27 Eylül 2017

otostopçunun galaksi rehberi,doglas admams....


#otostopcunungalaksirehberi ilk kitap nihayet bitti.Aslında çok merak ettiğim bir kitaptı ama beni çok etkilemedi.
Oldukça absürt başladı ve sanırım öyle devam edecek.Iki şehir ve bissürrü temizlik arasında okuduğumdan mı nedir içine giremedim hikayenin.
Şimdilik dünya yok oldu ve kaçak otostopçumuz galaksinin bilinmeyen bir köşesinde bilinmeyen bir uzay gemisinde açlıktan ölmek üzere.😁Ikinci kitaba biraz ara verip öyle başlayacağım.Ha bu arada kitap eşek kadar büyük olsa da yazıları bit kadar küççücük.Kabalcı yayını çok sevsemde niye böyle bir baskı yapmış anlamadım kitabı büyüteçle okuduğum da doğrudur.

Galaksinin Batı Sarmal Kolu’nun bir ucunda, haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşede, gözlerden uzak, küçük ve sarı bir güneş vardır. Bu güneşin yörüngesinde, kabaca yüz kırksekiz milyon kilometre uzağında, tamamıyla önemsiz ve mavi-yeşil renkli, küçük bir gezegen döner. Gezegenin maymun soyundan gelen canlıları öyle ilkeldir ki dijital kol saatinin hala çok etkileyici bir buluş olduğunu düşünürler. Bu gezegenin şöyle bir sorunu vardı, daha doğrusu eskiden vardı: Üzerinde yaşayan halkın büyük bölümü çoğu zaman mutsuzdu. Bu sorun için pek çok çözüm önerilmişti, ama bunların çoğu genellikle yeşil renkli küçük kâğıt parçalarının hareketleriyle ilgiliydi. Bu da tuhaftı, çünkü aslında mutsuz olanlar yeşil renkli küçük kâğıt parçaları değildi. Bu nedenle sorun varlığını sürdürdü; halkın çoğunun durumu kötüydü ve onların büyük bölümüyse sefildi, dijital kol saatleri olanlar bile. Her şeyden önce, ağaçlardan inmekle büyük bir hata ettiklerini düşünenlerin sayısı gün geçtikçe artıyordu. Bazıları ağaçlara çıkmanın bile yanlış bir hamle olduğunu ve hiç kimsenin okyanuslardan asla ayrılmamış olması gerektiğini söylüyordu.



Sonra, adamın birinin, değişiklik olsun diye bundan böyle halka nazik davranmanın ne kadar iyi olacağını dile getirdiği için bir ağaca çivilenmesinden yaklaşık ikibin yıl sonra, bir Perşembe günü Rickmansworth’de küçük bir kafede tek başına oturan bir kız, bunca zamandır ters giden şeyin ne olduğunu birdenbire fark edip en sonunda dünyanın nasıl iyileştirilebileceğini ve mutluluğun hüküm sürdüğü bir yere dönüştürülebileceğini anlamıştı. Bu sefer doğru olanı bulmuştu, bu işe yarayacak ve hiç kimsenin bir yerlere çivilenmesi gerekmeyecekti. Ama ne yazıktır ki, bir telefon bulup birilerine bundan söz edemeden korkunç, aptal bir felaket meydana geldi ve fikir sonsuza dek yitip gitti. Bu, o kızın öyküsü değil. Ama o korkunç, aptal felaketin ve onun doğurduğu bazı sonuçların öyküsüdür.
Kısaca özetlemek gerekirse: Tamamen sakin bir hayat yaşamak, hayatına temel yaşamsal fonksiyon olarak soğuk bira ve güzel çay içmek kavramını oturtmak isteyen, kendi halinde, üstelik fazlasıyla uysal bir adam Arthur Dent, bir sabah uyanır ve evinin saçma bir nedenle yıkılacağını öğrenir; ama bu yalnızca başlangıçtır. Daha bir kaç saat bile geçmeden gezegeni yok edilecek ve yanında kankası Ford Prefect, üstünde yıpranmış sabahlığı, elinde havlusuyla galaksi boyunca sürecek inanılmaz bir yolculuğa çıkacaktır...
Paniğe Kapılmayın....


filmine gelince

 2005 yapımı filmi beğendiğimi söyleyemeyeceğim ama baş rolde meşhuur hobbit bilbo bagşns oynuyor :)

trailer 




iyi okumalar,iyi seyirler...

ölümcül kimlikler,amin maalouf...


Bu kitapla #aminmaalouf'un gerçek bir aydın olduğunu düşünüyorsunuz.
Doğduğu büyüdüğü,yaşadığı topakların kültürüne,tarihine,inançlarına olabildiğince objektif yaklaşıyor.Denemenin ilk bölümü kimlik üzerine.Özellikle beğendiğim böl0m oldu.Kimliğimizin kendimizin ne olduğunu hissettiğimizden çok yaftalama ve etiketleme üzerine diğerleri tarafından oluşturulduğuyla ilgili.Tüm kitap çok güzeldi vesselam.#maoulıf okunması gereken bir yazar.Bu denemeside çok güzeldi.


"Bana 'içimin derinliğinde' ne olduğu sorulduğunda, bunda herkesin 'içinin derinliğinde' ağır basan tek bir aidiyetin, bir bakıma 'kişinin derin gerçekliğinin', doğarken ebediyen belirlenen ve artık değişmeyecek olan 'öz'ünün varolduğu inanışı yatıyor; sanki geri kalanın, bütün geri kalanın -özgür insan olarak katettiği yolun, benimsediği inanışların, tercihlerin, kendine özel duygusallığının, yakınlıklarının, sonuçta yaşamının- hiçbir önemi yokmuş gibi."

Kimlik insanın zamanın içindeki incelişinde onu dünyaya bağlayan bir ayna.

Amin Maalouf, Ölümcül Kimlikler'de çok yönlü ve saydam bir sorgulamanın eşiğinde, aynadaki görüntünün tutulabileceğine işaret ediyor.

Ölümcül Kimlikler, dünyanın yeni zamanlarında insanlığın küllerinden kuracağı düzenin temeline konan bilge bir taş.

iyi okumalar...

şizofren,wulf dorn..


#fobi'dem sonra #wulfdorn'dan okuduğum ikinci kitap oldu.
Doğrusu yine soluksuz okudum.
Kansız,vahşetsiz,iğrençlıklerin olmadığı ama heyecanı,merakı ve adrenalini zirvede bir #polisiye romandı.Heyecanla okudum ve gelsin yazarın yeni kitapları diyorum.
Polisiye severlerin es geçmemesi gereken bir yazar keşfetmenin mutlu sevinci içerisindeyim efendim.😁

Ne kadar zaman geçtiği önemli değil
Ne kadar değiştiğin önemli değil
Sessizlik seni çıldırtmaya devam edecek
Ve dehşetin soğuk pençesini hissedeceksin

Psikiyatr Jan Forstner başarısız bir evlilikten ve işini kaybettikten sonra doğduğu yer olan Kahlenberg'e geri döner. Yirmi üç yıl önce, küçük kardeşi iz bırakmadan ortadan yok olmuş, hemen ardından babası bir araba kazasında ölmüştür. Kardeşinin başına gelenlerle ilgili belirsizlik ve babasının korkunç kaybı Jan'ın ruhsal durumunu belirler ve onu rahat bırakmaz.
Kâbuslarını geride bırakmayı ve tekrar yaşamaya başlamayı istiyordur, ama klinikteki bir hasta intihar edince, Jan kendisini yirmi üç yıldır gizli kalmış korkunç sırrı açığa çıkaracak olan soruşturmanın içinde bulur...

"Dorn'un sürekli heyecan veren tarzı tüylerinizi ürpertecek. Okurlar için tam bir zevk." Amazon.de

"Akıcılığı ve hızlı temposuyla sıra dışı bir roman." 
Bookreporter

"Sizi ele geçiriyor, şaşırtıcı ve nefes kesici. Okurlara tavsiyemiz!" 
Hörzu

"Wulf Dorn ikinci kitabında da okurlara uykusuz geceler geçirtmeyi başarmış görünüyor. (...) Beni baştan sona heyecanlandıran, sıra dışı bir macera." 
Uwe Madel

"Wulf Dorn Alman polisiye yazarlarından çok azının farklı bir şekilde heyecanlı, sürükleyici eserler yazabildiğinin bilincinde. Okur, kitabın sonuna dek karanlıkta el yordamıyla ilerliyor. Sonu da oldukça şaşırtıcı ve heyecanlı. Bu polisiye filme çekilmeye değer." 
Academic World

"Wulf Dorn, ilk romanı Psikiyatrist'in mükemmel başarısından sonra Şizofren'le okuru yine mükemmel bir psikolojik maceraya sürüklüyor."
RTL Radio
iyi okumalar...

çandan minareye büüyük itiraf,prof.dr.ahmet akgündüz...

,
Kitap 1970'ler ve 1980'ler de sekülerleşen Avrupa ve globalleşen dünya da Avrupa Kiliseler Birliğinin,Avrupa'da yaşayan müslümanları nasıl anlamalıyız,
İslam'ı Hristiyan inancıyla nasıl anlarız,dinden uzaklaşan Avrupa gençliği için neler yapmalıyız,
Müslümanlarla dostça ve kardeşçe nasıl yaşarız,İslam ve Müslümanlar hakkında ki yanlış görüşlerimizi nasıl düzeltiriz....vb gibi konularda yapılan toplantıların tutanaklarından oluşuyor.Ayrıca İslam'da gayr-i müslimlerin durumu, devlet düzeninde ki konumları nelerdir,müslümanların yabancı ülkelerde ki durumları nedir ve müslüman olmayan ülkelerde yaşayabilirler mi?...vb gibi konuların İslam hukuku çerçevesinde incelenmesinden oluşuyor.Ayrıca isyatistiki bilgilerle Avrupa,Amerika ve Kanada gübi ülkelerde müslüman nüfus artışından bahsedilirken,domuz etinin haramlığı konularına da değinilmiş.Şunu söylemeliyim ki son kısımda ele alınan domuz eti dosyasını kitapla alakasız buldum ama konu gayet açıklayıcı ve tatmin edici işlenmişti.


kalpsiz,marissa meyer....


Off with her head!🙃...
150 yaşında ki içinde felsefe,
mantık,matematik,yol hikayesi (ki her ne kadar hikayenin sonunda Alice'in bir Frodo Baggins gibi olgunlaşıp değiştiğine şahit olamasak da...)...barındıran #aliceharikalardiyarinda en fazla 130 sayfa iken herhangi bir ana fikir içermeyen Kırmızı Kraliçenin kötü olma hikayesini anlatan #kalpsiz 550 sayfa.
Feşmekanca kumaştan yapılmış feşmekanca renkteki feşmekanca büyüklükteki elbisesinin üstüne feşmekanca deriden feşmekanca renkte bir kemer takmıştı şeklinde ki bir sürü boş lakırtı sayesinde 550 sayfalık bir roman çıkmış ortaya.Ama #aliceaynanıniçinden ve Alice Harikalar Diyarında da geçen pek çok
fenomen hikayenin içine zekice bir kurguyla dahil edilmiş.Ama Alice'in hikayesinde olduğu gibi bir fantazyanın içine girdiğinizi hissetmiyor ve her sayfada acaba yazar ne demek istedi gibi bir merak ve hayranlıkla okuyamıyorsunuz kitabı.Ama neden Alice'in klasikler içine girdiğini ve bu kitabında şu sıra popülerlik sayesinde okunup sonra başka popülaritelere belkide kurban gideceğini anlıyorsunuz.Yine de Alice hayranı biri olarak bu kitabı okumadan yapamazdım.Boş lakırtıların ağırlıkta olduğu ama hikayenin zekice kurgulandiği bir kitap.


Harikalar Diyarı’nda dehşet saçmasından ve kötü namlı Kupa Kraliçesi olmadan- önce, yalnızca âşık olmak isteyen bir genç kızdı.
Müzmin bekâr Kupa Kralı’nın gözdesi ve Harikalar Diyarı’nın en çok arzulanan genç kızlarından biri olsa da Catherine’in bambaşka bir tutkusu vardı. Tatlılar! Yetenekli bir pastacı olarak tek isteği, en iyi arkadaşı Mary Ann’le birlikte bir pastane açmaktı. Ama annesine kalırsa, yakın gelecekte kraliçe olacak genç bir kadın için böyle bir hayal çok yersizdi.
Derken Cath, yakışıklı ve gizemli kraliyet soytarısı Jest’le tanıştı. İlk kez gerçek aşkın çekimine kapıldığını hissetti. Kral’a karşı gelmek ve ailesini kızdırmak pahasına, Jest’le aralarında başlayan yoğun ve gizli flörte kendini bıraktı. Cath, kendi kaderini yazmaya ve aşkı kendi kurallarıyla yaşamaya kararlıydı. Ancak büyü, delilik ve canavarlarla dolu bir diyarda, kaderin başka planları vardı.
-New York Times çoksatarı yazar Marissa Meyer-
“Ay Günlükleri”nden sonraki ilk bağımsız romanında, okuru bu kez, Alice Harikalar Diyarında efsanesinin öncesine götürerek büyülüyor.
(Tanıtım Bülteninden)

alice'le kalın....

toplu eserler,soren kierkegaard...


toplu eserleri 1
Söze #kierkegaard'ın beni şaşırttığını söyleyerek başlayayım.
Ilk kısmı okurkes sen feylesofsun adam nedir bu #geothe'nin #gencwertherinacilarikılıklı hikayesi dedim.🙊😶Şaka bir yana kadim filozofların felsefi eserleri nasıl aynı zamanda edebi birer sanat eseri de kabul ediliyorsa aynı kural kesinlikle sonraki dönem filozoflar içinde geçerli.Işte bu kitabında edebi yönü felsefi yönüne adeta ağır basmış.Ilk kısım iki aşığın mektuplaşmalarından oluşuyor.Öyle laletayi yazılar değil,edebi yönüyle sizi etkileyen mektuplar.Hikayesi ise şöyle;genç bir erkek güzel bir kadını yazdığı mektuplarla aklını başından alırcasına onu elde edene dek yazar ve kadını elde ettiği anda tüm hevesatı geçer.Kadın ise sevildiğini sandığı,kör bir pişmanlık ve derin aşk acısıyla ortada kalır.Ve bu bölümde kadının ızdırabını yazdığı,erkeğin de kadını elde deinceye kadar yazdığı mektupları okuruz.(Çıkaracağımız ders ise:Kızlar dikkatli olun! Önünüze gelene kanmayın.)İkinci kısma gelince;onunda birinci bölümden aşağı kalır yanı yok.Yazarın kişiliğin gelişimiyle ilgili düşüncelerini okuruz.Içerik olarak ağır bir felsefi kitap olmasa da roman gibi de çarçabucak okunabilen bir kitap değil,sabır istiyor.Ama Kierkegaard'ın tarzını #Scophenhauer'e çok benzettiğimi de söyleyeyim.Içeriği ilginizi çektiyse ve Werther'in Acıları'nı okuyup benim gibi hayran kaldıysanız bu kitabı da seversiniz diyebilirim.


toplu eserleri 2

Varaoluşçu felsefenin babası kabul edilen #kierkegaard ayrıca çokta iyi bir edebiyatçı.
Söyleyeceklerini çok güzel edebi bir uslupla söyleme gücüne sahip ama ah bu #yasonyayinlari her kitap basımında olduğu gibi bu kitabın basımında da hatalarla dolu bir baskı ortaya çıkarmamış olsa.Kierkegaar'da ait toplu eserlerin ikincisi olan kitap iki ana bölümden oluşuyor:Evliliğin estetik gerçekliği ve Korku ve Titreme.Kierkegaard,yazılarını Johannes de Silentio adlı hayali bir karakterin ağzından kaleme alıyor.Kitabın ilk bölümü adından da malum ikinci bölüm ise iman üzerine.İman bölümüne "korku ve titreme"başlığını vermesi çok manidar.Zira imanın içinde bu her iki duygu mevcut.Iman konusunu 
Tevrat'ta geçen Hz.Ibrahim'in oğlu Hz.Ishak'ı kurban etmesi (Tevrat inancına göre) kıssasundan yola çıkarak ele alıyor.Bu kıssa üzerinden etik ve dinin bağdaşmaz olduğu yönünde kendi felsefi duruşunu anlatıyor.Kafka gibi bir yazara ilham kaynağı olmuş Hiddegar'la birlikte varoluşçu felsefenin atası kabul edilmiş filozofluğunun yanında edebiyatçılığına da hayran bırakan bir düşünür.Ama aramızda kalsın bu varoluşçu felsefe beni biraz baymıyor değil.😉



Soren Aabye Kierkegaard (5 Mayıs 1813-11 Kasım 1855), Danimarkalı filozof ve teolog.
Kierkegaard dindar babasının etkisiyle din eğitimi alarak ve katı bir dini atmosfer içinde yetişti.Tüm yaşamında bu çocukluğun etkisi görülür.Kendisi de dinsel düşünceleri olan birisi olmakla birlikte sürekli din adamlarıyla, kurumlarıyla ve düşünceleriyle çatışma halinde oldu. Mevcut Hıristiyanlığın yozlaşmış olduğunu ileri sürdü ve Hıristiyan inancinin tamamen yenilenmesine yönelik eleştiriler geliştirdi. Kierkegaard, din ve Tanrıyı tamamen bireysel bir konu olarak değerlendirdi. Bu yönde giderek sistematik felsefenin bireyi göz ardı eden bütüncüllüğünü de reddetti. Felsefesinde bireyi merkeze aldı.

Kierkegaard, varoluşçuluğun öncülerinden sayılır.Varoluşçu felsefe bir bakıma her varoluşçu filozofta kendine özgü bir nitelik kazanarak ayrıca tanımlanır, ancak bilinen genel nitelikleri ve felsefi özgürlüğü açısından varoluşçuluğun kurucu isimlerinin başında Kierkegaard sayılmaktadır. Kierkegaard´ın belli bir felsefî sistematik geliştirmediği doğru olmakla birlikte (Kierkegaard bu anlamda Nietzsche gibi bağımsız ve dizgesiz filozoflardandır), kullandığı kavramlar ve felsefe yapma tarzı sonradan varoluşçu felsefelerde görülen nitelikleri barındırır. Kierkegaard´ın itiraz ettiği ve sürekli eleştirdiği filozof Hegel´dir. Hegel´in rasyonalist ve sistematik felsefesi Kierkegaard için kabul edilemezdir.Varoluşçu felsefelerde görülen kavramların çoğunluğu öncül olarak Kierkegaard´da görülür: saçma, bunaltı, korku ve kaygı.Kierkegaard´ın felsefî sorunsalı bir bakıma mevcut Hıristiyanlık içinde ve hatta karşısında nasıl iyi bir Hıristiyan olunacağı noktasına da bağlıdır. Kierkegaard, felsefe tarihinin soyut mantıksal kurgularla geliştiğini ve bu nedenle bireyi, bireyin gerçek yaşamını gözden kaçırdığını düşünür.Ona göre varoluş, somut ve öznel insanın yaşamıdır.Bu nedenle felsefe somut düşünmeye, yani varoluşa yönelmelidir.
(Tanıtım Bülteninden)
felsefeyle kalın...

deneme yazmanın sırları,nigel warburton...


#nigelwarburton'un Deneme Yazmanın Temel Kuralları yazmak isteyen,yüksek lisans yapan ya da bitirme ödevi hazırlayanlara yol gösterici türden bir eser olmuş.Benim içinde çok faydalı olacak zira yapmak istediğim şeyler vardı😉 Kitabın en büyük ve faydalı mesajı ise cesaret edin ve yazı masasına geçip hemen pratik yapındı,bana ilham verdi doğrusu.Warburton'nun diğer dört felsefe kitabı ise yeni başlayanlar için felsefe klavuzu şeklinde.Yazarın beş kitabınıda nacizane tavsiye ederim.


Deneme yazmak her öğrenci için temel bir beceridir ve anlaşılır, ikna edici denemeler üretmek, iyi ödev hazırlamanın ve yazılı sınavlarda başarının temelidir. Bu kitap, deneme yazma becerilerinizi ve elbette notlarınızı çarpıcı bir biçimde iyileştirmek için ihtiyaç duyduğunuz süper öğütleri ve rehberliği sunmaktadır. Warburton, iyi bir deneme yazmanın neden o kadar önemli olduğunu, övgüye değer pratik üslubuyla açıklıyor ve gelişmek için tam olarak neleri düşünmeniz gerektiğini adım adım gösteriyor: Sorulan soruyu yanıtlamaya odaklanma, araştırma yapma ve denemenizi planlama, bir argüman kurma ve sürdürme, yazma üslubunuzu ve tonunuzu iyileştirme. Her yaşta ve her konuda öğrenciler, bu kitapta kullanımı kolay ve vazgeçilmez bir yardımcı bulacaktır. 
(Tanıtım Bülteninden)

iyi okumaslar....

alice harikalar diyarında,lewis carrroll...


Şimdiye kadar okuduğum Alice'ler içinde (ki elime geçen her yayını okuyorum,en sevdiklerimi de alıyorum)çevirisini en çok beğendiğim İş Bankası yayınları oldu.Bir yandan İngilizce'sini de çevirip okumaya çalıştığım için elimde ki İngilizce metne en sadık kalanda İş Bankası yayınlarıydı.
Benim en sevdiğim hikayedir.İlk siyah-beyaz,sessiz filminden tutunda 2016 yapımına kadar tüm filmlerini,sahne tiyatro,bale,çizgi
film uyarlamslarını izledim.
Bloguma bakarsanız
#aliceinwonderland'li etikete pek çok ilgili yazı okuyabilirsiniz.Alice'de Mutlu
Prens ya da Küçük Prens gibi büyüklere masal,bence kesinlikle çocuk kitabı değil.
Victoria dönemi İngilteresi'nin masalsı bir hicvi.Içinde matematikten mantığa 
felsefeden görgü kurallarına kadar herşey var.Felsefe deyince bu son okumamda özellikle altını çizerek dikkatle okudum ki dil felsefesi ağırlıklı.Kitap hakkında ki yorum,düşünce ve hislerim ne yazık ki buraya sığacak gibi değil.Ayrıntılı yorumu bloga yazacağım çünkü bu konuyla ilgili konuşmaya,yazmaya doyamıyorum.Içinde zihin kontrolünden tutunda ilimunatik şeylerin bulunduğu😀,Carroll hakkında ağır ithamların olduğu daha bir çok dedikoduya sahip bu kitap tam 150 yaşında ve hala daha tam olarak şunu söylüyor denilemeyecek bir içeriğe sahip.
Her okumamda ayrı keyif aldığım,
nette her türlü yazısına ulaşmaya çalışıp en beğendiklerimi kendim için bloguma arşivlediğim,ki blog tasarımıma da imza atmış bir konsept,Tim Burton yorumuyla
tam bir hayal kırıklığına uğradığım,
en beğendiğim versiyonunun 1999 yapımı filmi olduğu,dekorasyon konusunda bile ilham aldığım,elime geçen her türlü 
materyalini toplayıp koloksiyonerliğini yapmaya çalıştığım ve ah Alice kafası ne de güzeldir dediğim😂 enn sevdiğim hikaye.Daha ne diyim a ne diyim😂
Kaptan çıldırdı.😂😂😂

Alice Harikalar Diyarında, yazıldığı tarihten bu yana geçen yüz elli yılı aşkın süre boyunca, edebiyatın eşsiz eserlerinden biri olma özelliğini hep korudu. Hem çocuk hem de yetişkin edebiyatında önemli bir yere sahip olan bu kitap, hayal gücü zenginliğiyle küçük okurlara büyülü bir dünya sunarken, yetişkinler için bu büyüsünü içerdiği sembollerin anlam derinliğiyle gösterdi. Adının edebiyat tarihine altın harflerle yazılmasına yol açan eserleri kadar, matematikçi ve mantıkçı kimliğiyle de tanınan Lewis Carroll’un Alice Harikalar Diyarında kurgusu, metne serpiştirilmiş bilmecelerle okuru da kitabın bir kahramanı kılar. Alice Harikalar Diyarında hem çocuklar hem de macera dolu naif çocukluğunu özleyen ve yıllara meydan okuyan bir mantık labirentinde kendine sorular sormaktan çekinmeyecek okurlar için Modern Klasikler Dizisi’nde yerini alıyor.
(Tanıtım Bülteninden)


alice'le kalınnnnnn :)


Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer,daniel klein...


Gerçekten çok eğlenceli bir felsefe kitabıydı.Yazarın,Filozofun Mutluluk Seyahatnamesi adlı kitabından çok daha iyiydi.Tüm felsefe tarihinin ve felsefi problemlerinin ayrıca felsefe ekollerinin mizahla anlatımıydı.Tüm bu konular ilgli fıkralarla açıklanarak işleniyordu tüm felsefe mevzuları.Felsefeyi sevmeyenlere özellikle tavsiye etmek lazım keyifle okuyacaklardır ya da felsefeye bakış açıları daha sakil hale gelecektir yani bilemiyorum.🤔🤗Ama felsefeyi sevenlerin çok keyif alacakları kesin.Kitap insana sert bir espresso yanında ki çokelet etkisi yapıyor bence.Çünkü felsefe ve özellikle ilgilendiği konular ve bu konuları ele alış tarzı insanda sert bir kahve etkisi gösterir genelde.Lafın özü ben severek ve keyifle okudum.Yazarın tüm kitaplarını artık düşünmeden edinir okurum.
Bir de yetmişli yaşlarına gelmiş günümüz Batılı felsefe hocalarını da taktirle tskip ettiğimi belirtmeliyim ,felsefeye değişik bir bakış açısı ve hava kattıkları için.


Felsefeyi Mizah Yoluyla Anlamak

Thomas Cathert & Daniel Klein

Dikkat! İçerde Felsefespri var!

"Yılın en matrak çoksatarı" -The Boston Globe

"Çok güldüm, çok şey öğrendim, çok sevdim" -Roy Blount Jr.

Felsefe mi? Felsefeyi anlamak için büyük bir dehanın zekâsına ve peygamber sabrına sahip olmak gerekir. Bu doğru değil! Bu komik, ele avuca sığmaz, çok yönlü ve zengin içerikli kitap bu efsaneyi yerle bir ediyor. 

"Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer…" ile birlikte kendinizi olağanüstü eğlenceli bir felsefe dersinin içinde bulacaksınız. Felsefi kavramların esprilerle nasıl aydınlatılabileceğini, mizahın da aslında büyüleyici bir felsefi içerik barındırdığını göreceksiniz. Ama bir dakika… Bu iki kavrayış yolu, yani felsefe ile espri aynı şey mi yoksa? Fıkra ve esprilerin kuruluşu ve etkisiyle felsefi kavramların kuruluşu ve etkisi aynı malzemelere dayanmaz mı? İkisi de aynı şekilde aklımızı gıdıklamaz mı? Şey, biraz düşünüp sonra söylesek?

Harvard'lı iki felsefe profesöründen "güldürürken düşündüren" bir Stand-Up

iyi okumalar...

Filozofun Mutluluk Seyahatnamesi,daniel klein...


70 yaşlarına gelmiş yazarın Yunan adalarına tek başına felsefi bir inzivaya çekilmek için yaptığı yolculıktaymışçasına kurgulanarak anlatılan Epiküros'çu yaşam felsefesiyle yoğrulmuş kişisel gelişim türüne göz kırpan seri,eğlenceli bir kitap.Felsefi seviyesi benim için çok ama çok basit kalmıştı ama hiç bilmeyenler için keyifli olabilir.Felsefeyi sevdirmek ve keyif aldırmak için kaleme alınmış bir eser.Eğlenceli,biraz felsefi daha çok kişisel gelişim türünü seviyorsanız ideal olabilir.


Epikuros’la Yolculuklar, Uluslararası çoksatar Platon Birgün Kolunda Bir Ornitorenkle Bir Bara Girer’in yazarı Daniel Klein’ın yaşama, ölüme, ihtiyarlığa ve sevgiye dair fikirlerini kaleme aldığı neşeli bir kitap. Hemen hergün duyarız: İnsan doğar, büyür, olgunlaşır, ihtiyarlar ve ölür! Hayır, diyor Daniel Klein, bu sıralama, bu tasnif biçimi ilerlemeci. Yaşamın her anının değerli ve paha biçilemez olduğunu görmemizi engelliyor. Ölümün yerini sona atarak yaşam üzerine düşünmemizi, ondan haz almamızı engelliyor. Kitapta, sigara, LCD, oyun, tespih, ve daha pek çok şey felsefenin içinde boy gösteriyor. Yeni bir yaşam felsefesi önermiyor bize yazar, daha iyisini yapıyor ve herkesin kendi yaşam felsefesini kurabileceğini pratik bir biçimde gösteriyor kitabıyla. Bu çok daha iyi değil mi? Daniel Klein Epikuros’la Yolculuklar’da, Platon başta olmak üzere Aristoteles, Epikuros, Montaigne, Kant, Sartre, Camus, Huizinga, Heidegger, Russell, Erikson, Bergman, Schopenhauer, Kierkegaard, Nietzsche, ve Freud gibi pek çok filozof, sanatçı, bilim adamı ve psikoloğun konuyla ilgili düşüncelerini de enine boyuna ele alıyor ve tartışıyor. Epikuros’la Yolculuklar felsefeyle yaşamın kesiştiği neşeli bir çalışma...


keyifli okumalar....
Related Posts with Thumbnails