Cheshire kedisi,'Hangi yoldan gideceğim?'diye soran Alice'e 'Nereye gitmek istiyorsun?'diye soru ile cevap verir.Alice, ' Bilmiyorum' der ve kedi 'Öyleyse, hangi yoldan gideceğin de fark etmez.'diye cevap verir...
ağrı'ya atanmam hayatımda büyük bir dönüm noktası ve değişiklik olmuştu ki
okullar açıldığından beri hayat okul-ev,ev-okul şeklinde devam ediyor :)
yo yo yanlış anlamayın hiç şikayetçi olmadığım gibi bol bol şükrediciyim.
işte bu tempoda koştururken dün akşam kızçemle film akşamı yaptık ve en favori filmlerimizden olan the marix'i izledik.şimdi her hafta bir bölüm şeklinde favori filmlerimizi büyücek tvmizde yüksek sesle izliycez.azıcık gürültücü komşulara inat :)
hafta sonunu vize sınavlarıyla geçirdim.ben biraz anarmal olduğumdan sorumlu ünitelere hiç bakmadan tüm kitapları bir çırpıda bitirmiştim ki aslında her kitaptan vizeler için ilk dört üniteden sorumlu olduğumuzu öğrendim.neyse vizelerden önce de sorumlu ünitelerin tekrarını yaptım falaaan filaan.zorlu bir vize geride kaldı.zira sorular zzordu.yüksek not beklemesem de geçerim diye ümitliyim inşllh ve mşllh aminnn.:)
aman yazmaktan yoruldum.bu kadar vize muhabbeti yeter de artar bile.
kısa günün karı bir günden yaptığım üçü bir arada alışverişi ve üçü bir arada sefası resmi.
varolmanın dayanılmaz hafifliği
Ne yapacağını bilemeden bir avlunun karşı tarafındaki duvara dalıp gitmek; bir aşk anında karnındaki inatçı gurultuya kulak vermek; ihanet etmek; ihanetin göz kamaştırıcı yolunu terk ederek gücü kendinde bulamamak; Büyük Yürüyüş´te kalabalıklarla birlikte yumruğunu havaya kaldırmak; gizlenmiş mikrofonlar önünde espri gösterisi yapmak- bu durumların hepsini tanıdım, hepsini yaşadım... Romanlarımdaki kişiler kendime ilişkin gerçekleşmemiş olabilirliklerdir... Her biri benim ancak kenarında dolaştığım bir sınırı aşmıştır... Çünkü romanın sorguladığı sır o sınırın ötesinde başlar. Roman yazarın itirafları değildir; bir tuzak haline gelmiş dünyamızda yaşanan insan hayatının araştırılmasıdır.
Yoğun ve sürükleyici olan yeni bir düşünce romanı sunuyoruz: Nietzsche Ağladığında. Edebiyatla da düşünülebileceğini gösteren müthiş bir örnek... Sahne Psikanalizin doğumu arifesindeki 19. yüzyıl Viyana'sı. Entelektüel ortamlar. Hava soğuk.
tanrıların arabaları
Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ulaşılması güç satış rakamlarına erişen Tanrıların Arabaları, ünlü araştırmacı Daeniken'in gerçekten olay yaratan yapıtlar dizisinin ilki... Daha sonra yayınlanan "Tohum ve Evren", "Yıldızlara Dönüş", "Tanrıların Ayak İzleri" ve "Tanrısal Stratejisi" adlı yapıtlarında da sürdüreceği iddiasını, ilk kez bu kitapla ortaya koyuyor Daeniken. "On bin yıl öncesinin insanı için uzay yolculuğu bir sorun değil, bir gerçekti. Bunun ispatı karanlık geçmişte tanrıların bıraktıkları ve bugün anlamını çözmeye çalıştığımız sayısız izdir..."
duam şudur ki,inşllh ömrüm okumayı istediğim üm kitapları okumaya vefa eder.aminnn.
bir solukta okuyup bitirdim kitabı.oldukça heyecanlı ve sürükleyiciydi.
gerçi edebi açıdan taktirlik bir şey yok ama içinde barındırdığı felsefeden ve kitabın kurgusundan dolayı övgüyü hak eden bir kitap.
vaktiyle konusunun japon yazar koşun takami'nin battle royale adlı kitabından esinlenme olduğunu öğrenince hayal kırklığına uğrasam da şaşırmamıştım.
kitabı okurken tv sayesinde daha çocukluğumda
ırak'ın canlı yayında bombalanmasını ,körfez savaşı,nasıl izlediğimizi hatırlarken ölülmlere karşı nasıl duyarsızlaştırıldığımızı tekrar düşündüm.şuan da tv de olan ölümlerden bahsetmiyorum bile.
esinlenme ya da değil kitabın iyi kurgulandığını ama edebi açıdan oldukça eksik olduğunu yine de bir solukta heyecanla okunduğunu belirteyim.
okununca bence pişmanlık vermeyecek bir kitap.
bilim kurgu listesine girmeyi hak eden akıcı,sürükleyici,heyecanlı bir seri.
özellikle bilim kurgu severlerin okumadan geçemeyip okuma listelerine eklemelerini acizane tavsiye ederim.
arka kapak
Bir zamanlar Kuzey Amerika olarak bilinen bir yerin yıkıntıları içerisinde Panem ulusu yaşamaktadır. Başkent Capitol'ün etrafında 12 bölge bulunmaktadır. Capitol şiddetli ve acımasızdır ve bölgeler bir hat boyunca sıralanmıştır. Onların her biri her yıl yapılan Açlık oyunlarına katılmak zorundadır. Yarışma için her bir bölgeden yaşları 12 ila 18 arasında değişen birer erkek ve bir kız çocuğu göndermek durumundadır. Açlık oyunları TV'den canlı yayınlanan ölümüne bir kavgadır.
On altı yaşındaki Katniss Everdeen annesi ve 12 yaşındaki kızkardeşi ile yaşamaktadır. Oyunlarda kızkardeşinin yerine geçerek ölüm cezasını üzerine alır. Ancak Katniss daha önce de ölüme çok yaklaşmıştır ve bu kez kızkardeşi için ikinci kez hayatta kalma mücadelesi verecektir. Gerçekten ne anlama geldiğini bilmeden bir yarışmacı olmuştur. Eğer bu mücadeleyi kazanırsa hayatta kalma seçeneğini başlatmış olacaktır.
Kazanmak ün ve talih anlamına gelir. Kaybetmek ise kesin ölüm. Açlık Oyunları başlasın!
Bir zamanlar Kuzey Amerika olarak bilinen bir yerin yıkıntıları içinde Panem ulusu yaşamaktadır. Capitol'ün etrafında bir hat boyunca sıralanmış 12 bölge bulunmaktadır. Capitol yönetimi şiddetli ve acımasızdır. Bölgeler, her yıl yapılan Açlık Oyunları'na katılmak zorundadır. Her bölge yarışma için yaşları 12 ila 18 arasında değişen birer erkek ve kız çocuğu göndermek durumundadır. Açlık Oyunları televizyondan canlı olarak yayınlanan ve ölümüne bir kavgadır.
16 yaşındaki Katniss Everdeen annesi ve kendinden daha küçük kız kardeşi ile yaşamaktadır. Oyunlarda kız kardeşinin yerine gönüllü olarak Açlık Oyunları'na katılır. Kız kardeşi için hayatta kalma mücadelesi verecektir. Ancak bu mücadeleyi kazanırsa hayatta kalma seçeneği olacaktır. Collins, Açlık Oyunları'nı yazma fikrinin televizyonda zap yaparken geldiğini söylüyor. Bir kanalda reality showda insanların birbirleriyle yarışmasına bakarken, diğerinde de Irak'ın işgalinin görüntülerini izliyordu. Bir anda iki görüntü de rahatsız edici bir şekilde bulanıklaşmaya başlamış ve o an aklına kitabı yazma fikri gelmiş. Hikayenin temelini Yunan mitolojisindekiTheseus oluşturuyordu. Collins, ana karakter Katniss'i fütüristik bir Theseus olarak tasarlamış ve hikayeyi de Roma gladyatör oyunlarından esinlenerek yazmıştır. Kitaptaki kaybetme korkusunu Collins'in Vietnam Savaşı'na katılan babasından etkisiyle olmuştur; bunun etkisi, Katniss'in henüz 11 yaşındayken (hikaye başlamadan beş yıl önce) babasını kaybetmiş olarak tasavvur edilişiyle de görülmektedir.
gelelim seriye çekilen ilk filme
ilk film 2012 yapımı ve imdb puanı:7,3
baş rollerde:jenefer lewrence namı diğer katniss,
josh hutcherson namı diğer peeta (ya bu role karizması yetmemiş bu çocuğun,film de ki en vasat karakter olmuş)
liam hemsworth namı diğer gale (kesinlikle peeta rolünde olmalıydı diye de düşünmüyorum değil.)
hala filmi izlemeyenler varsa yapacakları ilk iş seriye başlamak olsun derim.
Bir zamanlar Kuzey Amerika olarak bilinen bir yerin yıkıntıları içinde Panem ulusu yaşamaktadır. Capitol'ün etrafında bir hat boyunca sıralanmış 12 bölge bulunmaktadır. Capitol yönetimi şiddetli ve acımasızdır. Bölgeler, her yıl yapılan Açlık Oyunları'na katılmak zorundadır. Her bölge yarışma için yaşları 12 ila 18 arasında değişen birer erkek ve kız çocuğu göndermek durumundadır. Açlık Oyunları televizyondan canlı olarak yayınlanan ve ölümüne bir kavgadır.
16 yaşındaki Katniss Everdeen annesi ve kendinden daha küçük kız kardeşi ile yaşamaktadır. Oyunlarda kız kardeşinin yerine gönüllü olarak Açlık Oyunları'na katılır. Kız kardeşi için hayatta kalma mücadelesi verecektir. Ancak bu mücadeleyi kazanırsa hayatta kalma seçeneği olacaktır.
bir kitaba çekilen en iyi filmlerden biriydi bence.
kitapta ki tüm ayrıntılara yer verilmesi tabi ki de imkansız ama yine de kitap için çok iyi görsellik oluşturuyordu.
ben filmi çok beğendim.
sevgili meryem'ciğim beni mimlemiş ve sormuş hangi çizgi karaktersiniz ? diye.
ilk aklıma alice gelmedi ne yazık ki,aklıma ilk gelen şeker kız candy oldu.
niye diyecek olursanız hemen anlatayım:ben ilk okuldayken annem saçlarımı hep iki örgü yapardı,saçlarımda sarı ve gür olduğu için bu şapşik kıza benzetilirdim.:)
şapşik çünkü hikayesi çok salak.:)
bu animeyle büyüdüğümüzü de hemen belirteyim.
bu kızcağızı annesi avusturalya'da bir evin kapısına bırakır kaçar,evin iki oğlu vardır kardeş kardeş büyürlerkene iki oğlan kardeş bu şapşiğe aşık olur,derken avusturalya'dan ingiltere'ye gider şapşiğimiz ve bir prens ona aşık olur.ne kız kardeşim aşık olan olana.şapşik kızımız en sonunda fakir ama gururlu büyük,üvey kardeşinin kocalığa seçer.prens mrens hikaye
olur alın size şapşik bir hikaye :)
hiç benlik bir kız değil efem :)
bence ben alice'e daha çok uyarım.aslında daha çok benden the mad hatter çıkar ama neyse sınırları çok zorlamim.dostlar ne manyak olduğumu bilir ama buralarda az mülayim olim.:)
alice diyorum çünkü az ukala,sorgulayıcı,ben kimim diye tüm hikaye boyunca dolanan,mantığın olmadığı bir diyarda bilene mantık arayan bir eleştirel kız. aynı ben :)
ayıra bu killer alice'i gören tüm arkadaşlarım bana benzetiyorlar.
Şiir sanatı üzerine yazılmış ders kitabı niteliğinde bir eser.
Gayet açık,anlaşılır bir dille yazılmış öğretici bir kitap.
Söyleyeceklerim bu kadar.
Aristoteles, Antikçağ felsefesinin en önde gelen filozofudur. Benzer düzeyde bir felsefeye İlkçağda sadece Platon'un erişebildiği kabul edilir. Antikçağa damgasını vurmuş olan Aristoteles, pek çoklarına göre tüm çağların en büyük birkaç filozofundan birisidir. Bilim ve felsefede onun başarmış olduklarıyla rekabet etme ümidi besleyebilen insan sayısının bir elin parmaklarını geçmediği hemen herkes tarafından kabul edilir.
Aristoteles, mantık, doğabilimleri, metafizik, psikoloji, etik ve siyaset felsefesi gibi pek çok alanda eser vermiştir. "Aristoteles külliyatı" olarak geçen, özgün haliyle Grekçe 1462 sayfadan oluşan eserler bütünü, derslerinin, kendisi ya da öğrencileri tarafından tutulmuş notlarından oluşur.
Sanatı, taklidin taklidi olarak gören ve insanları hakikatten uzaklaştırdığı gerekçesiyle onu neredeyse felsefenin başdüşmanı ilan eden hocası Platon'un aksine, Aristoteles Poetika'sında şiirsel yaratımın doğası ve kaynağı, şiirin tabiat ve hakikatle ilişkisi, sanatın amacı ve işlevi konularını ele alır. Kitap, Platon'un sanata yönelik eleştirel meydan okumasına verilmiş köklü bir yanıt gibidir.
Aristoteles'in en önemli eserlerinden birisi olan Poetika, sadece şiire ve tiyatroya değil bütünüyle sanata ilgi duyan herkes için bir temel eser niteliğindedir.
Bab-ı Aziz kadar bence derin bir söylemi olmayan bir filmdi.Sanırım üçlemenin ilk filmi olduğu için olabilir.Yine Bab-ı Aziz'le karşılaştırınca daha atraksiyonsuz ve daha sakin,daha ağır ilerleyen bir filmdi. Sanırım Bab-ı Aziz filmi beni çok daha fazla etkiledi.
Yine de üçleme şeklinde bir seri olduğu için izlenmesi gereken bir film.
Sadece benim yaptığım hatayı yapmayın ve filmleri sırasıyla izleyin.
Çölün ortasında kalmış bir köy ve halkı,o köye atanan bir öğretmen,Moğol çocukları gibi görünen garip kılıklı köy çocukları ve yine cinler filmin kahramanları.
Ayrıca film de ki öğretmenin Nacer Khemir'in bizzat kendisi olduğunu da söyleyeyim.
Yönetmen filmde yine ince göndermeler yapmış.
Öğretmenin köye ilk geldiğinde köyün şeyhi ile yaptığı konuşma da şeyh şöyle der:eskiden burası bir vaha idi şimdi ise yer gök çöl.Yönetmen burada İslam medeniyetine bir gönderme yapmış gibi eskiden Batı'ya dahi ilmiyle yön veren İslam Medeniyeti şimdi tüm güzelliğini,ilmini,bilmini,sanatını,sahip olduğu ne varsa kaybetmiş bir vahadan bir çöle dönüşmüş.
Yönetmen İslam Medeniyetine her filminde yaptığı eleştiriryi bu filmde de haklı olarak sürdürmüş.
Yine de okuması biraz zor filmin.her sahne bir gönderme bir sembol bir mesaj olabilir okuyabilene.ben bazı yerlerine bir anlam veremedim mesela.
Şeyhin kızıyla öğretmenin karşılaşma sahnesi çok enteresandı.Kız öğremeni görünce önce sağ elini kaldırı sol elini üsüne kapar sonra sol elini kaldırır sağ elinin üstüne kapar ve en sonunda bir aynayı elinde tutar ve gülümser.şair bura da ne demek istedi ?:))
İnsan eşini dengini bulabilir asıl önemli olan ruh ikizini bulma mı ?
iyice saçmaladım :)) Asıl önemli olan sanırım iç güzelliği,ruh güzelliği demek isiyor zahir yönemen.
Bir de film boyunca çölü kazıp hazine bulamaya çalışan divane köylüler var
burada ki gönderme de çok manidar.İslamın güzelliğini unutup dünya malına düşmüş müslümanlara selam yolluyor bu sahneyle yöntmen.İslam din olarak da,ilim olarak da dünya ve ahiret saadeti için,ilim ve fende ilerlemek için yeterliyken bunu unutup geçici dünya nimetlerine dalan müslümanlara yöneltilmiş çok güzel ve ciddi bir eleştiri.
Yine bol bol tasavvufi göndermeler de barındırıyor film tıpkı Bab-ı aziz gibi.
Ama yönetmenin cin merakı nedir anlamadım arkadaş. o_O
Birde ayna toplayan çocukların yaptığı şekil ne manadır.Bilen varsa bana söylerse çok sevinirim.
Nan da bu sahneden bahsediyorum.
Endülüüs kalmasa da artık böyle filmlerle kültür mirasından zerrelere şahit olamak muhteşem güzel.
Ne diyelim inşllh İslam medeniyeti eski aydınlık,ilimli,bilimli,dünya sanatına,edebiyatına,düşüncesine yön veren eski günlerine geri döner.
Tunus sinemasını dünyaya tanıtan yönetmen Nacer Khemir’in bu ilk filmi bir arayışın öyküsünü anlatıyor. Eski bir otobüs uçsuz bucaksız bir gökyüzünün altında, neredeyse görünmez hale gelmiş bir yolda savrulmaktadır. Yolcular arasında, bu garip çölün en ücra kasabasına tayin edilmiş genç bir öğretmen bulunmaktadır. Çöl sessizliğinin ortasında birden bir şarkının derinden ve monoton yankısı çınlar. Bu kumdan gelen çağrıyı andıran bir Endülüs şarkısıdır. Ardından bir rüyadaymışcasına, tuzdan yapılmış heykellere benzeyen figürler ortaya çıkar. Bunlar çöl gezginleridir.
trailer
Yine Bab-ı Aziz filmine olduğu gibi bu filminde müzikleri muhteşem.
filmin kendisi efem
Nacer Khemir'den izlenilmeden geçilmemesi gereken başka bir tasavvufi yolculuk.
hafta sonu onca işin arasında okuyup bitirdim çokelet fabrikasını.
ev temizliği,vizelere hazırlık,odamda ki eşyaların yerini değiştirmek falan derken her hafta sonu gibi yoğun geçen bir hafta sonu oldu.ben yoğunluğun arasında da bir de kitap bitirdim.
200 sayfalık roman keyifle okunuyor ancak filmi daha iyi.
kitaba çekilmiş her iki filmi izleyen biri olarak,film yazısı için buraya tıkklayınız,tim burton'un elinden çıkmış filmin kitaptan çok daha iyi olduğunu söylemeliyim.
hala izlemeyenler varsa muhakkak izlesinler.
merak edip okumak isteyenler varsa kütüphanesine ekleyip keyifle okuyabilirler.
hem büyüklere hem küçüklere yönelik bir kitap.küçük prens kadar vurgulu olmasa da önemli mesajlar içeren,keyifle okunan bir kitaptı.
yazarın diğer kitaplarını artık merak etiğimi de söylemeliyim.
Charlie'nin çocukları heyecanlandıran, büyükleri gülümseten öyküsü
Charlie; annesi, babası, iki ninesi ve iki dedesiyle, büyük bir kentin bitiminde, küçük bir tahta barakada yaşamaktadır. Yoksuldurlar. Charlie çikolataya bayılır, ama alacak parası yoktur. Biriktirilen parayla, yılda bir kez, küçük bir çikolata girer evlerine. Bu büyük kentte, Charlie'lerin evinden bile görülen, kocaman bir çikolata fabrikası vardır; dünyanın en ünlü çikolatalarını üretir. Günlerden bir gün, fabrikanın sahibi Bay Wonka, imparatorluğunu devredeceği bir varis seçmek için yarışma düzenlediğini açıklar; Charlie de adaylardan biridir...
yanlışlıklan alışveriş torbama kitap girmiş a dostlaaar,inanın ki ynuluşluknan :)
babacığımın tabiriyle taşınırken kitaplarım için tır lazım olcak galiba :)
zorba
Zorba, Yunanlı ünlü yazar Nikos Kazancakis'in olgunluk dönemi ürünü (1946). Ağır ve suskunlukla yüklü geçen karanlık bir dönemin tadı buruk ilk meyvesi. Nikos Kazancakis, çağdaş Yunan edebiyatının ancak buzlucam ardından seçilebilen, tedirgin ve büyük kişiliklerinden biri olarak çok tartışıldı, yanlış bilindi, az sevildi. Zorba adlı bu romanı, onun kendisiyle giriştiği bir tür sessiz hesaplaşma sayılabilir. Geçmişin, elden kayıp giden zamanın ve insanın temel yanılgılarının bir kez daha gözden geçirilmesidir bu roman. Zorba aracılığıyla Kazancakis özyaşamının yenilgiler ve soru işaretleriyle dolu bir bilançosunu çıkarır. Bu bağlamda ele alınınca, bu roman, Zorba ile yazarın yaşam öykülerinin çizili sınırları arasında sonsuz atkı ve çözgülerle sokunmuş büyülü bir kumaştır, denebilir; baştan sona sürekli bir arayışı, sonu gelmez çabaları yansıtan bir kanaviçedir; insanı arayışın serüvenidir...
hallacı mansur
İnancın ve Direnişin, "Dar"da Hallac-ı Mansur'un RomanıAdamın çaresiz bir şekilde oynattığı kolunun ucundaki korkunç yarının çürümeye başladığı açıkça belliydi. Fakat bu kanlı et yığını tüm işkencelere rağmen insanlığından bir şey yitirmemişti. Çarmıhın önünde duran bir cellat, işkence gören adamın vücuduna iki çivi daha çakmakla meşguldü. Çekici indirdiği anda adamın vücudundan fışkıran kan sütunu geniş bir kavis çizerek meydanı kaplayan tozların arasına karışıyordu. Fakat kurban kahkahalar atarak öyle bir gülüyordu ki, yanaklarından aşağı yaşlar süzülüyordu. Bunun sebebi çektiği şiddetli acı olabilir miydi? Rüstem Efendi'nin sesi duyuldu: "Bu adam el-Hallac."
Göçenler, kalanlar, tartışmalar, aşklar, söylenceler, din değiştirmeler, küskünlükler, bağışlamalar, gerçek insanlar...
Yazar annesinden aldığı, titizlikle saklanmış aile belgeleriyle dolu bir bavuldan hareketle kendi ailesinin olduğu kadar insanlığın da yakın geçmişine ışık tutuyor. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu ve Atatürk'e ilişkin çok ilgi çekici yorumlar da içeren kitapta iki kahraman öne çıkıyor: Maalof'un dedesi Butros ve dedesinin kardeşi Cebrail.
İki kardeşin yazışmalarından ortaya çıkarılan olay örgüsü göçebe ruhu, ülküleri, koşulları, koşullar karşısındaki farklı insan tutumlarını küçücük notlardan ya da uzun araştırmalardan aydınlığa kavuşturup Beyrut'tan Küba'ya uzak anakaraları birleştiriyor. Yolların Başlangıcı sürgündeki yazarın tek yurduna, ailesine adadığı bir aşk şarkısı.
Bu ifade kimilerine tuhaf veya müphem gelebilir. Zira biz şimdiye kadar dinin sürekli küfrün karşısında yer aldığını ve tarih boyunca savaşın din ile dinsizlik arasında meydana geldiğini sanırdık. Bu nedenle "dine karşı din" ifadesi ilginç, müphem, şaşırtıcı ve kabul edilemez gelebilir. Oysa ben son zamanlarda şunu fark ettim: Bu tasavvurun aksine tarih boyunca, her zaman din, dine karşı savaşmıştır ve hiçbir zaman bugün anladığımız şekliyle din, dinsizlikle savaşmamıştır.
ilahi komedya
Dünya şiirinin başyapıtı "İlahi Komedya", Dante'nin Cehennem'e, Araf'a ve Cennet'e yaptığı düşsel bir geziyi destanlaştırır. "İlahi Komedya", 14233'e ulaşan toplam dize sayısı ile, şiir tarihinin en uzun soluklu şiiridir. Dante'nin 1300 yılının 7 Nisan Perşembe gecesi başlayan gezisi bir hafta sürer, Dante'ye Cehennem ve Araf yolculuğu boyunca Latin şair Vergilius rehberlik eder. Araf'ın tepesinde Vergilius yerini, Cennet'te Dante'ye rehberlik edecek olan Beatrice'ye bırakır. Dante, Beatrice'yi ilk kez gördüğünde kendisi dokuz, Beatrice sekiz yaşındadır. Dante, ömrü boyunca Beatrice'ye bağlı kaldığı gibi, düşünce dünyasının da esin kaynağı olur Beatrice.Vergilius'un Aeneis destanını örnek alan ve sıradışı bir aşka mitoloji, tarih ve kutsal metinlerle de desteklenen gerçeküstücü bir ortamda yakılan bir ağıt olarak da değerlendirilebilecek olan "İlahi Komedya"nın, tarih ve felsefeden dinbilime, gökbilimden geometriye uzanan bir ansiklopedi niteliği taşıması da bir başka özelliğidir.Oğlak Yayınları, eksiksiz ve ilk kez şiir olarak Türkçeleştirilen "İlahi Komedya"yı gururla sunar.
geç oldu ama tüm öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutlu olsun.
öğrencilerimin çiçekleri eşliğinde kendisime örtmenler günü şeysi :)
şah ve sultan
Tutku... Güzellik... Aşk ve savaş. Sadece gönüllerin değil alınların, kemiklerin ve gözlerin alev alev yandığı savaş.
Kahramanlarını, Yavuz Sultan Selim'i de Şah İsmail'i de tarihin merdivenlerinde bir basamak aşağı indiren bir basamak yukarı çıkaran savaş. Çaldıran... Şimdi Çaldıran ne 500 yıl geride ne 500 yıl ileride. Savaş tasında büyücünün gördüğü neydi? Kızılbaşlık! Sünnilik! İktidar hırsı. Aşkın bir çökelti gibi dondurduğu zaman! Korku? Ya o? Yazar biraz da korkuların üstüne gidendir.
Tarih ileriye doğru çözüldükçe ağacın kökleri de görülecektir. Alevi de Sünni de bağlıdır o köke. Birdir o toprakta.Gölgeler büyümüşse ışığı değil korkuyu yenmek gerekir. Karanlık ve kör ışığın egemenliği boğmasın artık nesilleri.Ve işte bir kez daha aşk! Şiir kadar iktidar atında rüzgâra ve ateşe doğru yol alan iki hükümdar. Şah ve Sultan... Dünya incisi zarif ve asil kadınlar. Yeminlerine bağlı erkekler. Masal kadar gerçek. Büyüleyici olduğu kadar umut verici. Şah&Sultan her cümlesi aşkla okunacak bir kitap.İskender Pala'dan...
Roald Dahl (1916-1990), Norveç asıllı büyük bir yazar. Kitaplarını İngilizce yazıyor. Büyükler için olduğu kadar çocuklar için de birbirinden güzel pek çok kitap yazmış. Charlie'nin Çikolata Fabrikası, onun en sevilen çocukkitaplarından biri. Bu kitapta küçük Charlie ile tanışacaksınız. Onu çok seveceğinizi, onunla arkadaş olacağınızı umuyoruz. Charlie, annesi, babası, iki ninesi, iki de dedesiyle birlikte büyük bir kentin bitiminde küçük bir tahta barakada yaşamaktadır. Yoksuldurlar. Charlie çikolataya bayılır, ama alacak parası yoktur. Biriktirilen parayla, doğum günlerinde, yılda bir kez bir küçük çikolata girer evlerine. Bu büyük kentte, Charlie'lerin evinden bile görülen kocaman bir çikolata fabrikası vardır; dünyanın en ünlü çikolatalarını üretir. Günlerden bir gün... Yok, kitabın konusunu anlatmamızı beklemeyin. Okuyun, göreceksiniz neler olacak. Bu kitabın devamı sayılabilecek güzel bir kitabımız daha var: Charlie'nin Büyük Cam Asansörü. O kitapta da Charlie'nin başka bir serüvenini izleyeceksiniz.
Şeytan'ın isyanından önceki kimliği ve iddiasından kaynaklanan dünyevi ideolojisi nedir?
Şeytan hangi kavim ile 'ahit' yapmıştır?
Nuh Tufanı ve Tevrat'taki yaratılış ve çoğalma silsilesindeki (soy ağacı) çarpıklar, tarihi yanlışlar nelerdir?
Hz. İbrahim'in mücadele ettiği Nemrud hangi devletin hükümdarıdır? Tevrat, Nemrud'u nasıl tasnif etmektedir?
Hz. Musa'nın çöl yolculuğunun sırları nelerdir? Bir topluluk kimliğinin, sosyolojisinin ve başlarına gelen olayların açıklanmasında bize nasıl bilgiler vermektedir?
Kabala inancının tarihi serüveni Sümer teolojisinin sırrı?
Darwinizmin, nazizmin teolojik kaynağı hangi kutsal kitaptır?
2008, 2009, 2011, 2014 Gazze saldırıları ve Yahudi inancına göre Filistinli öldürmek günah mıdır yoksa dini bir kural mıdır?
Tevrat, Zebur kimler tarafından niçin tahrif edildi?
Şeytan'ın ayetlerinin yazılı olduğu kitap olan Talmud'u biliyor musunuz?
Tahrif edilen Tevrat'taki numerolojik şifreler nelerdir ve bunu bilen üç haham nasıl bugüne dek yaşadı?
Hz. Süleyman en büyük mücadeleyi kimlere karşı verdi? Cin tayfasından ordu kurmasının nedeni nedir? Daha sonra saray işlerinde kullandığı bu ordunun başında ki Hiram Usta'nın özellikle New Age şeytani akımlar ve masonlar tarafından bu kadar inançsal bir kişilik olmasının nedeni nedir?
Şeytan dünyayı nasıl ve hangi yöntemlerle ele geçiriyor?
Küreselleşme tarih boyunca neden hep var olmuştur? Güçlü zorbalar neden hep küreselleşme demişlerdir?
Dünyayı yöneten aileler kimlerdir?
(Tanıtım Bülteninden)
mitolojik dinlerin gizemi
Oysa onlarca çoktanrılı mitolojik dinin yaklaşık 3000 kadar tanrısı, yarı-tanrısı kahramanı ve kutsal mekanları hakkında bilgi veren ve 125 ciltten oluşan sekiz ayrı ansiklopedi takımının ve sözcüklerin tamamının taranmasının yanı sıra konuyla ilişkin bir dizi kitabın incelenerek yaklaşık üç yıllık çalışma neticesinde meydana gelen bu eseri okuyunca sizlerde göreceksiniz ki "Öte Dünya ve "cennet-cehennem" kavramları Müslümanlık'tan binlerce yıl önce yaşayan fakat Müslüman olmayan insanların da gündemini oluşturuyordu. Yani bu konu yalnızca Müslümanlara ve Müslümanlığa özgü bir konu değildir. Mitolojik dinlerin gizemini anlamak mitolojiyi öğrenmek ve anlamaktan geçer.
dünyayı değiştiren müslüman türk bilim adamları
'Dünyayı Değiştirenler' dizisinin bu yeni çalışmasında bilim dünyasına yaptıkları katkılarla medeniyetin günümüz koşullarına ulaşmasında ciddi emekleri bulunan Müslüman ve Türk bilim adamlarının hayat hikayelerine tanıklık edeceğiz.9. yüzyıldan başlayarak günümüze uzanan takvim boyunca dünya insanlık ailesine katkıları bulunan ve sayıları binlere ulaşan Müslüman ve Türk bilim insanlarından yalnızca bir bölümüne yer verebildiğimiz bu çalışmada en dikkat çekici olanlardan bazıları şunlar;Pasteur'dan önce mikrobu bulan ilk bilim adamı, İstanbul'un fethinin manevi mimarı ve Fatih Sultan Mehmet' in hocası Akşemseddin'in hiç bilinmeyen hikayesini bukitapta okuyacaksınız.Göz hastalıkları hakkında eser kaleme alan ilk bilim adamı 11. yüzyılda yaşamış Ali Bin İsa'dan başkası değildi. Her türden hastalığın tedavi metodlarını batılı tıp çevrelerine öğreten isim Ali Bin Rıdvan'dı. Peki kimdi bu İslam alimi?Dünyanın döndüğünü söyleyen, coğrafi olarak Ümit Burnu, Amerika ve Japonya'nın varlığından bahseden ilk bilim adamı El-Birûni'dir. Amerika kıtasının varlığını Cristof Colomb'un keşfinden 500 sene önce bildiren, Matematik, Jeoloji, Coğrafya, Tıp, Felsefe, Fizik, Astro-nomi gibi dallarda eserler yazan ve bilimsel anlamda insanlığa çağ atlatan El-Birûni'nin ismini belki de ilk kez bu kitapta göreceksiniz.Atom bombası fikrinin mucidi ve kimyanın babası kabul edilen, maddenin en küçük parçası olan atomun parçalanabileceği fikrini günümüzden 1200 sene önce ortaya atan Ebu Musa Câbir bin Hayan'ın hayatını merak ediyormusunuz?Bu isimler başta olmak üzere daha pek çok Müslüman ve Türk bilim adamı ve yaptıkları buluş, icat ve keşiflerinden örnekleri bu kitapta bulacaksınız.
Platon'u ne zaman okusam her seferinde çok saygıdeğer üniversite hocam aklıma geliyor,kullakları çınlasın. :)
Ki ben hocama ilk önce Platon'u hiç sevmediğimi söylemiştim O'da bana Alfred North Whitehead'in sözünü söylemişti bana,şöyle ki:tüm felsefe tarihi Platon'a düşülen satır aralarından ibarettir.
Bu laftan sonra Platon kitapları hakkında nasii yorum yapayım :)
Ama yine de söyleyeceğimi söyledim. :))
İ.Ö 416 yılında, ilk tragedyasıyla birincilik kazandığı günün ertesi akşamı, Atinalı tragedya şairi Agathon bir ziyafet verir evinde. Başta Sokrates, Aristophanes ve Alkibiades olmak üzere dönemin ünlü siyasetçilerinin, bilim adamlarının, sanatçılarının ve felsefecilerinin bir araya geldiği bu toplantıda konuşulanlar Platonun ahlak konulu metinlerinden birine, aşk konusunun sanatla, ahlakla, siyasetle, bilimle ve felsefeyle olan ilişkisinin incelikli bir üslupla ele alındığı; sanatla felsefenin, edebiyatla bilimin içi içe örüldüğü bir edebiyat şaheserine temel olur. Derin düşüncelerle eğlendirici hikâyelerin karışıp kaynaştığı, sanatın bilin ve felsefeyle buluştuğu bu eser, insana dair en esasi konulardan birini, aşkı el almakta ve Platon felsefesine olduğu kadar Yunan düşüncesine de bir giriş niteliği taşımaktadır.