3 Ocak 2016

Ertuğrul 1890


 


dün prensesimle birlikte,hayatımda ilk defa bir türk filmine para vererek ve merak ederek,sinemada türk filmi izledim.
recep ivedik,ali baba ve yedi cüceler,deliha ve daha pek çok ucuzun altında adeta değersiz ve kalitesiz türk filmi izlemek yerine bu türden filmlere gidilmesi ve yapımcıların teşvik edilmesi gerekiyor diye düşünüyorum.
film daha çok türk-japon dostluğuna hizmet etmek amaçlı çekilse bile yinede sinemada izlenilmeye,övgüye ve söz edilmeye değerdi.
filmin ilk yarısının ağlayarak geçtiğini söylemeliyim.ikinci yarısı benim için adeta sürpriz oldu çünkü netten çok fazla araştırma yapmamıştım.normal şartlar alında film,yönetmen,filmin konusu ve oyuncular hakkında bilgi sahibi olmadan film izlemem.
filmin ikinci yarısı ilk yarısı kadar etkileyici değildi.
filmin sonunda ki japon inançlarına uygun reenkarnasyona yapılan hafif gönderme gözlerden kaçmıyordu.
ertuğrul fırkatey'ninin beyaz perdeye yansıması son derece etkileyiciydi,japon ada+sı ve japon köylüler de bir o kadar hoş ve gerçekçiydi.ayrıca japonca konuşmaların dublajlı olarak verilmemesi de filmin etkisini arttırmış.
filmden öyle osmanlı ruhu falan beklemeyin,ya da bir tarih filmi olduğunu da düşünmeyin.başta da dediğim gibi türk-japon ortaklığı için çekilmiş bir dostluk filmi.tıpkı dostluk maçları gibi.niyeyse aklıma bu geldi :)
yinede film henüz gösterimdeyken gidin izleyin ve maddi,manevi böyle yapımlara destek verin.
türk halkının aklıyla dalga geçen,sanat beğenisini ve anlayışını küçümseyen tüm halka geri zekalı muamelesi yapan sinema filmlerinden de uzak durun ki sanatımızın gelişimine katkıda bulunalım.,Atatürk'ün de dediği gibi-sözü tam olarak hatırlayamadım ama şöyleydi-bir milletin sanatına bakarak onun gelişmişlik düzeyini anlayabilirsiniz.
daha nice sanatsal yapımlara gebe olsun bu film sayesinde türk sineması diyelim.

film hacivat ve karagöz filminden sonra en beğendiğim ikinci türk filmi olma özelliğine de sahip oldu.
karar verdim diriliş ertuğrul ve hacivat ve karagöz'e de film önerisi başlığı altında post yazacağım inşllh.



japon doktor ve yüzbaşı mstafa'nın konuşması.
hoş sahnelerden biriydi.


ertuğrul fırkateyni


vikipedi:
ErtuğrulSultan Abdülaziz döneminde yaptırılmış ve 19 Ekim 1863 Pazartesi günü Padişah huzurunda denize indirilmişOsmanlı fırkateyni. Makine ve kazanları 1864’te İngiltere’de monte edilmiştir. 1865’te Kosova ve Hüdavendigâr gemileriyle birlikte İngiltere’den yurda dönerken CherburgToulon ve bazı İspanyol limanlarına uğramış, İstanbul’a gelişinde de Beşiktaş Sahil Saray-ı Hümayunu (Dolmabahçe Sarayı) önünde demirli kalmış, bir süre sonra da Haliç’e kapatılmıştır.
Gemi 8 adet 150 milimetrelik Krupp topu, 5 adet 150 librelik Armstrong topu, 2 adet 4, 2 adet 3 fontluk Krupp, 2 adet 5 namlulu Hockins, 2 adet 5, 4 adet namlulu Nordenfeld, 1 adet 12 ve 1 adet 6 librelik roket kovanı, 1 torpido atış kovanı, 2 torpido, 100 Martin Henry tüfeği, 100 Winchester tüfeği ve 40 adet tabanca taşımaktadır.
Ertuğrul 79 metre boyunda, 15,5 metre genişliğinde idi ve 8 metreye yakın su çekiyordu. 60 ton su alıyor, aldığı kömürle de 10 mil süratle 9 saat seyredebiliyordu. Gemi zamanına göre modern araçlarla donatılmış, elektrikle aydınlatılmıştı. Bunlar göz önüne alınarak teknenin çürüklüğünden başka kusuru yoktu denilebilir.

II. Abdülhamid, 1887 yılında Japonya İmparatoru Komeii 'nin yeğeninin bir savaş gemisiyle İstanbul'u ziyaret etmesinin ardından Japonya’ya bir heyet gönderilerek iade-i ziyaret yapılmasını emretmişti. Gemi, II. Abdülhamid’den Japon İmparatoruna mücevherli imtiyaz nişanı ve diğer hediyeleri götürecekti.
Padişahın isteği üzerine donanmanın en güzel gemisi bu iş için tahsis edildi. Bazı uzmanların bu geminin çürük olduğu ve böyle bir seferi tamamlayamayacağı yönündeki raporlarina rağmen Ertuğrul Fırkateyni, Temmuz 1889’da İstanbul’dan yola çıktı. İlk arızasını süveyş kanalında yaptı ve Güzergâhı boyunca çeşitli limanlara uğrayarak seyahat ediyordu. Fırkateyn, Singapur’a vardığında kafile başkanı Miralay Osman Bey Amiralliğe terfi ettirildi. Kafile, uğradığı ülkelerin halkları ve Müslümanlar tarafından görkemli sevgi gösterileriyle karşılanıyor, gemiyi kimi zaman binlerce kişiden oluşan gruplar ziyaret ediyordu. Gemi, 11 ay sonra 7 Haziran 1890 tarihinde Japonya’nın Yokohama Limanı'na vardı.
İmparator Komeii, Türk amiralini ve heyetini görkemli bir şekilde karşıladı. Şehir halkı Türk amiralinin saray arabası ile İmparatorun yanına gidişini sevgi gösterileriyle takip etti.
Ertuğrul Fırkateyni, Japon sularında kaldığı üç ay boyunca etrafındaki binlerce Japon kayığına 50 kişilik bandosuyla konserler verdi. Nihayet geri dönüş yolculuğu için hazırlıklar tamamlandı. Yola çıkılacağı gün Japon Deniz Kuvvetlerinin tayfun uyarısına rağmen, Ertuğrul Fırkateyni planlandığı gibi 15 Eylül 1890 tarihinde Yokohama Limanı’ndan ayrıldı.Kuşimoto açıklarında tayfuna yakalanan Ertuğrul Fırkateyni 16 Eylül 1890’da kayalara çarparak battı. Kazadan sadece 69 denizci kurtulabildi, Amiral Osman Bey de dahil diğer mürettebat hayatını kaybetti.
Ertuğrul Fırkateyni’nin trajik sonu Türk-Japon halklarını yakınlaştırdı. Yöre halkı, kazadan kurtulanlara büyük yardım ve yakınlık gösterdi. Torajiro Yamada isimli bir Japon, şehit yakınları ve kazazedeler için yardım kampanyası düzenledi. Toplanan para aynı kişi tarafından dönemin padişahına teslim edildi. Hayatta kalan 69 denizci, Japonya İmparatorunun talimatıyla Hiei ve Kongō isimli iki askeri gemi ile İstanbul’a gönderildi.
Kazada ölenlerin anısına Kuşimoto’da bir anıt yapılmıştır. İlk anıt Japonlar tarafından 1891’de dikilirken, 1929 yılında yine Japonlar tarafından genişletilmiştir. Şehitlik Anıtı, 3 Haziran 1929 tarihinde Japon İmparatoru tarafından da ziyaret edilmiştir. 1937’de Türkiye tarafından restore edilen anıt önünde her yıl düzenli olarak anma törenleri yapılmaktadır.
Kuşimoto kasabası Mersin ve Yakakent ile kardeş şehirdir. Kuşimoto’da bir de müze bulunmaktadır. 1974 yılında inşa edilen "Türk Müzesi"nde Ertuğrul Fırkateyni’nin maketi, gemideki asker ve komutanların fotoğrafları ve heykelleri bulunmaktadır.
Şehitler arasında Hasan Âli Yücel'in annesi Neyyire Hanım tarafından dedesi ve Can Yücel'in büyükdedesi Kaptan Âli Bey de bulunmaktaydı.
trailer:

main trailer


ertuğrul şehitlerine vefa

kamera arkası 

yöemen:mitsutoshi tanaka
oyuncular:
masaaki uchino,kenan ece,shiori kutsuna
imdb:4,0
konusu:
Film, iki ülkenin, Japonya-Türkiye, dostluğunu pekiştiren iki tarihi olayı anlatır. 1887 yılında Japon heyetinin İstanbul’u ziyaret etmesinin ardından Osmanlı firkateyni olan Ertuğrul Japonya’ya gider. Ertuğrul Japonya’dan geri dönmek için yola çıktığında ise kayalıklara çarpar ve 681 kişiyle sulara gömülür. Firkateynden yalnızca 69 kişi sağ kalır, yaralılar sahile ulaştığında Japon köylüler tarafından misafir edilirler. İlerleyen yıllarda Türk-Japon dostluğuna atfen kazanın yaşandığı bölgeye anıt dikilir. 1985 yılında İran-Irak savaşı esnasında ise; Saddam’ın emriyle Tahran havaalanının 24 saat içinde kapatılacağı duyurur. Bunun üzerine Japonya dışında bütün ülkeler uçaklarını göndererek kendi vatandaşlarını Tahran’dan çıkarır. Bu durumu öğrenen dönemin başbakanı Turgut Özal’ın talimatıyla, Tahran’dan tanınan sürenin bitimine yakın pilot Ali Özdemir’in yönettiği Türk uçağı Tahrandaki 215 Japon yolcuyu kurtarır.   
Bu tarihi gerçeklerden yola çıkan Japonya ve Türkiye ortak yapımı filmin kadrosunda Seiyou Uchino, Kenan Ece, Shioli Kutsuna, Alican Yücesoy, Yui Natsukawa, Uğur Polat, Yukiyoshi Ozawa, Mehmet Özgür, Deniz Oral ve Tamer Levent gibi isimler bulunuyor.

iyi seyirler olsun.

Hayvan Çiftliği,George Orwell.



150 sayfalık aslında bir günde okunacak bir kitap. 
1984'ten  daha çok bu kitabı sevdiğimi itiraf etmeliyim.
çar çabucak okunuyor,dili çok akıcı ve sürükleyici.
sapsağlam bir stalin rejimi eleştirisi.
kitabı okurken aklıma hep karl marx'ın diyalektik yöntemi geldi.
heni ploretarya yöneten,yöneten de ploretarya oluyordu ya ha işte o :)
aslında kimin kim olduğu hiç önemli değil iktidara geçen kimse sopayı eline alan da o oluyor her seferinde.bence marx'ın da gözden kaçırdığı budur her halde.
kitap için bir peri masalı denmiş ve bence de öyle.sanırım orwell'in kaleminin gücü,akıcılığı,sanatsallığı bu kitapta daha çok ön plana çıkıyor.yoksa bir yazı yazar istediğiniz bir yönetimi sonuna kadar eleştirirsiniz.ama orwell bunu yapmak yerine muhteşem bir dünya kurgulayarak stalin yönetimini hicvederek adeta yerden yere vurmuş.
hem sonrasında başınız derde girerse ya bu hayvanlar diyarı,bir la fonteine masalı der paçayı da çok güzel sıyırırsınız :)ama orwell'in paça sıyırmak gibi bir derdi yok tabi,o düşünce ve eleştirilerini en ekili metotla kurgu dünyasında dile getirmiş.
yani sözün özü niye bu kitabı okumak için bu kadar bekledim,kitaba çok geç kalmışım.
muhakkakiyetlen okuyun derim a dostlar. :)


resimler için küçük bir not:hiç inanmayacaksınız ama fotoğrafları tos makinesiyle çekiyorum o yüzden bu kadar muhteşem ötesiler :P
Allam ne zaman yeni ve orijinal bir telefönüm olucek :)


George Orwell, Türkiye’de Bin Dokuz Yüz Seksek Dört isimli kitabıyla bilinmektedir. Hayvan Çiftliği, çağdaş klasikler arasında sayılan bir diğer başarılı eseridir. Yergi türünün örneklerinden biri olan bu roman 1940’lardaki reel sosyalizme eleştiri niteliği taşımaktadır.


Hayvan Çiftliği kitabının ana karakterleri bir çiftlikte yaşayan hayvanlardır. Sömürüldüklerine inanan bu hayvanlar, sahipleri olan çiftçilere karşı isyan çıkararak yönetimi ele geçirirler. Amaçları eşitlik içinde yaşamaktır. Domuzlar, içlerinde en akıllı olanlardır. Kısa süre içinde bir grup oluşturup diğer hayvanları yönetmeye başlarlar. Bir süre sonra, devrimi amacından saptıran domuzlar tarafından çiftliğin sahipleri olan insanlardan daha acımasız bir diktatörlük kurulmuş olur. George Orwell, bu romanında çiftlikte yaşananları anlatırken tarihsel bir gerçeği gözler önüne sererek eleştirmektedir.



Romanda önder konumunda olan domuz, Stalin’i simgelemektedir. Diğer karakterler de diktatörlük ortamında ortaya çıkabilecek kişileri betimlemektedir. Kitabın isminde “Bir Peri Masalı” alt başlığı geçiyor olsa da aslında çocuklara yönelik bir masal değil, politik bir eleştiridir.
Hayvan Çiftliği kitabı Mutlaka okunması gereken kitaplar listesinde yer almaktadır.


hayvan çiftliği kesinlikle ölmeden önce okunması gereken listenin içinde
en kısa zamanda okumanız dileğiyle.
iyi pazarlar olsun.

1 Ocak 2016

en sevdiğim film karakterleri.

okullar yeni yıl dolayısıyla tatil bende bi post gireyim dedim.
önce yeni yıl duası :)
Allah'ım lütfen beni normal yapma ve geri kalanlarsa ne dilerlerse o :)
işte kahramanlarım :

alice


the mad hatter


goblin lordu david bowie


beele juse


favorimm
freddy krueger


bir favori daha
r2d2 ve c3po


yine favorim efem
darth moul
darth vader'ın önüne geçince ilk bölümden ortadan ikiye kestiler garibimi :)

darth mul'un resmini öğretmenler odasındaki dolabıma asmaya karar verdim.ynı dolapta din kültürü kitabı ve namaz hocası da var.böyle böyle imana gelir zahir :)


buda daha kitaplarla buluşmadan imana gelip çarşafa girmiş darth moul :)))


favoriliğini kaybeden 
darth vader


usta yoda


kupa kraliçesi


willy vonka willy wonka
çokelet kralı


sith lordu


favorimm
kirletici azog..


nazgul lich king


anooom şöyle bir baktım da içlerinde bi tane normal adam yok ha o_O
:))
şimdilik aklıma gelenler bu kadar.
iyi tatiller olsun herkese.
bide olayla hiç alakası olmayan fetah can var 
onuda buraya bırakıp gideyim :)


28 Aralık 2015

Ateşi yakalamak,Suzanne Colins


ikinci kitabın sanki heyecanı biraz eksikti ama ilk kitap hakkında ki yorumlarım bu kitap içinde geçerli.ilk kitap yorumum için buraya tıklayınız.
edebiyaı eksik hatta neredeyse hiç olmayan ama bilim kurgusu ve felsefesi gayet yerinde olan bir kitaptı.olayların birinci tekil kişi ağzından başarılı anlatımı sizi kiabın içine daha çok çekiyor.ancak tüm filmleri izleyen biri olarak söyleyeyim özellikle ikinci filmde çok ayrıntı havada kalırken serinin bu ikinci kitabı sayesinde tüm o ayrıntıların altı doluyor.
çok söze gerek yok bilim kurgu severlerin okuması,es geçmemesi gereken biri seri.


arka kapak
Capitol mutsuz, huzursuzluk artıyor. Ateşle dans eden kız bir kıvılcım yaktı, yerin altından yükselen isyan şimdi patlama noktasında!Kıvılcımlar parlıyor, alevler yayılıyor ve capitol intikam istiyor.Suzanne Collins'in çok satan açlık oyunlarının ikinci kitabı Ateşi Yakalamak 5 Eylül'de çıkıyor. "Açlık Oyunları Serisi, insanı meraktan çatlatan, gerilim dolu, müthiş akıcı ve inanılmaz sarsıcı! Elimden bir türlü bırakamadım. Bağımlısı oldum!" 
-Stephen King-

Sabırsızlıkla çıkmasını beklediğim fenomen kitap Açlık Oyunları'nın devamı olan Ateşi Yakalamak kitabını erkenden okuma fırsatı buldum.. Benim yüksek beklentilerimi haklı çıkartmakla kalmamakla birlikte bunun çok üstüne çıktı. Bu kitap Açlık Oyunları kadar heyecanlı fakat daha bir yürek burkucu çünkü zaten karakterleri tanıyorsunuz, zaten onlarla birlikte zorluklara göğüs germiştiniz. Suzanne hikayenin gerçekleştiği yerleri ummadığım yerlere taşımış ve o bu çok zor yerleri seçmekten hiç çekinmemiş. Olağanüstü. Bu kitabı okurken uykunuzu erteleyeceksiniz. Çıktığı andan itibaren listeleri altüst edecek. Tavsiyem o sabah için hazırlanın ve takviminizi ona göre ayarlayın.
-Stephenie Meyer-

"Zekice kurgulanmış ve çok akıcı bir kitap! Büyüleyici."-John Green-"Bilimkurgu, heyecan, gerilim ve aşkın muhteşem bir karışımı."-USA Today-"Nefes Kesiyor"-Publisher Weekly-"Aksiyon, Entrika, Aşk. Kesinlikle mükemmel."
-Kirkus Reviews-

sıra geldi enn son kitaba..

vikipedi
Ateşi YakalamakYeraltı Günlükleri Serisinin yazarı Suzanne Collins tarafından yazılan bilim kurgu serisi Açlık Oyunları'nın ikinci romanıdır. 2008 yılı bestseller kitabı olan açlık oyunlarının devamı olarak, hikâye Katniss Everdeen ve kurgusal ve fütüristik ülke olan Panem'in hikâyesi olarak devam ediyor. Bir önceki romandaki olayların devamı olarak, baskıcı Capitol'a karşı isyan başlamış ve Katniss ve haraç dostu Peeta Mellark Açlık Oyunları'nın özel bir versiyonu için arenaya dönmeye zorlanmışlardır. Kitap 1 Eylül 2009 tarihinde basılmıştır ve arkasından elektronik kitap ve sesli kitapları piyasaya sürülmüştür. Kitabın filmi ise 22 Kasım 2013 tarihinde vizyona girmiştir.
Ana temaları hayatta kalma, devlet hakimiyeti, bağımsızlık ve dayanışmanın karşılıklı mücadelesini konu alır. Ateşi yakalamak çoğunlukla olumlu eleştiri almıştır. Eleştirmen yazım şeklini, sonunu ve Katniss karakterinin gelişimini övdüler. Serinin üçüncü ve son kitabı alaycı kuş ise 24 Ağustos 2010 tarihinde piyasaya sürülmüştür.
Ateşi Yakalamak bir zamanlar ABD ve Kanada'nın yer aldığı, Panem olarak adlandırılan kurgusal bir ülkede geçmektedir. The Capitol, baş şehir ve hükümetin bulunduğu Kayalak Dağları(Rocky Mountains) olarak adlandırılan bir bölgededir. Katniss'in evi olan Mıntıka 12, Appalachian bölgesinde kömürce zengin maden yataklarının olduğu yerdedir. Toplam olarak 12 Mıntıka bulunmakla beraber, bir zamanlar Capitol'e başlattığı isyan sonrası yok edilen mıntıka ile toplam 13 mıntıka vardı. Açlık Oyunları her yıl oyunları için özel olarak inşaa edilmiş bir arenada yapılmaktadır.
74. Açlık Oyunları'nı kazandıktan sonra Katniss ve Peeta, Panem ülkesinin en yoksul bölgelesi olan 12. Mıntıka'ya geri dönmüşlerdir. Katniss ve Peeta Panem şehrindeki Zafer Turu'ne başlamaya hazırlanıyorlardı fakat oyunları kazandıklarından ve Peeta Katniss'e olan duygularını serbest bıraktıktan ve Katniss akıl hocaları Haymitch Abernathy istediği gibi abartılı bir şekilde karşılık verdiğinden beri konuşmamışlardı. Katniss, 12. Mıntıka'ya dönüşleri üzerine Gale'in kendisini öpmesinde olduğu gibi, Peeta ve Gale olan duygularını anlamakta zorlanıyordu. Katniss'in tam ayrılacağı gün Başkan Snow Katniss'in evine geldi ve ona Panem'in insanlarını, Peeta ile olan aşkalarını ikna etmek zorunda olduğunu söyledi çünkü Oyun'lardaki intihara girişimlerinin aşktan çok Capitol'e başkaldırı olduğunu düşünen insanlar arasında huzursuzluk başlattığını söyledi. Dolaylı olarak Gale ve Katniss'in ailelerini tehdit etti.


Zafer Turu'nun ilk durağı, ölmeden önce Katniss'in arkadaşı ve müttefiki olan Rue'nun evi olan 11. Mıntıka idi. Seromoni sırasında Katniss ve Peeta 11. Mıntıka halkına ufak bir konuşma yaptılar, onlara verdikleri ekmekten dolayı teşekkür ettiler ve Peeta Rue ve Thresh'in(11. Mıntıka'nın kurbanları) ailelerine kendi kazanç payından vermeyi önerdi. Konuşma sona erdikten sonra, yaşlı bir adam eskiden Rue'nun Katniss'e güvende olduğunu belirttiği ıslığı çaldı. Islık bir işaret gibi davrandı ve herkes Katniss'i, onun Rue'ya veda ederken yaptığı işaretin aynısı ile selamladı. Ancak yaşlı adam vurularak öldürüldü ve Capitol turun geri kalan kısmında herhangi bir kişisel konuşmanın yapılmasını reddetti. Daha sonra Katniss ve Peeta tüm mıntıkalar ve Capitol boyunca turlarına devam ettiler. Katniss Peeta'yı aşklarının önemini vurgulamak zorunda oldukları konusunda bilgilendirir ve Peeta yanıt olarak, röportaj sırasında Katniss'e evlenme teklif eder. Buna rağmen, Katniss, mıntıkalar boyunca isyanı bastırma ve Snow'u ikna etme çabalarının başarısız olduğunu haber alır. 12. Mıntıka'daki kutlama yemeğinde Katniss, 8. Mıntıka'daki şiddet içeren ayaklanmayı ve bunun sonucunda Barış Gücü'nün pek çok sivili öldürdüğünü gösteren gizli TV yayınını görür. Bu olaydan sonra 12. Mıntıkada güvenlik kitlesel olarak sıkılaştırıldı ve Barış Gücü görevlileri yerlerini aldılar. Gale Barış Gücü'nin yeni lideri tarafından, avlandığı için kırbaçlanmış ve 12. Mıntıka'nın çevresini saran tellerdeki elektirik, Katniss'in kaçmasını ya da avlanmasını engellemek için devreye sokulmuştur. Buna rağmen Katniss ormana kaçmış ve 8. Mıntıka'dan gelen iki tane kaçak ile karşılaşmıştır. 13. Mıntıka'nın aslında Capitol tarafından yok edilmediği, sakinlerinin yer altına gittikleri ile ilgili bir teorilerini Katniss ile paylaştılar. Eve döndüğünde, Cinna ve stilisti düğün çekimlerine Kantniss'i hazırlamak için hazır bekliyorlardı. Stilisti Katniss'e, kendisinin önderlik ettiği ayaklanmanın Panem boyunca yayıldığını ve Capitol'e giden malzemelerde aksama olduğunu anlattı. Başkan Snow her çeyrek yüzyılda bir düzenlenen açlık oyunlarının özel versiyonda, 75. Açlık Oyunları için oyunları kazanan haraçların sağ kalanları arasından birer haraç seçileceğini duyurmuştur. Katniss 12. Mıntıka'nın kadın haracı olarak, Haymitch ise erkek haraç olarak seçilmiş fakat Peeta Katniss'i korumak için gönüllü olmuştur.


Capitol'e vardıklarında Peeta ve Katniss tüm mıntıkalardan gelecek olası düşmanlara göz gezdirdiler. Katniss Açlık Oyunlarını 14 yaşında kazanmış olan, 24 yaşındaki Finnick Odair ile ve Finnick'in 80 yaşındaki akıl hocası Mags ile tanışır. İkisi de 4. Mıntıka'dan gelmektedirler. Aynı zamanda 3. Mıntıka'dan yaşlı Beetee and Wiress çiftiyle karşılaşır. Kendilerinin sıra dışı zeki ve elektornikle çalışmaya uyum sağladıkları söylenmektedir.
Oyunlar, kubbe şeklinde şekillendirilmiş ve etrafı minyatür bir denizle çevrilmiş ufak bir adada geçmektedir. Cornucopia adanın ortasında yerleştirilmiştir ve adada ormanlık bölge bulunmaktadır. Oyunlar başladıklarında Peeta ve Katniss, kendilerini Finnick ve Mags ile doğal bir ittifak içerisinde bulurlar. Arenanın çevresini öğrenmek istediler fakat Peeta'nın kalbi durdu. Şansları yanlarındaydı çünkü, Finnick ona kalp masajı yapabilecek kadar eğitimliydi. Gece yarısı, yıldırım yakınlarındaki bir ağaca çarptı ve bir saat sonra oyun yapımcıları grupların olduğu bölgeye zehirli bir duman saldı. Duman kaslarda spazma sebep oldu ve Katniss Mags'i, Finncik ise Peeta'yı taşımaya çalışırken koşmalarını önledi. Katniss Mags'i taşıyamadığı için, mags kendisini feda etti, böylelikle diğer üçü kaçmayı başarabildi. Mags'in ölümünden sonra bir grup mutant maymunun saldırısına maruz kaldılar ancak, 8. Mıntıka'dan gelen kadın haracın Peeta'yı kurtarmak için kendini feda etmesi sonucu kurtuldular. Katniss, Peeta ve Finncik küçümseyici ve çoğu kez zalim olan 7. Mıntıka'nın kalibi Johanna Mason güçlerine katılırlar. Grupta sakat Beetee ve şoka girmiş, sürekli olarak tik tak şeklinde sayıklayan Wiress bulunmaktadır. Wiress'in sözlerinden Katniss adanın saat şeklinde tasarlandığını ve oyun yapımcılarının felaketlerinin yıldırım sinyali ile harekete geçen zaman çizelgesine göre meydana geldiğini farketmiştir.
Cornucopia merkezinde toplandıkları sırada kariyerler gruba saldırmış ve Wiress'i öldürmüşleridir. Mücadele oyun yapımcıları bölgeyi değiştirerek, savaşı kısa sürede sonlandırmışlardır. Beetee areanın aydınlatmasındaki elektriği, kalan kariyer haraçları üzerinde kullanabileceği bir plan hazırlar. Geceleyin grup plan için ayrılır ancak kalan haraçlardan tarafından bağımsız olarak saldırıya uğrar. Katniss kendinden geçmiştir ve takipçisi Johanna tarafından kaldırılmıştır. Daha sonra Johanna Katniss'den uzaktaki geriye kalan iki haraca liderlik etmiştir. Yaralanan Katniss, Beetee'ye rastlar, tele bağlı bir bıçak tutmaktadır ve planladıkları gibi teli korumakalkanına yönlendirmiştir. Katniis teli bir oka bağlar ve korumakalkanını kontrol panelini hedef alır ve sonucunda kısa süreli felç geçirir. Uyandığında, var olduğunu düşünmediği 13. Mıntıka'ya götürülmüştür. Finnick, Beetee, ve Haymitch'e katılır. Fakat Johanna ve Peeta Capitol tarafından esir alınmıştır. Katniss oyunların başından beri, birçok haracın, Haymitch'in ve gizlice Capitol'e karşı olan baş oyunkurucu Plutarch'ın arasında Katniss ve Peeta'yı arenadan kaçıracak gizli bir plan olduğunu bilmekteydi. Katniss'in görüntüsü, oyunları boyunca neredeyse tüm mıntıkaralara yayılan isyanın sembolü olmuştur. Tüm haraçlar kendi yaşamları pahasına Katniss'i hayatta tutacaklarına dair ittifakta bulunmuşlardır. Kitap, Katniss'in en yakın arkadaşı Gale'in Katniss'in ailesi ile beraber kaçmasına rağmen, 12. Mıntıka'nın bombalandığını ve tamamen yok edildiğini haber vermesi ile biter.



sıra geldi filme

ikinci film 201 yapımı ve imdb puanı:7,6
ikinci kitapa heyecan biraz azalsa da filmde aynı şey söz konusu olmamış ve görsellik açısından film çok daha zenginleştirilmiş.çok iyi bir devam filmi olmuş bence.
bu arada oyuncu kadrosu da aynı.



















 filmde en sevdiğim karakterdi katniss'in modacısı.



trailer


full film



açlık oyunları kitap ve filminin yazısı için buraya tıklayınız
ateşi yakalamak kitap ve filminin yazısı için buraya tıklayınız
alaycı kuş kitap ve filminin yazısı için buraya tıklayınız

filmi de,kitabı da tavsiye ederim.
iyi seyirler,iyi okumalar..

25 Aralık 2015

İslam Düşüncesinde Din Felsefeleri,Prof.Dr.Necip Taylan



necip taylan hocanın kitaplarını n hiç düşünmeden gözü kapalı alır ve okurum.felsefe bu kadar akıcı dille yazılır...
bu kitabı geçen sene el-aziz'de formasyondayken almış ve fakülte hocama göstermiştim o da bana bu kitabı yüksek lisans yaparken okuduğunu söylemişti.ben ise bu kitabı yüksek lisans yapmazkene okumanın şerefini yaşıyorum.ayrıca bir hayli felsefi bilgi biriktirmiş olmalıyım ki kitabı okurken hiç mi hiç zorlanmadım bikerem :)
felsefe severlere bu kitabı şiddet içermeyen bir şiddetle öneririm.:)


Bu kitaptan amacımız İslam düşüncesi ve medeniyetine öncesi ve sonrasıyla evrensel ilişkiler kurabilme imkanı sağlayan felsefe hareketini bütünüyle tasvir etmek olmayıp sadece günümüz din felsefesinin de esas problemlerinden olan Tanrı Tanrı aiem ilişkisi Vahiy Nübüvvet Eskatolojik problemler ve bunlara bağlı olarak felsefe din akıl nass münasebetlerini özellikle Grekhelenistik etkileri taşıyan felasifeye bağlı kalarak kronolojik bir seyir içinde tanımaya çalışmakla sınırlıdır. İslam düşüncesinin umumi yapısı dikkate alındığında bu çalışmayla anılan problemlerin sadece bir bölümünün irdelendiği ortadadır. Zira çeşitliliği içinde mistik hareket tasavvuf başlı başına Gazzali ve İbn Arabi ve nihayet Ortaçağlardan geçerek İslam düşüncesinin insanlık düşüncesi içinde kendisinin nerede bulunduğunu soruşturmaya başlamasıyla birlikte 19. yüzyıldan günümüze anılan problemlerle birlikte bütünüyle yeniden sorgulanması bir zorunluluktur. Biz bu araştırmanın devamı olarak düşündüğümüz böyle bir gayretin kendimiz ve başkaları adına bir sorumluluk olduğu kanaatini taşıyoruz.


Allam lütfen felsefeden yüksek lisans yapmamı nasip ve kısmet et.AMİNNNNN.
felsefe içerikli okumalar..

19 Aralık 2015

İlyada,Homeros.

Homeros'un hakkını vermek lazım gerçekten de tam bir destan olmuş.
Edebi açıdan oldukça  kuvvetli bir kitap olsa da çoğu  zaman sıkıldığımı söylemeliyim.
Kitap oldukça gerçekçi bir dille yazılmış,az kalıyor ki Zeus'un ya da Prometius'un Ahaylı ve Troyalılara gökyüzü tahtlarından inip yardım ettiklerine inanıyorsunz. :) 
Netice itibariyle çok merak ettiğim,okumak istediğim bir kitabı okudum bitti serisine kattığım için mutluyum.Meraklısına tavsiye edilecek bir kitap.
İyi okumalar.


arka kapak:
"Hektor, Patroklos'u soyarken, belki ucuz kurtulacağını sanıyordun: Beni hiç hesaba katmıyordun, çünkü çok uzaktaydım! Akılsız adam! Senden daha cesur bir koruyucu olarak ben, arkasındayım! Şimdi dizlerini çöktürdüm: Köpeklerle kuşlar seni parçalayıp yiyecekler, ona ise Ahaylılar cenaze şereflerini vereceklerdir."Sönmek üzere olan bir sesle tanrısal Hektor şunları söyledi:"Sana yalvarıyorum, dizlerine kapanıyorum: Annen için baban için, tatlı canın için... Beni Ahay gemilerinin yanında köpeklere parçalatma! İstediğin kadar tunç, altın kabul et, babamın, sevgili annemin sunacakları hediyeleri al, cesedimi onlara ver, Troyalı erkekler ve kadınlar bana da cenaze ateşi şerefinden bir pay ayırsınlar."
İlyada kitabı En iyi Yunan yazarlar ve kitapları listesinde yer almaktadır.

son kitap alışverişi..


son kitap alışverişimden bir kare.


şimdi kitaplara bir göz atalım.
elveda güzel vatanım
ahmet ümit
Devletin derinlikleri, toprağın derinliklerinden daha karanlıktır.

1926 yılının o hüzünlü sonbaharı. Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, genç cumhuriyet ayaklarının üzerinde durmaya çalışıyor. O büyük altüst oluşun içinde bir adam: Şehsuvar Sami… Bir zamanların İttihat ve Terakki fedaisi, şimdilerin yorgun komitacısı. Şehsuvar Sami'nin etrafında dönen amansız bir entrika. Bir yanda kaybettiği ama hiçbir zaman yüreğinden çıkartamadığı sevgilisi Ester, öte yanda yaşanılan tarihsel bozgun… Kaybedilen bir ülke, kaybedilen bir şehir, kaybedilen bir hayat. Ve aklında hep aynı soru: Devlet mi kutsaldır, yoksa insan mı? 

"Ölüm, şehirlerimizi kaybetmekle başlar." Kim söylemişti bu cümleyi hatırlamıyorum, ne yazık ki doğru… Doğru, lakin eksik. Ölüm, şehirlerimizi kaybetmekle başlar, vatanımızı kaybetmekle neticelenir.

Sahi nedir vatan? Bir toprak parçası mı, uçsuz bucaksız denizler, derin göller, yalçın dağlar, verimli ovalar, yemyeşil ormanlar, kalabalık şehirler, tenha köyler mi? Hayır, bütün bunların ötesinde bir anlam taşır vatan. Ne sadece toprak parçası, ne su havzaları, ne ağaç silsilesi… Annemizin şefkati, babamızın saçlarına düşen ak, ilk aşkımız, doğan çocuğumuz, dedelerimizin mezarlarıdır vatan…

Vatanı olmayan insanın hayatı da olmaz. Evet, bir vakitler zihnim, kalbim bu fikirlerle doluydu. Şimdi? Şimdi bilmiyorum… 
(Tanıtım Bülteninden)

ferit erden boray 
bilinmeyen tarih ve  türkler 
T.C. Tarih Kurumu'nun 4.09.1932 açılış konuşmasında Gazi Mustafa Kemal'in Millet ve Türkler için sözleri:

"...Tarihte hiçbir Millet, Milletimizden daha çok yabancı ulusların insanlarına saygı göstermemiştir. Türk Milleti Asya'nın batısında ve Avrupa'nın doğusunda olmak üzere kara ve deniz sınırlarıyla ayırt edilmiş, dünyaca tanınan büyük bir yurtta yaşar.

Yakın ve uzak zamanlar düşünülürse yurtluk etmemiş bir kıta parçası yoktur. Millet Teorisinin Milliyet ülküsünden çözüp dağıtmaya çalışan teorilerin Dünya üzerinde kabiliyeti şimdiye kadar bulunmuş değildir. Çünkü tarih buna engel olmuştur.
Biliniz ki benliğini bulamayan Milletler başka Milletlerin esiridirler...."

cehenneme övgü
gündüz vassaf
Bazı eleştirmenlerin "şeytanın avukatı" sıfatını yakıştırdıkları Gündüz Vassaf'ın "gözden geçirilmiş ve genişletilmiş yeni baskısı"yla sunduğumuz Cehenneme Övgü'sü, içimizde büyütüp yaşattığımız küçük 'totaliter dünyalar'ımızı afişe ediyor, daha doğrusu 'yüzümüze vuruyor'. Totalitarizmin -anne karnındaki bebeğin beslenmesi gibi- bireyle toplumu bağlayan göbek bağıyla semirdiğini, hayata ilişkin algılarımızı ve kimi dayatılan kimisini de gönüllü olarak kabul ettiğimiz kavramları irdeleyerek gösteriyor. Cehenneme Övgü, yazarın kendiyle hesaplaştığı, herkesi de hesaplaşmaya çağıran, hatta kışkırtan bir kitap.
Cehenneme Övgü (Gündelik Hayatta Totalitarizm) kitabı Okuduğum en güzel kitap listesinde yer almaktadır.

şerif mardin
ideoloji
Herhalde son yirmi yılda Türkiye'nin entelektüel hayatında en fazla tartışılan, en fazla çeviriye konu olan kavramlardan biri, "ideoloji". Şerif Mardin'in ilk kez 1976'da basılan eseri, bu konu ve kavram hakkında Türkiye'de yayımlanmış ilk telif eserdir. Mardin bu çalışmasında ideolojik düşünce tarzının yapısal özelliklerini, kavramın tarihsel gelişim süreci içinde tartışıyor.

fedailerin kalesi alamut
Hasan Sabbah' ın Alamut Kalesi' nin, cennet bahçelerinin ve fedailerinin tarihi romanı ''Hıristiyanların zaman ölçüsü ile 1092 yılının ilk baharında hatırı sayılır büyüklükte bir kervan, Semerkant'tan başlayarak Buhara üzerinden Horasan'ın kuzeyindeki Elbruz platosuna dek uzanan, bir zamanlar muzaffer orduların kullandığı eski yolun üzerinde ağır ağır ilerliyordu. Karların erimeye başlamasıyla birlikte Buhara'dan ayrılan kervan haftalardır yollardaydı...'' ''Avni oğlum, Tahir'in torunu!'' demişti ona. ''Doğruca Demavend Dağı'na giden yolu tut. Rey'e ulaşınca Şahrud Irmağı' na giden yolu sor. Irmağın kaynağı sarp bir vadide bulunmaktadır; oraya çık. Büyük bir kale göreceksin: Bu yerin ismi Alamut kalesidir, yani 'kartla yuvası.'..''
Fedailerin Kalesi Alamut kitabı Okuduğum en güzel kitap listesinde yer almaktadır.

ve
zerdüşt dini ve mitolojisi
bana keyifli okumalar olsun o zaman..

son günlerde neler yapıyorum.

Ağrı'da hava oldukça soğuk olsa da hayat bir o kadar sıcacık geçiyor.
Okul,ev,misafirler,gezmeler,alışverişler daha neler neler.
Bir kaç gün önce prensesim,ben ve tontişim (kız kardeşim) gezmeye gittik.
Bowling oynayan prensesim mutluluktan çılgına döndü.
Küçük bir not:bin yindim :)



Bowling sonrası kahve molası verdik.
malaga acayip güzel ve hafif bir tatlı,tavsiye ederim.,


Bowlingden dolayı çılgına dönen prensesim bana yeni fincan takımı aldı. :)
teşekkür ederim efem ben daha çok mutlu oldum. :)


Bir akşam da yine prensesimle oturduk film keyfi yaptık.
Tabisi The matrixxxx :)


 Başka bir akşam yine dışarı çıkmışken kendisime iki takım fincan alıp sürpriz yaptım.
Eve gelince torbadan fincan takımları çıkmasın mı :)
Diğer fincanların resmi başka bir postta.


Son bir hafta elimde olan kitap İlyada idi.
Neyse bugün bitti.
hayran kaldığımı söyleyemem doğrusu :/
Bu resimde görevlendirmeye gittiğim okulumdan örtmenler odası.


Biraz ordan biraz burdan yazdığım post sona erdi.
finitto :)
keyfiniz yerinde olsun der huzurdan ayrılırım.

13 Aralık 2015

Güvercinin Kayıp Gerdanlığı,Nacer Khemir.

ibn hazm'ın -ilk iş tüm kitaplarını alıcam,başka yolu kalmadı-güvercinin gerdanlığı kitabından esinlenerek yapılmış filmin yönetmeni nacer khemir.
yine bir arayış hikayesi.
bir yanda aşkın ne olduğunu arayan hattat çırağı hasan, 
diğer yanda cin olan babasını 
arayan zin adlı çocuk.
yine bir cinlik var bu filmde :)
ve her zaman olduğu gibi
 eleştirilerini yönelten bir nacer khemir.


filmin çok masalsı bir atmosferi ve anlatımı vardı.daha çok bin bir gece masallarını izler gibiydim.esnafların pazar yeri ise harikaydı.filmde en çok o sahnelere bayıldım.
her zamanki gibi film tam bir nacer khemir filmiydi.her yanı metafor her yanı sembol her yanı gönderme doluydu.pazıl gibi çöz çözebilirsen :)


bu yönetmenin filmlerini izlemeye bayılıyorum çünkü insana sonuna kadar beyin cimnastiği yaptırdığı gibi tüm bilgilerini harmanlayıp kendince bir sonuca da varmanı sağlıyor.
üçlememin ikinci filmi olan güvercinin kayıp gerdanlığı muhakkak izlenmesi gereken filmler arasında bence.ilk filme nazaran daha hareketli son filme nazaran daha durağan.
filmde bir de semerkand prensesi olayı var ki orasını pek anlamadım.nacer khemir'in her filmde anlamadım bazı ayrıntılar çıkıyor mutlaka.sanırım bu da benim halen yolda,halen canlı ve halen insan olduğumun bir göstergesi.
ha bir de yine bir ceylan olayı var ki bir gün özellikle bu konuda araştırma yapacağım.tasavvufta ceylan ne demek diye.
kısacası izlenilesi,merak edilesi,bu da ne demek diye bazı ayrıntılarının araştırılası gelesi masalsı muhteşem güzel ve naif bir nacer khemir filmi.
izleyin pişman olmazsınız.
üçelemenin ilk film yazısı için buraya tıklayınız ,ikinci filmin yazısı için buraya tıklayınız.




"-bana hikayeni anlat
-ben bir hat talebesiyim. aşkın ne olduğunu araştırıyordum, ve bir gün yarısı yanmış bir sayfa buldum. daha fazla bilmek için, kitabı aradım. ama bulamadım. sonra şeyhimi kaybettim. 
-eee? sonra?
-sonra aziz ile karşılaştım. 
-aziz kim?
-onu tanımadan önce kaybettim. 
-ve yanmış sayfada ne vardı?
-bir rüya. 
-rüya ne hakkındaydı?
-sadece bir rüya değildi. semerkand prensesi’ni gördüm. 
-insanlar sık sık bir rüyanın peşinde koşar. bir gün karşılaşırlar ama onu anımsamazlar."


"vav, içinde kendi manasını taşıyan tek harftir alfabede. o tek ve türlü türlüdür. tıpkı allah gibi. seyyahın harfi. vav harfi.."

trailer


filmden bazı dinlenilesi parçalar.


filmin kendisi efem:)


iyi seyirler.
Related Posts with Thumbnails