11 Ocak 2018

karamazov kardeşler,dostoyevski...


Hayatta bazı acıları yaşamak için bu kadar acele ederken bazı muhteşem güzellikler için ne kadar geç kaldığımızı farkettim bu kitabı okurken.
Niçe'nin tanrısının öldüğünü ya da öleceğini bu kitapta görürken,Freud'un Oidipus kompkleksine de göz kırpma eşliğinde şahit oluyordunuz,
bir yandan dinler tarihine kaynaklık ederken bir yandan da psikanaliz eseri
okuyordunuz.Karakterlerde ki dualist yön insanı tabir-i caiz ise dumura uğratacak cinstendi.Sefalet içinde ki erdemli insanlar,kumarbaz mertler,dindar olmayan din adamları,tanrıya sempati duyan ateistler,tanrıyı sorgulayan müminler...Hele bir de iki Karamazov
kardeşin Engizisyoncu muhabbeti yok muydu resmen kanım dondu desem yeridir.1880 yılında tamamlanan neredeyse 138 yıl önce yazılmış bu kitap günümüzün tam bir tasvirini yapıyordu Engizisyoncu bölümünde.Insanların ruhlarını nasıl şeytana satacaklarından tutunda,şeytani gücün yönetimi ele gecireceğinden,teknolojinin gelişmesiyle insanlığın kendine yabancılaşıp imani çözülmeler yaşayacağından,
özgürlük ve seçim hakkı adı altında insanların nasıl gönüllü kölelere çevrileceği ve onlara bu hayatta günah işleme özgürlüğü verildiğinde nasıl da küçük zafer mutlulukları yaşayıp bize(engizisyoncu öyle diyor) daha çok tapacaklar denilmesi yok muydu avvv resmen akılm uçtu desem yeridir.Konuşma sonunda küçük kardeş ağabayine"yoksa mason mu oldun"gibisinden şaşkınlığını da dile getiriyordu zaten.Bu kadar öngörü de insanı şaşkına çevirmiyor değildi acaba Dostoyevski daha da neler biliyordu🤔Konu,kurgu,kitabın felsefi gücü,psikanalitik yönü,#dostoyevski'nin yazarlık ustalığı hepsi hepsi beni benden aldı götürdü.Suç ve Ceza,Yeraltından Notlar'dan sonra senelerce Dostoyevski'den uzak kalmış olmaktan hem esef hem utanç duydum resmen ama ne yapalım işte kader.🤦‍♀️Kitabın tek handikabı derin okuma ve içeriğe sahip olmasına rağmen yazarın kumar borcunu ödeyebilmek adına bir yılda bu eseri tamamlaması ki vakti ve parası olsa adam daha neler yazardı kimbilir bee de dedim.
n çok engizisyoncu bölümünde ki din,dindar eleştirisine hayran kaldım.En son da da Mübarek Staretz koktu ya(spoiler için çok özür dileyebilerem aybalam😁) heh işte tam oldu dedim.🤗Boş kafa boş iman boş dindarlık daha nasıl eleştirilebilirdi ki...Bundan sonra sorarlarsa en sevdiği yazar Dostoyevski'ymiş deyin bundan öncesi için yazardan da çok özür dileyebilermiş diye de eklemeyi unutmayın


arka kapak:

Baba!.. 
Yoksul, silik bir kişilik sahibiyken karısından gelen parayla birden zenginleşiveren bir Rus. Hilekar. zeki. dalkavuk, tefeci. 
Nihilist. Hedonist. çıkarları için her şeyi yapabilecek bir adam. Zenginleştikçe arsıztaşan. oğlunun elinden sevgilisini almaya kalkışacak kadar şehvet düşkünü bir karakter ... 
Büyük Oğul! ... 
Mükemmel bir eğitim almış. çok zeki. her türlü değer yargısından sıyrılmış ateist bir kişilik. 
Ortanca Oğul! .. 
inançlı. doğunun güzelliklerini üzerinde barındıran gittiği her ortamda saygı gören. savcının deyimiyle. "Hayırlı bir 
evlat!." 
Küçük Oğul! .. 
Ne büyük abi gibi materyalist. ne de küçük kardeşi gibi halkçı. O bütünüyle Rusya'yı temsil ediyor. 
Ve ... 
Bir aileyi allak bullak eden bir kadın. baba-oğul kavgasının. felaketlerin en büyük sebebi. belki de en başta gelen öğesi ... 
Ve ... 
Üçkağıtçı, bukalemun, sapkın. gayrimeşru bir uşak. 
Efendisine ihanet edebilecek. para için herşeyi yapabilecek bir makyavelist ve dalkavuk. Ömrünün sonlarına doğru aklını 
kaybediyor ve kendini öldürüyor. 
işte Kararnozov Ailesi ...

keyifle kalın... 

10 Ocak 2018

Körleşme,Elias Canetti...


Uzun bir okuma yolculuğu oldu #eliascanetti'yle ve yoruldum da açıkçası,bir ara bitmesini bile istedim.🙈Ama etkilenmeden de edemedim.Yazar kitabı 26 yaşında bir delikanlıyken yazmış bu kısma hayran kalmamak elde değil.👏Oğuz Atay'yın çevirmen Ahmet Cemal'e tavsiyesiyle dilimize kazandırılmış.Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ın da Canetti'nin ilham kaynaklığı varmıdır bilemem ama #korlesme'nin ana karakteri Kien'nin tam bir tutunamayan olduğunu kendimce söyleyebilirim.Fil dişi kulesinde kitaplarıyla yaşarken hayata sırtını dönmüş bir profösördür Kien.
Yaşadığı toplumun
sorunlarına,gerçeklerine gözlerini kapamış bir aydın kişilik.(çok yabancı bir karakter değil yani)Ve bu izole hayatı ona acıyacağımız bir şekilde yıkılır ve hayatın,insanlığın acı gerçekllerine çok acı şekilde kelimenin tam manasıyla
"maruz"kalır.Fil dişi kuleler yoktur artık...
Kitap ilerledikçe David Lynch'in film karakterlerini
aratmayan tipler çıkar karşımıza:cüceler,kamburlar,para tapıcıları,cahiller.....Kitabın  tek kadın karakteri Terese'yle birlikte "kadın"ya da"dişi"simgesinin iyice iğrençleştiğini de görürüz.Bu karakter insana yazar acaba kadın düşmanı mıydı🤔diye de sorgulatır.Ben kitap boyunca çok okuyup(ki baş karakter iyi kitap okumaktan yanadır)ya da iyi kitap okuyup,koca bir kütüphaneye sahip olunca acaba zamanla elitize olur ve Kien'e doğru evrimleşilebilinir mi diye düşünüp durdum.Zira okumayı çok seven tüm okurlar gibi okudukça daha fazla okumayı isteyen,okumak istediği kitapların peşine düşen,okudukça gözü açılan,okumadığı için hayata gözü kapalı  bakan insanlara üzülen, boşa hayat geçirip vira lak lak eden insanların dakikalarına yanan,okudukça daha fazla yalmız kalıp etrafında insan istemeyen ve daha çok kitaplara sarılan tiplerden de değil miyiz🤔Umarım erim gerçek değildir de Kienleşmeyz diyesi geliyor insanın.😁Nasıl Oblamov'dan sonra"Oblamovluk"diye bir şey varsa bu kitaptan sonra da  bence bir de"Kienleşmek" diye bir durum söz konsu olabilir.Yazarın edebi acıdan yalın ama tatsız bir yazarlık uslubu olsa da bu kitabın insanı öncesi ve sonrası diye ikiye ayırmaya gücü yeten(Uluyses'e de rakip gösterilen) çok kuvvetli bir yanı var.Şimdiye kadar ne okursam okuyayım"Ne öoknşey öğrendim"değil de "Ne çok şey bilmiyormuşum"derdim.Bundan sonra kim okusun kim okumasın ya da kim ne okursa okusun ven "insan"kalmaya çalışacağım...

Arka kapak
Dünya edebiyatının başyapıtlarından biri olduğu tartışmasız kabul edilen Körleşme, Almanya'da edebiyatın, politikanın kirli gölgeleri altında yitip gitmeye yüz tuttuğu bir dönemde yazılmıştır. Ancak, Elias Canetti kurguladığı zaman ve mekân, kullandığı dil ve üslup, karakterlerindeki soyutlamanın isabetliliği ve bunları aktarmadaki başarısı sayesinde sınırları aşmış, evrenselliğin en üst boyutlarına ulaşmıştır. 

Çoktandır kendi fildişi kulesine çekilmiş bir aydının trajedisinde cisimleşen Körleşme, insanoğlunun kendi eliyle kurduğu, sonra da kendisine yabancılaşmış, düşman kesilmiş bulduğu dış çevreyi, son derece özgün bir biçimde ve en uçta sayılabilecek araçlarla tasvir etmeyi başarıyor. 

İnsanın gerçeklik karşısında ne ölçüde körleşebileceğini, her dönemde ve her toplumda rastlanabilen "aymaz" aydın karakterinde ustalıkla yansıtan Canetti, düşünce ile gerçeklik arasındaki kopuşun hikâyesini anlatırken yarattığı dehşet atmosferiyle okuru derinden sarsıyor.

Kitapla kalın ama dikkatli olun....

6 Ocak 2018

nikomakhos'a etik,aristotales...



#aristotales'i hep zor okunacak bir filozof olarak düşünürdüm ama Atinalıların Devleti'ni okurken yalın tarihçi dili bu düşüncemi kırmıştı.
#nikomakhosaetik'te bir ahlak kitabı olmasından sanırım gayet rahat okunan bir kitap.Antik Çağ tarzı kitaba damgasını vuruyor ve etik konular sohbet tarzında teker teker ele alınıyor.#Platon'la birlikte gelmiş geçniş en büyük iki filozofdan biri kabul edilen #aristo Antik dönem uslubuyla bir öğretmen edasıyla dostluk,adalet,kötü huylar,iyi-kötü,mutluluk vb gibi pek çok konunun etik açıdan belini kırıyor.Yer yer sıkılsam da yine de keyif verici bir eserdi.


arka kapak:
Aristoteles, Antikçağ felsefesinin en önde gelen filozofudur. Benzer düzeyde bir felsefeye İlkçağda sadece Platon’un erişebildiği kabul edilir. Antikçağa damgasını vurmuş olan Aristoteles, pek çoklarına göre tüm çağların en büyük birkaç filozofundan biridir. Bilim ve felsefede onun başarmış olduklarıyla rekabet etme ümidi besleyebilen insan sayısının bir elin parmaklarını geçmediği hemen herkes tarafından kabul edilir.
Aristoteles, mantık, doğabilimleri, metafizik, psikoloji, etik ve siyaset felsefesi gibi pek çok alanda eser vermiştir. “Aristoteles külliyatı” olarak geçen, özgün haliyle Grekçe 1462 sayfadan oluşan eserler bütünü, derslerinin, kendisi ya da öğrencileri tarafından tutulmuş notlarından oluşur.
Aristoteles’in, oğullarından biri olan Nikomakhos’a ithafen kaleme aldığı Nikomakhos’a Etik, 10 bölümden oluşmaktadır. Aristoteles bu kitapta, iyinin ve iyinin amacı olan mutluluğun ne olduğundan, karakter ve düşünce erdemlerinden bahseder. Bunların duygularımızla ve eylemlerimizle bağlantılı olduğunu ileri sürer. Erdemler arasından özellikle cömertlik ve adalet üzerine vurgu yapar. Erdeme yaklaşmak, aynı zamanda erdemsizliğe yol açacak kötü alışkanlıklardan uzak durmayı gerektirdiğinden bunların da incelenmesi gerektiğini önerir. Erdemden ayrı düşünülemeyecek olan dostluk ve nihai olarak yararlı ve yararsız hazların ele alınmasıyla kitap tamamlanır.
Toplumsal bir etik anlayışına sahip olan Aristoteles, etiği “en yüce bilim” şeklinde değerlendirdiği politikanın bir alt alanı olarak görmektedir.


felsefeyle kalın....

47 ronin...



kore efsanelerinden japon efsanelerine sürükleyeyim sizi.:)
47 ronin bir samuray efsanesi..
2013 yapımı filmin imdb puanı:6,3 ki bence daha iyi bir puanı hakediyor.
başrolde:keanu reeves kalp kalp kalp aybalam :)))
yönetmen: carl rinsch
japon oyuncular:hiroyuki sanada
ko shibasaki
tadanobu asano
jin akanishi
japon oyuncuların oyunculuklarının çok iyi olduğunuda belirtmeliyim.

konusu şöyle:ronin başsız samuray demektir. lordları hain bir şekilde öldürülen ve başsız kalan 47 samuray ve onlara katılan ve özel güçleri olan kai (keanu reeves)'nin dostluk,sadakat,cesaret ve erdem mücadelesi....










filmin afişleri çok güzel....


 film 2013'ün en iyi filmlerinden kabul ediliyor ki gaywt güzel bir film çok daha da başarılı olabilirmiş.uyuz tom cruse'lu son samuray bile çok beğenilirken (ben kendisini hiç sevmem :) ) bu fantastik ve bir japon efsanesini anlatan tatlı film kendi çağında daha fazla övgü alabilirmiş.



pek çok sahnesinin akira kurosawa filmlerini hatırlattığı bir film.



muhteşem kimonolar,savaş zırhları,fantastik sahneler..



bir film için kaç afiş yapıyorlar ?????





japonya prömiyeri


japonya konferansı


filmin londra konferansına da bakın


trailer 


iki derebeyi arasında geçen hain oyunlardan sonra başsız kalan samurayların lordlarının intikamını alma hikayesi...

hafta sonuna tatlı bir fantastik film...
iyi seyirler.

chuno...


sseneler önce açık öğretime yeni başladığım zaman 24 bölüm boyunca ağlayarak izlediğim artık nostaljik olmuş bir dizi tanıtacağım sizlere.kore'nin pek çok ünlü oyuncusunu bir araya getiren ve köle avcılarını anlatan chuno...

kbs2 kanalının 24 bölümden oluşan dizisi 2010 yapımı.
imdb puanı:8,8
birbirinden harika oyunculukların sergilendiği cast listemiz:
baş rollerde:
jang hyuk
oh ji ho
lee da hae
lee jong hyuk
song dong li


köle avcımız jang hyuk
deli roller bu adama acaip yakışıyor.


asil generaslimiz oh ji ho
saç sakal bi adama bu kadar mı yaraşır :)
the return of superman'de yer alıyor abimiz evlenmiş ve çok tatlı bir kızı olmuş.
the fugative plan b'de birain ile oynarken ilk görmüştüm kendisini,ilk bölümde izlediğim de aa bu italyan ne de güzel korece konuşuyor demişştim de adam koreli çıkmıştı :))) sonra o dönemde gösterilen pek çok dizisini izlemiştim.


hem köle avcısı hem de general tarafından sevilen dizi boyunca aşk emek mi ister,yürek mi diye  bizi sorgulatan ve tam olarak kimi sevdiğini bir türlü anlamadığımız kızımız lee da hae :)


zalımın oğlusu lee jong hyuk :)


birbirinden muhteşem ostsinin bulunduğu ki ben senelerce bıkmadan dinlemişimdir izleyin bol bol göz yaşı garantili eminim beğeneceksiniz.

muhteşem ostler
dört elementten bahsedilen ost 


en beğendiklerimden


bütün kaçma kovalamaca sahnelerinde geçen en keyifli ostsi 


en muhteşem ötesi ost 
muhakkak dinleyin derim 


harika bir jenerik



trailer


izleyin pişman olmayacağınız katıksız bir tarihi drama.beni hep eskilere götüren bir yanı var......

3 Ocak 2018

side by side

 size 2012 christoper kenneally ve keanu reeves yapımı bir belgesel tanıtmak istiyorum.belgeselin sunuculuğunu keanu reeves yapıyor.film sektörünün dijital değişimi anlatılıyor.martin scorsese'den tutundadavid lynch,david fincher ve  wacowski kız kardeşlere :)) kadar pek çok önemli yönetmenle röportaj yapılmış.kameramanlardan,
teknik ekibe kadar filmlerde emeği geçen pek çok ünlü ile sohbetler yapılıyor.çok keyifli bir belgesel.
imdb pıuanı:7,6
prodüktörler:keanu reeves,justin szlaza
direktör:christopher kenneally


çekimler oldukça uzun sürmüş ki bazı bölümlerde keanu reves'in saçlarının kısa bazı bölümlerde de uzun olduğunu görüyorsunuz ;)




burada küçük çocuğa matrix filminde ki elinin aynadan geçip değişime sahnesini anlatması muhteşemdi.keanu her yaş insanın psikolojisinden çok iyi anlıyor.açıklamasını tam bir öğretmen gibi yapıyordu.ya ne tatlııııı :)))



belgeselin tamamını buradan dilersenizde netten altyazılı izleyebilirsiniz.


keanu reeves'in side by side röportajı


başka bir film röportajı



keyifli kalın....

fırın saldırısı,haruki murakami...


murakami Sanın son kitabı da yine bir roman taslağı mı acaba sorusunu kafalarda oluşturuyor.Ama bu kez diğer iki süslü kitabından sonra aldığı eleştirilerden olacak muallak bir sinir krizi sonu hazırlamamış.Kitabın sonu gayet tatmin edici.Tam bir Haruki Murakami öyküsü olmuş.Severlerine duyurulur.😉

arka kapak:

Haruki Murakami’den açlık ve suçun doğası üzerine tuhaf, gizemli ve yer yer komik bir suç öyküsü…
Karnımız açtı. Hayır, açlık demek yetmezdi buna. Sanki uzay boşluğunu yutmuştuk. 
Nereden çıkmıştı bu açlık hissi? Elbette yiyeceğimizin olmamasından. Neden yiyeceğimiz yoktu? Çünkü yiyecek karşılığında verecek değerli bir şeyimiz yoktu. Neden değerli bir şeyimiz yoktu? Sanırım hayal gücümüzün eksikliğinden kaynaklanıyordu değerli bir şeyimizin olmaması. Hayır, değil, belki de karnımızın aç olmasının nedeni, doğrudan hayal gücü eksikliğimizdi. 
Tanrı, Marx ve John Lennon, hepsi ölmüştü. Karnımız açtı ve bu yüzden suç işleyecektik. “Ben artık sapıtmak üzereyim” dedi arkadaşım. Durumumuzu azıcık sözcükle ancak bu kadar güzel anlatabilirdi.

keyifle kalın..

beyruni-ibn sina tartışması,prof.dr.ismail erdoğan....

 Üniversite hocam Prof.Dr.Ismail Erdoğan hocamın kitabını ikinci sefere keyifle okudum.Kitap İslam düşünce tarihinde önemli tartışmalardan biri olarak geçmiş olan İbn Sina ve Beyruni'nin felsefi soru cevaplarından oluşuyor.Fizik ve metafizik konularını içeren soru cevapları okurken kendi felsefi ilerlememi görmek keyif vericiydi ama bazı yerlerde Beyruni'nin cevaplara yaptığı itirazları,bazı yerlerde de İbn Sina'nın açıklamalarını anlamakta zorlandığım doğrudur.Keşke hocam her sorunun ardından soru ve cevaplara günümüz fizik bilmine uygun açıklamalarda bulunsa ya da metafizik konuların ardından bizce doğru kanaat şudur şeklinde okuyucuyu yönlendirici açıklamalar yapsaymış.Yirmi sekiz tane soru ve cevabı okurken bayağı yalnız kalıyorsunuz.Ama iki düşünrün ilim yolunda karşılıklı soru ve cevaplarını okumak,onların kendi dönemleri için nilgilerine hayran kalmamak hatta bazen manyak mı bu adamlar bunların peşine düşmüşler dememek mümkün değildi.😄Felsefe severlere tavsiyedir efendim.


önceki yazım için buraya tıklayınız


arka kapak:
Beyruni (Biruni) ve İbn Sina,Türk İslam düşünce tarihinde iki önemlii zirveyi oluşturmaktadır.Bunlardan Beyruni,bilimsel çalışmalarıyla yaşadığı çağa adını vermiş,İbn Sina ise felsefe ve tıpta dünyanın en önde gelen birkaç hekimi arasında yer alarak Şeyhu'r-Reis unvanını almayı hak etmiştir.

Bu iki şahsiyet arasında özellikle felsefe,bilim,astronomi ve matematikle ilgili bazı konularda soru-cevap çeklinde yapılan bir takım yazışmalar buşlunmaktadır.Bu yazışmlarda beyruni soran taraf ve İbn Sina ise sorunun muhatabı olarak yer almıştır.Tartışmanın yaşandığı ve kayda geçiirildiği tarih kesin olarak bilinmemektedir.Muhtemelen bu olay 1000 yılından sonra (1003 ya da 1009 yılı ) yapılan sözlü bir tartışma olup,daha sonra soru-cevap şeklinde yeniden ele alınarak,kayda geçirilmiştir.

Elinizdeki bu çalışma,her iki düşünür arasında tespit edlebilen soru ve cevapları okuyucuya iletmeyi hedeflemektedir.

felsefeyle kalın efem :)

gecenin gecesi,hasan ali toptaş...


Çok okunan bir yazara öykü kitabıyla başlamak doğru değil sanırım çünkü yazması gereken tüm kitapları yazmış ve dinlenmeye çekilmek istediği bir anda onunla tanışmış gibi oluyorsunuz.Hasan Ali Toptaş'la da böyle bir anda tanıştık sanırım.Kitapağacı etkinliğinin ocak ayı kitabı olduğu için okudum ama yazara başka bir kitabıyla balamayı daha çok isterdim.Yine de öykü kitabı sevmememe rağman keyif veren bir kitap oldu.Çok sevdiğim İngilizce örtmeni arkadaşım Ayşe iki sene boyunca ayıdım bayıldım,yazarın diline aşık oldum derken haklıymış kii.😄

arka kapak:

Hasan Ali Toptaş’tan yeni öyküler. Her biri “HAT edebiyatı”nı kazan, kazdığı yere yeni sorular bırakan, bıraktığı soruları derinleştiren, derinleştirdikçe daha da karışan, karıştığı ölçüde de billurlaşan öyküler. Kısık sesli, meraklı, ruhu kolaçan eden, arayan metinler...

Gecenin Gecesi öykünün geldiği yeri yeniden konuşan bir kitap. “Onun atı daha gurbete çıkmadan ürkütülmüştür,” denilmişti Toptaş için. Bu kitapta da gurbete çıkanlar var. Gurbeti külfet, külfeti azap belleyenler var. Ve herkes eve dönüyor sonunda.

Eve: Edebiyata.

“Şimdi sen, öyleyse bütün bunları neden yazdın, diyeceksin belki. Doğrusu, neden yazdığımı ben de bilmiyorum. Demek, yorganı omuzlarıma doğru çekip, bu yatak beni öldürecek dedikten sonra yazının içinde uyuyakalmışım.”

kitapla kalın...

1 Ocak 2018

Kitapmania...

 Aralık ayının son kitap alımını hafta sonu için gittiğimiz  Erzurum gezisinde yaptık.Bulmuşken aldık.Birde Hasan Ali Toptaş,Gecenin Gecesi ve Mehmet Kuzu'dan illuminatik bir kitap daha var.Bol kitaplı bir yıl olsun inşllh.

Blade Battler kaçar mıydı azizim.😍🤑😁🤣
Related Posts with Thumbnails