8 Ağustos 2016

beyaz tavşanın peşinde 150 yıl..

yine bir "alice" yazısıyla daha birlikteyiz.bu da diğer yazılar gibi uzun zamandır sizle buluşmayı bekleyenlerden.
şima imşir parker'in 25.02.2015 tarihli  sabitfikir'deki (yazısı için buraya tıklayınız) alice in wonderland içerikli yazısını paylaşacağım.yine benim keyifli bulduğum ve eksik alice bilgilerimi pazzle vari bir şekilde tamamlamamı sağlayan yazılardan oldu.
işte şöyle:











Alice Harikalar Diyarında denildiğinde, en az Alice kadar hafızalarda yer eden bir diğer karakter de Beyaz Tavşan. Üstelik neredeyse Alice’ten de, Deli Şapkacı’dan da, Kupa Kraliçesi’nden de daha sık kullanılan bir sembol olarak hayal gücümüzde yer etmiş vaziyette. 150 yıldır farklı biçimlerde ve sebeplerde Beyaz Tavşan’ın peşinden gitmeyi sürdürüyoruz. Peki, sürekli karşımıza çıkan bu “beyaz tavşan” nasıl bir karakter? Ya da soruyla biraz oynayalım: Bunca yıldır biz nasıl bir tavşanın peşindeyiz?
Oxfordlu matematikçi Charles Lutwidge Dodgson’ın, minik arkadaşı Alice Liddel’ı eğlendirmek maksadıyla, Alice adlı karakterin mantıksızlıklar diyarında geçen maceralarını bir sandal gezisi esnasında anlatmasının ardından 153, hikayenin törpülenip adının da Alice’inYeraltında Maceraları’ndan Alice’in Harikalar Diyarında Maceraları’na dönüştürülüp her yaştan okuyucuya sunulmasının ardından ise tam 150 yıl geçti.

Alice, Harikalar Diyarı’na girmeden hemen önce “Beni iç” yazan içkiyi içip küçüldüğünde metnin anlatıcısı bize Alice’in aynı anda iki ayrı kişi gibi davranmayı ne kadar çok sevdiğinden bahseder.The Annotated Alice (Açıklamalı Alice) kitabının yazarı Martin Gardner’ın da dediği gibi, Dodgson da en az Alice kadar iki ayrı kişi gibi davranmayı sevmiş olsa gerek ki, Alice Harikalar Diyarında’yı da, devam kitabı olan Aynadan İçeri’yi de Lewis Carroll mahlasıyla yayımlamayı tercih eder. Üstelik Lewis Carroll ile Dodgson arasındaki ayrım öyle katıdır ki, Oxford Üniversitesi’ne Dodgson adına gönderilen Lewis Carroll ya da Alice Harikalar Diyarında ile ilgili mektupları “Bay Dodgson kendi adı ya da bir takma ad altında (...) yayımlanmış hiçbir kitap üzerinde hak iddia etmemektedir,” diye yanıtlayarak geri gönderir. Bu kararının ardında akademik işleri ile akademik olmayan işlerini ayırma isteği yatıyor olabilir. Bir başka ihtimal ise Dodgson’ın küçük yaşlardaki kız çocuklarıyla birebir vakit geçirmekten duyduğu mutluluğun kimi kaşları şüpheli biçimde kaldırabilecek olması. Nitekim aradan geçen 150 yılda Dodgson’ın kız çocuklarına olan düşkünlüğü çokça tartışıldı. 2011 yılında yayımlanan Simon Winchester’ın The Alice Behind Wonderland (Harikalar Diyarının Ardındaki Alice) kitabı bu konuda yazılmış en güncel kitaplardan. Kız çocuklarıyla kurduğu arkadaşlıkları onların fotoğraflarını çekerek taçlandıran Dodgson’ın kamerasından çıkan Alice Liddell’ın ünlü fotoğrafı Winchester’ın araştırmasının temel konusu. Nitekim gün geçmiyor ki bir araştırmacı daha edebiyat tarihinin belki de en kafa kurcalayıcı fenomenlerinden birisi hakkında yeni bir kitap yayımlamasın. Zira Alice Harikalar Diyarında metni tam da böyle bir arkadaşlığın ürünü. 1862 yılının 4 Temmuz’unda akademisyen arkadaşı Robinson Duckworth ile Liddell kardeşleri çıkarttığı sandal gezisinde o sıralarda on yaşında olan Alice’i eğlendirmek maksadıyla anlatmaya başladığı öyküyü Alice’in isteği üzerine kağıda dökme kararı alan Dodgson, Noel’e dek bitirmeyi hedeflediği metni 1863 yılının ilk aylarında tamamlar. Metni profesyonel olarak yayımlamaya karar verdiği anda ise Lewis Carroll doğar. O halde yazarın isteğine uygun olarak bu paragraftan sonra da Dodgson’dan değil, Carroll’dan bahsetmek gerekir. 

Birleşik Krallık’ın ünlü karikatür dergisi Punch’ın önde gelen çizerlerinden John Tenniel’in çizimleriyle basılan metin tam 150 yıldır konuşulmaya, uyarlanmaya ve okunmaya devam ediyor. Yazarlar yüz yılı aşkın süredir kimi metinlerde Alice’in maceralarının devamına hayat veriyor, kimi metinlerde ise Alice’in maceralarını bambaşka dünyalara taşıyarak farklı olasılıkları değerlendiriyor. Sinema dünyası ise çocuk ve yetişkin edebiyatının ortaklaşa en büyük klasiklerinden sayılan bu metni uyarlamaya “doyamıyor.” Bu uyarlamaların güncel örneklerinden biri, 2010 yılında Tim Burton imzasıyla çekildi. Her ne kadar Burton, filmi bir adaptasyondan çok bir devam filmi olarak tanımlasa da, Lancaster Üniversitesi İngiliz Edebiyatı Bölümü’nden Kamilla Elliott’un da işaret ettiği gibi film Lewis Carroll’ın orijinal metninin karakterlerinden ve sözlerinden de bolca faydalanıyor.Aynadan İçeri adlı devam kitabında yer alan “Jabberwocky” şiiri ise filmin anlatım yapısının şekillendirilmesinde önemli bir rol oynuyor. Yine de Burton’ın elinden çıkan bu uyarlamanın gotik ve absürt bir şaheser olacağına dair beklentisi olan eleştirmenler çoğunlukla hayal kırıklığına uğramış gibi görünüyor. Elliott filmle ilgili yapılan eleştirileri bir bir sıralıyor: Variety’den Todd MacCarthy de, The London Times’tan Cosmo Landesman, The Independent’tan Anthony Quinn de filmin gişe rekoru kırmaya yönelik tipik formülleri birebir uygulamış olduğu konusunda hemfikirler. Filmin üç boyutlu oluşu da eleştirilen bir diğer unsur. Yine de tüm bu eleştirilere rağmen filmin yapım şirketinin beklentilerini karşılayacak şekilde milyonlarca seyirciye ulaşmayı başardığını unutmamak lazım. Demek ki Alice, 150 yıl sonra bile, hâlâ çocukları ve yetişkinleri cezbetmeyi başarıyor. Üstelik bu işi herhangi bir coğrafyadan ve türden bağımsız yapıyor. 1903 yılından günümüze dek çekilmiş onlarca farklı tipte Alice Harikalar Diyarındauyarlaması bulmak mümkün. Buna filmler, çizgi filmler, diziler, tiyatro oyunları, müzikaller ve bilgisayar oyunları da dahil. (Hatta bu listeye erotik bir müzikal uyarlamasının dahil olduğunu da hatırlatayım.) Birleşik Krallık, ABD, Rusya, Fransa, İspanya, Çin uyarlamaların yapıldığı yerlerden yalnızca birkaçı. O halde, Viktorya dönemini hem yeren, hem de dönemin kimi özelliklerini birebir yansıtan bu metnin, zamanın ve mekanın sınırlarını aşarak içinde bulunduğumuz yıllarda hâlâ popülerliğini korumasının altında ne yatıyor olabilir? 

Kuşkusuz Alice Harikalar Diyarında denildiğinde en az Alice kadar hafızalarda yer eden bir diğer karakter de Beyaz Tavşan. Üstelik neredeyse Alice’ten de, Deli Şapkacı’dan da, Kupa Kraliçesi’nden de daha sık kullanılan bir sembol olarak hayal gücümüzde yer etmiş vaziyette. 150 yıldır farklı biçimlerde ve sebeplerde Beyaz Tavşan’ın peşinden gitmeyi sürdürüyoruz. Üstelik itiraf edelim ki Alice’in peşine düştüğü bu beyaz tavşan sevimli bile değil. John Tenniel’in kaleminden çıkan tavşanı ekoseli ceketi, içinde yeleği ve boyunluğu ile tanıyoruz. Elindeki cep saati ile durmadan bir yerlere gecikmiş olmaktan şikayetçi. Kılığı ve kıyafetinden hal ve tavrına dek okura bir bürokratı, memuru ya da bir üniversite hocasını andıran tavşanın gerçekte kimi ya da neyi temsil ettiğine ilişkin de pek çok görüş mevcut. Kimi iddialar beyaz tavşanın Alice Liddle’ın babası Henry Liddell’dan esinlenilerek yazıldığını söylüyor. Bu iddiaların kaynağı Oxford Üniversitesi, Christ Church College’ın dekanı olan Henry Liddell’ın okul toplantılarına geç kalmasıyla bilinen bir isim oluşu. Bir başka görüş ise tavşanın Dodgson’la aynı dönemde Oxford’da profesörlük yapmış olan tıp profesörü Henry Acland olduğu yönünde. Metnin dışına çıkan her iddiayı spekülasyon kabul edip yalnız ve yalnızca metne baktığımızda karşımıza çıkan bu beyaz tavşan nasıl bir karakter? Ya da soruyla biraz oynayalım: Bunca yıldır biz nasıl bir tavşanın peşindeyiz?

Durmadan geç kalmaktan yakınan bu şık beyaz tavşan öyle meşgul ki, pek de etrafında olup bitenlerin farkında değil gibi. Tim Burton’ın 2010 uyarlaması ya da 1985’de televizyon için çekilen uyarlama gibi pek çok versiyonun aksine orijinal metinde tavşan Alice’in kendisinin peşine takılarak delikten atladığını fark edemeyecek kadar acele bir işin peşinde. Demek ki Alice’i Harikalar Diyarı’na getirmesi bile aslında istemsiz yapılmış bir iş. Ne Alice’i ne de biz okuru bile isteye peşinden sürüklüyor. Alice tavşanın evine girip masanın üzerinde bulduğu keki yiyerek elleri ayakları pencerelerden taşacak kadar büyüyene dek Alice’i hizmetçi kız zannediyor. O kadar ki Alice, tam bir Viktorya dönemi “hanımefendisi” olduğunu kanıtlarcasına “Gerçekte kim olduğumu bilse benimle bu şekilde konuşamaz,” diye geçiriyor içinden. Zira Alice, W. H. Auden’ın da dediği gibi, asi bir karakter değil, aksine kibar bir üst sınıf mensubu. Beyaz tavşanımız ise biz okuyuculara, kraliçeye amade birini anımsatıyor. Carroll metnin tiyatro için hazırlandığı esnada beyaz tavşanın Alice’in tam zıddı olarak çizilmesi gerektiğini söylüyor. Alice çıkarsız ve plansız bir biçimde merakına yenik düşebilme lüksüne sahip, oysa beyaz tavşan kendi konumunu sağlama almalı. Örneğin, kendisinin altında gördüğü herkese karşı oldukça kaba; Alice de dahil olmak üzere, çevresindeki herkese emirler yağdırıyor. Oysa aynı tavşan söz konusu Kupa Kraliçesi olduğunda el pençe divan bekleyen bir hizmetkar oluveriyor. Kısaca beyaz tavşanımızın Alice’in merakını kurcalayarak delikten Harikalar Diyarı’na atlamasını sağlamak dışında ne bize ne de Alice’e bir faydası oluyor. Yine de unutmamak lazım ki Viktorya döneminin katı kuralcı “medeni” dünyasından kaçış, ancak medeniyetin absürt bir üyesine dönüşmüş, karikatürize bir tipleme olan bu tavşanla mümkün. O halde biz, Alice’le birlikte neyin peşine takılıp atlıyoruz tavşanın deliğinden, “tekrar dışarı nasıl çıkacağımızı hiç düşünmeden?” Medeniyetten ve medeniyetle gelen katı sistemden kaçış, sanki ancak üzerindeki medeni elbiseyle absürt görünen bir hayvanın ardına takılmakla mümkün. Sanki Alice de yelekli ve cep saatli bu tavşandan çok, yelekli ve cep saatli bu tavşanı var eden bu sistemsiz ve kuralsız dünyanın peşinde gibi. Biz okurları yıllardır peşi sıra bu maceranın içine sürükleyen de, kendi merakımızdan başkası değil. Alice’in dediği gibi: “Tuhaf, çok tuhaf.” Biz okurlar bunca yıldır, tavşan kılığına girmiş merakımızın ardında bir yola çıkmışız meğer... 

Kuralsız ve düzensiz bir dünya



W. H. Auden’a göre yetişkinler için yazılmış çocuk kitaplarından kimisi şaheser olabilir, oysa sadece çocuklar için yazılmış hiçbir kitap böylesi bir sanatsal başarıyı yakalayamaz. Auden, Alice Harikalar Diyarında ve Aynadan İçeri kitaplarının da ilk kategoriye girdiği görüşünde. Nitekim iki metin de Viktorya döneminin baskıcı, kuralcı, sistemli ortamına dair yetişkinlere hitap eden göndermelerle dolu. Domuza dönüşen bebekler, çok yendiğinde insanı devleştiren kekler, katılığıyla herkesi korkutan bir kraliçe gibi pek çok öğe dönem İngiltere’sinin endişelerini yansıtıyor. Örneğin, hayatları adabı muaşeret kitaplarında belirtilen kurallarca dikte edilen Viktoryenler için yemek yeme katı kurallarla belirlenen bir süreç. Çocukların ne yediği, nasıl yediği, kaçta yediği gibi detaylara da ayrıca önem veriliyor. Harikalar Diyarı’na doğru delikten düşereken de, tüm macera boyunca da Alice’in aklına en sık gelen şeyin yemek olması bu nedenle pek de şaşırtıcı değil. Üstelik kuralsızca yendiğinde boyunun kısalıp uzaması tam da geç 19. yüzyıl Birleşik Krallığında görülebilecek cinsten korkular. Dönemin kuralcılığının ve sistemciliğinin karşısına kuralsız ve düzensiz bir dünya çıkarıyor Carroll. Belki de Alice Harikalar Diyarında ve Aynadan İçeri arasındaki en büyük fark da bu: Mantıksız bir dünyadan mantıklı cevaplar bekleyen Alice, devam kitabıAynadan İçeri’de ise kendisini her şeyin tuhaf bir satranç oyununun kurallarına bağlı olduğu bir dünyada buluveriyor. Birinci kitabın sonunda tavşanın (ya da hikayenin) ardına takılan Alice, ikinci kitapta hikayenin yaratımında çok daha aktif bir rol oynuyor. Carroll’ın kitaplarında Viktorya döneminde çocuk olmanın izini süren Jan B. Gordon’a göre ilk kitap Alice’in büyüme öyküsü, yani bir “bildungsroman.” Gordon ilk kitabın sonunda Alice’in ablasının Alice’i büyümüş yetişkin bir kadın olarak çocuklara hikayeler okurken hayal ettiğinin altını çizerek Aynadan İçeri adlı devam metninde Alice’in hikayenin yaratıcısı olarak oynadığı daha aktif role işaret ediyor. Dolayısıyla Gordon’a göreAynadan İçeri ise bir sanatçının büyüyüş öyküsü, yani bir “künstlerroman.” (Jan B. Gordon, “The Alice Books and the Metaphors of Victorian Childhood”, Lewis Carroll, Ed. Harold Bloom, 1987). Alice’in soruları, anlamsızlıklardan anlam yaratma çabaları ve dil oyunları Carroll’ın matematikçi kimliğini de en çok plana çıkartanlardan. Anlam ve anlamsızlık, sistem ve sistemsizlik iki metnin de en önemli temalarından. Hayatın sistemli görünen sistemsizliğini sorgulamak tam da bir matematikçiye yaraşır. Carroll bu durumu, “Hayat deli bir matematikçinin anlattığı deli saçması bir hikaye gibi,” diyerek açıklar. Tam da bu yüzden bu sistemli gibi görünen sistemsizliği konu etmesi ile Carroll’ın Alice’i ile Kafka’nın Dava’sı ya da Şato’sunu yan yana koymak belki de mümkün olabilir. Harikalar Diyarı her şeyin şeklinin bozulmaya meyilli olduğu, hiçbir gerçekten emin olunamayan, sözlerin de yolların da anlamsızlaştığı bir dünya. Jefferson Airplane’in ünlü White Rabbit (Beyaz Tavşan) şarkısında da dediği gibi: “Ve bir tip mantar yedin/ Ve aklın yavaş işliyor/ Git Alice’e sor/ O sanırım bu durumu anlar” (And you’ve just had some kind of mushroom/ And your mind is moving low/ Go ask Alice/ I think she’ll know).

Metnin sınırlarını zorlayan uyarlamalar


Jefferson Airplane’in şarkısı, popüler kültürün sayısız Alice temalı eserinden yalnızca biri. Gerek sinema, gerek edebiyat dünyasında çok sayıda Alice Harikalar Diyarında uyarlaması karşımıza çıkıyor. Tüm film uyarlamalarını detaylı tartışmak tek bir yazınn kapsamını aşacaktır. Fakat en dikkat çekenlerine değinmek Carroll’ın metninin yüzü aşkın yıldır nasıl şekilden şekle girdiğini görmemize yardımcı olacaktır sanırım. 

Alice Harikalar Diyarında’nın ilk sinema uyarlaması, 1903 yılında Hepworth Studio tarafından çekiliyor. On iki dakikalık bu sessiz ilk uyarlamanın yönetmenleri Cecil Hepworth ve Percy Stow. Cecil Hepwroth’un karısı Margaret Hepwroth ise, filmde hem bugün göze biraz korkutucu görünen Beyaz Tavşan’ı hem de Kupa Kraliçesi’ni canlandırıyor. 1910 ve 1915 yıllarında iki sessiz Alice uyarlaması daha çekiliyor. 1931 yılında ise ilk sesli Alice Harikalar Diyarında filmi geliyor. Bud Pollard imzalı, Amerikan yapımı bu ilk sesli uyarlama eleştirmenlerce başarısız bulunsa da Hollywood’dan önce Amerikan film endüstrisinin kalbinin attığı New Jersey, Fort Lee’de çekilmiş olması açısından da önemli. 1930’lar Alice uyarlamalarının çokça rağbet gördüğü yıllar. On yıl içinde dört farklı Alice uyarlaması çekilirken bunlardan birisi de ilk Alice parodilerinden olup Betty Boop’u Alice rolüne yerleştiren 1934 yapımı Betty in Blunderland. Söz konusu parodide yapboz başında uyuyakalan Betty Boop aynanın içinden geçip Harikalar Diyarı’na giden tavşanın peşine düşer. Aynanın içinden geçer geçmez siyah mini elbisesi ile Viktorya dönemi fantezilerine hitap eden Betty Boop, delikten düştükten sonra ancak Harikalar Diyarı barında bir bardak içkiyi içtikten sonra küçülecektir. 


Tabii çocuklar için de pek çok uyarlama mevcut. 1951 Disney yapımı Alice Harikalar Diyarında ise belki de metnin en iyi bilinen uyarlamalarından... Aynadan İçeri ile Alice Harikalar Diyarında’yı birleştiren bu versiyon çocuk izleyicileri hedef alırken bir başka Alice uyarlaması, 1976 Playboy yapımı Alice in Wonderland: An X-Rated Musical Comedy ise öykünün pornografik müzikal versiyonu. Alice rolünde “playboy kapak kızı” Kristen DeBell var. Metnin sınırlarını zorlayan tek parodi ise elbette bu yapım değil. Çek yönetmen Jan Svankmajer’in 1988 yılında çektiği orjinal adı ile Neco Z Alenky, sürreel bir Alice yapımı. Beyaz bir tavşandan ziyade beyaz bir sıçanı andıran kırmızı ceketli hayvanın ardına düşen Alice, bu defa biraz tedirgin edici bir maceranın içine düşüyor. Hollywood yapım şirketleri de boş durmayarak 1970’ler ve 80’lerde metni uyarlamayı sürdürüyor. 1999 yılında televizyon için uyarlanan filmde ise bu defa Hollywood’un ünlü simaları boy gösteriyor. Whoopi Goldberg, Ben Kingsley ve Pete Postlethwaite bu isimlerden yalnızca birkaçı. 2009 yılında mini bir dizi olarak, SyFy tarafından çekilen Alice ise, karakterimizi Harikalar Diyarı’nın yaratıldığı dönemden 150 yıl sonraki haline göndererek bu defa bilimkurgu ile Carroll’un metnini yeniden şekillendiriyor. 2010 yılında ise pek çok kişinin iyi hatırlayacağı Tim Burton imzalı Alice gösterime giriyor. Alice’in yaşını büyüten ve kimlik krizinin bir tip ergenlik dönemi kimlik krizine dönüştüren bu versiyon metnin üç boyutlu teknolojiye uyarlanan ilk versiyonu olması açısından önemli bir ünvana sahip. Fakat Harikalar Diyarında dünyasını iyi ve kötü güçlerin mücadele ettiği bir savaş meydanına dönüştüren film, Lewis Carroll’ı ne kadar memnun ederdi orası biraz şüpheli. 


 Sinema için yeniden yeniden uyarlanan metin edebiyat dünyası için de tekrar tekrar ele alınan, yeniden yazılan, referanslarda bulunulan eserlerden birisi. 1895 yılında Anna M. Richards’ın Eski Harikalar Diyarında Yeni Bir Alice (A New Alice in the Old Wonderland) onlarca metinle devam edecek bir furyanın ilk örneklerinden. Robert Gilmore imzalı Alice Kuantum Diyarında da, Shen Congwen imzalıAlice Çin’de de, Alice’in beyaz bir tavşan yerine beyaz bir farenin peşine düştüğü Alice Zombiler Diyarında da bu furyanın en çeşitli örneklerinden. Kitabın Alice Harikalar Diyarında’nın Elli Rengi adlı erotik bir yeniden yazımı dahi bulunuyor.

Yüksek edebiyatın demirbaşı kabul edilen pek çok eser de, Carroll’ın dünyasına göndermelerde bulunuyor. James Joyce’un ölmeden hemen önce tamamladığı ve belki de edebiyat tarihinin sindirimi en zor eserlerinden kabul edilen Finnegans Wake bu eserlerden. TıpkıAlice Harikalar Diyarında gibi rüya ile gerçekliğin birbirine karıştığı metin dil oyunları ile pek çok “Carroll-vari” dil oyununu da yeniden yaratıyor. Alice Harikalar Diyarında’yı 1923 yılında Rusçaya çeviren Nabokov ise bir başka Lewis Carroll hayranı. Joyce Carol Oates ise 1978’de Paris Review’a verdiği röportajda Caroll’ın kitaplarının sahip olduğu ilk kitaplar olduğunu belirten Oates aynı zamanda üniversitede bu kitaplarla ilgili lisans düzeyinde bir ders de verdiğini söylüyor. 

Peki, sayısız uyarlama, etkilenme, göndermeler ve yeniden yazımlar arasında Alice’in peşine düştüğü beyaz tavşan bizim için bugün ne ifade ediyor? Belki de 2000’li yılların en sık tartışılan göndermesinin beyaz tavşan ile ilgili olduğunu hatırlayacaksınızdır. Wachowski kardeşler tarafından çekilen Matrix üçlemesinin aynı adı taşıyan ilk filminde ana karakter Neo’nun uyanışa giden yolu, beyaz tavşanı takip etmesi ile başlar. Bilgisayarda beliren mesajın “Beyaz tavşanı takip et,” direktifi ile yola çıkan Neo, yine Alice’i hatırlatırcasına içinde bulunduğu “gerçeklikten” çıkmak ya da çıkmamak konusundaki tercihini mavi ya da kırmızı hapları alarak belirleyecektir. Yani tıpkı Alice gibi büyülü kapıdan geçebilmek için bir şeyleri yiyip içmesi gerekecektir. Peki ya kült filmler arasına giren bir diğer yapım, Richard Kelly imzalı Donnie Darko’daki o meşhur tavşan Frank? Donnie Darko’nun halüsinasyonlarının başkahramanı olan tavşan ile Sims oyunlarında asosyal oyun karakterlerinin karşısına hayali bir arkadaş olarak dikilen sosyal tavşan arasındaki ortak nokta dönüp dolaşıp Alice’e bağlanıyor olsa gerek. Bir başka gönderme ise, zamanında pek çok kişiyi koltuklara mıhlayan Lost dizisinden geliyor. Adada babasının hayaletini görmeye başlayan Jack’e, John Locke, beyaz tavşanı izlemesini salık verir. 

Bu yazıya “Bunca yıldır aynı tavşanın ardında biz neyin peşindeyiz,” sorusuna cevap bulabilmek niyetiyle başlamıştım. Oysa bu sorunun cevabını bulmak pek de mümkün olmasa gerek. Virginia Woolf, Lewis Carroll’ın Nonesuch Press tarafından basılan 1293 sayfalık toplu eserlerinin yayımlanması ile başta ne kadar heyecanlanıp Carroll’ın dünyasını nihayet tam olarak anlamayı umduğunu, oysa eserleri topluca okuyup bitirdiğinde bunun mümkün olmadığını fark ettiğini yazar. Caroll’ın ne üniversite kimliği ne de yazar kimliği tamamen metne hâkimdir. Hangi Carroll’dır okuduğumuz? Kimdir Carroll? Woolf’a göre gerçek kimliğini asla çözemesek de Carroll bize “dünyayı ters yüz ederek, bir çocuğun gördüğü gibi göstermekte,” bizi “tıpkı çocukların güldüğü gibi, sorumsuzca” güldürmektedir (Woolf, “Lewis Carroll”, Aspects of Alice, ed. Robert Phillips, 1971). Robert Phillips, Alice Harikalar Diyarında ile ilgili yazılmış sayısız farklı yorum ve eleştiriye dikkat çekerek herkesin Alice’te gördüğü şeyin farklı olduğunu söyler. Nitekim Alice de kendisinin ne olduğundan pek emin değildir. Metinde sıklıkla bir başkası olduğundan bile şüphelenir. Eğer Robert Phillips haklıysa ve gerçekten her birimiz -Alice de buna dahil olmak üzere- Alice’de bir başka şeyi görüyorsak, o halde peşine düştüğümüz tavşan da hepimiz için farklı olmalı. 150 yıldır yazılan ve çekilen Alice uyarlamaların çeşitliliği de bunu kanıtlar nitelikte. 

O halde soralım şimdi: Peki ya sen, sevgili okur, bunca yıldır sen nasıl bir tavşanın peşindesin?


Delikten bir tek Alice düşmedi!





Gerek edebiyat, gerek sinema dünyası gizemli bir kapıdan geçerek harikalar diyarına varan çocuk karakterlerle dolu.

Oz Büyücüsü
Dorothy de tıpkı Alice gibi uyuyakalıp kendisini bambaşka bir diyarda buluyor. Eve dönebilmek için Oz Büyücüsü’nün peşine düşen Dorothy’nin “Ev gibisi yok” sözleri bugün hâlâ, özellikle toplumsal cinsiyete dair verdiği mesaj bağlamında tartışılıyor.

Narnia Günlükleri, C. S. Lewis
Pevensie kardeşleri Narnia adlı diyara çıkaran büyülü gardrobu nasıl unutabiliriz?

Harry Potter, J. K Rowling
Son derece “normal” olan teyzesi ve eniştesi ile yaşarken birden bambaşka bir alemde ünlü ve zengin olduğunu, üstelik de büyü yapabilme yeteneğine sahip olduğunu öğrenen Herry’nin hikayesi de bir nevi tavşan deliği hikayesi. Fakat önce peron dokuz üç çeyreğin yerini bulmalı ve hiç korkmadan duvara doğru koşmalı.

Peter Pan, J. M. Barrie
Kimsenin yaşlanmadığı, sadece çocuklara ait bir diyar var, biliyoruz. Oraya varmak için tek ihtiyacımız olansa biraz peri tozu. 






postların içinden "alice" geçirmeye devam :)
içinden "alice" geçen şeylerdendi...
keyifle okuyun...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorumlarınız için teşekkür ederim :)