8 Kasım 2015

yesyeni kitaplarım..




kasım ayı alışverişimden bir kuple.
aslında ilyeda ve odessa'yı alacaktım kitapçıdan bunları alıp çıktım.
dur sen dur hafta içi bir daha giderim kitapçıya ben.
elise,mihmandar,od ve heri potır. :)

emile
Rousseau, ana babaların çocuklara karşı olan görevlerini anlattığı Emile'de sadece çocuk eğitimini ele almakla kalmamış, yaşadığı dönemin sosyal, siyasal ve dinsel kurumlarının da çarpıcı bir eleştirisini yapmıştır.
Aydınlanma döneminin en önemli romantik düşünürüdür. 1750'de yazdığı Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev adlı kitapçığı Dijon Akademisi tarafından ödüllendirildi.
Beş yıl sonra yazdığı İnsanlar Arasında Eşitsizliğin Kaynağı ile yine dikkatleri üzerine çekti.
Toplum Sözleşmesi yayınlandığı günden bu yana toplumsal yaşama dair temel eserlerden biri sayılmaktadır. Rousseau, ana babaların çocuklara karşı olan görevlerini anlattığı Emile'de sadece
çocuk eğitimini ele almakla kalmamış, yaşadığı dönemin sosyal, siyasal ve dinsel kurumlarının da çarpıcı bir eleştirisini yapmıştır.
Bu kitap Çocuk gelişimi ve eğitimi listesinde yer almaktadır.

mihmandar
iskendar pala

"Peygamber'in mihmandârı! Bir arzun varsa yapayım. Bir vasiyetin varsa yerine getireyim!"

"Ey Emîr! Sakın Allah'ın dinini bozma, müminler arasına fitne girmesine müsaade etme. Askere adalet ile muamele eyle ve düşman karşısında can kaygusu çekme. Bana gelince, senden ve senin ait olduğun şu dünyadan hiçbir şey istemediğimi bil ve herkese böylece ilan et. Şurada can oynatan cengâverlerden son arzum odur ki Azrail (a.s) bize uğradıktan sonra na'şımı Konstantiniyye surlarına yakın götürsünler. O gün savaş hattı nerede oluşursa, bedenimi o noktaya kadar taşısınlar ve orada, savaşan mücahitlerin arasında beni defneylesinler. Ta ki atlarımızın ayakları bedenimi çiğnemiş olsun, Bizans dokunamasın. Ayrıca, eğer yapabiliyorlarsa, cenazemi kendi atımın arkasında bir sedyeye bağlayıp taşısınlar. Tıpkı Kutlu Nebi'yi getiren Kusvâ'nın Medine'de bizim hanemizi bulduğu gibi o da benim için nereye gideceğini ve nerede duracağını bulacaktır."
(Tanıtım Bülteninden)
od
iskender pala

Her yazdığı romanla yüz binlerin kalbini feth eden İskender Pala yeni romanı 'OD' ile yeniden okurlarını selamlıyor. Od bir Yunus Emre romanı. Gök kubbemizin her zaman parlayan ve hep çok sevilen, şiirleri gönülden gönüle dolup dilden dile dolaşan Yunus Emre, bu kez OD'un ana kahramanı. İskender Pala'nın ilim ve kültür adamı olmasının yanında, yazar kişiliğinin imbiğinden geçirilerek aşkın tahtına bir kez daha oturtuluyor. 13. yüzyılın her bakımdan kavruk ve yanıp yıkılan ortamına Yunus Emre'nin gelişi tarihi atmosfer içerisinde hakiki anlamına kavuşturuluyor. Yıkıntılar ve yangınlar içinden bir gönül ve bir insanlık anıtının inşa edilişi cümle cümle anlatıyor ve elbette kalbe dokuna dokuna yol alıyor. Romanın her sayfasında Yunus'un hamlıktan saflığa geçişi okunuyor.

Biliyorum,"Biz bu ilden gider olduk, kalanlara selam olsun," demişti… Yine Biliyorum, "Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun." Demişti… Ve Sevgili'ye gittiği o geceden sonra adının dilden dile, Aşkının gönülden gönüle dolaştığını da biliyorum… Şimdilerde ona kimisi Âşık Yunus, Miskin Yunus… Derviş Yunus…Varsın onu da desinler. Ve Türk yurtlarında, onu en çok "Bizim Yunus" diye çağırırlar.

Biliyorum… 
(Tanıtım Bülteninden)

ve heri potır sırlar odası

keyifle okıyayım inş.

kitap istemeyin benden buz gibi soğurum sizdeeeen.:)))

1 Kasım 2015

kitap alışı ama vermeyişi :)

ağrı'da muhteşem bir kitapçı bulduğumu söylemiştim.butimar hariç tüm kitaplar bana 10 tl'ye geldi.
atanırsam her ay 100 tl'yi kiap için ayıracağıma söz vermiştim bu aldığım son alışverişten sonra yüzü de geçti diyebilirim. :)
butimar,saatleri ayarlama enstitüsü,aspidistra,görmek,körlük,bulantı.yeni yeni yesyeni kitalarım.
bundan sonra kasım için planım murakami'nin son kitabı uyku'yu almak ve orwel serisini tamamlamak olacak inş.


butimar için çok bekledim.çünkü kitapçının babası beyin kanaması geçiridi (Allah şifalar versin inş.) 
o yüzden kitap elime sürprizsiz bir şekilde geçti.:/ kendimde netten sipariş verebilirdim ama kitapçıdan almayı daha çok istedim.
cehennem'i okuyorum şimdi biter bitmez butimar'a başlanacak inş.

butimar
kaan murat yanık
Edebiyat dünyasının son yıllarda dikkat çeken ismi Kaan Murat Yanık'tan sıradışı bir psikiyatrın romanı: Butimar - Sessizliğin Kanatları 

Bir tarafta dünya ile arasında ciddi problemler olan, yanlış yüzyılda yaşadığını düşünen, çarşafa bürünüp kadın kılığında İstanbul sokaklarını arşınlayan, hastalarının hayatlarına müdahil olan ve kendi rüyalarını dahi tasarlamaya çalışan bir psikiyatr…

Diğer yanda ise başka bir yüzyılda akan kırmızı bir hayat: Savaş, aşk, simya, büyü, göç, devrim, sefalet ve dostluk…

20. Yüzyıl Başları, Erivan, Bolşevik Devrimi, Ermenilerle Türkler Arasındaki Kavgalar-Aşklar, 
Simya ve İlkel Psikoloji…

Butimar - Sessizliğin Kanatları, gerçekle hayal arasındaki sınırın silikleştiği bir roman. 
Doğu-Batı, laik-muhafazakâr ve madde-mânâ çatışmalarıyla örülen bir arka plan…

Edebiyat dünyasının son yıllarda dikkat çeken ismi Kaan Murat Yanık, hayaller, rüyalar ve halüsinasyonlarla karışık bir belleği, büyülü gerçeklik akımına da göz kırparak resmediyor. Ve okura akıcı, şaşırtıcı, doyurucu bir roman vaat ediyor. 

Butimar'la herhangi bir yerde mahsur kalmak isteyeceksiniz. "İki husus kafamda dolaşıyord u; ölmek ve delirmek. İki hal de ne hissedilebilir ne de doğrulanabilirdi. Ölmüş ya da delirmiş olabilirdim yani. 

Yalnızlığın bilmem kaçıncı evresini yaşadığımı bilmez halde, tamamlanmamış insanları yararak yürüdüm. Otobüsler, tramvaylar, duraklarda bekleyen insanları metal canavarlar suretinde yutup hızla kaçırıyorlardı. Eve girer girmez bir şarkı koydum kendime. Bir daha, bir daha başa sarıp dinledim. Bir tarafım söylemek istediklerimle doluyken, diğer yanım onları yok etmekle meşguldü. Arada kalan bendim ve ufalanıp yok olmamam bir mucizeydi. Bir yanım diğerine şunu söyleyebilmişti en azından, bunu duyabildim… Şarkıyı değil, o şarkıyı ilk dinlediğin zamanki kendini özlüyorsun. O zamana dokunamadığını anlayınca da şarkıyı bir daha dinliyorsun."
(Tanıtım Bülteninden)


saatleri ayarlama enstitüsü
ahmet hamdi tanpınar
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiiri sembolist bir ifade üzerine kurulmuştur. Aynı anlatım tarzı romanlarına da zaman zaman sirayet eder. Ancak muhteva açısından metafizik eğilimleri ile estetik endişelerini şiire ayırdığı halde, sosyal temalar için nesri seçmiştir.


Romanları, zengin hayat hikayesinden taşarak Türkiye meselelerine kendine has yorumlar getirir. Medeniyet değiştirme girişimlerinin insanımızı soktuğu çıkmazları araştırırken yaptığı tahliller, insanımız ve toplum yapımız açısından dikkate değer hükümler taşır. "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" toplumumuzun bu değişme süreci içindeki durumunu, fertten yola çıkarak topluma varan bir teknikle anlatıyor.
Bu kitap Tekrar okunması gereken kitaplar listesinde yer almaktadır.

yabancı
albert camus
"Albert Camus"nün ( 1913-1960) en tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş ve hala en çok satan kitaplar arasında yer alan "Yabancı", aynı zamanda yazarın en gizemli yapıtı. Ölümün egemen olduğu bir "varlık"ın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi "Meursault", bir simge kahraman değildir, "adı" olmayan bir "Yabancı"dır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu: Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma... Camus'yle buluşanların hiçbiri, onunla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramamıştır. "Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir," der Camus. Giderek daha çok sevilen bir yazar olması, onun bu sevgisinin yansımasından başka bir şey değildir.
Bu kitap "Hiç unutamayacağım" dedikleriniz listesinde yer almaktadır.

körlük
jose saramago
"Albert Camus"nün ( 1913-1960) en tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş ve hala en çok satan kitaplar arasında yer alan "Yabancı", aynı zamanda yazarın en gizemli yapıtı. Ölümün egemen olduğu bir "varlık"ın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi "Meursault", bir simge kahraman değildir, "adı" olmayan bir "Yabancı"dır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu: Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma... Camus'yle buluşanların hiçbiri, onunla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramamıştır. "Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir," der Camus. Giderek daha çok sevilen bir yazar olması, onun bu sevgisinin yansımasından başka bir şey değildir.
Bu kitap "Hiç unutamayacağım" dedikleriniz listesinde yer almaktadır.

bulantı 
jean pole sartre
Jean-Paul Sartre, yirminci yüzyıla damgasını vurmuş bir yazar. "Bulantı", bu büyük yazarın başyapıtı sayılıyor. Bu önemli kitabın başarısını, biçim ve teknikle getirdiği öz arasında ustaca sağlanmış denge ve bireşimde aramak gerekir. Geleneksel roman anlayışından ayrılan bu roman, "Varoluşçu" düşüncenin de temel kitabıdır.
Bu kitap Çok satanlar listesinde yer almaktadır.

görmek
jose saramago
Adı belirsiz bir ülkenin başkentinde seçim günü bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başlayınca kimse oy atmaya gitmez. Öğleden sonra yağmur durunca, saat tam dörtte, seçmenler sanki emir almışçasına sandıkların başına koşarlar. Ama sandıklar açıldığında, kullanılan oyların yüzde 83'ünün boş olduğu ortaya çıkar. Bunun bozguncu bir grubun, dahası uluslararası bir anarşist örgütün işi olduğunu düşünen hükümet olağanüstü hal ilan eder. Yıllar önce kenti saran "körlük salgını"ndan kurtulan tek kişinin bu olayla bağlantılı olduğundan kuşkulanılır. "Beyaz veba"nın öteki kentlere de yayılmasını önlemek için başkent abluka altına alınır, bir polis komiseri "suçlular"ı bulmakla görevlendirilir.Nobel Edebiyat Ödülü sahibi José Saramago'nun Körlük'ten sonra kaleme aldığı Görmek, demokrasinin kırılganlığı ve hükümetlerce saptırılması üstüne şaşırtıcı bir taşlama. Günümüz edebiyatının üslup ustasından derin bir çağ eleştirisi.
Bu kitap My Book Shopping List listesinde yer almaktadır.

aspidistra
george orwel
İngiliz romancı George Orwell, Hayvan Çiftliği adlı siyasal masalında, zorbalığa dönüşen Stalin yönetimini yerden yere vurmuş; Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı ünlü yapıtında da insanlığı belleksiz ve muhalefetsiz bir totaliter toplum tehlikesine karşı uyarmıştı. Ama bu iki büyük yapıtından önce, 1930'lar İngiltere'sinde 'sınıf atlama özlemi'ni benzersiz bir kara mizahla eleştirdiği Aspidistra romanını kaleme almıştı. Aspidistra, sınıf atlama özentisindeki dar gelirlilerin bir statü simgesi olarak gördükleri, evlerinden eksik etmedikleri çiçeksiz bir zambak türüdür. Bir reklâm ajansında metin yazarlığı yapan Gordon Comstock, kapitalizmin yutturmacası olarak gördüğü reklâmcılıktan nefret eder, orta sınıfın boğucu yaşamından kaçarak şairliğe soyunur. Bu uğurda sevgilisinden ayrılmayı bile göze alır; ama romanın sürpriz sonunu yine sevgilisi yaratacaktır.
Bu kitap Ölmeden önce okunması gereken 1001 kitap listesinde yer almaktadır.

keyifle okuyayımm..

26 Ekim 2015

metafizik üzerine konuşma/monodoloji,leibniz


ilitam'ın ilk senesi,üniversitenin üçüncü senesi,fakültede ikinci dönem,yıl 2012,aylardan haziran-mayıs hayatımın belkide en zor yılıydı.geçirdiğim majör depreyoncuğumda dibe vurmuş bir zamandı.evde aylarca ders çalışmış ve okuduğum yazdığım her şeyi öğrendim sanmıştım,elaziz'e gidip de finallere girince aldığım notlardan sonra bir de gördüm ki hastalıktan dolayı derslerden bir halt anlamamışım.gülsem mi ağlasam mı bilemedim.:/
neyse işte o dönem felsefe tarihi dersimiz vardı anam ya resmen anamız ağladıydı felsefe tarihinden.:) en çokta mondaların leibniz'den ve kant'tan :) 
finallerden önce felsefe tarihi hocamız özel ders yapmıştı.bende o gün hastalıktan resmen geberiyorum.depresyon tavan yapmış.arkadaşlarım aradı su abla yetiş hoca özel ders anlatıyor diye.bi çabuk hazırlanıp koşturdum okula,hoca tahta önünde haldır haldır mondaların leibniz anlatıyor arkaşalrala aramızda adı böyle kaldı:) ) benim ağlamaktan gözler şişmiş,surat değişmiş,hoca görmeden iliştim hemen arkadaşlarımın yanına.hoca dersi kaç saat anlatı ben mondaların leibniz'le birlikte kaç saat ağladım bilemem :) hoca coşmuş anlattıkça anlaıyor,hoca anlatıyor ben ağlıyorum,ben ağlıyorum hoca anlatıyor. :) içimden de sövüyorum.Allah belanı versin monadlar.:)
neyse ders öyle ağlaya zırlaya salya sümük bitti.dersten ne anladım derseniz;
ben kafam güzel bir şekilde zannediyorum ki çok iyi öğrendim,finallerde en azından bir 60 alırım.finallere girdik o kazıktan bozma odunumsu soruları görünce gözümden bir kaç damla yaşın süzüldüğünü itiraf etmeliyim.sınavdan çıktım hoca koridorda bekliyo;ee nasıl geçti diye sormasın mı? nasıl geçsin ya ağlamışım sınavda :) ama hoca en sevdiğimiz ilitam hocalarından tabisi hiç bişey söyleyemedim. :) neyse finaller bitti notlar açıklandı.ben kocaman bir 52 almamış mıyım.nasıl şükrettiydim anlatamam.:) neyse finaller bitti büt zamanı geldi çattı okulun yarıdan fazlası çakmış bir güzel felsefe tarihinden,ben ise dersten geçen sivrilerdenim.:) arkadaşlar büte girdi biz geçenler koridorun dışında felsefe tarihi dersimize giren iki hocamızla muhabbet ediyoruz.
dedim ki;hocam,final soruları çok zordu.ben o kadar çalıştığım halde (ki gerçekten çalışmıtşım)
52'yi zor aldım.
hoca hemen dedi,yok sen 52 almamışsın 48 almışsındır,çünkü biz 48'leri 52 yaptık.
anammm başımdan aşağı kaynar sular döküldüydü.bende zannediyorum ki bileğimin hakkıyla aldım o muhteşem 52'yi.:)
sonra hoca hemen arkasından ekledi:bize göre bu sınavdan 48 alan tüm ilitamlılar başarılıdır.çünkü siz bu dersleri hoca olmadan kendi kendinize öğrendiniz(ki o zaman fırat ilahiyat'ta canlı ders ne yazık ki yoktu) o yüzden biz 48'leri 52 yaptık.
o günden beri ne 48'i,ne 52'yi ne leibniz'i ne de monadları severim. :)

işte böyle monad'lı bir anı.:)


formasyon zamanı değerli felsefe hocamızın yakasını hiç bırakmadım :) bende ki yüzsüzlükte kimse de yokcanım.neyse hazır ilahiyat bulmuşum,hoca bulmuşum.sordukça sordum,ilahiyatta derslere girdim,ne kadar öğrenirsem kardır dedim.hep şükrediyorum iyi kide öyle yapmışım.
sonrasında alana çalışırken çok rahat ettim ve en nihayetinde NAN DA bu monodoloji'yi okuyup da anladım.:) hocanın emeği çok tabi.
ama şunuda söyelemeden edemeyeceğim,monadlar götürsün seni leibniz,monadlara gelesice herüf :P
ama bu konu anlaşılmayacak kadar zor değilmiş.okul zamanı anlamamışız işte:/
felsefe ve metafizik meraklısı herkese önereyim.
içim şişti o ayrı :)
aslında daha felsefik içerikli kitabı anlatan bir yazı yazmayı planlamıştım ama vazgeçtim.
bu güzel oldu.du bi bakayım.valla güzel olmuş :)
bu kadar monad yeter.içim dışım monad oldu.
Allah sizi monadlardan korusun.
hürmetler....

23 Ekim 2015

the litle prince..

ağrı'da ayağımızın tozuyla izlediğimiz bir filmdi küçük prens.ana kız gittik izlemeye.film müzikleri muhteşemdi ama film reklamı yapıldığı kadar harika değildi.kitap ne kadar büyüklere göreyse film de o kadar çocuklara göre olmuş.yine de hafta sonunuzu çocuklarınızla hoş bir şekilde geçirmek için oldukça ideal.







trailer 

hans zimmer imzalı muhteşem müziklerini dinleyin istedim


1974 yapımı küçük prens kitaba daha bağlı kalınmış bir film.
imbd puanı;6,4
bunu da bir alternatif olarak izleyebilirsiniz.
kaç sene öncesinde ilk kez  izlediğimi hatırlamadığım ama bu akşam tekrar izlediğim
çiti çiti beng beng tatında müzikal,nostaljik bir film.





trailer


iyi seyirler...

21 Ekim 2015

Otamatik Portakal,Anthony Burgess.

otomatik portakal hakkında konuşulması zor bir kitap.
olaylar yakın gelecekte başı bozuk bir gençliğin hikayesini içeriyor.
üç bölümden oluşan kitap,kitap kahramanı alex'in hayatının üç devresini içeriyor.
ilk bölümde ki umarsız,ölçüsüz şiddet ve cinsellik acaba yarım bıraksam mı ikilemini yaşatmıyor değil ama zaten filmi izlerken de aynı şeyi hissediyorsunuz.
alex'ten nefret mi etsem yoksa ona acısam mı bilemedim.
ikinci bölümde hak yerini buldu demeye kalmadan şiddete şiddet bir çözüm mü diye düşünüyorsunuz..bir de alex'in müzik zevki var ki üzerine oturup düşündüm.
nasıl olur da alex gibi bir çocukta böyle bir müzik zevki olabilir diye yazar insanı düşündürüyor.
ben alex'te ki müzik zevkinin bir metafor olduğuna karar verdim.o muazzam müzik zevki alex'te ki ölmemiş insani yanı sembolize ediyor olabilir.ama alex'in o birbirinden muhteşem müzikleri dinlerken bile zihninden hiç solmayan o şiddet hayalleri de şaşırıtıcı.o zamanda acaba bu çocuk pedofili mi diye de düşünüyorsunuz.
tabi ki gerçek nedenini sadece yazarımız biliyor.
on beş yaşında argodan başka konuşma bilmeyen bir çocuk 'kardeşim' diye seslenerek kendi hikayesini anlatırken 1984'te ki 'yoldaşlar' sözünü yad etmeden duramıyorsunuz.
1984'te ki 'büyük kardeş' otomatik portakal'da yoldan sapmış gençliği yeni gelştirdikleri beyin yıkama yöntemiyle dize getirip koltuğunu sağlama almak isteyen iktidar şeklinde karşımıza çıkıyor.
satır aralarında medyaya yapılan sağlam eleştiriler de gözümden kaçmadı hani.
çevirmenin de eline sağlık akıcı bir kitap olmuş.
ama konu itibariyle insanı sarsan,rahatsız eden,bir an önce bitsin ve gidip kütüphanede dursun dedirten bir  kitap.doğrusu hemen bitsin istedim.kubrcik yapımı filmide her ne kadar muhteşem olsada insanı çok rahatsız da ediyordu.kitabı okurken acaba bu kitaba tarantino film çekseydi nasıl olur diye de düşündüm.zira tarantino filmlerinin
içeriği de şiddete şiddetle karşı koyan türden yapımlar.
kubrick yorumundan çok farklı olacağı kesin ama sanırım en
mükemmel yorumunu kubrick'te bulmuş.
bu güne kadar filme uyarlanmış kitaplar  arasında en iyi yorumlardan biriydi bence.
artık ister kitabı okuyun,ister filmi izleyin.karar size kalmış.
'seçim meselesi' ;)


arka kapak
Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna sistematik bir baskı uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum...
...
Cockney dilinde (İngiliz argosu) bir deyiş vardır. "Uqueer as as clockwork orange". Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir. Bu çok sevdiğim lafı, yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür. Bir de tabii Malezya'da "canlı" anlamına gelen "orang" sözcüğü var. Kitabı yazmaya başladığımda, rengi ve hoş bir kokusu olan bir meyvenin kullanıldığı bu deyişin, tam da benim anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının uygulanmasına dayalı bir hikâyeye çok iyi oturduğunu düşündüm...
-Anthony Burges-

Karabasan gibi bir gelecek atmosferi... Geceleyin sokaklara dehşet saçan, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler... Sosyal kehanet? Kara mizah? Özgür iradenin irdelenişi?.. Otomatik Portakal bunların hepsidir. Aynı zamanda hayranlık verici bir dilsel deneydir, çünkü Burgess antikahramanı için yeni bir dil yaratır: Yakın geleceğin argosu "nadsat"ı.

... ve Stanley Kubrick'in muhteşem film uyarlaması, yirminci yüzyılın kült eserlerinden biri olan bu romanın şöhretini pekiştirmiştir...
(Tanıtım Bülteninden)

kitap boyunca  kulaklarınızda çınlayan dokuzuncu senfoni


otomatik portakal
1971 yapımı filmin başrolünde malcolm mcdowell var.
imbd puanı:8,4
zengin fakir,iyi kötü,insan hayvan (ya da hayvni içgüdü) nün sorgulandiği bir kitap bir film.
az kalsın unutuyordum.,filmin açılış sekansında kiiluminattik içerikli  'tek göz'e tiikat falan filan :) 





trailer

iyi seyirler,iyi okumalar.

19 Ekim 2015

biraz ordan biraz burdan.

ağrı'ya gelir gelmez ayağımın tozuyla harika bir kitapçı buldum diyerek son günlerde neler yapıyorum yazısına bir başlayayım.
ileriki günlerde bu kitapçıdan yeni fotolar bloga yüklemeyi düşünüyorum.son aldığım kitapları bir önceki postta girmiştim zaten.güzel insanların işlettiği çok güzel bir kitapçı kafadengikitap 
ağrı'ya yolunuz düşürse uğramadan dönmeyin.


ağrı'ya iki kız kardeş geldiğimiz ilk haftadan bir kare.evde ne fırın vardı ne yorgan ne yastık ne tencere ne tava ne bardak ne çanak.ilk iki hafta istanbul'dan kargomuz gelene kadar bayağı bir sıkıntı çekik.iki seferde annemgiller yüklü bir kargoyla evimizi donattılar.değil asli ihtiyaçlar amerikanyalı servis takımlarıma,anneciğimin elceğiziyle yaptığı oda takımlarına kadar her şeyimiz geldi.
kasımda iki ayrı eşya siparişimiz daha gelince tüm eksiklerimiz tamamlanmış oalacak.işte o zaman siz sevgili dostlarla evimin  resimlerini paylaşacağım inşllh.)
işe bu resimde eşyasız olduğumuz haftadan,karnısımızı doyururkene :)


işte evimizin en nadide köşesi.henüz iki taneler ama üçüncüsü yolda geliyor inşllh.
beni en mutlu eden bu kütüphane oldu.prensesimin mutluluğunu ise sözlerle ifade edmem.o mutluluktan tam manası ile çıldırmışş durumda.genç odasıda gelince keyfine diyecek olmaz.şuan dünyanın en mutlu çocuğu. :)


ğeçen hafta anneciğim prensesimi de alarak ağrı'ya geldi.prensesim ağrı'da okula başladı.annem de gelince ev tam bayram yerine döndü.bu hafta annem istanbul'a dönecek gitmesini hiç istemiyoruum.
işte annemle yaptığımız kahve keyfinden bir kare.
son olarak da şuan okuduğum otomatik portakal da var diyeyim ve ufaktan kaçayım.


kalın sağlıcakla.

kitap alışverişi..

örtmen olunca kendime 1Q84 almaya söz vermiştim.almayı çok istesem de nefsimi tuttum atanmayı bekledim.oysa pek çok defa elime fırsat geçmişti.atanma haberiyle ağrı'ya ilk yolculukta hava alanında 1Q84 ve zemberek kuşunun güncesi kitaplığıma eklendi.


bunlarda ağrı'da yaptığım ilk kitap alışverişimden.
ağrı'da çok güzel bir kitapçı buldum.kitapları inanılmaz bir fiyatla veriyor.
cehennem ve yüz yıllık yalnızlık kitapları teker teker 30 liraydı ama ben tanesini on liradan aldım.
listemi bir sayayım
marks:kominist parti manifestosu,
leibniz.monadoloji,
aritutalis:poetika
anthony burgess.otomatik portakal,
dan brown:cehennem,
marquez:yüzyıllık yalnızlık
bu altı kitaba 34 lira verdim.oysa yukarıda dediğim gibi sadece iki kitap 60 lira ediyordu.
ben buna yabadabadoo derim :)


george orwel'den iki kitap,kaan murat yanık'tan butimar da sipariş edildi yolda.geçen perşembe geleceklerdi ama küçük bir aksilik oldu bu haftaya kaldı.nasip,olsun.
herkese keyifli okumalar olsun.en önemlisi dilediğiniz kitabı alabilecek bir bütçe dilerim. :)

size küçük prens filminin muhteşem soundtrack parçasıyla veda etmek istiyorum 




sevgiyle kalın.

18 Ekim 2015

Renksiz Tusukuru Tazaki'nin Hac Yılları,Haruki Murakami.

Murakami,hakkında yazı yazılması en zor yazarlardan biri olsa gerek.Öyle ki boşa koysan dolmuyor doluya koysan almıyor.
Hali,tavrı,kafası bambaşka bir adam.Bazen kitaplar boş
 lakırtılarla doluyken acayip bir fantazya içinde sürükleniyor
 bazen de söylenebilecek en iyi laflarla sıkıcı olabilecek
 bir hikayeyi merak duygusuyla bitittiriyor.
Renksiz Tusukuru ise şuana kadar okuduğum en sürükleyici Murakami kitabıydı 
ama her Murakami kitabında olduğu gibi muallak bir nihayete erdi.
Ama ben okurken  keyif aldım.
Murakami kitapları da Murakami'nin kendisi gibi anlatılması zor kiaplar ya çok sever ya nefret edersiniz.Ben bu tuhaf Japon'u seviyorum ama herkes gibi anlamlandırmakta da zorlanıyorum.
Neyse ya okuyun güzel kitap işte.
Üstadın yeni kitabı çıkmış Uyku,hele bi durun Butimar'ı yeni sipariş ettik,Orwel'den iki kitap siparişimiz var nasıl yetişçez yeaa :))


arka kapak
Kaderimde tek başına kalmak vardır belki de 

Haruki Murakami'den kaderinin gizemini çözmek, içindeki iflah olmaz yaranın kaynağına inmek için büyük bir yolculuğa çıkan bir kahramanın romanı. Kendini "renksiz" bilen Tsukuru Tazaki'nin hikâyesi.

İşte o an, Tsukuru nihayet her şeyi kabullenmeyi başarabildi. İnsanların yürekleri arasındaki bağ yalnızca uyum üzerinden oluşmuyordu. Aksine, bir yaradan diğerine daha derin bağlar oluşuyordu. Acı acıyla, kırılganlık kırılganlıkla yürekleri birbirine bağlıyordu. Elemli çığlıklar olmadan suskunluk, kan toprağa akmadan affediş, insanın içini lime lime eden kayıplardan geçmeden kabulleniş mümkün değildi. İşte bu, gerçek uyumun kökünde var olan şeydi.
(Tanıtım Bülteninden)

keyifli okumalar.. 

ikinci üniversite:felsefe

Birde burda felsefe okuyan delinin bitirdiği kitaplar var :
ikinci üniversitemizi okurken bitirdiğimiz kitaplar da şurada dursun :)


.ikinci sınıf,ikinci dönem


eğitim bilimleri içerikli kitaplardan bögg geldi resmen.bana hep kpssyi hatırlatıyor.
işte kitabımız.


keyifliydi bu ders..



birinci sınıf,birinci dönem



uygarlık tarihi ile birlikte bu dönemin tüm kitaplarını bitirmiş oluyorum hamdolsun.
uygarlık tarihinin beni biraz yorduğunu itiraf etmeliyim çünkü oldukça kalın ve ayrıntılı bir kitaptı ama neyse ki tarih seviim a :)
ayrıca uygarlığın tarihte kaldığını,şimdi ise teknolojinin gölgesinde kalan bir barbarlık döneminin yaşandığını da bilahare belirtmeliyim.
nacizane fikrimdir efem.
şimdi sır vizelerde,bu dönem hiç bir dersten kalmam inşllh,aminn.


çalıştım bitti sosyolojiye giriş
son bir kitabım kaldı ondan sonra genel tekrar yapacağım inş.
sosyolojiden seveceğimi sanmazdım ama üniversite hocam yrd.doç.dr. hüsamettin yıldım hocam sağolsun.resmen dersi sevdirdi,okuduğumu anlar hale getirdi beni.bu dersten keyif alacağımı sanmaz idim.:)


sosyal poltika keyifli bir dersti.gerçi ben felsefenin bu ilk dönemki derslerini çok sevmedim.ilahiyatçı ve kitap  okuma mereklısı biri olarak bu dönemin tüm ders konularına zaten vakıtım yine de tüm kitapları satır satır okumuş olmanın guru içerisindeyim.)

-

psikolojiye giriş
iki yıl kpss için eğitim bilimlerine çalışıp formasyon aldıktan sonra psikolojiye giriş kitabı bana oldukça kolay geldi.ama çok keyifle okumadım.


 ilkçağ felsefesi 
kitabı çok büyük bir keyifle okudum.
ilahiyatta gördüklerimizden biraz daha ayrıntılı olduğunu da söylemeliyim.
ama bu ayrıntılar bu kadar gerekli mi bilemedim :/


soayal bilimlerde temel kavramlar
elaz,z'de hafta sonu formasyon alırkene hafta içi ilahiyatta derslere girerkene hiç kaçırmadığım din sosyolojisi dersinin her alanda bu kadar çok işime yarayacağını düşünmemiştim.
her seferinde iyi ki de böyle yapmışım diyorum.
amaaaa bu kitabı hiç sevmedim :)


Felsefe ikinci sunıf,birinci dönem derslerim.Bu derslerin yanında bir de antropoloji vardı ama o ekitap olduğu için resmini koyamasım efem.


devamı gelecek postu...

17 Ekim 2015

gittim,gördüm,döndüm bir hobbit hikayersi

ağrı'dan sevgilerle.
geldim,gördüm ama henüz dönmeye çok vakit var.
öğretmen adaylarına ağrı  merkezi rahatlıkla tavsiye edebilirim.belki gönlümde bir el-aziz olamaz ama doğu hizmeti için gelinebilecek güzel bir yer.
iki okul,beşe giden bir prenses,ikinci üniversite,ev işleri yoğun bir döneme hızlıca girdik ve günler haftaları kovalıyor.
size oturma odamın penceresinden keyif yaptığım koltuğuma süzülen manzarayla baş başa bırakıp gidiyorum.






bütün ev baştan başa dağ manzarası.
yeni ağrı resimleriyle inşllh yine buluşacağız.
sevgiler..
Related Posts with Thumbnails