23 Kasım 2015

Butimar,Kaan Murat Yanık.

Butimar'ı okuduğum süre boyunca beni etkileyen gördüğüm tüm rüyaları hatırladım
Bir vakit kabus hastalığına yakalanmış kabuslarımda gördüğüm tüm sıkıntılı şeyleri hayatım da tecrübe etmiş ve artık aynı Freddy Krueger filmlerinde ki kabus görmek istemeyen kurbanlar gibi akşam sabah kahve içip rüya görmemek için dua eder hale gelmiştim.
Çok çok daha eskilerde ise rüyalarımda uzaylılara karşı savaşan direniş 
örgütü lideri olduğumu rüyalarımda görürdüm.:)
 Bir de film gibi olan rüyalarım vardı,artık böyle rüyalar da görmüyorum, her biri yazsam kitap olur.Özellikle hatırladığım yıllar yıllar önce Edirne'de okuyan kız kardeşimin yanına gittiğimde görmüş olduğum rüya ki senelerdir o rüyayı kaleme almak isterim, hafızam da yeniden canlandı.
Ama ne rüya,Sigmatorya'da geçen Sigmaların rüyası :) Daha yazmak istiyorum ama ya hikayem çalınırsa :)))) tam bir bilm kurgu film olurdu bu rüyamdan,baş kahramanın adı Lord'du siyah bir kıyafet üstüne siyah bir pardesü giyiyordu ve Sigmatorya'da ki tek insandı.Enteresan şekilde çok Evanjelik,Mesihçi bir rüyaydı.:) Bu rüyayı gördükten sonra ilk Matrix filmi yayınlanmış ve Neo'yu görünce şok geçirmiştim.O benim Lord'um du ama uzun saçlı olması gerekiyordu :) Daha neler neler.300 sayfalık kitap olabilecek bir hikayeyi ben bir gecelik,ki aslında en uzun rüya beş dakikaymış,rüya içerisine sığdırmıştım :/
Neyse daha fazla rüyamı anlatmayacağım.Bu benim rüyalarım arasında en özel yere sahip olan en sevdiğim rüya.Belki gün gelir sağlam bir bilim kurgu kitabı olarak yazabilirim,kimbilir.

Beni rahatsız eden tüm o rüyalar haricinde gördüğüm rüyalarımın yüzde sekseni belki de hep bilim kurguydu.Bunları hatırlayınca üniversitede ki arkadaşım Yusuf Hoca'nın bana :Su Hoca biraz da normal insanlar gibi düşün,az bilim kurgusuz düşün dedikleri aklıma geldi :) 

Sonra bir akşam ,kitabı daha okumaya devam ederken,geçen haftaydı sanırım,Kaan Murat Yanık'ın twitterda ki bir gönderisine yorum yapmadan önce rüyalarımı yönlendirdiğim zamanları hatırladım.Bunu bir çok kereler yapmıştım.Özellikle kabus gördüğüm zamanlarda:bu bir rüya ve benim rüyam,kötü devam etmek zorunda değil deyip gidişatını beni rahatlatacak şekilde değiştirdiğimi hatırladım.Bir kez olmak şartıyla da rüyamı tasarlayabildiğimi de hatırlıyorum.Bir daha yapamadım.
Ama rüya tasarlayabilseydim eğer,Yüzüklerin Efendisini, tasarlar bir Rohan'lı ,Rohirrim,At Beyi,olur dört nala Atçanyurt2ta özgürce at koştururdum rüyalarımda :)
Bütün bunların kitapla ne ilgisi var değil mi?
Bence okuyun ve görün.
Özel bir yazardan,özel bir kitap olmuş.

Ama bazı sorularım var : Yusuf neden yoldan çıktı ?
Arkadaşı ne ara derviş oldu ?
Butimar bir görüşte nasıl aşık oldu?
Kafamda deli sorular :)
Ben tüm rüyalı anılarımı hatırlarken kitabın önemli kısımlarını kaçırmışım galiba.
Kitabın içine girerken aslında kendi rüyalarınızdan oluşan anı denizinize bir dalış yapıyorsunuz.
Gördüğünüz tüm rüyalar birer birer sizi ziyarete geliyor.
Sanırım bu yüzden okuduğum bazı ayrıntıları kaçırdım.Çünkü tüm kitap boyunca bir rüyamdan diğerine gidip geldim.
Bu Kaan Murat Yanık'ın en muhteşem yazarlık özelliği sanırım.
Uçurtma Mevsimi'ni de okurken aynı böyle olmuş kitabın kendisi yerine yıllar önce okuduğum Yaşar Kemal kitabı içinde dolaşmış ve o zamanlar da ki anılarım hafızamı teker teker ziyaret etmişti.
Uçurma Mevsimi ne anlatıyor deseniz bilemem ama bana yaşattığı o nostaljik hisleri bir bir sıralayabilirim.

Kitabı ilk okumaya başiladığımda kendimi önce Murakami kitabı okuyor gibi hissettim.Çünkü yazar,çok okuyan bir yazar.Onun kaleminde pek çok farklı yazardan tat bulabiliyorsunuz ama bir o kadar da özgün.Bunu Yusuf'un hikayesi başlayınca çok daha fazla hissediyorsunuz.
Hasılı Yusunf'un,psikiyatristin hikayesi derken aslında kendi hikayenizin içine akıp gidiyorsunuz ve bunu ancak kitap bitince yada okumaya ara verince anlıyorsunuz.
Ben kitap boyunca kendi rüyalarımda kulaç atıp durdum.Kah bir kabusuma uzaktan bakıp hemen kaçtım kah çok sevdiğim bir rüyayı hatırlayıp yeniden yorumladım.


Çok enteresan bir kitap olmuş Butimar,gerçekle hayalin birbirine karışıp gittiği bir hikaye.
Kendi rüyalarımla ilgili anılarım haricinde kitap için neler yazabilirim diye de epey bir düşündüm.
Bir yanda Osmanlı,bir yan da Ruslar ve Bolşevik isyanı,bir yanda Ermeniler diğer yanda Rus topraklarında yaşayan Müslümanlar,başka bir yanda çatlak bir psikiyatr,Tanrım doktorlarımız bizden daha deli :),bu zengin konu örgüsü içinde ne yazılabiliridi ki,ayrıca bir de yazarın akıp giden dili var.
Butimar sayesinde yepyeni,genç ve mütevazı bir romancı kazanmış olduk.
Bir sonraki kitabı için hali hazırda bekleyen binlerce okurdan biriyim şuanda.
İşte bunları yazabilirim. :)
Ama bilim kurgu konuları hariç rüya görmek de,rüyalarıma yön vermek de falan istemem.:)
Uzaylılara karşı direniş örgütü lideri olacaksam o başka :)


Edebiyat dünyasının son yıllarda dikkat çeken ismi Kaan Murat Yanık'tan sıradışı bir psikiyatrın romanı: Butimar - Sessizliğin Kanatları 

Bir tarafta dünya ile arasında ciddi problemler olan, yanlış yüzyılda yaşadığını düşünen, çarşafa bürünüp kadın kılığında İstanbul sokaklarını arşınlayan, hastalarının hayatlarına müdahil olan ve kendi rüyalarını dahi tasarlamaya çalışan bir psikiyatr…

Diğer yanda ise başka bir yüzyılda akan kırmızı bir hayat: Savaş, aşk, simya, büyü, göç, devrim, sefalet ve dostluk…

20. Yüzyıl Başları, Erivan, Bolşevik Devrimi, Ermenilerle Türkler Arasındaki Kavgalar-Aşklar, 
Simya ve İlkel Psikoloji…

Butimar - Sessizliğin Kanatları, gerçekle hayal arasındaki sınırın silikleştiği bir roman. 
Doğu-Batı, laik-muhafazakâr ve madde-mânâ çatışmalarıyla örülen bir arka plan…

Edebiyat dünyasının son yıllarda dikkat çeken ismi Kaan Murat Yanık, hayaller, rüyalar ve halüsinasyonlarla karışık bir belleği, büyülü gerçeklik akımına da göz kırparak resmediyor. Ve okura akıcı, şaşırtıcı, doyurucu bir roman vaat ediyor. 

Butimar'la herhangi bir yerde mahsur kalmak isteyeceksiniz. "İki husus kafamda dolaşıyord u; ölmek ve delirmek. İki hal de ne hissedilebilir ne de doğrulanabilirdi. Ölmüş ya da delirmiş olabilirdim yani. 

Yalnızlığın bilmem kaçıncı evresini yaşadığımı bilmez halde, tamamlanmamış insanları yararak yürüdüm. Otobüsler, tramvaylar, duraklarda bekleyen insanları metal canavarlar suretinde yutup hızla kaçırıyorlardı. Eve girer girmez bir şarkı koydum kendime. Bir daha, bir daha başa sarıp dinledim. Bir tarafım söylemek istediklerimle doluyken, diğer yanım onları yok etmekle meşguldü. Arada kalan bendim ve ufalanıp yok olmamam bir mucizeydi. Bir yanım diğerine şunu söyleyebilmişti en azından, bunu duyabildim… Şarkıyı değil, o şarkıyı ilk dinlediğin zamanki kendini özlüyorsun. O zamana dokunamadığını anlayınca da şarkıyı bir daha dinliyorsun."
(Tanıtım Bülteninden)

Keyifle okunası,rüyadan rüyaya dalınası,düşle gerçek arasında gidip gelinesi,bir aşk dilenesi,aklı başa toplanası,nefsine mücadele etmen gerektiğini fark edilesi bir kitap Butimar.
Tiz alın ve okuyun :)

22 Kasım 2015

Başka Topraklarda Rüzgar Sert Eser,Hong Gyu Son

Kore edebiyatına dair ilk kitabımdı.kitapçının rafında görünce saldırır gibi alıp sepetime eklemiştim.
Çok büyük bir beklentiyle okudum kitabı ama tam bir hayal kırıklığı oldu.Uzak Doğu edebiyatından özellikle Japoya'dan sonra Kore edebiyatı bekleneni karşılamadı ne yazık ki.:/
Kitap boyunca hep bir beklenti içinde oluyorsunuz ama kitabın sonuna kadar hiç bir şey olmuyor.Kitap hakkında bilgi sahibi olmadan alıp okumaya başlamış olsanız kitabın yarısına kadar olaylar kaç yılında,hangi ülkede geçiyor belli değil.İçinde sanki bir art niyet taşıyor gibi hissediyorsunuz ama sanki o da değil.Öyle mi düşünsem yoksa böyle mi yok o da değil.
Yani beklentileri karşılamayan vasatın altında kalan bir kitap.
Tek iyi yanı akıcı olması ama konusunun Kore Savaşı olmasına rağmen onun da içi boş kalmış.
Küçük bir çocuğun ailesinin şiddetine maruz kaldıktan sonra Kore savaşı nedeniyle Kore'de kalmış bir Türk tarafından emanet alınmasının hikayesi.Konu çok vurucu ama yazar konunun içini çok boş bırakmış.Macomber'in hayata tutunmayı başaran kadınlarının hikayelerini hatırlattı kitap bana her nedense.Çünkü o kitaplar da akıcı olmalarına nazaran içerik olarak çok boş kitaplar.
Bir Türk olmama rağmen kitapta ki Türk Hasan Abcadan hiç haz etmedim.
Sevimsiz biri,belki bu yüzden kitapta sanki art niyet aradım bilemiyorum.
Savaş sonrası Uzak Doğu da,Kore'de özellikle yabancıların bol yaşadığı bir mahalle de yaşayan dost mu yoksa alelade birer tanış mı oldukları belli olmayan insanların hikayesi.

Yüzüklerin Efendi'sinden Eomer'in de dediği gibi:Arayın lakin umut etmeyin.
Umut bu topraklardan gitti.


Okuyun ama beklenti içinde olmayın...
bişeyler yazayım dedim ama Eomer gibin afilli laf edemedim ya la :))


Kore Savaşı'nda mücadele edip, savaştan sonra orada kalan bilge bir Türkün dokunaklı hikâyesine
yer veren bu roman başucu kitabınız olmaya aday...

Dünya insandan oluşan dikenli bir teldir. Yeryüzünde bir saniye bile yaşasan yaralanırsın! Hayata karşı mağlup olmuş, Kore Savaşı'nın derin izlerini bedenlerinde ve zihinlerinde taşımaya mecbur kalmış bir neslin yüreğinden dökülenlere kulak vermek; Yalnızlıklarına tutunmuş, kabullendikleri yenilgilerini tanımadıkları bir çocuğun gözlerinde yeniden yaşayan bir grup insanın çığlıklarını duymak; Yetimhaneden evlatlık alınan bir çocuğun kapanmayan yaralarına tanık olmak için; Bu romanı okumalısınız...
Bu kitap görünmeyenlerin dile gelişidir...
(Tanıtım Bülteninden)

umut dolu yarınlarınız olsun.
umut dolu okumalar..


şu bloga da az yorum bırakın...:)

Mimmmm :)

sevgili çoluk çocuk bunlar (luna ve yepp) beni mimlemişler.
şu blogda enn sevdiğim şey mim yazıları acayip seviyorum. :)


konumuz şu:
güne nasıl başlıyorum ? :
ben erken kalkmaktan neffret ederim.en sevdiğim şey sabah uykusudur.sabah erkenden beni kaldırmasınlar ama gün boyu çalıştırsınlar bişeycikler demem. :) 
eğer istanbul'da görev yapıyor olsaydım erken kalktığım için asabi ve üzgün olurdum.çünkü trafik beni acayip yoruyor ve psikolojime iyi gelmiyor.gerçekten istanbul'dan sırf trafiği ve uzun yolculukları yüzünden nefret etmişim.bunu küçük şehir el-aziz'de üniversiteye gidince iyice anlamıştım.şimdi başka bir küçük şehir olan ağrı'da örtmenim ve çok mutluyum.bir okulum evin hemen karşısında ve diğer okulum da yürüme mesafesinde.o yüzden sabahları gayet mutlu uyanıyorum. :)çok şükür elhamdülillah.
bu yüzdendir ki 40 tercihimin arasında bir tek istanbul bile yoktu.
yine de istanbul istanbul gözünün yağını yediğimin istanbul :)))
çok düzenli ve tertipli azıcıkın da obsesif kompulsif bir tip olduğumdan (çok azıcık ama daha fazla değil :) ) akşamdan her şeyim hazırdır,tüm ev toplu ve bulaşıklar yıkanmıştır bu yüzden sabah kalktığımda hiç telaşem olmaz ve sert bir kahve ve eve dönünce okuyacağım kitabımın hayaliyle uyanırım.yani günlerim keyifli başlar.ben luna ve yepp gibi sabah kalkınca duş muş alamam,manyak mıyım ben :P duşu hiç sevmem,üşürüm ben.:) ben duşu eve dönünce almayı tercih edenlerdenim.kaloriferler yanmış ve sular iyice ısınmış olduğu vakitlerde.:)
işte günlerim böyle başlar mutlu ve huzurlu.
bakalım tatlı meri'nin,sevgili sinem'ciğim (hayat kitap),ve kardeşceğizim gecegünlüğüm nasıl uyanıyorlarmış :)



19 Kasım 2015

Kabil,Jose Saramago


Kabil'in hikayesine Tevradi bir bakış.
İnsanoğlunun Tanrı'ya karşı ne kadar hadsiz olabileceğine karşı şaşırtan bir kitap.Çünkü insanlığa Tanrı tarafından gönderilen hak bir kitabın bu kadar değiştirilip akla zarar bir hale gelmesi gerçekten insanın kanını donduruyor,en azından bir ilahiyatçı olarak benim,.
Saramago bu kitabında enteresan bir üslup kullanmış.Konu arasında lafa girip esprisini yapıp yorumunu ekliyor.Bu durumda insana Stendhal'ın Kırmızı ve Siyah kitabında ki üslubunu hatırlatıyor.Ayrıca kitap boyunca Supernatural dizisini de yad etmedim değil.11.sezonunu yaşayan Supernatural'in hikayesinin Kabil'e dayandığını da 11 sezon boyunca Tanrı'nın buyruklarının fantastik bir şekilde sorgulandığını da hemen size hatırlatayım.
Hikaye Adem ile Havva'ya başlayıp Kabile dayanıyor ve ardından Kabill'le bir zaman yolculuğuna çıkıyorsunuz.Zamanda ileri ve geri gitmelerle kutsal kitaplarda geçen olaylara Saramago yorumuyla ve Saramago'nun sorgulayıcı tarzı eşliğinde devam ediyorsunuz.
Verilmek istenen mesaj bence daha çok,Saramago yorumuyla,size Efendi'den de ,ki kitapta Efendi:Tanrı oluyor,olsa bir emir geldiğinde SORGULAYIN oluyor.
Batı da dünya ya gelip doğmatikleşmiş bir dinin içinde yaşamak zorunda olan ve Fransız Devrimi,Rönesans ve Reformun ardından bağnaz Kilise=Tanrı'dan kurtulan batı için bu bakış açısı çok normal ve olması gerektiği gibi.Ama olaya bir de son ve hak din inananı Müslüman gözüyle bakacak olursak zaten bozulmuş,tahrif edilmiş bir inancın ve dahi kutsal kitabının arkasından gitmek zaten mantık dışı oluyor.
Bir Müslüman gözüyle olaya bakmaya devam edersek, iman konusunda bile tahkiki,sorgulayıp-araştırılıp,imanın makbul olduğunu hesaba katarsak Batı'nın bizim daha en başındançıktığımız yola ancak Reform,Rönesans ya da Fransız Devrimiyle,ki hepsi doğmatik düşünceden kurtulma,zincirlerini boşaltma çabasıydı,vardığını söyleyebiliriz.
O yüzden Saramago'nun bu tek Tanrılı dinleri ;Hristiyanlık ve Yahudilik,eleştirdiği,hicvettiği,sarkastik bir üslupla ele aldığı kitabın yorumlarını çok yerinde bulabilirsiniz.
Ama bu postu okuyan tüm dostlara tavsiyem bu kitabı okumadan önce biraz felsefe tarihi ve dahi daha önemli olarak İslam felsefesi okumaları,hiç olmazsa İslam felsefesi hakkında biraz araştırma yapmaları.O zaman yorumlarımda acizane haklı olduğumu göreceksiniz.
Okunmadan geçilmemesi gereken bir kitap mı karar size kalmış.


Saramago'nun ölmeden önce yazdığı son romanı...José Saramago ölümünden önce yazdığı ve yayımlandığı ülkelerde büyük tartışmalara yol açan son romanında insanlığın kutsal kitaplardaki başlangıcına geri dönüyor. Adem ile Havva'nın oğlu, kardeş katili, "sürgün ve gezgin" Kabil'le çıkılan bu yolculuk, Eski Ahit'in loş ve tekinsiz diyarlarında, zaman ve mekân kavramlarını altüst ederek, süreğen bir şimdiki zaman içinde, edebiyatla felsefenin kesiştiği dar alanlarda dolaştırıyor okuru. Suç, ceza, adalet, nefret, ihtiras gibi insana özgü kavramlar ile savaşlar, katliamlar, cinayetler, boyun eğmeler ve isyanlar gibi insana özgü eylemler arasında gidip gelirken, İbrahim'den Nuh'a, Adem ile Havva'dan Eyüb'e, Lilith'e kadar bütün kadim şahsiyetler de beklenmedik anlarda ve yerlerde karşımıza çıkıp insanlık panoramasını tamamlıyorlar. Gerçeğin ironik, yalın ve dolaysız dilini kullanan Saramago bu son romanıyla bize tüm zamanların sorusunu miras bırakmış oluyor: İnsan türü evrendeki yerini ve varlığını hak etmiş midir?
Bu kitap Mutlaka okunması gereken kitaplar listesinde yer almaktadır.


keyifle okumalar...

14 Kasım 2015

açlık oyunları-the hunger games


heri potır'ın sırlar odası kitabıyla başladık seri kitap alımına ve açıklık oyunlarıyla bi zirveye çıktık.
set tamamlandı en kısa amanda okumak dileğiyle.



açlık oyunları
Açlık oyunları başlasın ve şans hep sizden yana olsun! 
(Tanıtım Bülteninden)

ateşi yakalamak
Capıtol mutsuz, huzursuzluk artıyor, ateşle dans eden kız bir kıvılcım yaktı,
yerin altından yükselen isyan şimdi patlama noktasında!

Kıvılcımlar parlıyor, alevler yayılıyor ve capıtol intikam istiyor.


"Açlık Oyunları Serisi, insanı meraktan çatlatan, gerilim dolu, müthiş akıcı ve inanılmaz sarsıcı… Elimden bir türlü bırakamadım. Bağımlısı oldum!" 
Stephen King

Sabırsızlıkla çıkmasını beklediğim fenomen kitap Açlık Oyunları'nın devamı olan Ateşi Yakalamak kitabını erkenden okuma fırsatı buldum.. Benim yüksek beklentilerimi haklı çıkartmakla kalmamakla birlikte bunun çok üstüne çıktı. Bu kitap Açlık Oyunları kadar heyecanlı fakat daha bir yürek burkucu çünkü zaten karakterleri tanıyorsunuz, zaten onlarla birlikte zorluklara göğüs germiştiniz. Suzanne hikayenin gerçekleştiği yerleri ummadığım yerlere taşımış ve o bu çok zor yerleri seçmekten hiç çekinmemiş. Olağanüstü. Bu kitabı okurken uykunuzu erteleyeceksiniz. Çıktığı andan itibaren listeleri altüst edecek. Tavsiyem o sabah için hazırlanın ve takviminizi ona göre ayarlayın.
Stephenie Meyer

"Zekice kurgulanmış ve çok akıcı bir kitap… Büyüleyici."
John Green

"Bilimkurgu, heyecan, gerilim ve aşkın muhteşem bir karışımı."
USA Today

"Nefes Kesiyor"
Publisher Weekly

"Aksiyon, Entrika, Aşk. Kesinlikle mükemmel."
Kirkus Reviews

jjdjdjd
alaycı kuş
"Biz yanarsak, siz de bizimle yanacaksınız!
(Tanıtım Bülteninden)

Suzanne Collins (d. 10 Ağustos 1962), ABD'li televizyon senaristi ve roman yazarıdır. En tanınan eseri Açlık Oyunları serisidir. Seri Açlık Oyunları (2008), Ateşi Yakalamak (2009) ve Alaycı Kuş (2010) kitaplarından oluşur.

açlık oyunları kitap ve filminin yazısı için buraya tıklayınız
ateşi yakalamak kitap ve filminin yazısı için buraya tıklayınız
alaycı kuş kitap ve filminin yazısı için buraya tıklayınız

bol kitap almalı günler 

kitap alışım,yine kimseye vermem başlıklı postum :)

yeni kitap alışıverişi yaplımıştır ve ve yenileri de sipariş verilmiştir.hay bin yakzan'lar yolda :)
ağrı'da çok hoş bir kitapçı bulduğumu söylemiştim,
atanmanın ve kitap alabilmenin heyecanıyla ipini koparmışlar gibi çılgınca bir kitap alışı içerisindeyim.
bunu nasip eden rabbe şükürler olsun.
devamı gelecektir efem.


ibni sina
şifa kitabı

Ailesi Belhten Buharaya yerleşmişti. İbni Sina, babası Abdullah, maliyeye ait bir görevle Afşandayken orada doğdu. Olağanüstü bir zeka sabi olduu için daha 10 yaşındayken Kuranı Kerimi ezberledi. 18 yaşındayken Hemedanda öldüğü zaman 150den fazla eser bıraktı. Eserleri Latinceye ve Almancaya çevrilmiş, tıp, kimya ve felsefe alanında Avrupaya ışık vermiştir. Onu latinler "Avicenna" adıyla anarlar ve eski Yunan bilgi ve felsefesinin aktarıcısı olarak görürler.
(Tanıtım Bülteninden)

ibni haldun
mukaddime
Abdurrahman b. Muhammed b. Ebu Bekr Muhammed b. Hasan, kısa adıyla İbn Haldun, gerek İslam gerekse Dünya tarihinin görmüş olduğu en büyük bilginlerden birisiydi. Sahabilerden Vâil b. Hacer’in soyundan gelen Arap bir ailenin çocuğu olarak, 1332 yılında Tunus’ta dünyaya geldi. Ailesi, onu olabilecek en iyi öğretmenlere emanet ederek Kuran, fıkıh, hadis, Arap dilbilimi, felsefe, mantık, matematik ve astronomi gibi onlarca farklı konuda eğitim almasını sağlamıştır. Henüz 17 yaşındayken Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının çeşitli yerlerinde bulunmuş; Antik Yunan filozoflarının neredeyse tamamını hatmetmiş ve kendi diline tercüme etmiş bir bilgindir.

immanuel kant
yaşam felsefesi
Eski Prusya dinsel takviminde 22 Nisan tarihi Emanuel'e denk geldiği için, Johann Georg Kant ve Anna Regina Kant'ın dördüncü çocukları olarak 1724 yılında bu tarihte, Königsberg'te dünyaya gelen filozof, Emanuel adıyla vaftiz edilir. Yıllar sonra üniversiteye başladığında bile, yetkili, adını Emanuel Kandt olarak kaydedecektir; Emanuel değil, Immanuel olduğuna hükmeden ve bu konuda ciddi bir hassasiyet taşıyan Kant'ın kendisidir. Adının Kitab-ı Mukaddes'te geçtiği biçimiyle, yani İbranice telaffuzuna uygun olarak yazılması konusunda ısrar etmesinin yanı sıra, Kant adıyla açıkça gurur duyar, yaşlılığında bile adından ne kadar hoşnut olduğunu anlatmaktan vazgeçmez. Neredeyse tüm biyografi yazarları, filozofun bütün yaşamı boyunca adının anlamından hoşnut olduğunun, hatta bunun ona bir tür özgüven verdiğinin altını çiziyorlar.
(Tanıtım Bülteninden)

ilk kore edebiyatı kitabım
honggyu son
başka opraklarda ser eser rüzgar 
Kore Savaşı'nda mücadele edip, savaştan sonra orada kalan bilge bir Türkün dokunaklı hikâyesine
yer veren bu roman başucu kitabınız olmaya aday...

Dünya insandan oluşan dikenli bir teldir. Yeryüzünde bir saniye bile yaşasan yaralanırsın! Hayata karşı mağlup olmuş, Kore Savaşı'nın derin izlerini bedenlerinde ve zihinlerinde taşımaya mecbur kalmış bir neslin yüreğinden dökülenlere kulak vermek; Yalnızlıklarına tutunmuş, kabullendikleri yenilgilerini tanımadıkları bir çocuğun gözlerinde yeniden yaşayan bir grup insanın çığlıklarını duymak; Yetimhaneden evlatlık alınan bir çocuğun kapanmayan yaralarına tanık olmak için; Bu romanı okumalısınız...
Bu kitap görünmeyenlerin dile gelişidir...
(Tanıtım Bülteninden)

keyifli bir hafta sonu olsun inş.

8 Kasım 2015

cehennem,dan brown.

cehennem,dan brown'nun nereneyse en nefret ettiğim kitabı oldu.
diğer okuduğum kitaplarında ki akış,heyecan ve insanı şaşırtan bilgiler bu kitapta yok idi.
italya'ya selam duran sanki italya ve floransa için hazırlanmış  turizim rehperi gibiydi kitap.
tamam içinde ki sanat tarihi bilgilerine bir şey demiyorum ama sanki dan bronw floransa valiliğinden bir ödenek almış ve floransa'nın tarihi güzelliklerini anlatmak için bu romanı yazmış.
lafın özü diğer kitaplarını beğendiğim kadar bu kitabını beğenmedim.
prof.longdon'un hafızasını kaybetmesi,dante'nin ilahi komedyası,sandro boticelli'nin cehennem haritası tablosu bile bana göre kitabı kurtaramadı.kaldı ki tüm kitap bunların üzerine kurulu.bir de dünyanın nüfüsunu azaltma senaryosu var ona hiç değinmeyeceğim.sıkıntıdan patladım.
dan brown'u seviyorsanız bu kitapta listeye eklenmeli tabi ama benim zevkime bu kez hitap edemedi.


Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon başından vurulmuş bir halde hastane odasında gözlerini açar. Ne buraya nasıl geldiğini ne de nasıl vurulduğunu hatırlamaktadır. Camdan gördüğü manzara karşısında altüst olan profesör, evinden binlerce kilometre uzakta, Floransa’da olduğunu anlar. Yaşadığı korkunç baş ağrısına eşlik eden tek şey; sürekli kâbuslarında gördüğü kan kırmızısı bir nehrin karşısından kendisine seslenen gümüş saçlı güzel bir kadın ve toprağa baş aşağı gömülü can çekişen bedenlerdir. Langdon gördüğü kâbusları anlamlandırmaya çalışırken kadın bir suikastçı tarafından takip edildiğini, kendine tedavi uygulayan doktorlardan biri gözlerinin önünde vurulunca anlar. Hastanede görevli diğer doktorlardan biri olan Sienna Brooks’un o ölüm kalım anında yardım etmesiyle hayatta kalır. Simgebilim profesörü kendini bir anda ipuçlarını Dante’nin cehenneminde bularak çözmesi gereken korkunç bir senaryonun içinde bulur. Floransa’nın tarih kokan dar sokaklarından Venedik’in muazzam bazilikalarına uzanan semboller zinciri Langdon’ı insanlık tarihini sonsuza dek değiştirebilecek bir mekâna sürükler. Burası üç imparatorluğun merkezi olmuş, insanlık tarihi kadar eski, dünyanın incisi İstanbul’dur. Ve bu şehirde ya insanlık tarihi baştan sona yeniden yazılacak ya da bunu yazacak hiç kimse kalmayacaktır... 

.. Diz çök kutsal bilgeliğin yaldızlı mouseion’unda ve kulağını yere daya, dinle suyun şırıltısını. 

Batık sarayın derinliklerine in, orada, karanlığın içinde bekler khtonik canavar kan kırmızısı sularına gömülmüştür lagünün ki yansıtmaz yıldızları... 
... Dan Brown, dünyanın birçok ülkesinde çok satanlar listesine giren; Kayıp Sembol, Melekler ve Şeytanlar, İhanet Noktası ve Dijital Kale gibi kitaplarının yanı sıra tüm zamanların en çok okunan romanlarından biri olan Da Vinci Şifresi’nin yazarıdır. New England’da eşi ile birlikte yaşamaktadır.


işte böyle size keyifli okumalar.

#blanket #battaniye

ağrı'da ayağımın tozuyla battaniye bitirdim.
çanta diye başladıydım yolun sonunu battaniye olarak buldum.:)
almanya'dan gelen yün battaniye ile de astar yaptım çok güzel ve sıcak oldu.


yedi kolisi istanbul'da olan kitaplarımmm.




kıiş günlerinde yapılacak en güzel üç şey:
1.kahve içmek,
2.kitap okumak.
3.örgü örmek.
sıcak bir kış dilerim.























































































































yesyeni kitaplarım..




kasım ayı alışverişimden bir kuple.
aslında ilyeda ve odessa'yı alacaktım kitapçıdan bunları alıp çıktım.
dur sen dur hafta içi bir daha giderim kitapçıya ben.
elise,mihmandar,od ve heri potır. :)

emile
Rousseau, ana babaların çocuklara karşı olan görevlerini anlattığı Emile'de sadece çocuk eğitimini ele almakla kalmamış, yaşadığı dönemin sosyal, siyasal ve dinsel kurumlarının da çarpıcı bir eleştirisini yapmıştır.
Aydınlanma döneminin en önemli romantik düşünürüdür. 1750'de yazdığı Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev adlı kitapçığı Dijon Akademisi tarafından ödüllendirildi.
Beş yıl sonra yazdığı İnsanlar Arasında Eşitsizliğin Kaynağı ile yine dikkatleri üzerine çekti.
Toplum Sözleşmesi yayınlandığı günden bu yana toplumsal yaşama dair temel eserlerden biri sayılmaktadır. Rousseau, ana babaların çocuklara karşı olan görevlerini anlattığı Emile'de sadece
çocuk eğitimini ele almakla kalmamış, yaşadığı dönemin sosyal, siyasal ve dinsel kurumlarının da çarpıcı bir eleştirisini yapmıştır.
Bu kitap Çocuk gelişimi ve eğitimi listesinde yer almaktadır.

mihmandar
iskendar pala

"Peygamber'in mihmandârı! Bir arzun varsa yapayım. Bir vasiyetin varsa yerine getireyim!"

"Ey Emîr! Sakın Allah'ın dinini bozma, müminler arasına fitne girmesine müsaade etme. Askere adalet ile muamele eyle ve düşman karşısında can kaygusu çekme. Bana gelince, senden ve senin ait olduğun şu dünyadan hiçbir şey istemediğimi bil ve herkese böylece ilan et. Şurada can oynatan cengâverlerden son arzum odur ki Azrail (a.s) bize uğradıktan sonra na'şımı Konstantiniyye surlarına yakın götürsünler. O gün savaş hattı nerede oluşursa, bedenimi o noktaya kadar taşısınlar ve orada, savaşan mücahitlerin arasında beni defneylesinler. Ta ki atlarımızın ayakları bedenimi çiğnemiş olsun, Bizans dokunamasın. Ayrıca, eğer yapabiliyorlarsa, cenazemi kendi atımın arkasında bir sedyeye bağlayıp taşısınlar. Tıpkı Kutlu Nebi'yi getiren Kusvâ'nın Medine'de bizim hanemizi bulduğu gibi o da benim için nereye gideceğini ve nerede duracağını bulacaktır."
(Tanıtım Bülteninden)
od
iskender pala

Her yazdığı romanla yüz binlerin kalbini feth eden İskender Pala yeni romanı 'OD' ile yeniden okurlarını selamlıyor. Od bir Yunus Emre romanı. Gök kubbemizin her zaman parlayan ve hep çok sevilen, şiirleri gönülden gönüle dolup dilden dile dolaşan Yunus Emre, bu kez OD'un ana kahramanı. İskender Pala'nın ilim ve kültür adamı olmasının yanında, yazar kişiliğinin imbiğinden geçirilerek aşkın tahtına bir kez daha oturtuluyor. 13. yüzyılın her bakımdan kavruk ve yanıp yıkılan ortamına Yunus Emre'nin gelişi tarihi atmosfer içerisinde hakiki anlamına kavuşturuluyor. Yıkıntılar ve yangınlar içinden bir gönül ve bir insanlık anıtının inşa edilişi cümle cümle anlatıyor ve elbette kalbe dokuna dokuna yol alıyor. Romanın her sayfasında Yunus'un hamlıktan saflığa geçişi okunuyor.

Biliyorum,"Biz bu ilden gider olduk, kalanlara selam olsun," demişti… Yine Biliyorum, "Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun." Demişti… Ve Sevgili'ye gittiği o geceden sonra adının dilden dile, Aşkının gönülden gönüle dolaştığını da biliyorum… Şimdilerde ona kimisi Âşık Yunus, Miskin Yunus… Derviş Yunus…Varsın onu da desinler. Ve Türk yurtlarında, onu en çok "Bizim Yunus" diye çağırırlar.

Biliyorum… 
(Tanıtım Bülteninden)

ve heri potır sırlar odası

keyifle okıyayım inş.

kitap istemeyin benden buz gibi soğurum sizdeeeen.:)))

1 Kasım 2015

kitap alışı ama vermeyişi :)

ağrı'da muhteşem bir kitapçı bulduğumu söylemiştim.butimar hariç tüm kitaplar bana 10 tl'ye geldi.
atanırsam her ay 100 tl'yi kiap için ayıracağıma söz vermiştim bu aldığım son alışverişten sonra yüzü de geçti diyebilirim. :)
butimar,saatleri ayarlama enstitüsü,aspidistra,görmek,körlük,bulantı.yeni yeni yesyeni kitalarım.
bundan sonra kasım için planım murakami'nin son kitabı uyku'yu almak ve orwel serisini tamamlamak olacak inş.


butimar için çok bekledim.çünkü kitapçının babası beyin kanaması geçiridi (Allah şifalar versin inş.) 
o yüzden kitap elime sürprizsiz bir şekilde geçti.:/ kendimde netten sipariş verebilirdim ama kitapçıdan almayı daha çok istedim.
cehennem'i okuyorum şimdi biter bitmez butimar'a başlanacak inş.

butimar
kaan murat yanık
Edebiyat dünyasının son yıllarda dikkat çeken ismi Kaan Murat Yanık'tan sıradışı bir psikiyatrın romanı: Butimar - Sessizliğin Kanatları 

Bir tarafta dünya ile arasında ciddi problemler olan, yanlış yüzyılda yaşadığını düşünen, çarşafa bürünüp kadın kılığında İstanbul sokaklarını arşınlayan, hastalarının hayatlarına müdahil olan ve kendi rüyalarını dahi tasarlamaya çalışan bir psikiyatr…

Diğer yanda ise başka bir yüzyılda akan kırmızı bir hayat: Savaş, aşk, simya, büyü, göç, devrim, sefalet ve dostluk…

20. Yüzyıl Başları, Erivan, Bolşevik Devrimi, Ermenilerle Türkler Arasındaki Kavgalar-Aşklar, 
Simya ve İlkel Psikoloji…

Butimar - Sessizliğin Kanatları, gerçekle hayal arasındaki sınırın silikleştiği bir roman. 
Doğu-Batı, laik-muhafazakâr ve madde-mânâ çatışmalarıyla örülen bir arka plan…

Edebiyat dünyasının son yıllarda dikkat çeken ismi Kaan Murat Yanık, hayaller, rüyalar ve halüsinasyonlarla karışık bir belleği, büyülü gerçeklik akımına da göz kırparak resmediyor. Ve okura akıcı, şaşırtıcı, doyurucu bir roman vaat ediyor. 

Butimar'la herhangi bir yerde mahsur kalmak isteyeceksiniz. "İki husus kafamda dolaşıyord u; ölmek ve delirmek. İki hal de ne hissedilebilir ne de doğrulanabilirdi. Ölmüş ya da delirmiş olabilirdim yani. 

Yalnızlığın bilmem kaçıncı evresini yaşadığımı bilmez halde, tamamlanmamış insanları yararak yürüdüm. Otobüsler, tramvaylar, duraklarda bekleyen insanları metal canavarlar suretinde yutup hızla kaçırıyorlardı. Eve girer girmez bir şarkı koydum kendime. Bir daha, bir daha başa sarıp dinledim. Bir tarafım söylemek istediklerimle doluyken, diğer yanım onları yok etmekle meşguldü. Arada kalan bendim ve ufalanıp yok olmamam bir mucizeydi. Bir yanım diğerine şunu söyleyebilmişti en azından, bunu duyabildim… Şarkıyı değil, o şarkıyı ilk dinlediğin zamanki kendini özlüyorsun. O zamana dokunamadığını anlayınca da şarkıyı bir daha dinliyorsun."
(Tanıtım Bülteninden)


saatleri ayarlama enstitüsü
ahmet hamdi tanpınar
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiiri sembolist bir ifade üzerine kurulmuştur. Aynı anlatım tarzı romanlarına da zaman zaman sirayet eder. Ancak muhteva açısından metafizik eğilimleri ile estetik endişelerini şiire ayırdığı halde, sosyal temalar için nesri seçmiştir.


Romanları, zengin hayat hikayesinden taşarak Türkiye meselelerine kendine has yorumlar getirir. Medeniyet değiştirme girişimlerinin insanımızı soktuğu çıkmazları araştırırken yaptığı tahliller, insanımız ve toplum yapımız açısından dikkate değer hükümler taşır. "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" toplumumuzun bu değişme süreci içindeki durumunu, fertten yola çıkarak topluma varan bir teknikle anlatıyor.
Bu kitap Tekrar okunması gereken kitaplar listesinde yer almaktadır.

yabancı
albert camus
"Albert Camus"nün ( 1913-1960) en tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş ve hala en çok satan kitaplar arasında yer alan "Yabancı", aynı zamanda yazarın en gizemli yapıtı. Ölümün egemen olduğu bir "varlık"ın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi "Meursault", bir simge kahraman değildir, "adı" olmayan bir "Yabancı"dır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu: Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma... Camus'yle buluşanların hiçbiri, onunla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramamıştır. "Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir," der Camus. Giderek daha çok sevilen bir yazar olması, onun bu sevgisinin yansımasından başka bir şey değildir.
Bu kitap "Hiç unutamayacağım" dedikleriniz listesinde yer almaktadır.

körlük
jose saramago
"Albert Camus"nün ( 1913-1960) en tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş ve hala en çok satan kitaplar arasında yer alan "Yabancı", aynı zamanda yazarın en gizemli yapıtı. Ölümün egemen olduğu bir "varlık"ın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi "Meursault", bir simge kahraman değildir, "adı" olmayan bir "Yabancı"dır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu: Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma... Camus'yle buluşanların hiçbiri, onunla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramamıştır. "Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir," der Camus. Giderek daha çok sevilen bir yazar olması, onun bu sevgisinin yansımasından başka bir şey değildir.
Bu kitap "Hiç unutamayacağım" dedikleriniz listesinde yer almaktadır.

bulantı 
jean pole sartre
Jean-Paul Sartre, yirminci yüzyıla damgasını vurmuş bir yazar. "Bulantı", bu büyük yazarın başyapıtı sayılıyor. Bu önemli kitabın başarısını, biçim ve teknikle getirdiği öz arasında ustaca sağlanmış denge ve bireşimde aramak gerekir. Geleneksel roman anlayışından ayrılan bu roman, "Varoluşçu" düşüncenin de temel kitabıdır.
Bu kitap Çok satanlar listesinde yer almaktadır.

görmek
jose saramago
Adı belirsiz bir ülkenin başkentinde seçim günü bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başlayınca kimse oy atmaya gitmez. Öğleden sonra yağmur durunca, saat tam dörtte, seçmenler sanki emir almışçasına sandıkların başına koşarlar. Ama sandıklar açıldığında, kullanılan oyların yüzde 83'ünün boş olduğu ortaya çıkar. Bunun bozguncu bir grubun, dahası uluslararası bir anarşist örgütün işi olduğunu düşünen hükümet olağanüstü hal ilan eder. Yıllar önce kenti saran "körlük salgını"ndan kurtulan tek kişinin bu olayla bağlantılı olduğundan kuşkulanılır. "Beyaz veba"nın öteki kentlere de yayılmasını önlemek için başkent abluka altına alınır, bir polis komiseri "suçlular"ı bulmakla görevlendirilir.Nobel Edebiyat Ödülü sahibi José Saramago'nun Körlük'ten sonra kaleme aldığı Görmek, demokrasinin kırılganlığı ve hükümetlerce saptırılması üstüne şaşırtıcı bir taşlama. Günümüz edebiyatının üslup ustasından derin bir çağ eleştirisi.
Bu kitap My Book Shopping List listesinde yer almaktadır.

aspidistra
george orwel
İngiliz romancı George Orwell, Hayvan Çiftliği adlı siyasal masalında, zorbalığa dönüşen Stalin yönetimini yerden yere vurmuş; Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı ünlü yapıtında da insanlığı belleksiz ve muhalefetsiz bir totaliter toplum tehlikesine karşı uyarmıştı. Ama bu iki büyük yapıtından önce, 1930'lar İngiltere'sinde 'sınıf atlama özlemi'ni benzersiz bir kara mizahla eleştirdiği Aspidistra romanını kaleme almıştı. Aspidistra, sınıf atlama özentisindeki dar gelirlilerin bir statü simgesi olarak gördükleri, evlerinden eksik etmedikleri çiçeksiz bir zambak türüdür. Bir reklâm ajansında metin yazarlığı yapan Gordon Comstock, kapitalizmin yutturmacası olarak gördüğü reklâmcılıktan nefret eder, orta sınıfın boğucu yaşamından kaçarak şairliğe soyunur. Bu uğurda sevgilisinden ayrılmayı bile göze alır; ama romanın sürpriz sonunu yine sevgilisi yaratacaktır.
Bu kitap Ölmeden önce okunması gereken 1001 kitap listesinde yer almaktadır.

keyifle okuyayımm..
Related Posts with Thumbnails