21 Temmuz 2013

.a moment to remember,hatırlanacak bir anı..

hatıralarım yok olursa ruhum da yok olur..


a moment to remember,kore sinemasının en güzel romantik dramlarından biri.
filmi seyretmeden önce mendil yerine yanınıza çarşaf almanızı öneririm :) 
zira her seyrettiğimde beni yeniden ağlatmayı başaran bir film.

film yakın zamanda özcan deniz tarafından evim sensin adıyla  türk sinemasına da uyarlandı.
doğrusunu söylemek gerekirse ben türk versiyonunu izlemedim.orjinali o kadar muhteşemdi ki,
film hafızamda o şekliyle kalsın istedim.
a moment to remember 2001 yapımı ve 2004 yılın da vizyona giriyor.filmin imbd puanı 8.0.
baş rollerinde daisy filminin romatik katili,muhteşem aktör  woo sung jung


 ve the classic filminin unutulmaz aşık kızı,güzel aktris son ye jin var.


daisy ve the classic filmlerinden başka bir posta bahsedeceğim.



gelelim filmin konusuna;su jin'in evli bir adamla ilişkisi vardır
 ve kaçmaya karar verirler.ve su jin'in tam da tren istasyonunda
 sevgilisi tarafından terk edilmesiyle olaylar başlar.morali çok 
bozuk bir haldedir ve garip bir şekilde cheol su ile karşılaşırlar.
kader ağlarını örer ve su jin cheol su ile babasının işleri 
dolayısıyla tanışır.artık filmde aşk başlar ve mutlu sonla
 aşkları neticelenir.asıl sonun başlangıcı da budur.
artık filmde dram,romantizm ve aşk doruk noktalarına ulaşır.
ve filmi izlerken şöyle dersiniz:bende birini böyle 
sevmek istiyorum,ve o da beni böyle sevsin.
cheol su muhteşem bir kocadır ve karısı su jin için elinden gelen her şeyi yapar.
ayrıntıları da filmi izlerken öğrenin :)


filmden muhteşem bir replik.


film birbirlerini gerçek bir aşkla seven karı kocanın hikayesi.film de iki insanın birbirlerini 
her koşul da,kayıtsız şartsız nasıl sevdiğini izliyoruz.
film,aşkın,fedakarlığın hikayesi..
filmi seyrederken sadece bir aşk hikayesini izlemiyorsunuz.film,aile,evlilik,aşk ve fedakarlık hakkında da düşündürüyor insanı.
her şey yolunda gibi görünürken hiç tahmin etmediğimiz acı olaylar bizi bulabilir ve sevdiğimiz insan için çok büyük fedakarlıklar yapmak zorunda kalabiliriz.
ne kadar fedakarlığı göze alabilir siniz ?
işte bu soruları kendimize sorduran bir film.


filmden muhteşem replikler:
affetmek,kinine kalbinde daha küçük bir oda verir.
seni tanıdım çünkü unutkandım,seni terk ediyorum çünkü unutkanım.
ben her şeyi senin için hatırlayacağım.
ben senin hafızanım.
ben senin kalbinim.

kaçırılmaması gereken aşk ve fedakarlık üzerine kurulu muhteşem bir film.

tralier

 

bir de filmden gummy'nin seslendirdiği 
güzel bir ost vereyim ve gidip iftar için masayı hazırlayayım :)

 

filmi çok şeyler vadediyor.izleyin pişman olmazsınız.
iyi seyirler.

20 Temmuz 2013

.kücük mucizeler dükkanı.

aslında bu kitabı geçen sene okumuştum.postunu da yazmıştım ama son dönemde blogumu toparlamak için uğraşırken yanlışlıkla postu silmişim :/ 
bu kitabı nerede görüp okumaya heveslendiğimi artık hatırlamıyorum ama elazığ'a ilk gittiğimde de görmüş ve istanbul dönüşünde almadım diye de çok üzülmüştüm.sonra sinemaya gittiğimiz bir gündü sanırım istanbul'dan almıştım.ben kitabı alıp da okuyana kadar ikincisi,üçüncüsü falan çıkmıştı.
neyse şimdiler de serinin dört kitabını okuyup tamamlamış bulunuyorum.sevgili debbie dördüncüyü çoktaaan çıkardı :) ben henüz onu alıp okuyamadım.


  dört farklı kadının örgü öğrenme niyetiyle tanışıp dost olma hikayeleri.birbirinden çok farklı bu dört kadının arkadaş bile olamayacaklarını düşünürken bir de bakıyorsunuz dost olup çıkıyorlar.hayalleri,hayatları,acıları çok farklı bu dört kadının ortak paydaları hayata tutunmaya çalışan dört kadın olmaları.


"Artık o eski tasasız kız değilim. Yaşadığım her günün değerini biliyorum. Çünkü hayatın ne kadar değerli olduğunu öğrendim... Hiçbir şeyi, özellikle de hayatı hafife almaz oldum. Artık hiçbir günümü boşa geçirmiyorum. Çektiğim acıların karşılıklarının olduğunu öğrendim..."

Hayatın içinden dört güçlü kadın...
Küçük mucizeler, büyük umutlar 
Ve dostluğun iyileştirici gücüne dair sımsıcak bir hikâye...
Bu kitapta mutlaka kendinizden bir şeyler bulacaksınız!

kayifli okumalar...

19 Temmuz 2013

elazığ'dan son kitap alış verişi.okudum bitti


son elazığ ziyaretinde aldığım kitapları göstermeyi unutmuş olmalıyım.elimde okuyacağım
 bir dünya kitap birikti ve benim aklım hala haruki murakami kitaplarında :)
bu dört kitabı son gidişimde aldım.


 bu kitaplar finaller zamanı elazığ'a gidişimden.jack landon'un da
 almak istediğim bir kitabı daha vardı unuttum :/
bir de erkekler aldatmaz aldatma hakkını kullanır
 adlı bir kitap daha alacaktım onu da unuttum :/


bu kitaplar islam felsefesi hocam doç.dr.ismail erdoğan'ın hediyeleri 
ama bu kitaplar ocakta elazığ'a gidişimden.
endülüsün'ün ilk filozofu batalyevsi şu an okuduklarımdan.


bu kitaplar drwilldone blogunun yaptığı çekilişten kazandığım kitaplar.araya karışmış :)


son elazığ ziyaretimden aldığım kitaplara bir göz gezdirdim de bu kez sadece roman almışım.kafa dinlemek istedim sanırım.zira koca bir yıl ilahiyat derslerinden can kalmadı :)
bir diğer etken de diyanet yayın evine uğramamak oldu tabi :)
eğer uğrasaydım kesin alanımla ilgili kitaplar alırdım.

şimdi ilk kitabımıza bir göz atalım.
sonsuz kitap'tan çıkan,aldığım bu dört kitabın kapak tasarımlarını 
çok beğendim.daha çok martı yayınları örnek alınmış.
sue moorerfoft'un tatlı düşler yeşeren umutlar'ı.
nişanlısı tarafından düğünden bir gün önce terk edilen tess'in hayal kırıklıkları 
ve aşkı yeniden bulma öyküsü.


hali hazırda şu an okuduğum jill amy rosenblatt'tan aşk mutfağında bir tutam dostluk 
bir ölçü mutluluk.
bu kitapta hemen aşk tanrıçasının yemek okulu kitabını
 hatırlatıyor insana ama konusu oldukça farklı.
arkadaşlık,kariyer,aşk ve hayat üzerine kurulu bir öykü.


kim gruenenfelder'den boş yere süslenme :)
bence de öyle zaten boşuna mı Allah çirkin bahtı versin demişler :))
yazar normalde hollywood'da senaryo yazarı,bu da onun bir roman denemesi.


son aldığım kitap katie wall'dan aşkımız şansa kaldı.
hangimizin aşkı şansa kalma dı ki :)
avusturalaya'lı bir oyuncunun hollywood'a gelme hikayesi.


aşkla örülmüş bu dört kitabı okumak zevkli olacak :) dediğim gibi bu dört kitabın
kapak tasarımlarını çok beğendim.türkiye'de kapak tasarımlarına hiç önem verilmiyor ve ortaya çok iyi kitaplar için çok zevksiz kapak tasarımları çıkabiliyor.
ayrıca dikkatinizi şuna da çekeyim bu dört kitabın yazarı da bayan
.benim pek kadın ve türk yazarları okumayı sevmediğimi hatırlayacaksınız.
ama amerika ya da ingiltere'den gerçekten okunası iyi kadın yazarlar çıkıyor.
bu kitapları da bu yüzden seçtim.yeni kadın yazar bulayım ve diğer 
kitaplarını da almak için sabırsızlanayım diye :)

son olarak hali hazırda okuduğum ve çalıştığım korece
 kitaplarımı da göstereyim ve sahneden çekileyim :) 
pratik kolay korece yazdığına bakıp sakın aldanmayın.kitabın
 pratiklikle uzaktan yakından ilgisi yok.
30 günde korece'ye gelirsek eğer,geçen sene elazığ'a gittiğimde
 diyanet kitap evinden almıştım.diynete gidip korece 
kitap alıp dönen tek arıza ben olmalıyım :)
ama 30 günde korece gerçekten korece öğrenmek ,steyenlerin alması gereken bir kitap,asıl
pratik korece kitabı bu kitap diyebilirim.
kore dili kitabı da korece öğretmekten ziyade
 kore dilinin inceliklerini anlatan bir kitap.
bu kitabı kitabın yazarı sultan ferah akpınar yeo hocamdan bizzat tanışarak aldım.
korece'ye meraklıysanız bence kütphanenizde olamsı gereken bir kitap.
çünkü kitabın içerdiği konuları ne internette ne de diğer korece kitaplarda bulamazsınız.
üstelik kore dili kitabından elde edilen tüm gelir yardım kuruluşlarına gidiyor.


son sözlerimi de söylediğime göre artık gidip biraz kitap okuyabilirim.
size de bol ve keyifli okumalar.

18 Temmuz 2013

mimlendim :) ben kimmişim ? bakın ben kimim :)


kısa bir kafa karışıklığının ardından hayal otobüsü meral tarafından mimlendiğimi anladım :)
ben nasıl yanlış anladıysam 'deli bu' tarafından mimlendiğimi zannetmiştim.
anlatsam uzun hikaye :)
neyse gelelim mim sorularımıza.bu kez kendimizi yakından tanıtmamız gerekiyor.
işte sorular:

ben kimim ?
tarih yaprakları isa'dan önce ki devirleri gösterirken (laf aramızda sene 78 :) ) ekim ayının 21'i bir istanbul öğleden sonrasında bu uzun yol aldığım hayatıma gözlerimi açmışım.
beş kardeşin en büyüğü,en sakini,tepesi atınca en sinirlisi ,tam bir terazi burcu insanı,beyza pelin'in annesi,hali hazırda artık bir ilahiyatçıyım :)

blogunun adı nereden geliyor ?
aslında alice harikalar diyarında şeklinde bir isim düşünüyordum ama sonra dedim ki burada benim düşüncelerim,hislerim,fikirlerim yer alacak demek ki bunlar benim notlarım.
yani su'nun notu :)
işte isim böyle doğdu.

blog açmaya nasıl karar verdin ?
ben örgü örmeyi sevdiğim için,örgü modellerinin yer aldığı bir blog düşünüyordum.daha sonrasında kız kardeşim gece günlüğüm adında blog açınca bana da bir heves ve cesaret geldi.
o sıralar da majör depresyon geçirdiğim vakitlerdi.benimde, beni rahatlatacak bir hobiye,içimi dökecek bir yere  ihtiyacım vardı ve tam o sıra da su'nun notu doğdu.
önceleri acemi bir şekilde bu işi götürürken,şimdilerde blogu bayağı derleyip toparladım.
şimdi blogum çok daha fazla içime siniyor.

neden yaşam blogu ?
bu  kadar hayatın içinde iken yaşamın dışından bir blog yapılamazdı değil mi ? :)

kişiliğim ?
çok iyi bir soru aslında.ama insan kendini nasıl tarif eder ki.yaşadığı son on yılın yorgunluğu omuzlarında bir kişilik.daha az sinirlenen,daha çok düşünen biri.
yaşadığı bütün olayları kendim için  tecrübeye çevirmeyi öğrenmiş biriyim.
insan biriktiririm.
kimseyi kolayca harcamam.sonuna kadar sabreden ve tolerans tanırım.
esprili,hayatı dalgaya alan ama insanlara da (bazen hak etmeyenlere de ) çok değer veren biriyim.
kırılmaktan da kırmaktan da çok korkarım.
ve saire, ve saire, ve saire :)

hoşlandıklarım ?
samimi insanlardan çok hoşlanırım,arkadaşlarımla hoş bir cafede oturup uzun uzun sohbet etmekten,
kitaplar gömülüp okumaktan,film izlemekten,ev de pineklemekten hoşlanırım :)
kahve içmekten,yemek yapmaktan,kitap ayraçları ve defter tasarlamaktan hoşlanırım.
fotoğraf çekmekten,korece çalışmaktan ve hayal kurmaktan hoşlanırım.
ve daha bir sürü şey..

hoşlanmadıklarım ?
beklemekten ve bekletilmekten hiç hoşlanmam.samimiyetsiz,her yerinden riya akan insanlardan hoşlanmam.
çok soru soran,her türlü şeye burnunu sokan insanlardan hoşlanmam.
emri vakilerden hoşlanmam.nezaketsizlikten,küfürden,kaba tavırlardan ve sözlerden hoşlanmam.
yeteeeer sıkıldım. :)

en çok sevdiğim makyaj malzemelerim :
göz kalemlerimi seviyorum.

çantamda olmazsa olmazım :
benim çantam hep kalabalık ve ağırdır.hangi birini saysam? hepsi olmazsa olmaz.ama ıslak mendilsiz ve selpaksız olmaz :) malum bayan olunca evin yarısı zaten yanımız da gezer :)
not defterim,kitabım,cüzdanım,yelpazem,güneş gözlüğüm...
en iyisi diğerlerini saymayayım :)

en son okuduğum kitap :
hz. isa'nın bilinmeyen yılları ve kayıp tibet incili.

gelelim mimlenip kendisini anlatmak zorunda kalan bloglara :)
yeni tanıdığım bu cici kızımız: deliibu.
daha önce hiç mimlenmemiş mim yazmak isteyen bir başka cici kızımız: ilahiyatcinin-dinlertarihi-gunlugu.
uzun zamandır konuşamadığım bir başka cici kızımız : kahvekokulukitap.
çiçeği burnunda mezun bir başka cici kızımız : yoldaa.
yine yeni tanıştığım ve çok sevdiğim bir cici kızımız : vanilyakokuluumutlar.

haydı hepinize kolay gelsin cici kızlar :))

14 Temmuz 2013

elaziz.son olmasını istemediğim elazığ vedası...


artık bir ilahiyatçıyım..
tek ders sınavı da  bitti,bütün o stresler,ders çalışırken geçirilen uykusuz geceler,uzaktan eğitimin verdiği bütün o zorluklar,vizelere net üzerinden girdiğimizde elektrik kesilecek mi,bilgisayara bir şey olacak mı endişeleri,finaller için elazığ'a gitmeden önce bileti ucuz bulacak mıyız,kalmak için ev ayarlayabilecek miyiz,harç parasını denkleştirebilecek miyiz sıkıntıları hepsi bitti.
mutlu muyum evet ama bol miktarda hüzünle karışık.
uzaktan eğitim şeklinde okuduğumuz için türkiye'nin dört bir tarafından gelip elazığ'da toplanmıştık.şimdi en sevdiğimiz insanların her biri bir şehirde.
uzaktan eğitimle okuyup birbirimizi bu kadar çok sevdik,alıştık,güvendik ve dost olduk eğer örgün okusaydık nasıl olurdu diye hep birlikte merak ediyoruz.
bence bu kadar çok sevip,alışmanın ve dost olmanın en önemli nedeni yaşlarımızın büyük ve bir birine yakın olmasının yanında hepimizin kendine bir hayat kurmuş aile sahibi insanlar olmamızın da çok önemli bir etkisi olduğunu düşünüyorum.
insan kıymeti bilen yaşlardayız.
önce bir kaç resim göstereyim.elazığ'dan son kareler.
üç gün kaldığımız elazığ'a tabi hiç doyamadık.ayrılmadan bir gün önce akgün avm'ye sinemaya gittik,bu resimler akgün'den.






maskeli suvariye gidecektik ama arkadaşların otobüse yetişebilmeleri için çabucak dünyalar savaşı filmine girmeye karar verdik ve filme girince gerçekten çok çabuk karar verdiğimizi fark ettik :)
çünkü film zombi filmi çıktı :) 
film arasında akgün avm'de çektiğim resim.


 filmden sonra bowling oynadık,iftara gittik arkadaşlarımızı yolcu ettik ve elazığ'da hacer ve ben yalnız kaldık :/
ben bu duyguyu çok kez yaşadım,bütün arkadaşlarımı yolcu ettikten sonra en son elazığ'dan istanbul'a döndüğüm için.elazığ boş ve anlamsız kalıyor.o şehri bu kadar güzel kılan arkadaşlar.
 herkesi yolcu ettikten sonra hacer ve ben elazığ'dan bir arkadaşla buhara'ya kahve içmeye gittik.
çok hüzünlü bir günün akşamaı bol bol da göz yaşı döktükten sonra kardeşim kadir bizi  bol bol güldürdü.
sağ olsun,bize bayağı moral verdi.
işte kadir kardeşim ve kahvesi :)


                                                         biz hacer'le türk kahvesi içtik.



 elazığ'da ki son günümüzde yine buhara'ya gidip uçak saatini bekledik.
burası da buhara.



buhra'nın camından elazığ gazi caddesi.


işte elazığ'dan kitap aldım deyip deyip post yazdığım kitapları aldığım batı kırtasiye.
cümleyi anlamak zor mu oluyo ne :)


iki yıl öyle çabuk geçti ki.derslerin stresinden nasıl geçtiğini anlamadık ama şimdi odamda oturmuş bu postu yazarken çok daha rahat anlıyorum.iki yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçip gitti.
bu iki yıl benim hayatım için çok önemliydi.çünkü çok şey yaşadım.
yepyeni insanlarla tanışmanın,okuyup öğrenmenin yanında hayatımda çok şey oldu.
pek çok ciddi karar almak zorunda kaldım,aldığım kararlardan hiç pişman olmadım ama bu son elazığ macerasında keşke daha farklı olsaydı deyip hala üzerinde düşündüğüm bir kaç küçük ama çok önemli ayrıntı var kafamda.öyle işte...
bu iki yılda hayatımıza pek çok insanın girmesine izin verdiğimiz gibi bazısının da gönüllü olarak çıkıp gitmelerine izin verdik.kararlar aldık,üzüntüler,kalp kırıklıkları,yanlış anlaşılmalar ve daha bir çok şey yaşadık.
yani lafın kısası koca bir hayat tecrübesine dönüşen iki yıldı.
şimdi artık yapılması gereken yola devam etmek.

elazığ'dan ayrılırken hava alanından uçağa doğru yürürken  güçlü duygularla birlikte tam da ruhumun derinliklerinden  dua ettim hava alanında ki o kısa yürüyüşte.
ve Rabbime dedim ki;bu son olmasın,elazığ'a bir daha ki gelişim yüksek lisans için olsun ve hayatımın geri kalanı bu şehirde geçsin..
amin..
çok saygı duydugum arkadaşım yusuf hocayla son gün şu sohbeti yapmıştık.hocam dedim,demek ki Allah,elazığ'da yaşayacağım bir kader yazmıştı ki beni okul sebebiyle buraya getirip bu şehri de bu kadar sevdirdi.o da aynı benim gibi düşünüyormuş.tabi en doğrusunu Allah bilir.ama önce kulunu yeni yaşayacağı hayat için hazırlar Rab,sonra da kulun kaderi önüne serilir..
yani sözün özü,elazığ'dan ayrılırken hiçte son kezmiş gibi hissetmedim.yüreğimin en derinliklerinde öyle inanıyorum ki bu ,ben ve bu şehir arsında ki  son ayrılık değildi.
bu sonun başlangıcıydı.
artık tek yapmam gereken bu amaç uğruna çalışmaya devam etmek.
yani bu yaz bana tatil yok ales'e çalış,çalış,çalış :)
sizde bu yazıyı okuduktan sonra benim için dua ederseniz sevinirim.
Rabbim yüreğinizdekileri hayırlı ve kabul eğlesin...

8 Temmuz 2013

the king of the clown / kral ve soytarı

         
   kore sinemasının en iyi film.2007 yılında en iyi yabancı film oskarı dalında aday olmuş,ülke 
tarihinin en yüksek hasılatını yapmış,oyuncularının ününe ün 
kattığı gibi asyanın en kıdemli sinema ödüllerini aldırmış bir film kral ve soytarı.


       imdp puanı 7.4 olan filmin oyuncuları kore sinemasının en seçkin ve en sevilen isimleri.
                    baş roller de askerden gelir gelmez hemen arang dizisini çeken    
                                                 soytarı gonggil rolünde lee jun ki,
                      tabiri caiz ise keçileri kaçırmış acımasız kral rolünde talk and guns
                                                   filminin inatçı polisi jeong jin yeoung,  
karalın cariyesi rolünde kang seoun yeon ve diğer soytarımız gam woo seong var.



kore tarihinden gerçek kişilerin anlatıldığı bu dönem dramı filmin konusu kısaca şöyle;
chosun hanedanlığı zamanında yaşayan 
gong gil ve jang saeng aralarında dostluktan daha fazlası olan iki soytarıdır.
gong gil inanılmaz bir kadın güzelliğine sahiptir ve oyunlarda da
sürekli kadın rollerini canlandırır.bu yüzden sürekli zenginlerin faydalanmak
 istediği bir soytarıdır..bu duruma artık tahammül edemedikleri için baş kent seul'e kaçarlar.
başkentte oynadıkları bir oyunu seyreden saray erkanından,karalın sağ kolu olan bir aristokrat,
sarayda ki yozlaşmayı krala anlatabilmek için bu soytarıları saraya getirir.
ancak işler hiçte aristokratın planladığı gibi gitmez.
başlarına öyle olaylar gelir ki kaçmak isteseler de artık saraydan çıkış olmayacaktır.
kral kore tarihinin en acımasız ve psikopat kralıdır,oynanan her oyunu gerçek oluğunu zanneder ve 
oyunda anlatıldığını düşündüğü kişileri öldürmeye başlar.
artık soytarılar kelle koltukta,ölüm korkusu içinde oyunlarını sergilerken birde 
kralın soytarı gong gil'e aşık olmasıyla kralın en gözde 
cariyesinin kıskançlık damarlarının patlamasıyla olaylara
 dahil olması üzerine işler iyice sarpa sarar.
ancak film bir aşk üçgenine dönüşmez.
kader,sınıflar arası mücadele,yozlaşan aristokrat tabakası,
güç ve özgür bir ruhu anlatır.

oyunculara bir göz atacak olursak
kore'nin jhonny deep'i,her rolün oyuncusu diye anılan 
lee jun ki


oyunculuğuna hayran olduğun aktör,filmimizin kralı
jeong jin yeoung


 filmdeki başarılı performansıyla dikkatleri çeken güzel oyuncu
kang seoun yeon 


son olarak filmde rolünün hakkını sonuna kadar veren diğer soytarımız 
 gam woo seong 


bu filmden sonra kadınlardan bile daha güzel lakabını alan 
le jun ki'nin kadınsı güzelliğe sahip soytarı gong gil hali.


 filmi kesinlikle izleme listenize alın derim.her oyuncunun oyunculuklarının
hakkını sonuna kadar verdiği bir film.
filmde ki kostümler,makyajlar,maskeler ve sahne tasarımları 
gerçekten muhteşem.buna bir de film müzikleri eklenince
 film tam bir görsel şölene dönüşüyor.
ancak küçük bir uyarı yapmam gerekirse filmdeki tüm 
espriler oldukça müstehcen.

gong gil ve kralın birlikte oyun oynadıkları ve soytarı gong gil'in kralından nasıl korktuğunu
bebeklerle oynayarak anlattığı sahneden.


babasının annesini öldürdüğüne şahit olan ve bu yüzden psikopat 
bir şekilde büyüyen,kore tarihinin en acımasız kralının
 gong gil'le oynarken gösterdiği deli tepkilerden biri.
filmi izlerken öyle manyak bir kral portresi görüyorsunuz
 ki kim soytarı,kim kral karışıyor.


filmin her karesi bir tablo şeklindeydi.filmde kullanılan 
maskeler,yapılan makyajlar ve kostümler.





sarayda sergilenen ilk oyundan.
daha sonra sarayın bütün imkanları 
soytarıların önlerine sunulur birbirinden güzel kostümler ve maskelerle
tam da saraya yakışır şekilde gösterilerini sergilerler.


saraya gelmek aslında sanıldığı gibi iyi bir kader değildir soytarılar için.
hayatlarının oyununu oynamak zorunda kalacaklarından habersizdirler.


kore sinemasın da bu filmin hasılatını ekarte etmiş başka bir film daha çekilmedi.
ve ben bu filmi bir kaç kez izledim.gene olasa gene izlerim :)
bıkmam,doymam yani :)
kore tarihinin küçük bir bölümüne gerçek karakterleri anlatarak ışık tutan bu filmi 
zevkle izleyeceksiniz.

tralier

 

lee sun hee'nin seslendirdiği filmden muhteşem bir ost


 

iyi seyirler..

7 Temmuz 2013

hatırlıyorum,demek ki hep vardırm..

insan,farkındalığı sayesinde başlangıcı hatırlayabilecek 
Tanrı'nın yarattığı eşsiz bir eserdir.
ealzığ'dan aldığım bu kitabı okumaya başlayınca,ilk sayfalarında 
yeni bir nazan bekiroğlu ile karşılaştığımı düşünmüştüm ama 
sayfalar ilerledikçe karşıma çıkan renkarnasyon fikrinden de hiç hoşlanmadm.
yazar kitabını günlük tutar gibi kaleme almış ve kitap boyunca kendi
 benliği ile yaptığı konuşmalara şahit oluyorsunuz.
kitapta geçen fikirle hiç alakası yok ama ben kitabı hiç ama hiç beğenmedim.
doğrusu verdiğiniz paraya da,okumak için harcadığınız zamana da yazık.
her zaman ki gibi fikir size kalmış.ama bence tam bir zaman kaybı..


italyan asıllı izmir'li yazar gıanna paradiso..


alıntı
gıanna paradıso,hatırlıyorum demek ki hap vardım.
insan,farkındalığı sayesinde başlangıcı hatırlayabilecek tanrı'nın yarattığı eşsiz bir eserdir...

İnsan, farkındalığı sayesinde
başlangıcı hatırlayabilecek

Tanrı'nın yarattığı eşsiz bir eserdir.

Hatırlıyorum, demek ki hep vardım. 

GIANNA PARADISO

sevgiyi anlat
aşkı anlat
dürüstlüğü anlat
güveni anlat
paylaşmayı anlat
inancı anlat
umudu anlat
eşitliği anlat
yardım etmeyi anlat

.limonlu pastanın sıra dışı hüznü,aimee bender

bu kitabı drwilldone'nın yaptığı kitap çekilişinden kazanmıştım.
drwilldone'a tekrar teşekkürler.

bir gün,mutsuzluğu,acıları ve arzuları,en derindeki sırları görme yeteneğin olduğunu keşfetseydin...


annesinin yaptığı limonlu pastayı yemesiyle hayatı tamamen değişen rose'un öyküsü.
onlar sıradan amerika'lı bir ailedir ancak birbirleri hakkında hiç bilmedikleri şeyler vardır.
zaman geçtikçe aile bireylerinin sırlar teker teker ortaya çıkar.


ucundan fantastik olan bu öyküyü ben sevmedim.çünkü yazarın dili biraz can sıkıcıydı.
debbie macomber'in yazı dili gibi akıcı,insanı tamamen saran bir nitelikte değildi.
isminden çok etkilenmiş ve blog çekilişinde bu kitabı seçmiştim ama 
illa okumanız gerekiyor,kaçırmayın tarzında yorumlar yapamayacağım.
 daha öncede dediğim gibi hikaye ne kadar çarpıcı olursa olsun,yazarın dili beni alıp götürmüyorsa ben o kitaptan etkilenemiyorum.
rose'un hikayesi ilgi çekiciydi diyebilirim,büyüme eversin de
 ki bir genç kızın ailesiyle olan ilişkisi,aile bireylerinin kendi aralarında ki ilişkiler,
rose'un başına gelen olağanüstü olay ve ailesinde daha sonra keşfedeceği özel yetenekler 
kitabı ne olacak diye okumanızı sağlıyor.
ama yazarın yazarlık diline bir hayranlık uyandırmıyor.
yine de her zaman dediğim gibi siz okuduğunuzda hayranlık duyabilirsiniz.
yine de başladığım kitabı okuyup bitirmenin verdiği zafer sarhoşluğu içindeyim :)
okuduğum kitaplara bir yenisini eklemek,
yeni bir yazar ve yeni bir hikayeyle tanışmak çok büyük bir zevkti.
kitabı okuyun.çok şey kazanmasanız da hiç bir şey kaybetmezsiniz.
sadece kitaptan yeni bir dost edinmiş olursunuz.


yazar hakkında..
aimme bender çağdaş amerikan edebiyatında ses getiren
 bir roman ve öykü yazarı olan,gerçeküstü kurgu ve kişileriyle tanınan,
yapıtları on altı dile çevrilen ve iki kere pushcart ödülü'nü almış bir yazar.


alıntı :
Bir gün, mutsuzluğu, acıları ve arzuları, en derindeki sırları görme yeteneğin olduğunu keşfetseydin...
Bir gün, sana gülümseyen yüzlerin ardını görüp sana en yakın kişinin yüreğinde kilitlediği kapıları aralasaydın, ne yapardın?..
Büyümenin eşiğindeki Rose için hayat, bir sabah geri dönülmezcesine değişir. Zira annesinin yaptığı limonlu pastadan aldığı bir lokmayla, sadece yemeği değil, onu pişiren kişinin duygularını da tatmakta olduğunu anlar... 
Olağanüstü yeteneği, aynı zamanda derin bir kaygı ve hüznü de beraberinde getirir; çünkü her zaman neşeli, güler yüzlü ve sevecen biri olarak bildiği annesi, kalbinde sarsıcı bir gerçek saklamakta, ailesinden ayrı ikinci bir hayat yaşamaktadır... Çok geçmeden babası ve ağabeyinin de çok özel yetenekleri olduğunu anlar. Her üçü için de bu yetenek, kimi zaman bir mucizeye kimi zaman da yakalarını kurtaramadıkları bir illete dönüşecektir.
Hemen her ailenin üstünü örttüğü gerçekleri, duyarlı ve yetenekli bir genç kızın büyüme öyküsü eşliğinde anlatan acı, tatlı ama her sayfası büyülü bir şehir masalı... 
"Kitap o kadar güzel ki, tadını daha iyi alabilmek için bitirir bitirmez tekrar okumaya başladım."
Jodı Pıcoult

iyi okumalar...

4 Temmuz 2013

oh my lady.

bu kadın aynı bana mı benziyor ne :)
uzun zamandır kore dizisi önermemiştim.
şimdi oh my lady hakkında konuşalım.
2010 yapımı bir romantik komedi.
baş kadınımız chae rim,baş adamımız da super junior'dan choi si won
ünlü bir oyuncu olan sung min who ile yolları kesişen boşanmış ve 
 bir kız çocuğu annesi olan yoon gea hwa'nın
komik ve romantik hikayesi.
gea hwa aslında tam bir acummadır :) tek gayesi boşandıktan
 sonra kızıyla kendine yeni bir hayat kurmaktır.
min who ise şımarık,sorumsuz ve kendini beğenmiş bir aktördür.
bu iki insanın bir araya gelmesi imkansızken kader ağlarını 
örer ve komik olaylarla birlikte hikayeleri romantik bir hal alır..

 hani bazı kitap ve film tanıtımlarında okuyun kendinizden çok şey
 bulacaksınız,izleyin kendinizi göreceksiniz şeklinde sözler
vardır.bir okursunuz yada filme  bakarsınız ki kendinizden bir 
şey bulmak mı ne alaka dersiniz.kendinizi bulmak hak getire sizden çok çok uzaktadır bide.
ama bazen bu söz tam yerini bulur.tamamen kendinizi bulursunuz o film ya da kitapta.
oh my lady'de benim için tamamen kendimi bulduğum bir dizi.


 gea hwa yaşadığı hayatla,neşeli kişiliğiyle,anneliğiyle,
hayata karşı duruşuyla bana çok benziyor.
diziyi seyrederken gea hwa'nın acılarında,hayal kırıklıklarında,
endişelerinde,hayallerinde hep kendimi buldum.
boşanmış ve hayat mücadelesi veren bir kadın olarak bir de tek başına
 kız çocuğu yetiştirmek ne demektir en iyi ben bilirim.
bu acımasız ve adaletsiz dünyada kadın olamak yeterince zorken bir de 
pek çok etikete bürünüp yaşamak zorunda kalmak ne zordur ben bilirim.
o yüzden bu dizide sonuna kadar kendimi buldum.


gea hwa'nın bunca sorunu yokmuş gibi bir de karşısına 
romantizm çıktığında yaşadığı ikilemin ne derece zor olduğunu da ben bilirim.
çünkü boşanmış bir anne iseniz artık bir kadın olmazsınız sadece annesinizdir.
yoksa ayakta kalmanız imkansızlaşır.
her şeyden önce evladınıza sorumluluklarınız vardır,yapmanız gerekenler vardır
ve romantizm sizden çok uzaktadır.
sizde tamamen anne olmayı seçersiniz ve hayatınızı çocuğunuza adarsınız.
gea hwa'da böyle yaptı.
karşısına kendini seven ve çocuğunu yetiştirirken kendisine destek 
olacak birinin çıkması da zaten ancak romantik komedilerde olacak bir olaydı :)
bu konuda umudumu yitirmiş miyim ne ? :)
bu konu üzerinde daha çok söz edilebilir ama ben akşamın bu saatinde 
ancak bu kadar lakırtı edebileceğim.
velhasılı kelam oh my lady sıcacık,umut dolu bir dizi.
eğer günün birinde karşınıza böyle bir kadın çıkarsa ondan faydalanmaya kalkmayın.
duygularıyla oynamayın ve 
onun hayat mücadelesine saygı duyun.
bu sözlerim meclisten dışarı tabi.
diziden böyle bir kıssadan hisse çıkardım işte :)


dizinin traileri

 

choi si won'un seslendirdiği dizi ost'si.


 

oh my lady'i izleyin pişman olmayacaksınız.iyi seyirler..
Related Posts with Thumbnails