallahi bilmem ki neden bunca işkenceye katlanıyorsunuz!" dedi Bay.

"Bir kurşun akbabanın işini görür hemen."

- "Ya?" diye sordum ben. "Peki bunu siz yapar mısınız?"

- "Hayhay!" dedi Bay.

"Yalnız eve kadar gideyim de silahımı alıp geleyim. Bir yarım saat daha bekleyebilir misiniz?"

- "Bilmem," diye yanıtladım ben ve bir süre acıdan kaskatı kesildim, ardından dedim ki:

"Ne olur, siz gene bir deneyin!"

- "Peki, peki!" dedi Bay. "Bir koşu gider gelirim."

Biz konuşurken, akbaba gözlerini bir Bay'a, bir bana çevirmiş, sessiz sakin bizi dinlemişti. Şimdi görüyordum ki, bütün söylenenleri anlamıştı; ansızın havalandı,hız almak için alabildiğine geriye kaykılıp usta bir mızrak atıcısı gibi gagasını ağzımdan içeri daldırdı, derinlere gömdü.

Ben sırtüstü yıkılırken, onun tüm çukurları dolduran, tüm kıyılardan taşan kanımın içinde kurtuluşsuz boğulup gittiğini görerek rahatladım.

( Frazn Kafka )

laf aramızda kalsın paraları yine kitaplara,ayakkabılara,hediyelere  gömdük geldik :)
şaka bir yana
ama kitaplara verdiğim her kuruş helal olsun tabi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorumlarınız için teşekkür ederim :)